logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ekonomi

Yaşamanın Kodları - 13 (Son)

Kendi adıma orta direk bir ailenin yaşam standardını belirlerken kendi hayatımda edinmiş olduğum tecrübe, görgü ve bilgiden faydalandım diyebilirim. Yazıdaki ailemizin yaşam seviyesi bence insanca yaşamak için olması gerekenin en düşüğüdür. Doğru bir sonuca varabilmek için hesabı da elimden geldiğince detaylı yapmaya çalıştım.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 20.06.2022
  • Süre : 7 dk
  • 150 kez okundu

 

Dört Kişilik Bir Ailenin Geçim Standardı ve İhtiyaçları:

 

 

On iki günlük yazı serimizle dört kişilik, yani bir baba, bir anne, bir ilkokula veya ortaokula giden çocuk ve bir de henüz altı bez bağlı, emzirme yaşında ama arada mama da yiyebilen bir bebekten oluşan standart bir genç ailenin bir ay içerisinde Türkiye’mizin şu anda içinde bulunduğu ekonomik şartlarda aşağı yukarı ortalama ne kadarlık bir gelire ihtiyacı olabileceğini birlikte bulmaya çalıştık. Bu kısa sürede bile günlük fiyatlar sürekli değişse de sanırım hepimizin aklında bir mertebe belirdi.

Kendi adıma orta direk bir ailenin yaşam standardını belirlerken kendi hayatımda edinmiş olduğum tecrübe, görgü ve bilgiden faydalandım diyebilirim. Yazıdaki ailemizin yaşam seviyesi bence insanca yaşamak için olması gerekenin en düşüğüdür. Doğru bir sonuca varabilmek için hesabı da elimden geldiğince detaylı yapmaya çalıştım.

Yazı içerisinde zaman zaman detaylarını yazdığım kabullerimle belirlenmiş bu standart şartlar kimimiz için fazla, kimimiz için de az olabilir. Benim hedefim mümkün olduğunca insan gibi yaşamak için gerekli ortalama gelir ihtiyacını bulmaktı.

Neticenin genel değerlendirmesine geçmeden önce, yazı serisinin başında yaptığım kabullerden bazılarına biraz daha açıklık getireyim.

Varsayımlar veya Kabuller:

Kabullerden birisi genç çiftin yeni evli olmamalarına rağmen, sanki yeni evlenmiş gibi çeyiz hesabından çekilen toplu para ile ev düzmeleriydi. Dolayısıyla bizim kabulümüzde ailemiz çeyiz hesabı yerine normalde bankalarda olmayan çeyiz kredisi şartlarıyla aylık taksitler ödüyorlar. Bunu yakında evlenme yaşına gelecek evladı için şimdiden çeyiz hesabı açıp para biriktirmeye başlayan bir babanın aylık masrafı olarak düşünün lütfen. Bir de çeyiz hesaplarına verilen devlet desteğinde belirli bir sınır oluyor. Biz ise tüm masrafa destek olacakmış gibi hesap yaptık. Bu benim yaklaşımım ve neticede yanılma payının çok yüksek olduğunu zannetmiyorum. En fazla destek daha az olursa taksitler biraz daha yüksek çıkar. Ama toplam ihtiyaç içerisinde çeyiz desteği zaten çok az bir oran tutuyor.

Diğer bir kabul de banka kredisi ile yapılan bazı alışverişlerde taksitler üzerine bindirilen faiz tutarının hesabımıza katılmamasıydı. Amaç hayattan bir kesit alınarak günün ihtiyacını bulmak olduğu için karışık kredi faizi hesapları bizim hesabımızı da karıştırmasın diye ben hesabı basitleştirerek yapmayı tercih ettim. Ama, kredi ile alırız diye düşündüğüm büyük maliyetli her şey, yani baştan satın almayı planladığım ev için ve araba için gerekli taksitler, bu farazi kabulle bile ulaşılamayacak derecede yüksek çıktığından hesaba zaten giremediler. Dolayısıyla ön kabulümüzdeki olası hata neticeyi değiştirmedi. Diğer bazı düşük maliyetli kalemler için kullanılan krediler ise zaten hesap sonucu çıkan gelir ihtiyacını çok etkilemeyecektir. Hesapta çıkan gelir ihtiyacımız yeterince yüksek.

