Site İçi Arama

ekonomi

Ne Kadar Ekmek, O Kadar Köfte! Kaynağınız Var mı?

Nedir bu kaynak meselesi? Kaynak ülke bütçesinde yapılması düşünülen işler nelerse onlara önceden ayrılmış bütçe paylarıdır. Bütçenin genel kaynağı ise bildiğiniz gibi ödediğimiz vergilerimizdir. Denk bir bütçede normalde toplanan vergiler bütçe harcamalarına yeterli olmalıdır. Belki bazen önceden düşünülmemiş acil bir zorunlu harcama olursa, o iş için para basarak ek kaynak oluşturulabilir, o da bütçe açığı olarak sene sonundaki bütçe kesin hesabına yansır zaten.

Bir kaynaktır gidiyor söylemlerde.

Şöyle yapacağım diyor biri, diğeri hemen "kaynağınız nerede?" diye soruyor. Bunu yapacağım diyor bu sefer, yine "kaynağı var mı bu dediğinin?" diye soruyorlar.

Nedir bu kaynak meselesi?

Kaynak ülke bütçesinde yapılması düşünülen işler nelerse onlara önceden ayrılmış bütçe paylarıdır. 

Bütçenin genel kaynağı ise bildiğiniz gibi ödediğimiz vergilerimizdir. 

Denk bir bütçede normalde toplanan vergiler bütçe harcamalarına yeterli olmalıdır. 

Belki bazen önceden düşünülmemiş acil bir zorunlu harcama olursa, o iş için para basarak ek kaynak oluşturulabilir, o da bütçe açığı olarak sene sonundaki bütçe kesin hesabına yansır zaten. Ama genelde bu tarz acil harcamaların kaynağı henüz harcama yapılmamış bazı işler için harcama daraltmasına gidilerek bulunur, bu şekilde bazı harcamalardan vaz geçilerek ihtiyaç olan yere kaynak aktarımı da yapılabilir. Hatta bu daha iyi bir seçimdir kaynak bulmak için, çünkü bu durumda bütçenin dengesi de bozulmamış olur. 

Ama bizde maalesef bütçe dengesi uzun süredir iktidarların dikkat etmediği bir şeydir, bu yüzden bütçe her seferinde şirazesinden şaştığı için uzun yıllardır başta hangi hükümet olursa olsun durumu yeni para basarak kurtarmaya çalışırlar, bu şekilde de bile bile fiyatlarda enflasyon olmasına yol açarlar. 

Ne diyeyim, tercih işte, herkesin yoğurt yiyişi farklı oluyor. Ama bu konuda hepsi yoğurdu aynı şekilde yemeyi tercih ediyorlar. Sonuçta da nedense yapılan yanlış tercihlerin bedeli hep bu fakir halk tarafından ödenmek zorunda kalınıyor.

Konumuza dönecek olursak, durumu daha iyi anlamak için gelin biraz devletin piyasaya para aktarma metotlarını inceleyelim. 

Devlet piyasaya nasıl para aktarır sizce?

Niye devlet piyasaya para aktarır?

Bu ikinci sorunun cevabı aslında kolay, piyasaya para aktaracaksın ki, dönen paradan vergi alabilesin. 

Eee, parayı zaten sen basıyorsun, niye dağıtıp bir de geri toplamaya çalışıyorsun?

İşte bunun cevabı biraz zor aslında. Belki de düello konusunda olduğu gibi adaletin dağıtılmasının tanrı eliyle değil de, devlet eliyle yapılması isteği. Kısaca piyasayı kontrol etme arzusu diyeyim.

Paranın piyasaya aktarılma yöntemleri ise çok çeşitli.

İlk yöntem yatırımlar için ödenen bedellerdir. Piyasa Türk lirası ile döndüğü için, yani eğer sen devletsen öyle olmasını istersin, kendi bastığın paranın piyasada dolaşımda olmasını tercih edersin ve yatırımların bedellerini kendi paranla ödersin. Devlet için bu olmazsa olmazdır! 

Gerçi bizde bazı yatırımların bedelleri yabancı para birimleri ile belirleniyor, işte bu pek anlaşılır bir durum değil!

