Site İçi Arama

ekonomi

Merkez Bankası Yine Faiz İndirmiş

Paranın devlete geri dönüşünün ana yöntemine vergilendirme diyoruz. İğneden ipliğe her şeyden devlet vergi alıyor ve alınan vergilerle devlet yapması gereken hizmetlerin bedellerini ödüyor, yani vergi aslında üretilen paranın bir kısmının tekrar devletin kasasına geri dönmesi demek. Bu geri dönen para ile devlet önceden yapmış olduğu plana göre, yani bütçeye göre tekrar parayı dolaşıma sokuyor. İşte size ekonominin basit anlatımı. Paranın düzgün ve adaletli bir şekilde dolaşımda tutulması sanatıdır ekonomi. Para araçtır, amaç değil, amaç olmamalıdır.

 

 

Merkez Bankası Faiz Oranları

Şu faiz olayını epeydir düşünüyorum. Aklıma bir sürü soru takılıyor. Ekonomist değilim, eğitimini de almadım. Ama meslek gereği finans konuları mecburen bilmek zorunda olduğum konular. O yüzden de bazen okuyarak, bazen de yaşayarak biraz bilgi sahibiyim diyebilirim.

Daha önce aslında bu konularda görüşlerimi birkaç yazı ile sizlerle paylaşmıştım. Ama dediğim gibi şu faiz konusu gerçekten aklıma takılıyor. Önceki yazılarda direk faiz konusuna girmemiştim.

Gelin bugün bu konu üzerine birlikte biraz kafa yoralım ve başımızdakiler ne yapmaya çalışıyorlar anlamaya çalışalım.

Öncelikle faiz dinen yasak, nas! Bunda bir tereddüt yok. Aslında dinen tefecilik yasak, yani borç para verip üzerine faiz almak yasak, ama şimdi bu konuya takılmayalım. Biz nedir bu faiz, ne zararı var, olmazsa ne olur, biraz onu inceleyelim.

Piyasadaki Para Hacmini Devlet Belirler

Konuya devlet gözüyle bakmayı tercih ediyorum, çünkü paranın üretilerek piyasaya, dolaşıma sunulması da, kontrolü de devletin elinde. Ülke paramızdan bahsediyorum, Türk Lirası! O yüzden konuyu önce devlet gözüyle incelemek istiyorum.

Devlet ne yapıyor? Para diye bir şey basıyor, alın diyor, aranızda yaptığınız alışverişte bunu kullanın. Daha önce yazmıştım, insanlar önceleri malları takas yapıyorlarmış, ama paranın bulunması ile mal takası daha rahat yapılabilir olmuş. Merak edenler daha önce bu konuda yazdıklarıma isterlerse bir göz atabilirler, paranın tarihsel gelişimi önceki yazılarda var.

Evet, para denen kağıtlar veya metal parçaları devletin garantisi ile tarih içinde alışverişlerde kullanılmaya başlanmış. Her şeyin, malların da, emeğin de, hizmetin de bir bedelini belirlemişiz ve o bedel karşılığı değiş tokuş edilen para ile biz insanlar yaşama devam ediyoruz. Hayvanlar aleminde henüz bunu düşünebilen yok.

Para için devlet garantisi dediğimiz nedir? Eğer elindeki parayı devlete geri verirsen karşılığını alırsın. Karşılık dediğin nedir? Artık o para neye yetiyorsa, devlet sana getirdiğin para karşılığında ne istiyorsan vermek zorunda. Ne istiyorsan artık sana kalmış, biraz da devletin elinde verebileceği ne varsa artık. İstiyorsan paranın karşılığında satılıyorsa bir arazi al, istiyorsan devletin ürettiği bir mal al. İstiyorsan da bir hizmet al, sana kalmış. Ülke toprakları içerisinde sadece devlet değil, yaşayan halktan da o para karşılığında ihtiyaç duyduğun her şeyi alabilirsin. Ticaret devlet güvencesi altında.

