logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
kultur-sanat-ve-egitim

Batı Karadenizli Bir Baba: Hacı Yakup Usta

Pandemi döneminde 84 yaşında vefat eden değerli babam Hacı Yakup Ateş Batı Karadeniz insanının yaşamına ayna olabilecek eşsiz bir örnek… Uzun bir biyografi yazmak niyetinde değilim. Hayatından küçük anekdotlar tarihe ışık tutacak nitelikte… Kısa ve öz yazacağım.

Doç. Dr. Selahattin ATEŞ
Doç. Dr. Selahattin ATEŞ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 04.08.2022
  • Süre : 5 dk
  • 240 kez okundu

 

Yüz yirmi Yıllık Çınar: Babalar Günü

Babalar günü, anneler gününü öykünerek Amerikan eksenli olarak yüz yirmi yıl önce tasarlanmış, tam yarım asır önce de resmi olarak kutlanmasına karar verilmiş.

Çocukluğumda sadece anneler gününün popüler olduğunu hatırlıyorum. Son yıllarda babalar günü de etkisini gösteriyor.  Bunda tüketim ekonomisinin rolü de yadsınamaz.

Katolikler ise Babalar Günü olarak farklı bir tarihi kutlarlar. Onlar bu kutlamayı dini açıdan ele alıp Hıristiyanlık peygamberi İsa'nın babası anısına, Mart ayının 19. gününü St. Joseph Günü adı altında babalarına armağan etmektedirler. [1]

Belki bir gün Müslümanlar da insanlığın babası  ve ilk peygamber Ademin yaratılış gününü esas alarak Cuma gününü Babalar günü olarak kutlayabilir.

Kim bilir?

Asırlık Bir Batı Karadeniz Çınarı: Hacı Yakup

2022 yılında babalar günü mesajı yazmadım.

Zira Bunu Batı Karadenizli bir Babayı yazarak taçlandırmayı hedeflemiştim.

Kimi yazacaktım?

Tabii ki en iyi tanıdığım babayı.

Babamı… Doğum  günü Ağustos başı en iyi zamanlama….

Zira Pandemi döneminde 84 yaşında vefat eden değerli babam Hacı Yakup Ateş Batı Karadeniz insanının yaşamına ayna olabilecek eşsiz bir örnek…

Uzun bir biyografi yazmak niyetinde değilim.

Hayatından küçük anekdotlar tarihe ışık tutacak nitelikte…

Kısa ve öz yazacağım.

Üç Şehit Apça  Bir Gazi Baba

Türk Dünyasında Apçe babanın kardeşi için kullanılır.[2] Kırgızistan’ın Kazakistan sınırında ve Özbekistan’ın  Taşkent taraflarında.  Ülkemizin Kastamonu, Ankara ve Kahraman Maraş bölgelerinde de babanın erkek kardeşi anlamına sahiptir. TDK amca ve dost, arkadaş anlamlarını belirlemiştir.[3] 

Babamın üç apçası şehittir. Biri, Mustafa Apça[4],  14 temmuz 1915 Çanakkale sehidi. Babamın babası, (Dedem Hasan) ise 16 yaşında Kurtuluş Savaşı bittiği için cepheye giden yoldan geri döner.

Küçük Gazi.

Babamın babası.

24 Ay Askerlik

Herkes askerlik yapar. 24 ay askerlik neden başlık oldu derseniz iki nedeni var:

1-      Babam okuma yazmayı burada öğrenmiş.

2-      3 yıllık askerliğin 24. ayında bacağındaki yara nedeniyle terhis edilmiş. Zira  asker öncesi bacağına orman kesiminde bir kütük kayarak vurmuş. Damarlar zedelenmiş. Askere almazlar diye  bu rahatsızlığını saklamış asker muayenesinde.. .: Ancak  bu 24.  ayda tespit edilmiş ve terhis edilmiş.

Ben babamın çok uzun yıllar “valiz çorabı” dediği bir çorabı kullandığını, bunun da “varis çorabı” olduğunu bilirim.

O tomruğun izi…

Vatan savunması genetiğine işlemiş.