Sonuçta firmaların devlete yaptıkları işlerin bedeli devlet tarafından işi yapan firmalara direk olarak ödenir. Ödenek diyoruz buna, yıllara sari yatırımlar için her yıl hazırlanan devlet bütçesinde devam etmekte olan bu işlerin ödenekleri ayrıca belirlenir ve bütçeye dahil edilir. 

Devlete iş yapan firmalar her sene bütçede yaptıkları işler için ne kadar ödenek ayrıldığını baştan bilirler ve ona göre o yıl içerisinde yapmaları gereken işleri ayarlarlar ne fazla ne az, ödeneğe göre olması gereken kadar iş yaparlar. Çünkü fazla iş yaparlarsa bedelini o yıl devletten alamazlar. Daha fazlasına kaynak yoktur! 

Az iş yaparlarsa da ödeneğin tümünü alamamış olurlar. 

Devlette çalışan sorumlu kadrolar için bu durum bir prestij kaybı demektir, planlanan işi yaptıramıyorsun diye üstlerinden tenkit alırlar, konumlarını kaybetme riskleri olur bu durum bir anlamda. 

Biraz da bu yüzden belki, kimi yetkililerin yolsuzluğa varabilecek düzeyde yapılmamış işlerin bedelini önden ödemiş olduklarını duyarız zaman zaman. Gazetelerde çıkar böyle haberler arada sırada.

Doğal olarak bu firmalara ödenen paralar normalde devletin bizlerden aldığı vergilerden karşılanan bütçe paylarıdır. Yani aslında devletin yaptığı her yatırımın bedeli bizlerce ödenir. 

Aslında ben şunu yaptım diye böbürlenen politikacılar sadece politik söylem içerisindeler demektir. Bu söyleme çok inanmayın derim ben. 

Devlet tarafından yapılan yatırımların gerçek sahipleri bizleriz sonuçta.!

Bu aşamada hatırlatmak istediğim bir konu daha var. Vergi dediğimiz günlük hayatta satın aldığımız malların ya da hizmetlerin belli bir yüzdesi sonuçta. İhtiyaç duyduğumuz şeylerin tüm bedeli değil.

Yani aslında piyasada birbirimiz arasında değiş tokuş ettiğimiz para devlete vergi yoluyla geriye dönen paradan çok daha fazla. 

Piyasadaki bu toplam para miktarına likidite diyoruz. 

Tüm alışverişlerimizde kullandığımız, cebimizde, bankada, yastık altında tuttuğumuz paralardan bahsediyorum. 

Bu paranın devlete geri dönen miktarı sadece üzerinden alınan vergiler kadarıdır. 

Gerisi piyasada aramızda dönmeye devam eder. Ama unutmadan söyleyeyim, para döndükçe her seferinde devlet azar azar vergi kestiği için aslında bir aşamada piyasadaki paranın büyük bir kısmı devlete geri dönmüş olur. 

Buraya kadar anlaşılır olmuştur umarım!

Evet, devam edelim, devletin piyasaya para aktarma yöntemlerini inceliyorduk.

Ben bir devlet memuruysam mesela, aldığım maaş da devletin piyasaya para aktarma yöntemlerinden biridir. Diğer yöntemler arasında oran olarak daha düşük bir tutarı olsa da, maaşlar devletin gider kaleminde aslında yeterince büyük oran tutar. O yüzden belki de onca öğretmen açığı olsa da, üstelik bunca üniversite mezunu piyasada boşta geziyor olsa da, yeterince öğretmen atanmıyordur. 

Eğitime ayrılabilen bütçe payı yeterince para olmadığı için bu kadar az olabilir mi? Ya da başka bir sebebi mi var sizce?

Hastaneler? Doktor açığı yok mu hastanelerde? Onlara niye yeterince bütçe payı ayrılmaz? Eksik doktor kadrosu yok mu? Var! Bu da mı para azlığı yüzünden? Doktorlar kendileri istifa ediyor diyeceksiniz, haklısınız! Bu ülkede çalışmak istemiyorlar! Neden acaba? Giderlerse gitsinler, doktor mu yok, Afganı var, Suriyelisi var, çalışmak isteyen doktor çok. Bunda da haklısınız!

Neyse, bu yöntem de piyasaya para aktarmanın ikinci yoludur diyelim.

Devlet başka ne şekilde piyasaya para aktarır peki?

