logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
kultur-sanat-ve-egitim

Değişen ve Gelişen Sorumluluk Duygusu Üzerine

Daha ilkokul dördüncü sınıf bitmiş, yaz vakti çalışıyordum. Haftalık alıyordum, aklımda yer ettiğine göre belki de para kazanmak bir sorumluluk yüklüyor insana. Kesin bir yorum yapmayayım, belki de dükkânı benim açmam, ustamın sen şu işlerden sorumlusun demesi de etkili olmuş olabilir.

İlk Sorumluluk:

Bir şeyden sorumlu olmak, yani o duygu, sorumluluk duygusu aklıma takıldı bu sefer de. Bana oluyor böyle, bazen aklıma takılıyor bazı kelimeler.

Yine kendime dönüyorum, hatırlamaya çalışıyorum, ne zamandı acaba ilk kez kendimi bir şeyden sorumlu hissettiğim an.

Tahminim kız kardeşim. Ben abilerimin yanında büyüdüm, benden çok büyükler. Aslında en küçük benim. Ama büyük abimin kızı, yeğenim benim için bir kız kardeş aynı zamanda, benden topu topu beş yaş küçük, beraber büyüdük biz. Her zaman kız kardeşim olarak hissettim, halen daha aynı hislerim. Sanırım ilk sorumluluğu o küçüklük yıllarında ona karşı hissettim. Ama o her zaman hayatımda olduğu için öyle kesin bir an hatırlamıyorum sorumluluk anlamında. Tüm hayatımda bir sorumluluk hissediyorum ona karşı.

İlk Çalışma Deneyimim ve Aldığım Sorumluluk:

Biraz daha düşününce Adapazarı'nda fotoğrafçıda çalıştığım o yaz aklıma geliyor. Sabah dükkânı açar, etrafı temizler, hatta bazen sabah gelen olursa onlara ustamın akşamdan hazırladığı zarflar içindeki vesikalıkları verirdim. Bir iki seferinde sabah erken gelen olursa, makasla o vesikalık fotoğrafları dikkatlice kesip zarfa koyduğumu ve müşteriye teslim ettiğimi hatırlıyorum. Ustam yetiştiremiyordu bazen akşamdan hazır etmeyi.

Daha ilkokul dördüncü sınıf bitmiş, yaz vakti çalışıyordum. Haftalık alıyordum, aklımda yer ettiğine göre belki de para kazanmak bir sorumluluk yüklüyor insana. Kesin bir yorum yapmayayım, belki de dükkânı benim açmam, ustamın sen şu işlerden sorumlusun demesi de etkili olmuş olabilir.

Ortaokul Yıllarım:

Başka? Bakın ortaokul birinci sınıftan da bir anı var, hepimize arka bahçeyi taşlarla bölüp yer vermişlerdi, üçerli dörderli guruplar halinde, her gurup verilen yeri düzeltecekti, çiçekler ekildi, taşlarla falan bahçe düzenlemesi yapıldı, her sabah gidip suluyorduk, sağını solunu topluyorduk, ot çıkmışsa temizliyorduk, cidden sorumluluk hissettiğimi hatırlıyorum.

Andımızı Okutmanın Sorumluluğu:

Başka bir şey daha geldi aklıma şimdi, ilkokulda son sınıfta ben sabahları andımızı okutuyordum. Okula geç kalmamak için erkenden okula giderdim, sorumluluk. Geç kaldığımı hatırlıyorum bir seferinde, utanmıştım, yüzüm kızarmıştı başka birinin sesini duyunca okul yolunda telaşla yetişmeye çalışırken.

Andımız konusunda da yazarım bir gün. Bence o genç dimağlarımızda önemli bir ritüeldi. Vatan sevgisi, Atatürk ve modern Türkiye'nin genç dimağlarda filizlenmesi için önemliydi. Şimdikiler için ülkeyi dönüştürmek istedikleri yolda bir engel, o yüzden kaldırıldı. Bunu anlayabiliyorum. O yüzden mutlaka geri gelmesi lazım.

Neyse, konumuza dönelim.

Ortaokuldan, Kuleli yıllarından öyle özel bir anı kalmamış aklımda sorumluluk hissi anlamında, bir sürü konuda sorumluluk hissetmişimdir mutlaka, ama öyle özel bir anı yok demek istiyorum. Biraz gençlik yıllarının heyheyli zamanları sanırım, uçarı olduğumuz yıllar. Sorumluluktan çok başka duygular baskın o yıllarda.

Üniversitede sorumluluk duyacağım bir şey var mı? Kendimden başka, dersler belki, kimi arkadaşlar desem, âşık olduklarım, aslında hayır, hiçbirinde sorumluluk ana duygu değil. Bir tek dayımın kızı, beraber okuduk ODTÜ'de. O eğitim fakültesindeydi. Biraz uzak kalıyordu. O yüzden çok sık görüşemesek de, o çok fark etmemiştir zaten, ama bir gözüm üstündeydi, ablamın kızı, biricik yeğenim de öyle. O da Ankara'da okuyordu. Hacettepe'de. O da uzak kalıyordu, ama benim sorumluluğumda hissediyordum. Sen erkeksin, onlar kız, ne yapabileceksen o yaşta, yine de ailevi sorumluluk işte.

Erk! Tarih boyunca önemli olmuş insanoğlunun kurduğu düzende. Bu da ilginç konu aslında, bir gün üzerinde düşünmek lazım detaylıca.