Ne güzel işte, bahçende marul yetiştiriyorsun mesela, marulu verip para alıyorsun, sonra parayı verip ekmek peynir alıyorsun, karnını doyuruyorsun. Artan parayla da devlete gidip bana şuradan yüz metrekare daha arazi ver, ben daha çok ekeceğim diyorsun. Oraya da havuç ekiyorsun mesela. Anlayacağınız para faydalı bir şey yani.

Keşke her şey bu kadar basit olsa değil mi? Ama değil!

Milli Para Biriminin Yönetimi Sadece “Para Basmak” Değildir

Değiş tokuş edilen para ile bugün alabildiğin şey için yarın daha çok para vermek zorunda kalınca ne yapacağını şaşırıyorsun. Dün para yokken bir bağ marulla bir kilo patatesi değiş tokuş edebilirken, araya para girince bugün artık bir kilo patates alabilmek için iki bağ marul satman gerekiyor. O zaman da yetiştirebildiğin marul için sen de artık daha çok para istiyorsun.

Devlet garantisine ne oldu? Parayı devlet vermişti, al alışverişte kullan demişti, sen de hem kolaylık olduğundan hem de devlete güvenerek o parayı kullanmaya başlamıştın. İşler karışmaya başladı değil mi?

Neyse, bu olayın para boyutu, ama ben başta dediğim gibi faiz konusuna yoğunlaşmak istiyorum. Bu örneği paranın aslında ülke içerisinde alışveriş için bir dolaşım aracısı olduğunu hatırlatmak için yazdım.

Evet, devlet parayı bir şekilde üretip dolaşıma sunuyor. Parayı üretmenin ve dolaşıma sokulmasının çeşitli yöntemleri var. Paranın dolaşıma sokulması tamam da, bir takım devlet hizmetlerinin halka ulaştırılabilmesi için dolaşımdaki paranın devlete geri dönmesi gerekiyor. Bunun da çeşitli yöntemleri var.

Paranın devlete geri dönüşünün ana yöntemine vergilendirme diyoruz. İğneden ipliğe her şeyden devlet vergi alıyor ve alınan vergilerle devlet yapması gereken hizmetlerin bedellerini ödüyor, yani vergi aslında üretilen paranın bir kısmının tekrar devletin kasasına geri dönmesi demek. Bu geri dönen para ile devlet önceden yapmış olduğu plana göre, yani bütçeye göre tekrar parayı dolaşıma sokuyor. İşte size ekonominin basit anlatımı. Paranın düzgün ve adaletli bir şekilde dolaşımda tutulması sanatıdır ekonomi. Para araçtır, amaç değil, amaç olmamalıdır.

Bu aşamada döviz konusuna girmeyeceğim, döviz ile temin edilen enerji ve ithal mallara da girmeyeceğim. Kafamız karışsın istemiyorum. Konumuz Türk lirası ve liranın ülke içinde dolaşımı.

Devlet kontrolünde belki biraz mürekkep ve biraz kâğıt ile üretilebilen, hatta günümüzde bu masraflara bile gerek olmadan dijital olarak üretilen parayı inceliyoruz diyelim.

Devletin Bütçesi, Gelir-Gider Dengesi

Devletin de kendi üretip dolaşıma sunduğu bu para ile yaptığı birtakım harcamalar var. Yani devletin de kendi parasına ihtiyacı oluyor. Kamu çalışanları var, devlet memurları var, onlara emekleri karşılığında para vermek lazım, sonra piyasadan aldığı hizmetler var, piyasadan aldığı mallar var. Kamu mal ve hizmet alım ihalelerinden bahsediyorum. Yaptığı yatırımlar var, karayolları, demiryolları, bunların bakımları var. Elektrik üretim ve dağıtım yatırımları var, bunların bakım masrafları var. Askeri harcamalar var, güvenlik harcamaları var. Belediyelere dağıttığı paylar var. Eğitim masrafları var, sağlık hizmetlerinin masrafları var. Var da var. Şimdi hepsini saymayayım. Yani devletin de para kullanmak zorunda olduğu bir sürü bütçe kalemi var.