Son bir bilgi daha vereyim. Hesaba başlarken ben de sizler gibi baştan ne çıkacağını bilmiyordum. Mesela baştan planım en azından bir araba almaktı. Ama fiyatlarını yazıda sırası geldiğinde araştırdım ve taksit tutarını hesaplayınca ben de çok yüksek olduğunu o anda algıladım. Genellikle doğamız gereği ancak dikkatimizi verince konuyu daha iyi algılıyoruz, insan doğası işte.

Aylık 23.800 TL Gelir İhtiyacı:

Gelelim çıkan neticenin değerlendirilmesine.

Aylık 23.800 lira gelir çok büyük bir para.

Kamuda memur maaşları listesinde bile bu seviyede maaş yok. En yüksek maaş olan genel müdür maaşı bile Ocak 2022 itibariyle 21.330 lira. Birinci sınıf bir kaymakam maaşı 19.510 lira. Başkomiser maaşı 11.162 lira. Uzman doktor 13.312 lira. Bir profesör 18.369 lira. Maksimum öğretmen maaşı 8.668 lira. Üniversite mezunu bir memur 6.854 lira alabiliyor. En düşük memur maaşı 6.429 lira olmuş. Bunlar kamudaki maaşlar.

Emeklilerimizin aylıklarını ben yazmaya utanıyorum, başımızdakiler bu kadar düşük seviyede maaş hesaplamaktan utanmıyorlar.

Özel sektörde işçi ücretleri daha da vahim durumda. Asgari ücret biliyorsunuz 5.004 lira. Bizim hesabımızın beşte birinden birazcık fazla, %21'i.

Diğer çeşitli pozisyonlarda çalışanların aylık ücretleri ne kadardır bilmiyorum, ama internet bilgileri ile gece nöbeti ücretleri ve döner sermayeden katkılarla bir uzman doktor 16.700 lira civarında maaş alabiliyormuş. Yoğun çalışan bir profesör ise 28.000 liraya kadar kazanabiliyormuş.

Daha fazla irdelemeye gerek yok sanırım. Aylık ücretlerimiz orta direk diyebileceğimiz bir aile için standardın altında yaptığımız hesaptan çıkan aylık gelir ihtiyacının bile çok altında.

Aylık 23.800 TL Nereden Gelecek?

Peki bu şartlar altında nasıl yaşayabiliyoruz?

Sanırım ilk çare birçok ailede olduğu gibi her iki ebeveynin de çalışması. Çocuklara da anneanne veya babaannelerin bakması. Erkekler ek işler de yapıyorlar. Ev hanımı olan eşler belki de aile bütçesine katkıda bulunmak için evde birtakım işler yapıyorlar ve az da olsa aile bütçesine bir katkı sağlıyorlar. Eğer eğitim düzeyi yetersiz bir hanımsa ya da maaşlı bir iş imkânı bulamamışsa birçok hanım belki de evlere temizlik yapmaya gidiyor.

Tabii yaşam standardımızı da düşürüyoruz. Daha ucuz besinlerle besleniyoruz. Bol bol makarna yiyoruz, daha fazla ekmek yiyoruz, kırmızı et belki hiç almıyoruz, artık belki tavuk eti de almıyoruz.

Marketler yerine pazardan alışveriş yapıyoruz, hem de akşam pazarından, ucuz olsun diye. Marketten bir şeyler alıyorsak ya indirimde olanı alıyoruz ya da en ucuzunu. Hem de ucuz olsun diye bin tane kimyasal katkı ile hazırlanmış olsa da sağlığımızı önemsemeden sırf ucuz diye alıyoruz. Sadece kendi sağlığımızı da değil, çocuklarımızın da sağlığını önemsemiyoruz. Ondan sonra da ülkede diyabet hastası mı istersin, kanser olan mı dersin, bin türlü hastalık kol geziyor.

Çocuğumuza, kendimize daha seyrek giysi alıyoruz.