Anadolu’nun bir çok yerinde olduğu gibi bizde de askere alınmayana kız verilmez.

Çürük insana kız mı verilir denir. 

Askerden sonra annem Fatma Hanım ile evlenir.

Yakup Usta

Tarlada çalışırdı, reçberdi[5], hayvan güderken çoban, mal alıp satarken tecir[6], köyü orman köyüydü ve orman köylüsüydü, ama daima eskerdi…

İlk ünvanı ise Yakup Ustaydı.

İyi marangozdu.

Şehriban Vadisinin iki yakasındaki ahşap evlerin ekseriyeti elinden çıkmaydı.

Bunu bana gururla anlattığını hiç unutmam.

Yakup Usta…

Gurbet Yolu: İstanbul  (1) Peder Ne Der, Kader Ne Der

Kıbrıs Harekatı yıllarıydı. Güllüce Köyünün sessiz ormanı, hararetli parti başkanlarının Kıbrıs Barış Harekatıyla ilgili çıkarma haberleriyle çalkalanıyordu. Çocuk halimle olağanüstü bir şey olduğunu sezinliyor, dışarıdan dikkatle haberleri dinliyordum. Elektriği olmayan köyün, ki Şehriban Vadisinde hiçbir köyde elektrik yoktu[7],  tek pilli radyosu Kahveci Hasan[8] da idi. Burayı merkez yapan oydu.

Ama Yakup Usta’nın başı yedi yıl Cide’ye gidip gelmekten ayrıca  kalabalıktı. Kolay değil, mahkeme nedeniyle aynı gün 34 km adliyeye gider, aynı gün 34 km geri dönerdi. Konu Harmana giden yola yapılan tecavüzdü.

3091.[9] Kaymakam tecavüzün menine karar vermesi gerekirken talebin reddine karar verdi.

Oysaki yola tecavüz yapılamazdı. Zamanaşımı yoktu. Reddi gerekirdi. Olmadı.

İstanbul Mecidiyeköy Viyadüğü yapılıyordu. Usta’ya köprü  yapmak da düştü.

Güllüce’den İstanbul Yoluna girdiğinde çok ağladım.

Oysa ki, adaletli bir kaymakamın yoluydu açılan.

Peder ne deri, kader ne der.

Gurbet Yolu: İstanbul  (2) Kastamonu Yurdu

Arjantin 78, İstanbul’a göçümüz zamanıydı.

 Bu karar bir çok dengeyi değiştirecekti.

Bize burada hayat yok diyen babam İstanbul’a taşınmıştı. 

Yeni ve zorlu bir dönem başlıyordu.

İstanbul’da dikili bir ağacımız yoktu ama Dikilitaş’ta ilk zerzevatçı sesiyle irkildiğim, Barış Manço’nun Domates-Biber-Patlıcan üçlemesiyle uyandığım köşedeki bir bahçesiz eve taşınmıştık bile.

Harman yolu kesilmişti. Yeni rota İstamonu[10]’ydu.

Kastamonulu dolu İstanbul.

Babalar da Ağlar

Babam çok zorluklar çekmiştir.

Ama bir kez ağladığını görmemiştim.

Bir trafik kazası 27 yaşındaki  cesur yürek ağabeyimi almıştı.

Hızlı yaşamış, genç ölmüştü.

Cesedi de yakışıklıydı.

Bir Aslan şehit olmuştu.

Babam 1993 yılında, Şehriban Köprüsünde omzuma yaslandı.

Ve Hüngür hüngür ağladı:

Ben şimdi ne yapacağım?

İki akandan köprü altındakinin sesi lal kesilmişti.

Sanki  köprü yoktu ayaklarımızın altında…

İki çeşmeydi akan.

Yıl 2022. Ağustos ayı. 

Geçen yıl sel aldı bu köprüyü. Yenisi yapılmadı. Beş köprünün hiç biri  hala yapılmadı. [11]

Zeyle[12] deki Çifte Boğa

Bir kış günü. Zemheri yakın.

Yakup Usta ve Hüseyin[13] Usta harıl harıl çalışıyor. Cumayanadan[14] (Şehribani) arkadaşları  Fahri[15] Usta’nın evi yanmış. Hiçbir varlıkları kalmamış. Ne eşya ne mal[16].