Bütçenin gelir ve gider kalemlerinin normalde dengede olması lazım, denk bütçe! Halktan alınan vergilerle bu giderler karşılanabilmeli. Ama olmuyor işte, ya dışarıdan alınmak zorunda olunan bir takım mal ve hizmet yüzünden, ya da bilerek, borçlanalım ve büyüyelim mantığı ile bütçe hep açık veriyor.

Vergilerle toplanan para yetmediği zaman aslında çözüm kolay gibi görünüyor, sen basmıyor musun parayı, yetmeyen tutar için yine para basarsın olur biter.

Ama dolaşımdaki para arttıkça insan psikolojisi, insan elindeki fazla parayı harcayacak yer arıyor, zorunlu ihtiyacı olmayan birçok şeylere de rahatlıkla para harcamaya başlıyor, ya da dün bir birim olan bir şeye fazla parası varsa bugün iki birim para vermek o kadar da zor gelmiyor. Dağıtıveriyor elindeki parayı fazla fazla, olup bitiyor.

Tabii bu durum parası bol olanlar için geçerli. Parası yetmeyenler ne yapsın? Onlar da eğer imkânı varsa, yani bir şeyler üretiyorlarsa, ürettiklerine daha fazla para istemeye başlıyorlar. Piyasada fazla para olunca da, ürünler karşılığını buluyor ve istenen fazla para kazanılabiliyor, piyasadaki daha çok para daha rahat harcama ve daha çok kazanç demek.

Parası olmayanlar ne yapıyor peki? Ya da paraya zor ulaşanlar diyelim. Sabit gelirliler. Onlar da bu durumda zorluk çekmeye başlıyorlar. Evet, pahalılık, enflasyon canavarı!

Enflasyon Ne Demek?

Piyasadaki paranın çoğalması demek enflasyon demek. Dengesiz para dağılımı ise kimileri için hayat pahalılığı. Kimi bol keseden para harcayabilirken kimi de parasızlıktan ne yapacağını şaşırıyor.

O yüzden bunun bir dengesini bulmak gerekiyor doğal olarak. Bence devletin esas görevi bu dengeli para dağılımının sağlanması olmalı. Ama bu bir uzmanlık konusu, o kadar kolay değil. Bir de tabii ki niyet önemli. Devlet istese parayı adaletli şekilde dağıtabilir. Bunun yapılabilmesi için devletin elinde yeterince araç var. Yeter ki niyeti olsun!

Devletin elindeki araçlar neler peki bu dengeli para dağılımının sağlanabilmesi için?

Vergiler! Evet, doğru dürüst bir vergi düzeni kanun yapmak devletin elinde olduğuna göre denge için bir çözüm. Adaletli bir vergi kanunu! Ama parası olanlar, ki para artık bu durumda güç demek, ne kadar bu konuda baştakilere destek verebilir ki? Kapitalist düzende yaşıyoruz ve herkes para derdinde. Politikacılar oturdukları o koltuklara gelebilmek için bu elinde para biriktirebilmiş zenginlere ihtiyaç duydukları için, vergi konusunda olması gereken düzeni hiçbir zaman oturtamıyorlar, hiçbir zaman da vergi konusu istenilen adaletli düzeyde düzenlenemeyecek! Kim başa gelirse gelsin bu konuya el atana engel olunacaktır. Çünkü siyaset dediğin de paraya bağlı. Bu düzenin olmazsa olmazı.

Bu durumda özetlersek, devletin bir şekilde paraya ihtiyacı var ve kendisi yine para bassa likidite artıyor, enflasyon oluyor. Vergileri yükseltse veya düzenlemeye kalksa birileri engel oluyor. Peki ne yapacak devlet?

Çözüm piyasadan borçla para bulacak. Daha önce kendi bastığı ve dolaşıma soktuğu paralardan elinde bir şekilde biriktirmiş olan varsa, onlardan borç para alacak ve harcamalarını bu parayla yapacak!

Faiz Ne Demek?

Geldik mi faize. Kimse faiz almadan elindeki parayı borç vermez ki ve vermiyor.