Devletin yatırımlar dışında başka hizmetlere de ihtiyacı olur, kurumların ihtiyacı olan bir takım malların ve hizmetlerin bedelleri de hizmeti verenlere devlet tarafından direk olarak ödenir, mal ve hizmet alma ihaleleri bu dediğim. Bu da piyasaya para aktarmanın bir başka yoludur.

Ama şu ana kadar sadece devlet ile ilgili konularda piyasaya para aktarma yöntemlerinden bahsettim.

Bunlardan çok daha büyük miktarlarda piyasaya para aktarma yolu ise devletin bankalar vasıtasıyla yaptığı para aktarımlarıdır!

İşte merkez bankası faiz oranı diye bahsedilen ve sürekli anlamsızca indirilmekte olan bankalar arası politika faizi dediğimiz faiz bu aşamada devreye giriyor!

Aslında devletin bankalara aktardığı paralar için uyguladığı faizdir politika faizi. (Daha önce bu konuda daha detaylı bir yazı daha yazmıştım. Merak edenler eski tarihli yazılara bakabilirler.)

Normalde bu şekilde piyasaya aktarılan paralar için beklenen bu paraların bankalarca devlete ödedikleri politika faizi üzerine belli bir oran ekleyerek, ihtiyacı olanlara kredi olarak dağıtmasıdır.!

Piyasaya para çıksın ki, paranın vatandaşlar arasında dönüşümünden devlet vergi geliri elde edebilsin.

Ayrıca bankaların zaten tasarruf sahiplerinden de topladıkları mevduatlar olduğu için ellerinde kredi olarak verebilecekleri zaten belli bir para mevcuttur. Ama devlet eğer piyasada daha çok para dönsün isterse, bankalar vasıtasıyla bu şekilde piyasaya para sürebilir.

Bu durumda bankalar devletten faiz verip aldıkları paraları kredi olarak piyasaya dağıtamazlarsa ne olacak? Devlet bankaları zorla kredi verin diye zorlayamaz ki! Üstelik mevduat sahiplerinden toplanmış paraların bile tümü kredi olarak verilemezken!

Devlet bunu da düşünmüş, bankalara elinizdeki fazla parayı devlete yine merkez bankası politika faizi ile gecelik olarak park edebilirsiniz demiş.

Bankalar açısından bu imkan büyük bir nimet. Gün içinde değerlendirilememiş, yani kredi olarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılamamış birikimlerin, yani mevduattan toplanan paralar da dahil kasadaki tüm fazla paranın gece boyunca en azından politika faizi oranında bir getiriyle devlete emanet edilmesi demek, fazla paranın boşu boşuna kasada tutulmaması demek. 

Bu açıdan bakacak olursak bankalar için bu faydalı bir imkan diyebiliriz. 

Politika faizi ne kadar yüksekse, bankaların kazançları o kadar fazla olur.!

Mevduat sahiplerine politika faizinden daha az faiz verirsin, devletten daha fazla faiz alırsın, farkı bilançoya kar olarak yazılır. Ne kadar çok faiz, mevduat sahipleri için de o kadar çok kazanç, ne kadar az faiz, mevduat sahipleri için de o kadar az kazanç. Faiz yüksekse mevduat sahipleri birikimlerini bankalarda faizde tutmayı tercih ederler, azsa başka değerlendirme yolları ararlar!

Bankalar için çok da bir farkı yok aslında. Bankalar arada sadece komisyonunu alıyor zaten.

Devletten alınan borç para açısından da bir fark yok, alırken de, gecelik olarak yatırırken de bankalara uygulanan faiz aşağı yukarı aynı.

Normalde bankaların asıl kazançları yüksek faizlerle verilen kredi faizi getirileridir. Ama bu da riskli bir durum. Verilen kredinin geriye dönmeme riski var!

Belki de merkez bankasının politika faizini düşürme hevesi bu yüzdendir. Tasarruf sahiplerine ödenen faizi düşürmek istiyorlar. Vatandaş paradan para kazanmasın istiyorlar her halde. Ama bu sefer de vatandaş birikimleri için başka yollar arıyor, Türk lirasını terk ediyor! 

Zor seçim gerçekten! Faizi düşürmek mi daha iyi, yoksa yükseltmek mi? 

