Site İçi Arama

tarih

Komünizmin Göbeğinden Yazıyorum

Komünist, hatta gomunist! Bir zamanların yasak sözcüğü. Gomunist bu ya, diye yaftalarlardı hoşlanmadıklarını bir zamanlar. Kimleri kimleri hapislerde çürüttüler sırf komünist diye. Sahi nedir şu komünizm?

Komünist, hatta gomunist!

Bir zamanların yasak sözcüğü.

Gomunist bu ya, diye yaftalarlardı hoşlanmadıklarını bir zamanlar.

Kimleri kimleri hapislerde çürüttüler sırf komünist diye.

Sahi nedir şu komünizm?

Çok mu kötü bir şey acaba?

Ben bir zamanlar espri yapardım ne işin var Moskova'da diyenlere.

Komünistler Moskova'ya dediler, geldik derdim. Ama burada da komünist falan kalmamış diye de eklerdim. Gülerdik arkadaşlarla böyle dediğimde.

Sonunda "-izm" eki olduğuna göre bir ideoloji aslında komünizm.

Sözlükte "Bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni, komünistlik." diye tanımlamışlar.

Bir tanım daha yazmışlar: "Böyle bir düzenin kurulmasını amaçlayan siyasi, ekonomik ve toplumsal öğreti, komünistlik." denmiş ikinci tanımda.

Benim bildiğim komünistler Karl Marks ve Hegel kitapları okurlardı okulda.  

Ben açıp hiç okumadım desem yeridir o kitapları. Öyle üstünkörü bakınmışlığım olmuştu bir zamanlar kapağını açıp, ama doğrusunu isterseniz hiç öyle derinlemesine merak etmedim ben ideolojik olarak komünizmi nedense.

Bizden bir önceki dönemde yaşayanlar birbirlerini tarıyorlardı sokaklarda, kahvehanelerde. 

O zamanlar ben orta okuldaydım. 1981 yılı yazında da zaten Kuleli'ye girdim.

Darbe sonrasında olaylar birden kesildi zaten, biz ise bambaşka bir bakış açısıyla yetiştirildik Kuleli'de. 

Yüreğimizin derinlerinde zaten olan Atatürk sevgisi iyiden iyiye kazındı yüreğimize Kuleli yıllarında.

Bu arada bakın unutmadan söyleyeyim, 1981 yılı içinde askeri öğrenci olduğumuz için bize 100.yıl rozetleri dağıtmışlardı. Bizden sonraki devrenin o rozetleri takma hakkı yoktu. 

Gururla takardım o rozeti. Şimdi Kandıra'da sanırım o rozet, baba evinde.

Yıllar sonra üniversiteyi bitirip biraz Ankara'da çalıştıktan sonra çalışmak için Moskova’ya geldiğimde artık komünist teorinin burada da çöküşü yaşanmıştı. Sovyetler Birliği yıkılmıştı ve Sovyet Rusya da kendini kapitalizmin pençeleri arasında bulmuştu.

İnsanlar ne yapacaklarını bilmez haldeydiler o günlerde. 

Aralarından uyanık olanları, yani fabrika müdürleri falan, hemen çalıştıkları fabrikalarda işçilere dağıtılan hisse senetlerini üç kuruşa işçilerin elinden aldılar ve oligark dediğimiz bugünün ultra zengin tabakasının ilk üyeleri oldular.

Moskova'da yaptığım ilk inşaatın işvereni Berioza soyadlı biriydi. O da bir oligarktı.

Berioza bizdeki ak ağacın Rusçası. Buralarda çok bulunan, büyük ormanları olan bir ağaç.

Hatta Nazım Hikmet "karlı kayın ormanı" diye şiir yazmış olduğu için ben önceleri bu ağacı kayın ağacı diye düşünmüştüm. 

Sonradan bakınca bizde ak ağaç dendiğini öğrendim.

Nazım Hikmet de benim gibi karıştırmış olabilir mi acaba bu meşhur şiirini yazarken?

Bir aralar bu konuya bakacağım. Şiiri yazdığı yılları, neyi motive alarak o şiiri yazdığını falan araştıracağım. O zaman anlarım o da karıştırmış mı, yoksa şiirde geçen o kayın ormanı başka bir orman mıymış diye. 

Çünkü buralarda kayın ormanı yok maalesef. Buralarda ya çam ormanı var ya da ak ağaç, yani Rusçasıyla berioza.

Neyse, büyük şairi saygıyla anmış olalım ve biz konumuza dönelim.