Ödeyecek tek gaymesi[17]yok.

Yakup Usta’nın da Hüseyin Ustanın da evleri yeni yapılmış.

Öküzlerini ev yapmak için satmışlar.

Tomruk  çekecek öküzleri yok[18].

Batı Karadeniz kırsalında evler tomruktan ve biçilerek keresteden yapılır.

Çaresiz….

Fahri Usta’yı evsiz bırakacak değiliz ya diyorlar.

Sabah beş.

Kurtlar uluyor.

Gün daha yüzünü göstermek için bekleyecek.

Hasan[19] Düzüne Şehriban Çayından koca tomruklar geçiyor.

Zeyleler de iki boğa.

Yakup Usta bir ucunda, Hüseyin Usta diğer ucunda.

Boyunduruk yere düşmez.

Arkadaşları Fahri kışı evde geçirir.

Rızkını kazanmak için ahşap ev yaparken Hüseyin Usta ile zeylenin boyunduruğuna girip tomrukları çekmiş, arkadaşını kışta evsiz bırakmamıştı.

Yaptığı ahşap evlerde ne çok aileler büyüdü.

Mecidiyeköy de Aşılanan Meyveler

Bahar gelmişti. 

Dut ağaçlarına su yürümeye başlamış, etrafa yeni bir tazelik hâkim olmuştu. Mecidiyeköy’deki evine ziyarete gitmiştim. Evde yoktu. Nerde diye sordum: Kamuya ait açık alanlarda dut aşılıyor dediler.

“Hayırdır baba”, “İstanbul’un ağaçlarını mı aşılıyorsun” dedim.   Kalem ve yarma aşılar yaparken durdu. “Sen de yap “dedi. Birini de ben yaptım. Çamurla sıvıyor ve etrafını naylonla bağlıyordu.  “Oğlum” dedi, “Aşı yapılan dut ağaçları daha güzel ve lezzetli meyveler verir”. Duraksadı azıcık.  “Belki bize kısmet olur, ama yoldan geçen yer, kuş yer”

“Sevaptır”.             

Kaç kez köyde de aşılar yaptığını gördüm.

Fidanlar diker, aşılar yapardı. Sevaptır oğlum dediği kulaklarımda.

İstanbul'dan Küre dağlarına kadar nerede fidan görse, aşılardı....

Meyvelerinden insanlarda kuşlarda gıda topluyor.

Ona da nasip oldu.

Hac mı? Su mu?

Hacca gitmeyi 4 yıl erteledi, köye devletten önce su getirdi, çeşmeler yaptırdı.

İnsanlar içiyor, bostanlar yeşeriyor, hayvanlar yararlanıyor.

Hacca da gitti.

Döndüğünde 10 yaş gençleşmişti.

İnsan Aşılamak

Nice yuvalar kurdu, ocakları yanıyor, çocukları bahçelerde koşuyor.

Üç şehit amcasının askere alındığı  ve babası 16 yaşında askere alınacakken Kurtuluş Savaşı bittiği için geri döndüğü Tepe'ye harika bir mekan yaptı.

Çanakkale ruhunu yansıttı.

Çocukları, torunları, gelinleri, damatları, torun çocukları konaklıyor.

Tepedeki mülkünden devlete yer verdi, üstüne yol yapıldı.

Herkes gelip geçiyor.

Güllüce’ye köy konağı ve cami yapımı için çok çalıştı, teşebbüs etti, arsa temin ettti....

Ömrü vefa etmedi. Oğlu Rahmetli Hasanın kayınbiraderi Sebahattin Bağ bu görevi tamamladı.

Köy konağı ve Cami devlete bırakılmadan yapıldı.

Hak Denince Akan Sular Durur

Kadastro hizmeti her kamu hizmeti gibi en son bizim bölgeye girdi.

Rahmetli cemal Amcam kadastro bilirkişisiydi.

Az Kalaycı köyünde cami yanında bir parseli nasıl olduysa babama yazdırmıştı.

Babam, o kişiyi gitti buldu.