Çocuğumuza cep harçlığını daha az veriyoruz, beki de hiç vermiyoruz. Ondan sonra da okulda belki de arkadaşından çalıyor, büyüyünce de ortalık hırsız kaynıyor.

Bebeğimizi bile yeterince besleyemiyoruz, belki de benim küçüklüğümdeki gibi Amerikan bezinden muşambayla altlık bağlıyoruz ve bezleri kazanda kaynatarak tekrar tekrar kullanıyoruz. Sonra da pişiği, ağlaması eksik olmuyor, bütün gün acı çekiyor, o yaşta sinir sahibi oluyor.

Kombinin ayarını mecburen kısıyoruz ve evde soğuk da olsa üstümüze daha kalın bir şeyler giyerek oturuyoruz.

Kafeye sinemaya zaten gitmiyoruz. İnternet üzerinden her türlü yayını seçerek izleyeceğimize bedava diye televizyonda tüm gün standart yanlı kanalları izliyoruz. Dolayısıyla da bilinçlenemiyoruz ve propaganda bombardımanının kurbanı oluyoruz.

Ondan sonra da sokak röportajlarında hayat pahalılığından şikayetçi olanlar görürsek araya girip çıkar göster cep telefonunu diyoruz.

Bu muameleye maruz kalan gençler de bu ülkede mi yaşayacağım ben deyip yurtdışına kaçmak için fırsat kovalıyor. Doktorlarımız bile fırsat bulunca yurtdışında çalışmayı tercih ediyorlar. Sonra da yerlerine doğru dürüst Türkçe bilmeyen doktor alıp idare etmeye çalışıyorlar. 

Kısacası ülkede kalanlar da yanlı yayın yapan kanallardan duydukları gibi hallerine şükrediyorlar, eğer iki çuval kömür ve bir kutu makarna da verdilerse yarabbi şükür deyip, reyis diyorlar, başka da bir şey demiyorlar.

İşte size Türkiye'den manzaralar. Yanlış bir şey yazdıysam yanlışsın, öyle değil deyin.

Halbuki hesaptan çıkan bir çoğumuz için ulaşılamaz derecede yüksek aylık gelir ihtiyacı bile bugünkü kurlarla topu topu 1.375$ (dolar) ediyor. Çevirmek için kullandığım bugünkü dolar kuru 17 lira 33 kuruş. Umarım doğru kur vermiştir internet.

Türk Parasının Değer Kaybetmesi:

Tam olarak bir ay önce, yani 2022 yılının 19 Mayıs'ında, milli bayramımızda kur 15 lira 92 kuruşmuş. Yani tam bir ayda paramız %9 oranında değer kaybetmiş.

Paramızın değer kaybetmesi demek dövizle satın aldığımız her şeyin bedeli Türk lirası olarak %9 oranında artmış demek. Döviz borcumuz varsa borcumuzun Türk lirası karşılığı da bu oranda artmış demek. Aldığımız ücretler Türk lirası olduğuna göre bu bedeli ödeyebilmek için bir ay öncesine nazaran artık ülkece daha çok çalışmamız ve üretmemiz gerekiyor demek. Bir insanın fiziksel olarak maksimum çalışabilme kapasitesinin bir sınırı var. Hem zaten emeğin bedeli de artık eskisi kadar yüksek değil. Bu demek oluyor ki, sadece kas gücüyle çalışarak, ya da diğer bir deyişle sadece alın teri dökerek borçlarımızı geri ödemek o kadar da kolay değil. Dünya medeniyetleri arasında bir yer edinmenin bu şekildeki yaşam koşulları ile bir imkânı yok.

Kazandığımız paranın artması ve refah seviyemizin yükselmesi için daha az emekle daha yüksek katma değeri olan mallar üretmenin çarelerini bulmalıyız. Yani aslında çare eğitimden geçiyor, ürettiğimizi bilinçli üretmek gerekiyor. Kimsenin yapamadığını yapabilmek gerekiyor. Yeni yeni fikirlere değer vermek gerekiyor. Bu da ancak genç beyinlere fırsat verirsek mümkün.

Bize kindar değil, ilimdar nesiller gerekiyor.

