Site İçi Arama

hukuk

Deprem Yıkımı Sonrasında, Yetki ve Sorumluluk Sahipleri Kişiler, İhmal ve Kusurlarının Sonuçlarına Neden Katlanmıyor?

Depremin üçüncü gününden itibaren genellikle müteahhitleri kapsayan tutuklamalar başladı. Elbette sorumlular bulunmalı ve cezalandırılmalıdır. İnsanların canına ve malına kasteden her kimse var ise tereddüt edilmeden, kanunların gereği ne ise yapılmalı ve mutlaka adaletle hesabı sorulmalıdır. Peki bu deprem felaketinin olumsuz sonuçlarıyla bizi baş başa bırakanlar arasında tek sorumlu olarak göstereceğimiz kişiler sadece müteahhitler midir?

06 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız büyük deprem felaketinin ardından arama kurtarma ve sonrasında enkaz kaldırma çalışmaları başlamıştır. Enkaz kaldırma çalışmaları halen de devam etmektedir. 

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının verilerine göre; 105.739 bina tamamen yıkılmış veya ağır hasarlı, 34.670 bina orta hasarlı ve 337.891 bina hafif hasarlı olmak üzere, toplamda 478.280 bina depremden etkilenmiştir. Bu binaların enkazları altından henüz kesin sayısı belli olmamakla birlikte 45.000 civarında insanımızın cansız bedenleri çıkartılabilmiştir. Gerçek sayı daha da çok olabilir. 

Bu büyük yıkıma maruz kalan birçok insanımız yaralanmış, milyonlarca insanımız ise evsiz-barksız bir anda sokakta kalakalmıştır. Depreme müdahalede ilk anda yetersiz kalındığını hepimiz biliyoruz. Mızrak çuvala sığmıyor. Yine de devletimizin çabaları ve milletimizin topyekûn seferber olması neticesinde depremzedelere yardımların ulaştırılmasında sergilenen milli birlik ve beraberliğimiz açısından takdire şayandır. 

Felaketin boyutlarının tahmin edilememiş olması, arama ve kurtarma faaliyetlerindeki yetersizlik ve organizasyon eksikliğinden dolayı yaşanan olumsuzluklar ayrı bir inceleme konusudur. Dileğim, devlet kurum ve kuruluşlarının gereken dersleri almış olması, Allah korusun, benzer bir doğal afete karşı gerekli hazırlıkların buna göre yapılmış olmasıdır.

Depremin üçüncü gününden itibaren genellikle müteahhitleri kapsayan tutuklamalar başladı. Elbette sorumlular bulunmalı ve cezalandırılmalıdır. İnsanların canına ve malına kasteden her kimse var ise tereddüt edilmeden, kanunların gereği ne ise yapılmalı ve mutlaka adaletle hesabı sorulmalıdır. Peki bu deprem felaketinin olumsuz sonuçlarıyla bizi baş başa bırakanlar arasında tek sorumlu olarak göstereceğimiz kişiler sadece müteahhitler midir?

Sorumluluk Ne Demektir?

Bu soruma açıklık getirebilmek maksadıyla, öncelikle sorumluluk kavramı üzerinde kısaca durmak istiyorum. Sorumluluk kelime anlamı ile; “Bireyin uyum sağlaması, üzerine düşen görevleri yerine getirmesi ve kendine ait bir olayın başkaları üzerindeki etkilerinin sonuçlarını üstlenmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi davranışının sonuçlarına sahip çıkabilmesi" olarak tanımlanmaktadır. Kısa tanımı ile sorumluluk, yapılması gereken görevin kendisidir. 

TDK'ya göre; kişinin kendi davranışlarını veya yetki alanına giren herhangi bir durumun sonuçlarını üstlenmesi anlamına gelmektedir. Bu durumda kişi kendi davranışları veya yaptığı işin tüm sonuçlarını üstlenmesi gerekir. 

Hukuka göre; “uyulması gereken bir kurala aykırı davranışın hesabını verme, tazminatla yükümlü tutulma, işlenmiş bir suçun gerektirdiği cezayı çekmesi” anlamını taşır. Sorumluluk ile ilgili hukuki kuralları, dini kuralları, yazılmış yazıları, makaleleri ve ortaya konmuş eserleri, kısaca mevzuatı incelediğimizde çeşitli sorumluluk türleri karşımıza çıkmaktadır. 

Dini anlamda Sorumluluk nedir?

1. Vicdanî (ahlâkî) sorumluluk.

Olumsuz sebeplerle yaratılışı (fıtrat) bozulmamış her insan, ruhî yapısında yer alan ve yerine göre kendisini takdir eden veya suçlayan vicdanın otoritesini hisseder. “Müftüler sana fetva verse de sen yine vicdanına danış.” 

