logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Ken Loach Sinemasında İşçi Sınıfı

Birçok insanın bildiği ama kimsenin hakkında konuşmadığı bir hikâye… Film birçok gerçek anlatıdan yola çıkarak çekildi ve dinlediklerimizin çoğu aslında bu gördüklerinizden çok daha trajikti.”

Serbest Yazar Fatma Aksoy GÜRKAN
Serbest Yazar Fatma Aksoy GÜRKAN

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 12.05.2022
  • Süre : 5 dk
  • 317 kez okundu

&

 “Bir hikâye anlatacaksanız güzel olduğu için değil, anlatılması gerektiği için anlatmalısınız.”

Ken Loach

Ken Loach: Filmi Neden Çektim?

Bir işte çalışıyorlardı fakat yine de ailelerini geçindiremiyorlardı. Çalışan yoksullar. Bu anlatılması gereken bir hikâye gibi geldi bize. Birçok insanın bildiği ama kimsenin hakkında konuşmadığı bir hikâye… Film birçok gerçek anlatıdan yola çıkarak çekildi ve dinlediklerimizin çoğu aslında bu gördüklerinizden çok daha trajikti.”

Sorry We Missed You (Üzgünüz, Size Ulaşamadık-2019) filminin yönetmeni Ken Loach bu filmi neden çektiğini yukarıdaki sözleriyle ifade ediyor.

Filmde İngiltere’de yaşayan bir çekirdek ailenin kapitalist ekonominin altında nasıl ezildiği anlatılıyor. Abby ve kocası Ricky 2007 krizinde hem evlerini hem de işlerini kaybetmişlerdir. Abby yaşlı veya engelli bireylerin evlerine giderek evde bakım hizmeti yapan ve sadece hizmette bulunduğu saatler için ödeme alan sözleşmeli hemşiredir. Her bir “müşteriye” ayırması gereken vakit on beş dakikadır. Bakım için gittiği evlere ulaşmak için yaptığı seyahat süreleri sözleşmesine dahil değildir. Mesai saati ulaşımla birlikte on üç saati geçmektedir.

Ricky ise kendi minibüsü ile dağıtacağı parça başına ödeme alacağı ve kendi işinin patronu olacağını düşündüğü bir kargo teslimat şirketinde çalışmaya başlar. Ancak, ne zaman ve kaç saat çalışacağı, günde kaç kargo teslim edeceği, kargoların teslim süreleri, hatta her paketin her hareketi şirket tarafından kontrol edilmektedir. Ricky sabah 7’de dağıtım yapmak üzere yola çıkar; ne yemek yiyecek ne tuvalete gidecek vakti vardır. İzin günü yoktur, hasta olup işe gitmeme hakkı ancak yerine birini bulması durumunda ya da iki yüz pounda varan bir ceza ödemesi koşuluyla mümkündür. Kaybolan ya da çalınan paketler tamamen kendi sorumluluğundadır. Hastalık veya yaralanmaya karşı hiçbir sağlık güvencesi yoktur.

Abby ve Ricky işlerinden dolayı, çocuklarına uzaktan ebeveynlik yaparlar. Abby bir evden diğerine giderken otobüste, çocukların telefonlarına uyku saatlerine, hangi yemeği ısıtacaklarına, ne kadar bilgisayar izinleri olduğuna dair sesli mesajlar gönderir. Ken Loach bu filminde ailelerini geçindirmek için onlara ayıracak vakti kalmayan insanların ailelerine ne olduğunu gösteriyor. Loach ayrıca, yeni kapitalizmin ana özellikleri olan belirsizlik ve istikrarsızlık üzerine kurulu yeni gig ekonomisinin (çalışanların iş yaptıkları şirketlere bağlı olmadan kısa süreli ya da proje bazlı kontratlarla çalışmaları) insanların iş ve yaşam dengesini nasıl bozduğunu anlatıyor.

Politik Sinemanın Duayeni:

Politik sinema deyince akla ilk olarak gelen yönetmenlerden birisi hiç şüphesiz ki Ken Loach’tır. İrlanda asıllı İngiliz yönetmendir. Sinemayı toplumun bir aynası olarak değerlendiren ve gerçeğin olduğu gibi perdeye aktarılmasına büyük önem veren Ken Loach’un filmlerinde politik kimliğinin her zaman ön planda olduğu görülür. Loach, sıradan insanı ele alarak onun günlük yaşamını, yaşadığı sosyal, maddi ve siyasi zorlukları tüm çıplaklığıyla sade ve yalın bir anlatımla sinema eserlerine aktarır. Onun kahramanları; sıradan insanlar, çoğunlukla işçi sınıfından yoksul bireyler, toplum dışına itilip görülmezden gelinenler, göçmenler ve yok sayılanlardır.