Hadi şuna faiz demeyelim, kimse kazanç sağlamadan elindeki sermayeyi bir yere yatırmaz diyelim. Devlet bonoları veya belirli bir gelire endeksli devlet senetleri ile toplanan para. Aslında yine aynı kapıya çıkıyor bence. Sonuçta borç alınıyor ve faiz ödeniyor!

Para dolaşımında kontrolü elde tutmak için insanoğlunun düşünebildiği en önemli kurum banka! Yani bir de bankalar var paranın kontrolü için. Kazanılan paraların bir şekilde biriktirildiği ve ihtiyacı olana dağıtıldığı ara istasyonlar bankalar.

Mevduat sahiplerinin birikimlerini yastık altında tutacaklarına, gönül rahatlığı ile emanet edebilecekleri, belli bir devlet garantisi altında ve istediklerinde tekrar geri çekerek kullanabilecekleri finansal kuruluşlar bankalar. Bu arada da insanlar paralarının yastık altından çalınma riskini bertaraf ediyorlar. Bir yandan da bir miktar faiz geliri elde ettikleri için insanlar için bankalar paranın tutulması için tercih edilen kuruluşlar.

Bankalar bu toplanan mevduatları gerektiğinde ihtiyaç sahiplerine faiz karşılığı kredi olarak verirken, aslında devletin para ihtiyacı için de bir kaynak oluyorlar. Devlet hizmetleri için ihtiyaç duyduğu tutarı yine bankalardan faizi karşılığında borç olarak alabiliyor.

Repo, Borçlanma vb. İşlemler

Bu alınan borcun faizi o anki piyasa koşullarına göre belirleniyor. Bu ne demek şimdi diyebilirsiniz. Açıklamaya çalışayım.

Devlet paraya ihtiyacı olduğunda ihaleye çıkıyor ve kim daha düşük faiz ile borç vermeye razı olursa ondan bu ihtiyacını karşılıyor. Karşılığında da borç senedi veya devlet bonoları veriyor. Senetlerin vadesi dolduğunda da faizi ile aldığı borcu geri veriyor.

Ancak devlet ile bankalar arası parasal işlemler bununla kısıtlı değil. Merkez bankasının kanunlarla belirlenmiş görevleri var. Merkez bankası piyasadaki likidite miktarını dengelemek zorunda. Bu dengelemeyi bankalarla arasında yaptığı bir takım açık piyasa işlemleri vasıtasıyla gerçekleştiriyor.

Öncelikle devlet borca ihtiyacı olmasa da bankaların elindeki birikmiş mevduatları faiz karşılığı kısa vadelerde bankalardan borç olarak almayı garanti etmiş durumda. Neticede parayı devlet basmış ve devlet düzeninde bu bir garanti.

Devlet bankalara ihtiyaçları olduğunda faiz karşılığı borç vermeyi de garanti etmiş durumda.

Bu işlemlere repo ve depo işlemleri deniyor.

Bankalar gece kasadaki parayı devlet kasasına park ederken, gün içerisinde kredi isteyenler olursa veya mevduat sahipleri paralarını geri istediklerinde paralarını geri verebilmek için sabahına park ettikleri paraları geri alabiliyorlar.

Politika Faizi Nedir?

Bazen de tam tersine bankaların devletten borç alma ihtiyaçları oluyor. Bir şekilde bir taahhütleri oluyor ve elindeki mevduat yetersiz oluyor. İşte bu bankaların devletten aldıkları borç paraların faizine politika faizi deniyor.

Yani devlet garantisi ile bankaların devletten aldıkları borç paranın faizi veya geceleri mevduatların merkez bankasına park edilmesinin faiz oranları merkez bankası tarafından belirleniyor ve adı politika faizi. Sizin benim paraya ihtiyacımız olduğunda uygulanan faiz değil, bankalar ile devlet arasındaki işlemlerde geçerli faiz oranı.

Fırtınanın koptuğu yer de bu konu. İktidarın telkinleri ile son zamanlarda yapılan faiz oranları belirleme toplantılarında merkez bankası her seferinde bu politika faizini düşürüyor. En son %13 yaptı.