2. İçtimaî sorumluluk.

İslâmiyet kişinin hayatını kendisinde başlayıp kendisinde biten bir olay olarak görmemiş, bir yandan bireyi toplum karşısında sorumlu kılarken bir yandan da topluma insanların iyiliği uğruna çaba harcama sorumluluğu yüklemiştir.

3. Dinî sorumluluk.

Bu tür sorumluluk inanma ihtiyacından doğup diğer iki sorumluluk çeşidinin eksikliğini tamamlar. Dinî şuurun zayıfladığı toplumlarda gözlenen ahlâkî düşüş durumunda ahlâkî ve içtimaî sorumlulukların da çöküşünün kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

Hukuki anlamda yaptırım açısından sorumluluk nedir?

1. Cezaî Sorumluluk.

Bu tür sorumluluk insanın kendi seçimiyle anlamı ve sonucunun idrakinde olarak işlediği, hukuk nizamınca suç sayılan fiilin ceza niteliğindeki yaptırımlarına katlanmasını ifade eder.

2. Hukukî (Medenî) Sorumluluk.

“Kişinin haksız fiiliyle verdiği zarardan, borcunu ifa etmemesinden veya geç yahut kötü ifa etmesinden dolayı tazminle yükümlü olması” demektir.

Kamuda bir sorumluğun oluşabilmesi için sorumluluğu üslenenlerin ve sorumlu sayılanların yetkisinin de olması gerekir. Bir görevi yerine getirme sorumluluğu verilen insanlara kanunlara dayanan belirli yetkiler de vermek gerekir ki almış olduğu bu sorumluluğu bihakkın yerine getirebilsin.

Yetki Ne demektir?

Yetki kelime anlamı ile; Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarla yürütmeyi sağlayan hak, salâhiyet demektir. Kamuda yetki devri mümkün müdür diye incelediğimizde bunun mümkün olabileceğini görmekteyiz. Yetkiyi devralana bir takım sorumluluk da vermekle birlikte yetki devrinin yetkiyi devredenin sorumluluğunu kaldırmadığını görmekteyiz. 

Yetki devri konusu, Yöneticilerin, kendilerine ait yetkilerin bir kısmını yardımcılarına veya daha alt kademedeki yöneticilere devretmeleri, tarihte çok eskilerden beri uygulanan yöntemdir. Yöneticilik bir koordinasyon görevidir ve bu da emir vererek işlerin yapılmasını sağlamakla oluşur. Hem klasik hem de modern dönemlerde “yetki devri”, yönetim bilimi ve idare hukukunun önemli konuları arasında değerlendirilmiştir.

Yetki devrinde dikkat edilmesi gereken konular;

1. Yetki devri kanunla öngörülmüş olmalıdır 

2. Yetki devri açıkça veya üstü kapalı olarak yasaklanmamış olmalıdır. 

3. Yetki devri yazılı ve kısmî olmalıdır.

4. Yetki devrinin sınırları belirli olmalıdır. 

5. Yetki devri gizli kalmamalı, bilhassa ilgililerine duyurulmalıdır 

6. Yetki, personele değil makama devredilmelidir. Kamuda makamları işgal eden kişiler değişebilir ancak devlette devamlılık esastır.

Ne olursa olsun devredilmemesi gereken yetkiler de vardır. Literatürde bunlar şu şekilde sıralanmıştır:

1. Planlama Yetkisi

2. Yapılması gereken işlerin tasnifi ve bu işleri yapacak olan kamu görevlileri arasındaki iş bölümünü kapsayan örgütlenme yetkisi

3. Üstün astları üzerindeki denetim yetkisi

4. Disiplin yetkileri

5. Astların değerlendirilmesine ve terfiine yönelik yetkiler

6. Yetki devretme yetkisi

7. Maddi maliyeti ve prestij maliyeti çok yüksek olan işlerin yapılmasına yönelik yetkiler devre konu edilmemelidir.

Görüldüğü gibi, her ne kadar yetki devri hukuka uygun olsa da yetkiyi devreden sorumluluğun tamamını devredemiyor. Yetki devri yapan hiç bir sorumluluğu olmasa da denetleme sorumluluğunu hiçbir şekilde üzerinden atamıyor. Gerek Din, gerek toplum ahlakı gerekse hukuken bir işi yapmaya yetkili herkesin yaptığı işin sorumluluğunu alması, üzerine sorumluluk yüklenen kişi ve kuruluşlarında yaptığı iş kadar sorumlu tutulması gerekiyor.