Çalışma Hayatı:

Yine aynı şekilde okul bitmeden başladığım iş belki, sorumluluk hissediyordum tabii ki yaptığım işte, ama yine ana duygu sorumluluk değildi bence. Ben daha çok anlamaya çalışıyordum yaptığım şeyi, okulda öğrendiklerimden çok farklıydı yaptıklarımız, okulda derinlemesine incelerken konuları, burada standartlara bakıyorduk sadece, formüller belli, formüle koy çıkart sonucu, çiz, kontrol et, tamam. Hiç görmediğim Türkçe kitaplardan her şey için bir hesap yöntemi, dairesel bir merdiven hesabı yaptığımı hatırlıyorum, sadece alttan ve üstten mesnetli, burkulma hesabı, ilk defa duyuyordum birçok şeyin Türkçe karşılığını, ilgimi çekmişti doğrusu, asistan olarak çalışıyordum, henüz okul bitmemişti, sorumluluktan daha başka bir şeyler o duygular. Sanki okulda boş şeylerle uğraşmışız gibi gelmişti o zaman. Yıllar sonra daha iyi anladım ODTÜ'nün farkını. Bazı şeylere karar vermek gerektiğinde analitik düşüncenin farkı başka oluyor. Mühendis olduğunu o zaman anlıyorsun.

Yine de sorumluluk yardımcısı olduğum büyük ustam rahmetli Necdet Burgul'un omuzlarındaydı o günlerde. Saygıyla anıyorum kendisini.

İş Hayatı:

Daha sonraki işim Terzibaşoğlu proje bürosu. İş hayatımda ilk kez sorumu olduğumu Ali Bey'in bir gün gelip at şu projenin üzerine imzanı dediğinde hissetmiştim. Ankara metrosunun Batıkent köprü geçişlerinin dizaynını yapıyorduk. Birçok projeye imza attık beraber daha sonraki yıllarda. Ali Terzibaşoğlu'nu da saygıyla anıyorum.

Sonraki yıllarda her yaptığım işin doğal olarak sorumluluğunu omuzlarımda hissettim. Mesleki sorumluluk ağırdır. Yine aklıma özel bir şey gelmiyor, iş hayatı, kendince türlü türlü anısı var.

Rahmetli anacığım da aklımın bir köşesinde hayatımda sorumluluk hissettiğim kişilerden. Eşim de öyle, ailem tabii ki, yeğenlerim, ama sorumluluk yanında derin bir sevgiyle karışık, içinde gurur duygusu da yaşatan sanırım evlatlarımız. Çoğumuz bu duyguyu tatmıştır. Başka bir şey. İnsan belli bir yaşa gelince artık fark etmiyor anını, içinden doğanın yüklediği kodlarla ailesine karşı sorumlu oluyor zaten.

Çalışanlarımızdan Sorumlu Olmak:

Bir arkadaşımla sohbetimizde Deniz, ben şu kadar insandan sorumluyum, aldığım işlerde bunu dikkate almam lazım, öyle hemen riske atamam demişti her şeyi. O an biraz algılamıştım, biz çalışanlar aslında sadece kendi kendimize yaşamıyoruz, işverenler, çalıştığımız firmalardaki iş sahipleri gerçekten sorumlu aslında çoğumuzun hayatından. En azından öyle olmalı. Arkadaşımı takdir ediyorum.

Bir yandan da aklımda soru işaretleri beliriyor, kaç tanesi bu sorumlulukla iş yapıyor acaba. İş hayatında ne kadar riskli işlere atılıyorlar. Sonu iyi bitmeyince de ne yapalım, buraya kadarmış deyip bırakıyorlar.

Karadenizli laz müteahhitler iyi örnek bu duruma, fıkralara konu olmuş, en belirgin özellikleri çok riskli iş yapmaları, gözlerinin kara olması, biraz da kıvrak zekâları belki, ama risk para demek, şansın varsa büyük paralar kazanabiliyorsun.

İşler kötü gidince patronların içine düştükleri durumu anlıyorsun, ama bir yandan seni içine sürükledikleri durumla da sen bir başına kalıyorsun. Son yıllarda ne kadar insan işsiz kaldı ne kadar çok insan şu an işsiz. Sorumlusu kim tüm bu işsiz gezinen insanların?

Tabii bir de uyanıklar var, elindeki işçiyi işten çıkarıp gelen göçmenleri işe alanlar, bu da ayrı bir yazının konusu.

Baştakiler diyoruz basit çıkarımla, belki de kaçıyoruz durumu derinlemesine irdelemekten. Kendimize güvenimiz de yok çoğu durumda, elimizi bir taşın altına koymak istemiyoruz klasik deyimiyle. Birilerine yüklüyoruz sorumluluğu aklımızda, sadece hayıflanıyoruz çoğu zaman. Zor geliyor düşünmek herhalde.

Asıl Sorumluluk:

Halbuki "düş" düşüncenin kök kelimesi. Düşlerimizin peşinden koşarsak, emin adımlarla ama, düşünerek, bir yolunu buluruz gibi geliyor bana sorunların.

İşte asıl sorumluluk bu bence. Kimseye bırakmamak lazım sorumluluğu, güzel bir duygu, biz sorumluyuz her şeyden, yaşamdan. Yaşamak sorumluluk demek zaten diğer bir açıdan bakınca.

Bizleri yönetmeye niyetli olanları seçme sorumluluğu bizim omuzlarımızda. En büyük sorumluluğumuz bu galiba şu kısa hayatta.

Hayatımızın sorumluluğunu hissedelim omuzlarımızda artık, önce düşleyelim güzel geleceği, sonra düşünelim, geleceğimiz kendi elimizde, düşününce doğru karara varacağımızdan eminim.

Biz kendimiz sorumluyuz güzel bir gelecek kurmak için birlikte.

Güzel bir gelecek ümidiyle.


Google Ads