Tüm ülkeler bu amaçla fikir üretenlere değer veriyorlar, en basit fikri bile destekliyorlar. Hepsi yeni fikirleri kazanca dönüştürmek için uluslararası piyasada çok büyük bir rekabet içinde adeta savaşıyorlar.

Bizde ise varsa yoksa reyis. Reyisin bizi getirdiği durum ortada, daha da mı reyis? Sanırım bütün bu takıntı iyi beslenmiyoruz diye oluyor, ya da fıkradaki gibi daha sık saç tıraşı olmamız lazım. Aklımızı kullanmayı bilmiyoruz, aklımızı kullanamıyoruz, okumuyoruz. Zaten doğru dürüst eğitimimiz de yok, topluma doğru dürüst eğitim vermeyi düşünenimiz de yok.

Yaşıyoruz ama işte, öylesine, farkında olmadan, aslında daha çok yaşıyor gibi yapıyoruz.

Bu halimiz çok üzücü aslında, ama hayıflanmaktansa bir konuya daha değineyim. 

Orta Direk Aylık 23.800 TL Alamıyor, Gerisini Siz Düşünün:

Bugünkü Türkiye şartlarında hesabımızda çıkan aylık gelir seviyesinde kazancı olan çok az bir zümre var. Bu yüksek kazançlı zümre dar gelirliler için onca hayat pahalılığı olmasına rağmen, hiçbir şeyi umursamıyor ve gününü gün ediyor. Ülkedeki uçlarda yaşayanlar arasında gelir dağılımı makası çok açıldı, toplumunun çok büyük bir bölümü dar gelirli, çok az bir zümre ise aşırı zengin.

Halbuki hesabımız orta direk diye nitelendirebileceğimiz standart bir aile esas alınarak yapılmıştı. Gerçekte olması gereken bu gelir seviyesinde olanların çoğunlukta olmasıdır. Elbette daha fazla ya da daha az geliri olanlar da olacaktır, ama ortalamadan ayrışanların sayısının çok daha az olması beklenir. Böyle düzenli bir gelir dağılımı olsa, dar gelirliler sosyal desteklerle normal bir yaşam seviyesine yükseltilirken, bir şekilde kendine fırsat yaratıp çok gelir elde edebilenlerin olması da normal karşılanacaktır. Her toplumda olduğu gibi bu küçük yüksek gelirli gurup doğal olarak lüks şartlarda yaşayacaktır. Ancak gelir dağılımındaki fark çok fazla olmadığı için ve toplumun çoğunluğunun yaşam standardı normal bir yaşam için yeterli olacak ve toplum genelinde huzur olacaktır.

Makas ne kadar açılırsa o kadar sağlıksız bir toplumumuz olur. İşte bugünkü kutuplaşma ve toplum içindeki derin kargaşanın asıl sebebi bu gelir seviyelerindeki uçurumdur.

Refah seviyesinin artması için milli gelirimizin artması gereklidir, ama huzur için gelirden çok dengeli bir gelir dağılımı esastır.

Dengeli gelir dağılımının sağlanması ise devletin esas görevlerinden biridir. Bizde kontrol elden kaçtığı için devlet bu görevini artık yerine getiremiyor. Her gün şapkadan bir tavşan çıkartarak gösteriye devam etmeye çalışıyorlar, ama insanlar artık tavşan görmekten sıkıldı. Gösteri çok uzadı, milletin açlıktan karnı guruldamaya başladı. Herkes gösteri bitse de gidip bir şeyler yesek derdinde.

Hesapta çıkan gelir ihtiyacına topu topu 1.375$ dolar ediyor demiştim. Toplum standart ailemizdeki gibi dört bölümden oluşsaydı, yani baba ile oğlu erkekler, %50, ve anne ile bebek hanımlar, yine %50, toplam gelirimiz de aylık 1.375$, biliyorsunuz. Bu durumda yıllık gelirimizi hesaplarsak dolar bazında dört kişilik bir toplum için gayrı safi milli hasıla 16.500$ ederdi. Dört kişilik ailemiz içinde kişi başına düşen milli gelir de yıllık 4.125$ (dolar) olurdu.