Bu veriler ışığında, bu kadar büyük bir yıkımın yaşandığı büyük felakette, inşaat veya yapı sahibinden bu iş ile görevli, yetkilendirilmiş her kişi ve kurumun sorumluluğunun olması gerektiği açıktır.

Kanunlarımız en alttan başlayarak bu konuda neler diyor?

03.07.2017 tarihinde 30113 sayılı Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57. Maddesi 1. Bendinde; Yapı sahibi veya vekilince 55. maddede sayılan belgelere göre, Türk Standartları, çevre şartları, fen, sanat ve sağlık kurallarına ve ilgili bütün mevzuat hükümlerine uygun olmak üzere projeleri hazırlatma sorumluluğunu vermiştir.

57. Maddenin 6. Bendinde; Statik Proje ve Statik Projeye esas teşkil edecek zemin ve temel etüdü yaptırma görevini yapı sahiplerine vermiştir. Bu bağlamda yapı sahiplerinin yapının planlama aşamasından bitirilmesine kadar görev ve sorumlulukları vardır.

05.02.2008 tarihinde 26778 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliğinin 9.Maddesi Yapı müteahhidi ile şantiye şefinin görev ve sorumluluklarını net bir şekilde açıklamıştır. Bu maddenin 1.Bendinde ; “Her türlü yapı inşası işinin Bakanlıkça yetki belgesi verilmiş gerçek veya tüzel kişiler tarafından üstlenilmesi mecburidir” denilmiştir. 5. Bendinde ise; “Yapı müteahhidi ve onu temsilen görevlendirilen şantiye şefi, yapım işlerindeki kusurlardan dolayı müteselsilden sorumludur” denilmektedir. Yapı müteahhitleri ve onların temsilcileri olan şantiye şeflerinin yapının her safhasında inşaat alanında bulunma, yapılan işlerin projeye uygun yapılmasını sağlama ve TSE Standartlarına uygun malzemenin kullanılmasını sağlama sorumluluğu vardır.

Aynı Yönetmeliğin 5. Maddesinde de Yapı Denetim Kuruluşlarına; Proje denetimi safhasında, ruhsat alınması safhasında ve yapım safhasında bir dizi görev ve sorumluluklar verilmiştir. Bu kuruluşlar işlerini kanunda belirtilen şartlara göre, , imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara, yürürlükteki mevzuata ve mesleki ahlak kurallarına uygun ve tam olarak yerine getirmek zorundadır. Hiç bir yapı denetim kuruluşlarının kontrolü dışında başlatılamaz ve yürütülemez. Bu bağlamda yıkılan ve hasar gören yapılar ile ilgili olarak Yapı Denetim Kuruluşlarının da kusurlu olabileceği gerçeği göz ardı edilemez.

Aynı yönetmeliğin 19. Maddesinde Merkez ve İl Yapı Denetim Komisyonlarının çalışma usul ve esasları da açık olarak belirlenmiştir. Buna göre komisyonlar; Yapı denetim kuruluşları ve laboratuvarlarını donanım ve teknik altyapı açısından inceletmek ve değerlendirmek, yapı denetim kuruluşlarının ve laboratuvarların faaliyetlerinin denetlenmesini sağlamak, denetçi belgeleri ile yapı denetim kuruluşlarına ve laboratuvarlara izin belgesi düzenlemek ve bu belgeleri iptal etmek için karar almak ile görevlidir. Bu durumda Yapı Denetim Kuruluşları görevlerini hakkı ile yerine getirmemiş ise bunda Merkezi ve İl Yapı Denetim Komisyonlarının da sorumlu tutulması gerektiği açıktır.

3194 Sayılı İmar Kanunun 22 maddesinde “Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir. Belediyeler veya valiliklerce ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.” Denilmektedir. Bu durumdan anlaşılıyor ki; Yapı Belediye Sınırları içinde yapılacak ise Yapı Ruhsatı Belediyeler tarafından, belediye sınırları dışında yapılacak ise bu ruhsat Valiliklerce verilmektedir.

Kentsel Dönüşüm ve Gelişim alanları ile ilgili olarak da 5393 sayılı Belediyeler Kanununun 38.Maddesinde “Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.” Denilmektedir. Bundan da yapıların uygun alanlara ve projelere uygun olarak yapılamaya başlanması konusunda Belediyelere ve Valiliklere sorumluluk yüklemektedir.