Ne var bunda ne güzel işte, zaten faiz dinen de yasak değil mi? Tümden kaldırılsa ne güzel olur, değil mi?

Hadi bir düşünelim, gerçekten bu politika faizi sıfırlansa ne olur?

Diyelim ki, devlet istediğin kadar para borç veririm ve faiz falan da istemem dedi. Ne olur bu durumda?

Sen bir bankasın ve bedava para kaynağı bulmuşsun. Mevduat sahiplerine bile ihtiyacın yok para kazanmak için. Mevduat sahiplerine az da olsa faiz vermek zorundasın, devlet ise bedava para dağıtıyor. Ne güzel!

Bu durumda sen olsan mevduat sahipleri ile uğraşır mısın? Her birinin bin türlü derdi oluyor, onca şube açmak zorundasın, emeklisi var, memuru var, üç kuruş para biriktirip getirmiş olanı var. Hepsine hizmet etmek zorundasın. Onca masraf, kâğıt masrafı. Çalıştırmak zorunda olduğun personel var mesela, onların masrafı var, kiraladığın şube mekanının kirası var, mobilyası, boyası, elektriği, suyu, ısıtması, soğutması, hepsi masraf. Onca bilgisayar sistemi kurmuşsun, dünyanın masrafı. Kasası, güvenliği. Soygun riski, başka bin türlü risk.

Unut hepsini ve devletten bedavaya para al, akşamına üstüne faizi ile yine devlete ver. Her halükârda devletin paraya ihtiyacı oluyor ve ihaleye çıkıyor. 

Ben olsam ihtiyaç sahiplerine kredi vermekle bile uğraşmam, bütün personele teşekkür eder, dükkânın kapısına kilidi vurur, minimum bir kadroyla sadece devletle çalışmaya başlarım. Yolunacak kaz bulmuşum, kaçırır mıyım? Ne gereği var onca uğraşıya.

Yani ez cümle politika faizinin sıfırlanması eşyanın tabiatına aykırı. Bankaların ülke ekonomisindeki fonksiyonlarını gerçekleştirmelerine bir engel. Ülke ekonomisinin dengesini bozar!

Bankalar Şimdilerde Sadece Devletle Çalışıyor: En Kârlı İş

Belki de bu yüzden bankalardan kredi isteyenler son zamanlarda kredi alamıyorlar.

Bankalar düşürülen politika faizi sebebiyle istedikleri kadar ucuz para bulup bu parayı devlete daha yüksek faizle borç olarak verebildiklerinden asli görevlerini bir kenara bıraktılar. Bir anlamda mevduat sahipleri ve kredi ihtiyacı olanlarla çalışmak yerine, devletle çalışmaya öncelik verdiler. Al ver düzeni, bankalar da ticari kuruluşlar, onlar da kar etme amacıyla kurulmuşlar ve şu anda gereğinden fazla risk içermeyen kar etme şansı yakalamışlar.

Ama aslında bindikleri dalı kesiyorlar, bu şekilde şimdilik yüksek kârlar elde ediyor olsalar da, bu yüzden ekonominin çarklarının doğru dürüst çalışmamasına vesile oluyorlar ve adeta yangına benzin döküyorlar!

Yani bankalar ekonomideki asıl vazifelerini gerçekleştirmiyorlar veya gerçekleştiremiyorlar.

Nedir olması gereken? Mevduatları mevduat sahiplerinden toplayacaksın, ihtiyaç sahiplerine kredi olarak dağıtacaksın. Arada komisyonunu alacaksın. Böylece yatırım yapmak isteyenlere sermaye sağlamış olacaksın. Yatırım demek hem üretim demek hem istihdam demek. Hem de bir yandan paranın sirkülasyonunu devlet kontrol altına almış olacak. Vergiyse devlet vergisini alacak, kayıtlı ekonomiyse devlet kaydını kuydunu tutmuş olacak. Şu anda oluyor mu bu dediklerim. Bence olmuyor. Kısmen oluyorsa da en azından aksıyor, aksamalar oluyor.