Tapuyu O’na devretti. Hem de kendi cebinden bir sürü masraf ederek.

Ağustos Güneşinde Sırt Üstü Uzanmak

Kavurucu sıcaklar, Agustos başında.

Bir tahta üzerinde sırt üstü uzanmış Yakup Usta.

“Baba başına güneş geçecek” der gibi baktım.

“Kış çok soğuktu. Üşümüştüm. Ahdim var. Yaksa da yatacağım.”  Diye izah etti.

Saatlerce güneşin alnında uyudu.

Kurt kışı geçirir.

Ama…

Yediği ayazı asla unutmaz.[20] 

Japon Gelin

Annem çok erken rahmetli olmuştu.

Yalnız var olabilmek Allaha mahsus.

Ben de elli yaşından önce yalnız kalan babamın evlenmesini istiyorum.

Bir macerası var ki, duyunca tebessüm ettim.

Nerden bulduysa bir Japon gelin adayı bulmuş.

Türkçe bilen…

Japon.

Pastane de buluşmuşlar.

Neyse Japon Hanıma içecek olarak Ayran ısmarlamış.

Bilememiş ki Ayran Türklerin Milli içeceği.

Japonlar mütevazıdır ama ilk buluşma için iyi bir tercih olmamış. Hatta söylediği bir açıklama daha var ki hala tebessüm ediyorum. Bu da bende kalsın.

Ayran olmasa az daha bir Japon gelinimiz olacaktı.

Japon Anne de lakabı olurdu herhalde.

Eğitime Verilen Önem

Annem  vefat etmişti.

Babamı ilk defa o zaman siğara içerken gördüm.

Etiler Lisesinde başarılı bir öğrenciydim.

Bu arada leyli meccani[21]  sınavlarını da kazanmıştım.

Etiler Anadolu Turizm Otelcilik Lisesini parasız yatılı kazanmıştım.

Babama, “babacığım annem vefat etti, Etiler Lisesinde başarılı bir öğrenciyim ama yatılı okursam sana zahmetim olmaz” dedim.

“Oğlum” dedi. “İstanbul’a geleli tek mülküm Çayırova da yaptırdığım ev.”

“O’nu satarım seni yine okuturum.”

Yepyeni bir enerjiyle doldum.

Turizm okuluna gittim ve birincilikle bitirdim.

Arkam da taş gibi babam vardı.

Mülkiye de Hoca mı? Kaymakam mı?

Babamın Bölge  Bakış açısını yansıtan  bunun gibi iki  hatıram  daha var ki yazmadan geçemeyeceğim.

Mülkiyeyi dereceyle bitirmiştim.

Mülkiye’nin 1991-1992 asistanlık sınavı yazılısını  da sadece ben kazanmıştım.

Kaymakamlık sınavında  da iyi bir derece yapmıştım.

Babamı aradım.

 Henüz mülakatları olmamıştık. Ama O’nun görüş ve rızasını da almak istedim.

-         “Babacığım Mülkiye’de hoca mı olayım, kaymakam mı”?

-         “Oğlum” dedi, “Kaymakam ol”, “Yakup Ustanın oğlu Kaymakam olamamış, öğretmen olmuş derler”, “kimse Mülkiye de asistan falan anlamaz”

Bir Batı Karadenizli baba için mesleğime bakış açısı ve verdiği önemi  anlatan bu anım beni de daima gülümsetir.  

Genç Kaymakama Baba Öğüdü

Üçüncü anım ise tamamlayıcı  ve anlamı pekiştirici bir yapıda.

Dereceyle kaymakam adaylığını kazanıp, üstün başarı ile kaymakam olmuştum. 

Her Mülkiyeli gibi idealist ve vatan sevdası ile doluydum.

Yapılacak çok hizmet vardı.

Devletim yurtdışı vizyonu da vermişti.

Şimdi sıra bendeydi. Devletime borcumu ödeme zamanı gelmişti…

İlk asaleten  görev yerim Denizli Pamukkale kaymakamlığı.

Kura ile çektim.  Torpil yok.

Bir üst derece ama 5. Sınıf Kaymakamlık kalmayınca 4. Sınıf ilçeden göreve başladım.