İşte bu işverenimiz soyadına uygun olarak Rusya'da orman işleri ile meşguldü ve Moskova'nın göbeğinde, o zamanlar çalıştığım firmaya eski bir binanın restorasyon işini vermişti. Bir de bu binanın arka tarafında bulunan eski püskü birtakım binalar yıkılacak ve yerlerine yeni bir bina dikilecekti.

Binaların mimari projesini de Rus bir mimarın başında olduğu proje enstitüsünün şimdi hatırlamıyorum, 8'inci ya da 9'uncu dairesi yapıyordu.

Benim o zamanlar Rusçam yoktu tabii ki, Kuleli Askerî Lisesi’nde şansıma ikinci yabancı dil olarak güya Rusça öğrenmiştik, ama Rusça öğretmenimiz ikinci sınıfın başındaydı galiba, bir görev için başka bir yere tayin olmuştu ve yerine de üçüncü sınıfın son dönemine kadar kimseyi bulamamışlardı. O yüzden Rusça falan bildiğim belki alfabeden bir iki harfti. Eh, üniversite yılları, üzerine Ankara'da çalıştığım yıllar, iki harf hatırlayabiliyor olmam bile mucize. 

Moskova'da o ilk zamanlarda projecilerle ya da işverenle daha çok İngilizce anlaşmaya çalışıyordum. Arada da yarı Rusça, şantiyede bizim işçilerden az çok öğrenebildiğim kadarıyla artık, yani bir şekilde tarzanca.

Diyeceğim daha o günlerde Moskova'da komünizm falan kalmamıştı. 1995 -1996 yılları dediğim.

Ancak komünist düzenin izlerini bugün bile görebilirsiniz burada. 

Rusya Federasyonu otokrasiye yakın bir yönetimi de olsa, oldukça sosyal bir devlettir. 

Kimi yazılarımda bahsediyorum zaten buradaki sosyal devlet uygulamalarından.

Amacım ne Rusya güzellemesi yapmak ne de komünizm propagandası. Bunu baştan söylemiş olayım.

Sadece aslen ne düşünmüşler böyle bir düzen kurarken, mümkün olduğunca tarafsız bir gözle yazıyorum bu yazıyı.

Biraz da kendim merak ettiğim için şu komünizm neyin nesiymiş diye yazıyla birlikte araştırayım dedim.

O sadece İngilizce konuştuğum ilk günlerden sonra, Rusçam biraz geliştiğinde, artık okur yazar hale geldiğimde, Rusça literatür karıştırdığım da oldu aslında. 

Yani o kadar da bilgisizce başlamadım yazıya.

Gerçekten sözlükte yazıldığı gibi burada özel mülkiyet yok muymuş dersiniz?

Hayır! Özel mülkiyet varmış tabii ki. Bizim bir zamanlar satın aldığımız daçanın eskiden kalma bir kayıt defteri var, orada yapıldığından beri sahipleri kimler olmuş diye bir sürü kayıt var. Yüz küsür senelik ahşap bir bina. 

Yani köylerde falan mülkiyet çarlık zamanında bile varmış. Yüz küsür sene olunca, bizim daçanın yapım yılı çarlık zamanlarına kadar uzanıyor aslında.

Ancak Moskova'da gerçekten halen daha toprak mülkiyeti yoktur. Mevcut tüm binalarda mülkiyet daire mülkiyeti düzeyindedir.

O da, kaç yılıydı hatırlamıyorum şimdi, ilk geldiğim yıllardaydı, privatizasyon diye bir şey çıkardı Ruslar. 

İngilizce "private" sözünden türetilme, sözcük anlamıyla "özel" demek. Özel mülk yapılması diyebiliriz "privatizasyon" için. Yani özelleştirme.

Devlet artık epey zorlandığı için tüm konutların bakımlarını devlet eliyle yapmaktan, isteyenlere içinde oturdukları konutları kendi üzerlerine geçirme hakkı tanıdı. 

İnsanlar da neredeyse bedavaya oturdukları konutları üzerlerine alabilme hakkı elde edince, furya halinde konutları üzerlerine aldılar.

Bunun karşılığında ise devlet konutların bakımı için insanlardan ayrıca ücret toplamaya başladı. Son yıllarda ise vergi kanununda değişiklik yaparak vergi de almaya başladı.

Hatta kimileri o günlerde o toplanan ücretleri ödemek istemediği için uzun süre konutları üzerlerine almadılar. Eski düzen zaten oturdukları yerden onları çıkaran yok, niye bir de hiç ödemezken ceplerinden para çıksın?