Bu düzeni kuranlar ne yaptıklarının farkında değiller diyeceğim ama, hepsi benden daha iyi anlıyorlar bu işlerden, o yüzden bence bu bilinçli bir seçim ve bilerek kurulmuş bir düzen.

Peki sebep nedir? Niçin devlet bilerek ve isteyerek bankaların bu derece kârlar elde etmesine böyle bir düzenle olanak veriyor?

Tam olarak emin değilim, ama sanırım ekonomide ipleri elden kaçırdılar. Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Mümkündür, ehliyet ve liyakat sahibi kadrolar olmayınca her şey mümkün.

Daha önceki krizlerde olduğu gibi bankaların iflas etmesinden korkuyor olabilirler. O yüzden de böyle bir düzenle en azından bankaları ekonomik krizden uzak tutmaya çalışıyor olabilirler. Neticede bankaları açıkça dışarıdan finanse ediyorlar. Bu senaryo olabilir mi? Bence olabilir!

Ama gereksiz faiz indirimi ile ekonomik dengenin bozulacağı baştan belliydi, hatta kesindi. Niye politika faizi ile oynadılar öyleyse?

“Faiz Sebep Enflasyon Sonuç” Derken Geldiğimiz Nokta

Sırf şahsi inat mı sebebi?

Başımızdaki ekonomi uzmanının meşhur deyimiyle "faiz sebep enflasyon sonuç" tezi mi? Bu tezi ispatlamak mı amaç?

Sonuç ortada, yanlış işte bu tez. 2021 Eylül'ünden beri faiz enflasyon sarmalında bocalayıp duruyoruz ülkece. Her şeyin dengesinin bozulduğunu baştakiler görmüyor mu? Niye vazgeçmiyorlar bu anlamsız ispat derdinden?

Hayır, dert tez mez değil, olay dini çekincelerdir diyorsanız ben katılmıyorum. Öyle olsaydı yirmi yıldır neredeydiler diye sorarım.

Ya da, tamam, konu dini çekinceler diyelim, nas! O zaman niye politika faizini yavaş yavaş düşürme yolunu seçtiler? Yazarsın bir kararname ve sıfırladım dersin, dinen de caiz değildir dersin, olur biter.

Daha ucuz işçilik ile ihracatımız artacak yalanları da geçerli değil, Çin sistemi, Çin'de de öyle yapılıyor falan. Görünen köy kılavuz istemez. Yapabildiğin ihracatın büyük bir kısmı ithal mallara bağlı, faizi indirdikçe döviz fırlıyor, döviz fırladıkça maliyetin artıyor. Üstelik halk dövizin artışından kaynaklı enerji ve diğer giderler altında eziliyor. Meşhur tabiriyle tencerenin kaynamasında sorun çıkmaya başladı.

Politika faizi ile dövizin ilişkisini şimdi anlatmaya kalksam uzun sürer, o yüzden bu konuya girmiyorum. Ama hepimiz uzun yıllardır döviz takip ediyoruz zaten, faiz inince dövizin fırladığını sağır sultan bile biliyor artık. 

Ülke Ekonomisini Siyaset Nereye Götürmek İstiyor?

Evet, gerçekten anlamaya çalışıyorum, nedir bu ilginç politikaların sebebi?

Dinen faize takıntı desem, değil. Geçtim sıfırlamayı, şu haliyle bile piyasadaki kredi faizleri zıplamış, devlet olarak ihtiyacın olan parayı da artık ancak daha yüksek faiz vererek bulabiliyorsun, o da artmış. Dövizi söylemiyorum bile, o konu apayrı bir hikâye dedim zaten, ama döviz de neticede fırlamış.

Nedir derdiniz? Bu ülkeyi batırmaya mı niyetlendiniz? Batsın, yıkılsın ve hepimiz altında kalalım, bu mudur yani? Sonra da biz kendi düzenimizde yeni bir ülke mi kuralım hayallerindesiniz? Dış güçler mi öyle istiyor? Sizi de sağlam bir şekilde kıskıvrak yakalamışlar, ne istiyorlarsa yaptırıyorlar. Eğer öyleyse açıkça söyleyin, hep beraber engel olalım ülkeyi yıkmalarına!