Türkiye'nin 2021 yılında Gayrı Safi Milli Hasılası 806.8 milyar dolar olmuş. Yuvarlak hesap 84 milyon nüfusumuz var desek kişi başına 9.600$ eder. Bu değerin bu sene 8.500$'a indiği söyleniyor. Yani bu seneki söylenen değerle bile karşılaştırsak bizim hesabımız aslında Türkiye ortalamasının epey altında çıkmış diyebiliriz. Demek oluyor ki, çok ekonomik bir hesap yapmışız aslında. Tabii daha doğru bir yoruma varabilmek için toplum kesimlerini belirlemek ve her kesim için gelir ihtiyacını kendine uygun şartlarda hesaplamak gerekir. Yani emekliler için ayrı hesap, bekarlar için ayrı hesap, orta yaşlı, artık çocukları büyümüş olanlar için ayrı hesap. Ondan sonra daha doğru bir yorum ve değerlendirme yapmak gerekirdi.

Ben yine de bize bir mertebe versin diye bu karşılaştırmayı yaptım. Aylık gelirini herkes kendisi biliyor zaten, o yüzden ortalamanın neresinde olduğunu gayet rahat herkes kendi hesaplayabilir.

Kişi Başına Düşen Yıllık Gelir Karşılaştırması:

2021 yılının Türkiye ortalaması olan 9600$'ı bugünkü kurdan, yani 17 lira 33 kuruştan Türk lirası olarak aylık gelire çevirirsek her ailenin aylık gelirinin kişi başı 13.864 lira olması gerektiğini görürüz. Bu değer kişi başı Türkiye ortalamasıdır, yani evde bebek de olsa ortalama bu geliri vardır, yaş almış büyüğümüz de olsa bu geliri vardır. Hangimizin ailesinde kişi başı bu kadar gelir var? Varın siz düşünün artık gelir farkı markasının uçlarının ne kadar açık olduğunu.

Yüksek GSMH sahibi ülkeler arasında yıllık kişi başı gelir seviyesi çok yüksek olanlar var, mesela 45.000$ olan bir Japonya var. Bu değer aylık gelirleri ortalamada kişi başı 3.750$ demek, iki kişilik bir aile ise aileye ayda ortalama 7500$ dolar giriyor demek. Bizim hesabımıza esas dört kişilik bir aileye ise ayda 15.000$.

İşte refah seviyesi budur. Bizim dört kişilik ailemize aylık 1.375 dolar, refah seviyesi yüksek bir ülkedeki aynı aileye ise aylık 15.000 dolar. Fark on katından fazla.

Sonuç:

"Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar!" demiş eskiler. Kıyamet kopmadan gelir dağılımımızı düzeltmenin çaresini bulmalıyız.

Unutmadan başta söz verdiğimiz gibi son bir hesap daha yapalım. Gençliğimin tatlarından İzmit simidine en son 22 Şubat'ta zam gelmiş, artık 4 lira olmuş. Yine Şubat ayında çay fiyatı da 2.5 liraya çıkmış. Bebek dahil hepsi her öğün çay simit yese günlük 12 simit ve 12 bardak çay hesabıyla aylık masraf 2.340 lira ediyor. Bir simit ve bir çay ile doyacak olan varsa bu da bir yaşam tarzı. Üstüne de tatlı olarak yarım kilo pişmaniye iyi gider herhalde. En ucuz pişmaniyenin yarım kilosu 65 lira olmuş, indirimli fiyat, bugün indirim var mıdır bilmiyorum, ama fazla değilmiş, çay simidin yanına pişmaniye benden olsun.

Gelişmiş dünya ülkelerinin refah seviyesine çıkabilmek için her zaman dediğim gibi ortak akıl ile, aklımızı kullanarak çok çalışmalıyız. Ülkemizi el birliği ile Gazinin yolundan şaşmadan refaha erdirmeliyiz.

İşte baştan beri aradığımız sihirli formül bence budur. Gazi'nin yolundan gitmek için de onu anlamak gerekir.

Son söz olarak hep birlikte güzel bir geleceğe umutla diyelim!

Moskova'dan sevgi ve saygılarla

 

 


Google Ads