Site İçi Arama

ekonomi

Küreselleşme, Getirdiği Kadar Çoğu Şeyimizi Götürüyor

Küreselleşme ile birlikte, gelişmekte olan ülkeler iktisadi yönden, gelişmiş ülkelere daha da fazla bağımlı oluyorlar. Karşılıklı bağımlılık durumu pek olmuyor. Üst el, gelişmiş ülkeninki oluyor. Tersi duruma pek rastlanmıyor. Petrol üreticisi ülkeler için bile durum böyledir.

Bugün dünyamızda yaşanılan olumlu ya da olumsuz olayların tümünün arkasındaki gerçeği görebilmek için bazı kavramları çok iyi bilmek gerekiyor. Çünkü oyun kurucular bu kavramların içini zaman içinde ilmek ilmek örerek diğer bir deyişle doldurarak, bizim hayal dediğimiz tüm şeyleri hayata geçiriyorlar. Bu yönüyle önemli bir kavram olan küreselleşme üzerinde durmak istiyorum. 

İçinde bulunduğumuz köyü de içine alan, bu nedenle de karşı konulması tüm ülkeler için oldukça zor bir süreç olan küreselleşme olgusu, çok geniş bir alana etki etmekte olup, nedensiz niçinsiz hepimizin hayatını derinden etkilemektedir. Bu olguyu en yalın haliyle şudur: Küreselleşme; gelişme, teknoloji ve bilgi toplumu ile simgelenirken, içinde işsizlik, sefalet gibi olguları da barındırmaktadır. Küreselleşme ekonomik alanda gelişmeyi vaat eder. Bu durum gelişmiş ülkeler açısından bir fırsat iken, henüz kalkınamamış, geri kalmış ülkelerin insanlarının çoğunluğu için bir felaket olmuştur.

Küreselleşmeyle beraber gelişmiş ülkeler dünya ekonomisini kendi öz çıkarlarını elde etmek için kullanarak, gelişme ve kalkınma yolundaki ülkelerin ekonomilerinde istikrasızlıklara ve derin krizlere de yol açabiliyorlar. Gerçekte açtılar, açmaya da devam ediyorlar. Her ülke kendi çıkarını maksimize etmek istediğinden, belki bunu normal görmemiz gerekir ancak küreselleşme içine hapsolmuş, geri kalmış ülkeler, küreselleşme ortamında kendi başlarına bırakılsalar bir çıkış yolu bulma imkanları varken, küreselleşmenin çarkları içinde oradan oraya savrulup durmak zorunda kalıyorlar. Milli bağlamda hiçbir şey yapamıyorlar. Adeta ülkelerinin kontrolünü, kaynaklarını, insanlarını, toprağını, kısaca her şeylerini yabancılara peşkeş çekmek durumunda kalıyorlar. 

Zira küreselleşme denen şeyin oyun kurucular bu durumu istemişler ve filmin senaryosunu da kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yazmışlardır. Türkiye de kalkınma yolunda olan, gelişmekte olan bir ülkedir. Bir bölgesel güç olduğu kesindir ancak bunu kaldırabilecek bir bölgesel ekonomik büyüklüğe henüz ulaşmaktan uzak bir görünüm vermektedir. Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Doğu Akdeniz gibi dünyanın neredeyse tüm büyük ülkelerinin ilgi alanının olduğu bir coğrafyada bulunan Türkiye, küreselleşmenin de hedef ülkelerinden biri olagelmiştir. 

Küreselleşme ile iç içe bulunan Türkiye, kendi ulusal ekonomisini ayakta tutabilecek dinamiklerin kontrolünü neredeyse kaybetmiş bir ülkedir. Bunun en büyük örneği Türkiye'de yaşanan ekonomik krizlerdir. Günümüz dünyasında ülkeler dış müdahaleler sonucu kendi ekonomilerini düzenleyemeyecek hale geliyorlar. Türkiye de bu hale düşürülmüş bir ülkedir.

Küreselleşme ile birlikte, gelişmekte olan ülkeler iktisadi yönden, gelişmiş ülkelere daha da fazla bağımlı oluyorlar. Karşılıklı bağımlılık durumu pek olmuyor. Üst el, gelişmiş ülkeninki oluyor. Tersi duruma pek rastlanmıyor. Petrol üreticisi ülkeler için bile durum böyledir. 

Küreselleştirmenin ortaya çıkardığı yeni iktisadi kurumlar ve mekanizmalar gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeler üzerinde daha kolay ve daha yoğun bir denetim mekanizması kurmalarına da olanak sağlıyor. Siyasal anlamda küreselleşme beraberinde bölgeselleşmenin önünü açmış, bununla birlikte dünyada yeni ekonomik güç merkezleri oluşmuştur. Bunların içinde en önemlisi belki de Avrupa Birliği ve kurumlarıdır. Bölgeselleşme, işbirlikçi ülkeler arasında sınırların kalkması, aralarındaki ticaret hacminin genişlemesi gibi olumlu sonuçlar getirirken, bölgeler arasındaki gerek ekonomik gerek siyasi dengeyi oldukça da bozmaktadır. Ülkeler arası işbirliğinin artması ile yeni yeni uluslararası kuruluşların oluşmasıyla, uluslararası arenada devletlerin rolü azalmaya başlarken, küresel terör de siyasal küreselleşmenin en önemli sonuçlarından biri olabilmektedir. Bunun en anlamlı ve göze çarpan örneği 11 Eylül saldırısı olmuştur. Küreselleşme özellikle Sovyetlerin yıkılışından sonra daha milliyetçi ideoloji ve hareketlerin doğup gelişmesine zemin hazırlamıştır.