Nedir derdiniz gerçekten?

İktidar kaygısı desem akıllı olan bunu yapar mı? Bu derece ülkeyi krize sokan, seçimlerde nasıl kazanacak? Fanatik seçmeniniz de olsa, oranı kazanmaya yetmez ki, insanlar ne olup bittiğinin farkında değil mi zannediyorsunuz?

Son dakikada şapkadan çıkarılacak tavşanların bir faydası olacak diye mi düşünüyorsunuz? İnanın fayda etmez. Kâğıt ve mürekkep bedava, basar basar dağıtırız paraları, milleti bir şekilde yine kandırırız diye mi ümit ediyorsunuz? Anlamıyorum gerçekten.

Belki de dışarıdan borç para buluruz, gerekirse ülkede kara para aklanmasına olanak sağlarız, başka önlemler de alırız, mesela YSK ile yine gerekiyorsa seçimi iptal ederiz, yine de seçimi kazanırız diye mi güveniyorsunuz? Bu millet buna yine izin verecek mi acaba?

Niye bu para politikasının yanlış olduğunu göre göre ısrarla aynı şeye devam ediyorsunuz?

Gerçekten anlamıyorum, tüm iyi niyetimle anlamaya çalışıyorum, ama olmuyor işte, anlaşılır gibi değil bu olup bitenler.

Neyse, anlaşılan ne yaptığınızın farkında değilsiniz. Ümit ederim halk da sizden artık ümit olmadığının farkına varmıştır.

Sanırım bu ülkede ülkeyi doğru dürüst yönetebilecek kadrolar mevcut. Akıllı ve liyakat sahibi, feraset sahibi kadrolar en kısa zamanda başa geçip ülkeyi içine düşürülen bu garabet durumdan kurtaracaktır düşüncesindeyim.

Halk ise bilmiyorum, dediğim gibi akıllanmıştır artık diye ümit ediyorum. Gerçi sokak röportajlarında halen daha fanatikler oluyor, ne dediğini bilmeyen, ama azıcık deşsen kendi de gelinen durumdan memnun olmadığını beyan eden taraftarlarınıza arada rastlanıyor, ancak halkın çoğunluğu artık bir değişim istiyor, bu kesin. Değişim rüzgarları esmeye başladı!

Bu çılgın politikaların ve zararlarının Türkiye'ye faturasının herkes artık farkında, bizzat yaşıyor ve sabırsızlık içinde herkes seçimleri bekliyor.

Muhalefetin bir an önce yapması gerekenler belli. Ülkeyi düze çıkaracak programını hazırlayacak ve güzelce halka anlatacak. Tane tane, herkesin anlayabileceği şekilde. Kadrolarını şimdiden belirleyecek ve kim neyden sorumlu olacak, tek tek halka anlatacak, yine herkesin anlayabileceği şekilde. Bunlar herkesin işini bildiğine emin olduğu kadrolar olacak. İyi bir ekip, uyumlu ve iş bilen bir ekip.  Başında da orkestra şefi gibi herkesin saygı duyduğu bir cumhurbaşkanı adayı ile çıkacak halk önüne ve anlatacak. Oy istemeyecek, nasıl yapacağını anlatacak o kadar.

Kadrolar güvenilir olduktan sonra, sunulan program iyi bir program olduktan sonra, üstelik hazırlanan program uzmanları tarafından da onanırsa, bu millet emin bir şekilde yeni kadrolara görev vermekten çekinmeyecektir. Oy istemeye gerek yok, millet zaten biliyor!

Yeter ki güven veren bir kadro olsun, detaylarda boğmaya da gerek yok, her şey sade ve öz olmalı!

İşte bence ancak bu şekilde düze çıkabiliriz!

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılar.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 20.08.2022
  • Süre : 6 dk
  • 825 kez okundu

Google Ads