I, Daniel Blake Filmi:

I, Daniel Blake (Ben, Daniel Blake-2016) Ken Loach'un yönetmenliğini yaptığı dram filmlerinden biridir. Bu film, 2016 yılında Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye dahil olmak üzere 3 ödül birden almıştır.

Daniel Blake, New Castle’da yaşayan, eşini kaybetmiş, çocukları olmayan 60 yaşında bir marangozdur. Kalp krizi geçirir ve doktoru uzun bir süre çalışamaz raporu verir. Başka geliri olmayan Blake, devletten işsizlik maaşı almak için işsizlik fonuna başvurur. Ancak, gerçekten hasta olduğunu kanıtlamasını istediği bürokrasi çarkı onu canından bezdirir. Blake, iki çocuğu ile yaşam mücadelesi veren ve işsizlik fonu almaya çalışırken bürokratik engellerle uğraşan Katie isminde kimsesiz genç bir anne ile tanışır. Yaşlı adam, genç anne ve iki çocuk, çaresizce devlete karşı el ele mücadele etmeye başlarlar. Loach, bir kez daha İngiltere devletinin işlemeyen bozuk sistemin eleştirirken insanoğlunun çaresizliğini ortaya koymuştur. Ayrıca Loach bu filminde, sistemde engel koyucular kadar, koyulan engellere sorgulamaksızın boyun eğenleri de eleştiriyor.

It’s a Free World:

It’s a free world (İşte Özgür Dünya-2007) Angie Londra’da çoğunlukla Doğu Avrupa’dan gelen göçmenlere sigortasız; günlük, haftalık ya da en fazla aylık olacak şekilde işler bulan bir işe alım ajansında çalışmaktadır. Ancak, patronunun tacizine sert bir tepki gösterdiği için işten sebep gösterilmeden kovulur. Kendi işe alım ajansını kurmaya karar verir ve arkadaşıyla ortaklık kurar. Göçmen işçilere iş bulmaya başlarlar. Para kazandıkça daha fazlasını ister ve “yasal” olanı bir kenara bırakıp kayıt dışı çalışan göçmen işçiler üzerinden para kazanmaya başlar. Angie’nin işi göçmenleri kullanarak tamamen sömürü yoluyla zenginleşme amaçlıdır. Parasını ödemediği işçiler oğlunu kaçırdığında işçilerden birinin repliği şöyledir: “senin çocuğun mu değerli sanıyorsun, umurumda değil, benim çocuklarım aç”. Zengin olma ve üst sınıfa çıkma hırsıyla dünyada ailesinden başka kimseyi umursamayan Angie, kendisinin de göçmen olduğunu ve nasıl ezildiğini unutmuş ve kapitalist sistemdeki ezen patron olmuştur. Filmde, Angie’nin Polonya asıllı ezilen göçmen bir işçi iken yaşadığı zorlukları, patrona dönüşme sürecini, göçmen işçilerin çıkmazlarını para kazanmak için nasıl kullandığı, kendisini nasıl unuttuğu anlatılıyor. Ken Loach İşte özgür Dünya filminde Angie karakteri ile kapitalist bir sistemde kadın olmanın, anne olmanın, ‘girişimci’ olmanın zorluklarını kapitalist sistemin sömürülen sınıflarına vurgu yaparak anlatıyor.

Bread and Roses Filmi:

Bread and roses (Ekmek ve Güller-2000) filmi, Amerika’nın Los Angeles kentinde temizlik işçisi olarak görev yapan Meksikalı ve Orta Amerikalı göçmenlerin yaşam şartlarının iyileştirilmesi için nasıl örgütlendiklerini anlatıyor. Filmde Loach işçi sınıfına, haklarının sömürülmesine engel olabilmeleri için kolektif bir bilinç tavsiye ediyor. Ayrıca sendikaya üye olmanın önemini de vurguluyor. Filmde yer alan “üniformalar onları görünmez kılar” repliği ile Loach, işçileri görünür kılacak olan gücün; sendikalaşma, kolektif bilinç ve mücadele ruhuna sahip olmak olduğuna dikkat çekiyor. Örgütlenmiş insanları kimse yenemez ilkesini benimseyen “Ekmek ve Güller”, dünyada fazla bulunmayan Marksist filmlerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Ken Loach hayatını işçi haklarına, özgürlüklere, sosyal adaletsizliklere, emekçilerin sorunlarına adamış dünya sineması için çok önemli yönetmenlerden biridir. Politik temalar onun filmlerinin alt yapısını oluşturur ama filmlerindeki asıl ön planda olan unsur anlattığı hikâyededir. Filmlerinde asıl kahramanlar; yoksul insanlardır. Çoğu işçi sınıfındandır, inşaat işçisi, kaçak göçmen, topluma uyum sağlayamamış yabancı, suça itilmiş genç, çocuğuna istediği refah seviyesini sağlayamadığı için üzülen babadır.