Sonradan artık vefat edenlerin konutlarına devlet el koyduğu için çocukları böyle düşünen ebeveynlerini ikna ettiler de, konutların büyük bölümü resmi olarak oturanların üzerine geçmiş oldu.

Bugün halen daha üzerine almamış olanlar var mıdır bilmiyorum. Olabilir. Halen daha konutlar için ödenen ücretler ve vergiler çok az, ama özellikle bazı kimsesi olmayanlar halen daha eski düzende konutlarda yaşıyor olabilir.

Eğer kalmışsa, eski komünist düzenden kalma yasalar gereği o konutlar içinde yaşayanlar vefat ettiğinde devlete devredilecek demektir.

Komünizm dönemindeki mülkiyet konusuna tekrar gelecek olursak, dediğim gibi bu mülkiyetin devlette olması konusu sadece şehirlere özel bir durumdu. Köylerde yüz yılı aşkın süredir hem toprak, hem de konut mülkiyeti vardı.

Moskova içinde yerleşimi olan (eski bir fabrika alanı) ve daha önce çalıştığım bir firma, araziyi 49 yıllığına kiralamıştı mesela. 

Ben çalıştığım zamanlarda arazinin kira süresi bitmek üzere olduğu için yeni kira evraklarını düzenlemekle uğraşmıştık bir ara diye hatırlıyorum. 

Kira bedelleri arazi vergisi ödüyormuşsun gibi, bedel olarak o seviyelerde bedellerdi.

Hatta arazi yakınlarından bir köprü geçireceklermiş ve o yüzden o kısma denk gelen yeri yeniden kiralamak istememişlerdi. Evrakları tekrar düzenlerken sorun çıkmıştı. 

Şimdi ne olmuştur acaba bilmiyorum. Ben ayrıldığımda şirketten, halen daha uğraşıyorlardı.

Muhtemelen devlet el koymuştur arazinin o kısmına.

Diyeceğim, eğer bir yatırımcı bile olsan, Moskova sınırları içerisinde bir arasının sahibi olman bugün bile mümkün değil. Ancak yatırım yapacağın araziyi 49 yıllığına kiralama şansın var tabii ki.

Bu ister yabancı yatırımcı olsun, isterse de Rus yatırımcı olsun, yatırım yapacağın arazi eğer Moskova sınırları içerisindeyse böyle, ya da diğer şehirler için de kural değişmiyor.

Yatırımcılar için şehir sınırları dışında arazi satın almak ise mümkün. 

Sanırım bir sonraki şehir sınırlarına girmedikten sonra, eğer arazi herhangi birinin üzerine kayıtlıysa, rahatlıkla satın alınabiliyor. Yabancı yatırımcılar için özel şartlar vardır tabii ki. Ama birçok yabancı yatırımcı yanına Rus bir ortak alarak, araziyi Rus ortağı üzerine alarak hallediyor işini. 

Ancak arazilerin büyük bölümü bizdeki gibi hazine arazisi konumunda.

Bu durumda yatırım yapmak isteyenler başvurdukları takdirde, eğer yatırımları devlet tarafından uygun bulunursa ya hazine arazisini kiralayabiliyorlar ya da bildiğim kadarıyla Ruslar için hazine arazisini de satın almak mümkün olabiliyor.

Buraya kadar mülkiyet konusu böyle diyelim.

Peki bütün malların ortak kullanılması konusu nasıl oluyor o zaman?

Burada komünizmin kök sözcüğü olan komün hayatına örnek vermem gerekiyor sanırım.

Ruslar bizim gibi değiller. Genellikle odalarda yaşıyorlar. Yani bizdeki gibi bir salona ihtiyaç duymuyorlar.

Yukarıda bahsettiğim gibi çok eski bir bina olarak bir zamanlar satın aldığımız eski köy evi (daça) bile bir tane yatak odası, bir tane mutfak ve gerisi ise girişte balkon-antre tarzı bir yerden oluşan küçük bir evdi. Evin tuvaleti bile yoktu. Bahçede küçük bir tuvalet kabini vardı. 

Evin arka tarafı yine kütüklerden yapılı bir ağıldı.

Arkadaki bu ağıla evin içinden geçilen geniş salonvari yeri ben daha sonra salon yaptım. 

Ağılı ise sökerek çıkan kütükleri de çevre çiti yaparken dikme yerine kullandım.

Çatı arasını ise samanlık olarak kullanıyorlarmış. Küçük bir kapak vardı tavanda evin içinden tavan arasına ulaşmak için. 