Ama bankalar için nedense devlet bu şekilde düşünmüyor. Bankalar paradan para kazansınlar diye adeta özellikle teşvik ediyor!

Bu amaçla bankalara devletin sağladı çok daha iyi bir imkan daha var. 

Devletin paraya ihtiyacı olduğu durumlar oluyor, bazı harcamalar için bütçede ayrılan paylar yetmediğinde, ya da o an için toplanan vergiler yapılacak harcama için yeterli olmadığı durumlarda, yani hazinede nakit para olmadığı durumlarda demek istiyorum, boş yere para basmaktansa, ihtiyaç olan bedelin piyasadan borç olarak alınması devlet için bir çözüm yolu. 

Devletin çıktığı bu Türk lirası ihalelerinde, politika faizlerinden çok daha yüksek faiz oranlarıyla bankalarca kasalarındaki fazla paralar devlete borç olarak aktarılabiliyor.

İşte son zamanlarda bankalar bu şekilde çok daha az risk içeren, hatta risk içermeyen desek daha doğru olur, bu ihalelerle kasadaki fazla paralarını devlete yüksek faizlerle borç olarak vermeyi tercih ediyorlar. Ne güzel imkan!

Kasalarında serbest para yoksa da önemli değil, nasıl olsa devlet politika faizi ile istedikleri kadar parayı borç olarak veriyor. 

Devletten politika faizi ile borç al, bu parayı devletin çıktığı ihale ile devlete borç olarak çok daha yüksek faiz ile geriye ver. Ne güzel bir ticaret.!

Bu sayede bugün bankaların karları olması gerekenden çok daha yüksek çıkıyor. Çünkü devlet borç verdiği para ile borç aldığı para arasındaki büyük faiz farkına dikkat etmiyor. 

Adeta takıntı halinde politika faizlerini düşürdükçe, borç aldığı durumlarda ödediği faiz ile bankalardan aldığı faiz arasındaki makas çok fazla açılmış oluyor. 

Bu fark da bankaların kasasına bedavadan kar olarak giriyor.! Dediğim gibi bankalar açısından çok karlı bir alışveriş!

Devlet bunu bilmeden yapmıyor, aksine bilerek böyle yapıyor. Belki de yaşanan ekonomik krizden bankaların etkilenmesini azaltmak istiyor olabilir. Adaletli mi? Kim takar adaleti! 

Asıl amaç devletin vergi toplayabilmek için piyasaya para aktarması olması gerekirken, verilen düşük faizli borçların yüksek faizle bankalardan geri alınması çok ironik doğrusu!

Bu paralar piyasaya çıkamadan tekrar geriye devlete dönüyor, hem de üstüne yüksek faiz farkı sebebiyle devlet açısından büyük zararla!. 

İşte ben bunu hiç anlamıyorum. 

Bu faiz farkından elde edilen kazançlar da dediğim gibi bankaların bilançolarına büyük kar oranları şeklinde yansıyor. Üstelik bilerek !?

Bu arada piyasanın para ihtiyacına ne oluyor? Krediye ihtiyacı olanlar? Onlara ne oluyor? 

Onlar bekliyorlar.! Piyasada yavaş yavaş bir durgunluk oluşuyor. Birçok firma kepenkleri kapatmak zorunda kalıyor.

Çünkü bankalarca öyle kolay kolay kimseye kredi verilmiyor.!

Verilen hiç kredi yok demiyorum, ama kredi almak için ya yukarılardan birilerinden talimat gelmesi lazım, ya da ev kredisi gibi direk vatandaşın ihtiyaçları olan krediler ise olması gerekenden çok daha düşük miktarlarda veriliyor. 

Bugün bir konutun fiyatı piyasada en az 2-3 milyon lira olmuş, bankaların ev kredisi diye verdiği para ise maksimum 250 bin lira, yani ev falan almaya kesinlikle yetmeyecek bir bedel. Önceden birikimin yoksa, kredi ile ev alamazsın yani!

Devlet bankalarında bile durum böyle.!

Eğer bir firma olarak iş yapmak istiyorsan veya bir şey almak istiyorsan tek yolu bu güne kadar bir şekilde birikim yapabilmiş olmak, belki o birikiminle bir şeyler yapabilirsin, o da zaten o birikimin enflasyon sebebiyle erimemişse. Birikimler de her gün enflasyon yüzünden eriyor, bankaya yatırmış olsan da eriyor, sermaye olarak kullansan da eriyor. 