Babam beni çağırdı, yanına gittim:

-         Bak oğlum” dedi. “Kaymakam oldun, adaletle davranacaksın. Haktan ve doğru yoldan ayrılmayacaksın” . 

Belki de  samanlık yolunu kesen adaletsizlik yüreğini burkuyordu:

-         “Asla  bir zengin için bir fakirin hakkını yemeyeceksin.” Durdu, nefes aldı:

-         “Asla siyasi biri için bir insanın hakkına girmeyeceksin”.

-         “Asla bir güçlü için bir zayıfın hakkına girmeyeceksin”

-         “YOKSA SANA HAKKIMI HELAL ETMEM”

-         “İstifa et, gel ben sana bakarım.”

Asla şerefimizi, vatanımızı, insanımızı, bayrağımızı, kutsalımızı satmadık.

Baba öğüdü rehber oldu.

Yol Geliyor

Anne köyüm Harmancık.

Şehriban vadisinin Kuz[22] kısmında. Hala elektriği yok.

Yol dersen varlığı ile yokluğu arasında fark yok gibi. Patika. Evik[23] ve Elik[24] dolu.

Vadinin Güney  yamacı Güllüce…

Elektrik yok ama toprak yol açılacak.

Yakup Usta derin bakıyor. Tepedeki  tarlasının yarısı gidecek.

Helal olsun diyor.Yol gelsin yeter.

Köylü de aynı kanaatte.

Devlet bir dozerle yol açıyor.

İstimlak parası ödemeden.

Yolun üst kısmındaki bayır araziye de  da yolun açtığı kaştan[25] dolayı çıkılamıyor. Çam filizleri çıkıyor.

Ormana kalıyor.

Vatan sağolsun.

Günün sonunda Tepedeki mülkünden devlete yer verdi, üstüne yol yapıldı.

Herkes gelip geçiyor.

Köye Ev

İki çocukla evsiz kalmıştı. Evini yapana kadar köy odasına çıktı. Pestil ve biraz unu dışında hiçbir şeyi yoktu.

Levend Sanayi Mahallesindeki iki dairesini sattı.

Konu memleketse parasına bakılmaz dedi.

Üç şehit amcasının askere alındığı  ve babası 16 yaşında askere alınacakken Kurtuluş Savaşı bittiği için geri döndüğü Tepe'ye koca bir ev  yaptı.

Çanakkale ruhunu yansıttı. Ata yurduna sahip çıktı.

Çocukları, torunları, gelinleri, damatları, torun çocukları konaklıyor.

Köy Konağı ve Cami

Güllüce’ye köy konağı ve cami yapımı için çok çalıştı, teşebbüs etti, arsa temin ettti....

Ömrü vefa etmedi.

Oğlu Rahmetli Hasanın kayınbiraderi Sebahattin Bağ bu görevi tamamladı.

Dünürü Kara Necat[26]i amcanın ismi verildi. 

Köy konağı ve Cami devlete bırakılmadan yapıldı.

Şimdi çok mutlu olduğunu tahmin ederim.

Hoş Bir Sada

Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş. Dünya malı kadıya bile kalmaz.

Üç şey ki insanı izler.

İnsanın iyi işleri…

Bıraktığı çeşme gibi hayratları…

Ve hayırlı evlatları.

Dün köyümüzden bir dostumuz aradı. Arazi meselesi varmış.

Dedim esas olan kimin hakkı olduğu…

Babamın o köyde terkettiği mülkü hatırlattım.

Daha şunu söyledi dün gece:

“Yakup Amcayı  iyi tanırım.” “ Keşke herkes O’nun gibi olsa”. …

 Ne demiştik: “Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.” Babacığım nur içinde yatasın.

Dipnotlar:

[2] Bazı bölgelerde (Talas, Çüy, Oş) rastlanan abice, apçe ‘abla, hala’ şekilleri (aba+ece, apa+ece) olarak çözümlenebilir. Bu tür yerel kullanımların etimolojisi, onların aba/apa kökünden ‘baba’ anlamından geldiğine işaret etmektedir: abece, abice, apçe > (apa ’baba’ + ece ‘abla’) ‘babanın ablası’, ‘hala’ https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2399712 Dilbilimci olmasam da, babaca baba gibi anlamlarında apaca apa gibi kullanımının da olasılığı söz konusudur.