Diğer Filmleri:

The navigators (Demiryolcular-2001) filminde ise İngiltere Devlet Demiryolları’nın 1995 tarihinde özelleştirilmesinden sonra demiryollarında çalışan işçilerin yaşamlarında oluşan değişimler anlatılıyor. Filmde aynı zamanda işçilerden ikisinin aile yaşantısına yer verilerek insan ilişkilerinin yalnızca maddi temele ve güce dayanmasından dolayı sıradanlaşması ve aile dayanışması kavramından artık söz edilemiyor olmasına vurgu yapılıyor.

Land and Freedom (Ülke ve Özgürlük-1995) filminde İngiliz David’in ve Avrupa’nın birçok yerinden İspanya’ya gelen solcu ve anarşist gençlerin 1930’ların İspanya’sındaki faşist Franko rejimine karşı Cumhuriyetçilerin yanında verdikleri özgürlük mücadelesi anlatılıyor. Loach bu filminde, David’in genç torununun sandıktan çıkardığı kırmızı fular, toprak ve gazete kupürleri aracılığıyla, bugünün gençlerine “mücadele umudunu” veriyor. Loach, özgürlük tutkusunun metaforu kırmızı fular ve yeni bir başlangıcın metaforu olarak toprağı göstererek 90’ların dünyasındaki neo-liberal politikaların işsiz ya da iş güvencesiz ve sistem karşısında çaresiz kalan gençlere, sınıfsal bir mücadeleyi öneriyor. Film, FIPRESCI Uluslararası Eleştirmenler Ödülü ve Cannes Ekümenik Jüri Ödüllerinin sahibidir.

Raining Stones (1993) Ailesi ve inançları arasında kalmış bir adam olan Bob, geçici işlerde çalışmaktadır. Yedi yaşındaki kızının komünyon ayininde giyeceği uygun ama pahalı elbiseyi almak ister ama alacak parası yoktur. Gerekli paraya ulaşmak isteğiyle giderek daha şüpheli yollara saparken, inatçılığı ve kararlılığı başına bela açar. Loach bu filminde bize, çaresiz baba karakteri Bob’un değerler, para, yoksulluk ve din olgusunun çatışmalarını göstermiştir.

Sonuç:

Ken Loach, 2009 Temmuz ayında Avustralya'nın Melbourne şehrinde gerçekleşen film festivalinde yarışan 'Looking for Eric' filmini İsrail'i gerekçe göstererek geri çekmiş. Festivalin sponsorunun İsrail olduğunu öğrendiğinde, “Şiddet üreten devletin gölgesinde sanat yapılmaz. Sanat savaşa ve yok etmeye değil, barışa ve insanlığa hizmet eder. İsrail, Ortadoğu'daki politikalarını gözden geçirmeli” demiştir.

Ken Loach, 2012 yılında Torino Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülüne değer bulunmuştur. Ancak Loach festivali düzenleyen Ulusal Sinema Müzesi’ndeki işçilerin taşeron şirket aracılığıyla çalıştırılmasını ve güvencesiz, düşük ücretle çalışmaya direnen işçilerin işten çıkarılmasını görmezden gelemeyeceğini açıklayarak ödülü reddetmiştir.

Ken Loach, 2006 yılında The Wind That Shakes the Barley ve 2016 yılında Ben, Daniel Blake filmleriyle 2 defa Altın Palmiye ödülü almıştır.85 yaşında olan yönetmen Ken Loach birbirinden güzel ve izlemeye değer 20 televizyon filmi ve 31 sinema filmi yapmıştır.

Yönetmen üzerine Antony Hayward'ın yazdığı Hangi Taraftasınız (Which Side are You on?) adlı kitap, Türkçe Agora Kitaplığı'ndan Özden Arıkan'ın çevirisi ile çıkmıştır.

 

KAYNAKLAR:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/944085

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/233305

https://ucnoktaaforizma.wordpress.com/sanat/iste-ozgur-dunyafilmi-politik-filmlerin-ustadi-ken-loach-son-calismasi/

https://docplayer.biz.tr/51635605-Theodor-papadopoulos-ken-loach-filmlerinde-yuzeyin-altindaki-puruzlu-tabakayla-ilgileniyor.html

https://www.insanokur.org/ken-loach-eger-dunyanin-bu-haline-ofke-duymuyorsaniz-ne-bicim-bir-insansiniz/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ken_Loach


Reklam

reklam