Çünkü bankaya yatırsan bankalar sadece politika faizine yakın oranda faiz ödüyorlar, yakın derken üstünde değil, altında! Yani paranı Türk lirasında tutarsan her gün değerini kaybediyor!

Ticaret ise risk demek öncelikle. Bugün sermayenle aldığın bir malı satıp tekrar yerine koymak istesen, sermayen yetmiyor. Enflasyon! Malın fiyatı artmış oluyor!

Çoğu da bu yüzden birikimlerini başka türlü değerlendirme yolları arıyorlar. Ya da ticarete kendi birikimleri ile atılmak istemiyorlar.

Yani birikimleri ile ticarete atılanların oranı ülkenin getirildiği bu son ekonomik şartlar dahilinde oldukça azalmış durumda diyebiliriz. 

Kredi alarak iş yapmak da kolay değil, çünkü kredi almak kolay değil! Kredi almak isteyenler olsa da, bu sefer de riski bankalar üzerine almak istemiyorlar, kredi vermek için olur olmaz çok ağır şartlar öne sürüyorlar. 

Neticede kredi almanıza izin çıksa da verilen kredi miktarları ihtiyacınızın oldukça altında oluyor. Yani piyasada iş yapılmasının önünde ciddi engeller var. Yine bu da durgunluğun bir sebebi!

Devlete iş yapan bir firmaysan tamam, belki devletten aldığın ödemeleri kullanarak piyasanın canlanmasına bir katkın olabilir. Çalışanlarına verdiğin maaşlar, sana iş yapan veya mal satan diğer firmalar, kademeli olarak devletin ödediği parayı paylaşabilirler, bu da piyasada belli bir oranda canlanma yaratabilir.

Ama devletin bu yatırımlar için ödediği paralar ülke bütçesinin kaçta katıdır ki? Seksen dört milyon insan var, her gün piyasada dönen para ne kadar biliyor musunuz?

Kayıtlı yüz binlerce firma var, bunların kaçta kaçı devlete iş yapıyor olabilir ki? 

Sonuçta özel sektör yatırımları bu piyasadaki onca firma için çok daha büyük para kazanma potansiyeline sahip yatırımlar olmalı. Herkese devlet yatırımları yetmez.

Küçük yatırımcı sermayesini korumak için mecburen her gün her şeyin fiyatını artırmak zorunda kalıyor. İşte size enflasyonun bir başka sebebi.

Ama büyük sermaye sahibi özel sektörün yatırım yapabilmesi de sorunlu!

Onlar da bugünkü piyasa koşullarında kendi sermaye birikimlerini riske atacaklarına, daha çok bankalardan alabildikleri kredilere bağlı olarak yatırım yapmayı tercih ediyorlar. 

Çünkü onlar da riski paylaşmak istiyorlar. 

Ama bankalar yukarıda yazdığım gibi kredi dağıtmayı tercih etmiyorlar. Daha risksiz bir para kazanma metodu olan devlete borç vermek daha çok işlerine geliyor. Bankalar kredi dağıtmayınca da, yatırımların da durmasına sebep oluyorlar. 

Maalesef yerli yatırımcının durumu şu anda böyle.

Biraz da yabancı yatırımcılara bakalım isterseniz.

Aslında yabancı yatırımcı en güzeli. Ballı kaymak! Çünkü bir yabancı yatırımcı yatırım yaptığında, aynı zamanda döviz de getiriyor. 

Getirdiği dövizi bankalar vasıtasıyla devlete aktarırken, karşılığında aldıkları Türk lirası ile yaptıkları yatırımlarının bedellerini ödüyorlar. 

Hem devlet döviz elde etmiş oluyor, hem piyasaya Türk lirası çıkıyor, dolayısıyla piyasadaki bu yatırımcıya iş yapan firmalar da, yatırımcının çalışanları da para kazanma şansı bulmuş oluyorlar. 

Bu kazanılan paralar ise piyasada diğer insanlar ve firmalar arasında dağılıyor ve para dönmeye başlıyor. Üstelik tüm bu dönen paralardan devletin bir diğer kazancı da vergi geliri elde ediyor olması, devlet açısından diğer bir kazanç kapısı! O yüzden yabancı yatırımcı ballı kaymak!