Salona dönüştürdüğüm o ağıla geçilen yere tavan arasına çıkmak için bir döner merdiven yaparak tavan arasına da iki odalı gayet güzel bir çatı katı yaptım.

Diyeceğim kültürlerinde yok bizdeki salon, ya da misafir odası düzeni. Yüz küsür senelik bina bile sadece tek odalı bir evdi. Ancak mutfak epey büyüktü, halen daha aynı yeri mutfak olarak kullanıyoruz.

İşte komün hayatı dediğimiz herkesin bir odası olması ve evde mutfağın, banyonun, tuvaletin ortak ortak kullanılması üzerine bir düzen.

Bütün evler böyle komünalka dedikleri tipte değilmiş tabii ki. 

Durumu iyi olanlar iki ya da üç odalı evlerde de oturuyorlarmış. Sanatçılar, müdürler, generaller falan ailelerine özel evlerde oturuyorlarmış.  

Ama bu evlerde de salon yok tabii ki. Çocuklara bir oda, ebeveynlere bir oda mesela. İki oda. Aileye özel olduğu için doğal olarak mutfak, banyo ve tuvaleti de oluyor iki odanın yanında.

Üç odalı olanlar da aynı, sadece daha zengin olanlar için muhtemelen üç odalı daireler vermiş devlet. Çocukların her biri için birer oda ve ebeveyn odası, işte oldu size üç oda. Yine salon yok.

Bizde şimdi kiralar bu kadar artınca komün evler türemiş diye duydum. Süper ev sahibi deniyormuş ilanlarda. Aynı evi birden çok aileye kiralamaya başlamışlar.  

Bir başka aile ile ev paylaşmak, işte bir zamanların Komünist Rusya'sına benzemeye başladık desenize.

Öğrenci evi değil dediğim, hani evin her bir odasında bir öğrenci kalır da, salon da ortak kullanımda olur ya öğrenci evlerinde. Bazen daha fazla öğrencinin de kaldığı olur.

Benzer bir durum aslında, ama her odada artık bir ailenin yaşayabildiği kiralık evler bunlar. Böyle ev kiralayanlar kendilerine güzel de ad bulmuşlar.

Süper ev sahibi!

Aslında eski komünizm Rusya'sını yeriyoruz, ama Sovyet ekonomisi buna elveriyormuş.

Bazı şeyleri ortak kullanmak zorunda kalmışlar.

Kruşçev evleri vardır Moskova'da. Beş katlı tipik evlerdir. Asansörleri yoktur. Banyolarda küvete ve lavaboya göre yapılmış uzun yatay ve oynak kafası olan bir banyo bataryaları vardır. Bir musluğun ekonomisini bile düşünmüşler projelendirirken.

Tavan yükseklikleri 2 metre 65 santimetredir. Oldukça basık bir tavan. Isıtma yükünü, inşaat maliyetini dikkate almışlar.

Isınma sistemi tek boruludur, sıcak su girer çıkar radyatöre ve aşağıdaki kata devam eder. Radyatörler üzerinde vana bile yoktur. Hepsi ekonomik olsun diye.

Çoğunun dış cephe sıvası bile yoktur, tuğla yığma binalar. 

Hepsi ekonomik olması için.

Ama ısı izolasyonu vardır binalarda. 

Bizde kaç tane binada ısı izolasyonu kullanılmıştır?

İşte bu da ekonomi için, ama dikkat ettiyseniz, bir insanın insan gibi yaşaması için her türlü konfor düşünülmüş. 

Hepsi soğuk - sıcak sulu evler, kaloriferli, mutfaklarda doğalgazlı ocaklar, hepsinde mutlaka buzdolabı, banyosunda küveti, bizdeki çoğu evde olmayan imkânlar.

Hem de herkese eşit muamele.

Daha sınırlı, ama yine aynı konforun olduğu komünalkalar, yani bizde yeni yeni baş gösteren ev paylaşımı.

Ekonomik olarak insan mecbur kalınca ev de paylaşıyor doğal olarak.

Bütün malların ortaklaşa kullanıldığı diye tanımlamış ya sözlük komünizmi, ev paylaşmaya sözlükte ideolojik bir tanım var mı acaba?

Ya da ev paylaşmak da komünizm olarak mı tanımlanır?

Komünist mi oluyoruz acaba?

Gomonist bu ya! Al, al, al! 

Al bunu içeri!

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 25.04.2023
  • Süre : 7 dk
  • 900 kez okundu

Google Ads