[4] 25 Ekim 1886'da asker alma kanunu çıkarıldı. O yıllarda askerlik 17 yaşında başlayıp 40 yaşında sona eriyordu. Yani askerlik süresi tam 23 yıldı. 21 Mart 1911'de askerlik süresi 3 yıla düşürüldü. https://www.ahaber.com.tr/gundem/2015/03/31/askerlik-suresi-27-defa-degisti Ancak  4 yıl fazla askerlik yaptığı halde terhis edilmemişti. 32 yaşında şehit oldu.

[5] Rençber idi.

[6] Tacir. Hayvan alıp satan kimse.

[7] Hala anne köyüm Harmancık’ın hem elektriği hem yolu bulunmamaktadır.

[8] Ablamın kayınpederi, 22 yıllık askerlik yapan İstiklal Gazisi Saruğgillerden (Sarıklıgiller) Üvez Ali’nin oğlu.

[9] 3091 sayılı 1984 tarihli TAŞINMAZ MAL ZİLYEDLİĞİNE YAPILAN TECAVÜZLERİN ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.3091.pdf

[10] İstamonu çok sevgili dostlarım Yaşar Kayacan ve Hüseyin Karadeniz’in kurdukları gazetenin çok sevdiğim ismi.

[11] Ateş, Selahattin (2022). Batı Karadeniz Sel Felaketinin Birinci Yılı. https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/bati-karadeniz-sel-felaketinin-birinci-yili-1017

[12]Öküzün boyunduruktan çıkmaması için boyunduruğa geçirilen eğri değnekler

[13] Hüseyin Bekiroğlu. Sonradan dünür olurlar.

[14] Cuma günü hem dini hem ekonomik Pazar olan kasaba merkezine Cumayana ya da Cuma yeri olarak adlandırılır. Tüm köyler Cuma günü burada pazarlarını yapar ve Cuma ibadetlerini ifa ederler.

[15]Rahmetli Hacı Fahri Tunç. Şenpazar’daki Tunç Petrolün sahibi. Hacı Yakup Ustanın kardeşi Mahir Usta ile dünür oldular.  

[16] Büyükbaş hayvan başta evcil hayvanlar için kullanılır.

[17]Osmanlı para birimi olan Kaime gayme olarak adlandırılır ve lira yerine kullanılır.

[18] Eve yiyecek alacak paraları dahi yok. Evi de öcüt (borçla) yapacaklar.

[19] Şimdiki Kalaycı Köyü ile ilçe merkezi arasındaki Şehriban Köprüsünü geçince olan ilk düzlük. Hacı Yakup’un babası Kelebekli Hasan’ın Babası Sarı (Hü)Seyin’in babası (Ali oğlu) Terzi Hasan’ın yeri olduğundan buraya Hasan Düzü denmiştir.

[20] Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz. (Türk atasözü)

[21] Parasız yatılı

[22] Kuz, Kuzey.

[23] Üveyik, kumru benzeri kuş.

[24] Karaca, ceylan, küçük geyik. . İngilizce Elk, yani, geyik, buradan geliyor.

[25] Kaş kelimesi Türkçe'de "yığmak, üst üste koymak" anlamına gelir. Vücudumuzdaki gözün üstü anlamındaki kaş Eski Türkçe kaş sözcüğünden evrilmiştir. Eski Türkçe ka- "yığmak, üst üste koymak" demektir. Kaş kelimesi tarihte bilinen ilk kez kaş "1. tepe, 2. gözlerin üstündeki çıkıntı" Orhun Yazıtları (735) eserinde yer almıştır. Kaş kelimesi Türkçe'de "Ocağın veya şöminenin üst tarafında bulunan, üzerine malzeme konulan çıkıntı." anlamına gelir ki, tüm bunlar yörenin eski Türklerin değişmemiş etnik Türk yapısını gösterir.  .

[26] Necati bağ ya da namı diğer Kara Necati.

 

 


Google Ads