Küreselleşmenin olumsuz etkilerine karşı ulusların kendilerini koruyabilmeleri için ve aynı zamanda ortaya çıkardığı yeni fırsatlardan maksimum düzeyde fayda sağlayabilmek için mikro milliyetçi ideolojiler ve hareketler ortaya çıkmıştır. Küreselleşmenin çevreye yaydığı korku ve belirsizlik ortamı, hem de yeni umutlar ve fırsatlar yaratması bu mikro milliyetçi hareketlere zemin yaratıp katkı sağlamıştır. Bu manada, 1990 sonrası Yugoslavya’da yaşanan mikro milliyetçilik akımları ve sonrasında Avrupa’nın göbeğinde bu ülkenin paramparça olması, iç savaş yaşanması bir örnek olarak gösterilebilir. 

Kültürel alanda sözde ortak dünya kültürünün oluşturulmaya çalışılması, ulusların kendi öz kültürlerine yabancılaşmalarına neden olmuştur! Bu arada ortak kültürel payda için yapılan dolaylı baskılar, aşırı milliyetçi ideolojilerin oluşması gibi sonuçlar da doğurmuştur. Küreselleşme geliştikçe, ulusal kültürleri aşan ulusal, etnik ve dinsel kültürleri bozan ama ortaya dejenere yapıda kendine has yeni kültürlerin çıkmasına neden oluyor. Devam etmekte olan bu süreç bazı sosyolog ve siyaset bilimcileri tarafından birtakım yeni kavramlar ile adlandırılmaktadır. Ortaya çıkan ulusal, etnik ve dinsel olan ama gerçekte her şeyin dejeneresi olan olgu, “yeni küresel kültür” kavramıyla açıklanıyor. 

Yeni küresel kültür hangi kavramla adlandırılırsa adlandırılsın fark etmez, ulusal kültürleri zayıflatan bir etkiyi beraberinde getirmiştir. Küresel kültüre karşı olarak milliyetçi, dinsel söylem ve davranışlar da hızla artmakta, çoğu yerde marjinal akımların güç bulmasına yol açmaktadır. Bu durum kaosa neden olurken, her ülkenin içinde ilave küresel sorunlar yumağına davetiye çıkarıyor. Sanki birileri sorunların çözümünden çok, sorunların çözümsüzlüğü için çaba gösteriyorlar. 

Kısaca özetlersek; dünya artık bizlerin bildiği klasik eski dünya değil. Ve hiçbir şey de artık eskisi gibi olmayacak gibi gözüküyor. Vücuda zerk edilen bir aşıya karşı vücut nasıl reaksiyon gösterirse, derin mazileri ve kültürleri olan uluslar da bu girdaba karşı halen direniyorlar. Ama bu göründüğü kadar kolay olmuyor. Yüksek ulusal bilince sahip bir toplum yapısını gerektiriyor. Türk ulusunun, bu girdaba direnen uluslardan biri olduğuna inanıyorum. 

Bugün dünyamızda olan bütün çatışmaların sebebini ben böyle görüyorum. Bundan sonra kurulacak yeni dünya düzeninde, ya kendimize ait değerlerle var olup yolumuza devam edeceğiz, ya da küreselleşmenin fikir babalarının planlarında savrulup gideceğiz. İşte bu oyunu kuranlar, buna yeni dünya düzeni diğer bir deyişle küreselleşme diyorlar. Bizden de dejenere yeni kültürlerimizle, gelişmiş ülkelerin sömürüleri halinde ülkelerimizde yaşamamızı bekliyorlar. Türk kahvesi içmek yerine starbucks’a takılın diyorlar. Kahvehaneleri unutun, cafelerde gününüzü geçirmeye bakın. Türk yemekleri ile karnı doyurmak yerine fast food tarzındaki yerlerde yemek yiyin. Evde sofra başında tüm ailenin toplanıp yemek yemesi yerine, her bireyin kendi odasında bir şeyler atıştırmasını, kendi başına takılmasını öneren bir küreselleşme rüzgarına kapılıp, bozuk bir kültürün içinde yaşam sürüyoruz. 

Kendi özümüze dönüp, ortak Türk kültürümüz yaşamalı, yaşatmalıyız. Biz bir arada tutan değerlerimizi sarılmalıyız. En önemlisi sanayidi, teknolojide, ticarette küreselleşmenin nimetlerinden yararlanırken, kendi öz kültürümüzde yerel kalabilmeliyiz.

Saygı ve sevgiyle

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 19.11.2023
  • Süre : 3 dk
  • 940 kez okundu

Google Ads