Ülkeye yabancı yatırımcı çekmek, devlet açısından her türlü avantajlı. Paranın piyasada dolaşmasına da faydalı. Bu yüzden devletin yabancı yatırımcılara destek vermesi için bir çok sebep var!

Ama bu iş o kadar da kolay değil. Yabancı yatırımcılar öyle kolay kolay gelip ülkenizde yatırım yapmazlar. Öncelikle yapacakları karları ülke dışına çıkarabilmek için çeşitli garantiler isteyeceklerdir. Bir takım işletme imtiyazları isteyeceklerdir! Mesela şeker fabrikalarını kapat diyeceklerdir! Ben mısır şurubu yatırımını ancak bu şekilde yaparım diye ön şart koşacaklardır! 

Yabancı gelmiyor bu dediklerim değil mi? Üstelik biz size yardımcı oluruz, merak etmeyin diyecek devlet yetkilileri de az değil, alın size bir başka yolsuzluk, rüşvet yolu!

Kapitülasyonlar! Ne kadar zor kurtulmuştuk kapitülasyonlardan!

Tarih kitaplarında okuyanınız vardır herhalde? Osmanlı'nın çöküşünün sebebidir kapitülasyonlar.

Düyun-u Umumiye, borçların geriye ödenebilmesi için koskoca Osmanlı borç aldığı yabancı devletlere bu topraklar üzerinde vergi toplama hakkı bile vermek zorunda kalmıştı. 

Ne çok yanlış yapan yönetici, devletin başı gördü bu ülke.!

O yüzden aslında prensip olarak ben yabancı yatırıma karşıyım, eğer bir yatırım yapılacaksa ne yapıp edip, o yatırımı biz kendimiz yapmalıyız. 

İhtiyacımız olan dövizi ise ticaretle kazanmalıyız, yeterince kaliteli ve katma değeri olan ürünler üreterek, fazlasını da dışarıya satarak döviz kazanmalıyız.

Yine de kontrolü bir yabancı yatırımcı şimdilik çok ihtiyacımız olan yatırımcı tipi demeliyim. Yine de ben tercih etsem de, etmesem de fark etmiyor! Onlar kendileri uzun süredir Türkiye'de yatırım yapmaktan vaz geçtiler zaten. Kredi değerlendirme kuruluşlarının raporlarını dikkate aldıkları için Türkiye'yi yatırım yapılması riskli ülke olarak görüyorlar. Yani bugünkü şartlarda yabancı yatırımcıda da ümit yok!

Evet, başka ne yapabilir devlet piyasaya para sürmek için? 

Sıcak para! 

Borsamızda hisse senedi alarak kar etme hevesinde olan yabancı faiz lobisi üyeleri, ülkeye getirdikleri dövizleri yine devlete aktararak, karşılığında aldıkları Türk parası ile borsada işlem gören firmaların hisse senetlerini alabiliyorlar. 

Aldıkları hisse senetleri karşılığında hissenin eski sahibine devredilen Türk liraları, bir şekilde piyasa döngüsüne giriyor demektir. Ya bu taze parayı elde eden eski hisse sahibi parayı başka bir yatırım aracına harcayacak, ya da bankaya faize yatıracak.

Ama bu yabancı yatırımcılar borsaya da kar etmek amacıyla giriyorlar, ani büyük karlar elde ettikleri anda da hisseleri tekrar paraya çevirip, o parayla da tekrar getirdiği dövizin kat kat üstünde döviz satın alıp ülkeyi terk edebiliyorlar.!

Yani bu sıcak paraya çok da güven olmuyor, bazen Türk küçük yatırımcılar tokatlandıklarıyla kalakalıyorlar. Aralarında ellerinde ne var ne yok kaybeden bile oluyor bazen. İntihar eden bile olabiliyor. 

Kumar gibi bir şey bizde borsa, gerçek amacından çok daha farklı şekilde işliyor. Kumar masası! Manipülasyon deniyor, bazen devlet tarafından bile manipülasyon amacıyla kullanılabiliyor borsa!

Evet, diğer bazı başka yolları daha var piyasaya para pompalamanın. Pompalama diyorlar piyasa tabiriyle. Yani piyasaya para arzı, bu daha formal deyişi.