03.07.2017 tarihinde 30113 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan ve amacı “plan, fen, sağlık ve sürdürülebilir çevre şartlarına uygun yapı ve yapılaşma ile projelendirmeye ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemek” olan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 2.Bölüm 5.Maddesinin 12.Bölümünde;

“Bir parselin bulunduğu imar adasına ait parselasyon planı yapılıp belediye encümenince kabul edilip tapuya tescil edilmeden o adadaki herhangi bir parsele yapı ruhsatı verilemez.” denilmektedir. Bu durumda yapıların planlı alanlara yapılması ile ilgili sorumluluğun Belediye Encümeninde olduğunu görebiliyoruz.

Yine aynı yönetmeliğin 3. Bölümünde “Taşkın, heyelan ve kaya düşmesi gibi afet alanlarında bulunan sıhhi ve jeolojik mahzurları olan veya bunlar gibi tehlikeli durumlar arz etmesi yüzünden imar planlarına veya ilgili idarelerce hazırlanmış veya onaylanmış raporlara göre yapı yapılması yasaklanan alanlar ifraz edilemez, bu gibi yerlerde arazi takviyesine matuf tesisler harici yapı yapılamaz” denilmesine rağmen yapıya izin verilmeyen alanlara da yapı yapıldığını görmekteyiz. Bu yönetmeliği yayınlayan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının bir sorumluluğu olsa gerek.

Aynı yönetmeliğin 7. Bölümü Bakanlığın denetim yetkisi ile ilgili hususları kapsamaktadır. Bu kadar bina hasar gördüğüne göre Bakanlığın denetim görevini ne kadar ve nasıl yaptığı konusu da incelenmeye değer. Burada Bakanlığın sorumluluğu nispeten de olsa üslenmesi gerekmez mi?

Bir de yer altı tabakasının durumu, derinliği, jeolojik yapı durumu, elektrik özdirenci ve temel zemin gibi parametreleri ölçmek amacı ile yapılan, temel amacı deprem karşısında göstereceği davranışı öğrenmek olan Zemin Etüdü konusu var ki kanaatimce yapı sahibinden başlamak üzere yapılaşma ile ilgili sıralı tüm kurum ve kuruluşların  asli sorumluluğudur. Fay hatları üzerine yapılan yapılar ve oluşturulan yerleşim yerleri yüzünden yüzlerce bina yıkılmış ve binlerce bina yıkılmıştır.

Sonuç

Yetki sahipleri yetkileri oranında sorumluluğu üstlenmek ve sonuçlarına katlanmak zorundadır. Bir yerde bir bina yıkılıyorsa bu binanın sahibinden başlayarak, müteahhidi, yapı denetim kuruluşu, yapı denetimi ile görevlendirilmiş laboratuvar yetkilileri, bunları denetleyen  yapı denetim komisyonları, bunlara yapı denetim ruhsatı ve iskan izni veren belediyelerin ve valilerin ilgili birimleri ve bunlara yetkiyi veren amirleri, bunları denetlemekle görevli olan Bakanlık Denetçileri, yıkım zeminden kaynaklanıyorsa buraların zemin yapısını inceletmeyen veya tehlike arz ettiği halde yapılaşmaya izin veren, imar planlarını yapan ve bunlara onay veren tüm kuruluşlar sorumludur.

Yetki devredilse bile sorumluluğun devredilemeyeceği gerçeğinden hareketle geçmişten günümüze tüm sorumluların kanunlar önünde hesap vermesi gerektiği ortadadır. Birkaç şantiye şefinin ve müteahhidin tutuklanması ile sıralı sorumluların kendisini kurtarmış olması ülke tarihinde kara bir leke olarak yerini alacaktır. 

Bilinçli veya bilinçsiz hatalı davranışlarımız ve bilime gereken öznemi vermememiz yüzünden birçok canımızı ve malımızı kaybettik. Ülke ekonomisi trilyonlarca lira zarara uğradı. Elbette bunların hesabı sorulacak ama kaybolan canlarımızın geri gelmesi mümkün değil. Temennim; bu işle meşgul olan herkesin bundan sonra bilimin ışığında elini vicdanına koyarak, ahlaki değerlerini koruyup kanunlara uygun davranması ve bir daha böyle bir felaketi yaşamamız yönündedir. Bu konuda toplumun her kesimine görev düşmektedir. Toplum olarak bilinçli olduğumuz, ahlaksızlara pirim vermediğimiz, milli ve manevi duygularımızın sömürülmesine izin vermediğimiz ve kanun ve nizamlara uyduğumuz sürece başımıza başka bir felaketin gelmesi mümkün değil. İhmalimiz yüzünden yaşadığımız hiçbir şey kaderimiz değildir. 

Araştırmacı Yazar Mustafa BALCI
Araştırmacı Yazar Mustafa BALCI
Tüm Makaleler

  • 03.03.2023
  • Süre : 9 dk
  • 1162 kez okundu

Google Ads