Piyasa bir dönen çark sonuçta, sürekli ve belli bir hızla, aynı zamanda da dengeyle dönmeye devam ettikçe sorun yok. 

Herkes yeterince kazandıktan sonra, yeterince de harcar. Doğru işleyen bir ekonominiz olur.

Ama piyasaya arz edilen paralar birilerinin elinde birikmeye başlarsa, yani dengesiz gelir dağılımı olduğu zaman, işte piyasanın şirazesi o zaman kaymaya başlar. 

Başlar fiyat artırma isteği, çünkü kazançlar yetmez. Arada fırsatçılara da bayram olur. 

İşverenler yatırım yapmamaya başlar, çalışanlar işten çıkarılmaya başlanır, yani istihdam sorunu artar. Sabit gelirli olanların kazançları iyiden iyiye yetmemeye başlar. Maaşları, asgari ücreti artırsan, enflasyonu tetkiklersin, al sana sarmal, yani dengesizlik, kaos ortamı, ekonomik kriz. 

Son zamanlarda çare diye ortaya konan dövize endeksli kur korumalı Türk lirası vadeli mevduat hesaplarına değinmek bile istemiyorum. Zararı faydasından kat kat fazla bir uygulama. Şimdiden devletin faiz borcu dünyanın parası tutuyor.

Ekonomi bir denge gerektirir. Evet her yıl nüfusumuz belli bir oranda artıyor, o yüzden ülke ekonomisi belli bir oranda büyümek zorunda. Artan nüfusun da karnını doyurabileceği yeni iş imkanlarına ihtiyaç var. Yani yeni yatırımlara ihtiyaç var da diyebiliriz.

Ayrıca insanlar her geçen gün dünyanın ulaşmış olduğu teknoloji ve refah seviyesini de görüyor ve aynısını arzuluyorlar. Bu da ekonomide belli bir oranda harcayarak büyüme gerektiriyor. 

Ama sırf büyüyeceğiz diye, gelir dağılımındaki dengesizliği çok daha dengesiz hale getirmenin alemi yok bence. 

Üstelik yapılanların neticesi ortada, enflasyonla kırılan bir dar gelirli halk. Bu mudur devletin yapması gereken?

Heterodoks yöntemler diyorlar, ben heteredoks meterodoks anlamam. 

Evet, devlet gerektiğinde kaynağı para basarak da bulur, hatta çoğu zaman bu tarz kaynak yaratmak devletin kolayına gelir. 

Nasıl olsa vergi gelirleri toplandığında bu basılan paralar imha edilebilir düşüncesi her zaman iktidardakilerin aklındaki masum bir düşüncedir belki de. 

Ama eninde sonunda ipin ucu kaçar, o bütçe bir türlü tutmaz ve bütçe açıklarıyla kapanan her yıl, bakarsınız o yılın yine dünyanın enflasyonu ile geçmesine sebep olmuş.

Ekonomi bir denge işidir, herkes beceremez, her ben ekonomistim diyene inanmayın öyle hemen derim. Tecrübesine bakın!

Kaynaklar başta planlanan bütçede öngörülmüşse değerli, çünkü yaptığınız, yapacağınız harcama bütçe dengesini bozmamış olur! 

Yapılan harcamaların tercihleri ise yönetimdekilerin tercihleridir. 

Bir başkası o işe değil de, bu işe harcama yapma tercihinde olabilir.

Ama bazı işler vardır, tercih seçeneği şansınız yoktur. 

Başta kim olursa olsun, o harcamaya bütçeden kaynak ayırmak zorundadır. Bu tüm yöneticiler için geçerlidir. Ülkenin güvenlik harcamaları böyle harcamalardandır mesela!

Bu uğurda eğer bir çözümse gerekiyorsa bütçe açığı vermek de kabul edilebilir.

Yine de denk bütçe olması gereken en ideal halidir yapılan harcamaların ve hazırlanan bütçenin.

Ne kadar ekmek, o kadar köfte, kısacası istenirse her şeye kaynak bulunur. Yeter ki istensin, yeter ki o işin yapılması yöneticilerce tercih edilsin.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 23.10.2022
  • Süre : 7 dk
  • 1038 kez okundu

Google Ads