logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
kultur-sanat-ve-egitim

Eski Türklerde Çocuğa İsim Nasıl Veriliyordu?

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 28.03.2022
  • Süre : 5 dk
  • 422 kez okundu

Sırlarla Dolu Türk Kültürü

Türklerde çocuklara ad koymak, çok önemli bir olay olarak kabul edilir, çocuğun adı ile alın yazısı arasında bir bağ kurulurdu. Yeni doğan çocuğa ad koymak için oba çadırın da bir tören yapılırdı.

Çocuğun babası veya ebesi; misafirler arasındaki boy başkanına, saygı değer tanınmış bir misafire veya boyun dini lideri olan Şamana dönerek "çocuğa bir isim vermesini" rica ederdi. Böylece çocuğun ilk adı konulmuş olurdu. Çocuğa konulacak ismin uğurlu ve yakışan bir isim olmasına çok dikkat edilirdi.

İsim Koyma Törenleri:

Nitekim çocuk hastalanırsa, isim koyma töreni çocuğun doğumundan birkaç gün sonra ya ertelenirdi. Baba; akrabalarına, yakınlarına ve dostlarına kendi durumuna göre bir ziyafet şenliği tekrar düzenlediğin de, bu şenlikte çocuğun ebesi de bulunur ve ev sahibi gibi davranarak misafirlere yiyecek ve içeceklerini o dağıtırdı. "Adı ağır geldi" denilerek bu yeni doğan çocuğa isim verilirdi. İsim koyma işi bittikten sonra ebe, birer birer misafirlerin önünden geçerek, onların çocuğa getirdikleri "diş" ismi verilen hediyeleri toplar ve götürüp beşiğin üstüne koyardı.

Adı değiştiren kimseye birtakım hediyeler verilirdi. Altay Türklerinde çocuğun adını babası verir ve bu ad çoğu kez doğumdan sonra eve ilk giren misafirin adı olurdu. Altay ve Yenisey Türklerinin bir dönemde özel adlar taşımadıkları anlaşılmaktadır. Bunlar bu dönemde ya kabilelerinin adını taşıyorlar veya çocuk adsız geziyordu. Bir diğer deyimle çocuğun adı "adsız" olurdu. Ancak üstün yetenek ya da bir savaşta yararlık göstermiş olanlar özel "ad" taşımak onuruna ve ayrıcalığına kazanabilirlerdi.

Dede Korkut Hikayelerinde Ad Koyma:

Bu durum, Dede Korkut öykülerinde şöyle geçer: Kişilere adını veren Korkut Ata’dır. Ana ve babanın verdiği isim gerçek ad değildir, geçici addır. Çocuk, gerçek ismini avda veya savaşta bir yararlık, bir kahramanlık gösterdikten sonra alır. Dirse Han oğlu, karşısına çıkan bir boğa ile dövüşüp onu öldürdükten sonra "Boğaç" adını almıştır. Bamsı Beyrek'e, bezirgânların malını soygunculardan kurtarması üzerine bu ad verilmiştir...AD koyarken, çocuğun yaptığı kahramanlığın, isim almasını hak ettirecek şekilde bir yiğitlik olup olmadığının herkesçe kabul edilmesi şarttır. Oymağın Reisi veya Kamı tarafından verilen bu gerçek ismi alan yiğit, boyun üyesi ilan edilirdi.

Yakut Türkleri:

Yakut Türkleri, isim koyma konusunda eski geleneklerini az çok değişik biçimde sürdürmektedirler. Bunlar çocuğa ilk adını doğumdan üç ay sonra, asıl adını da çocuk yay basıp ok atmaya başlayınca verirler.

Kırgızlar ile Kazaklarda çocuğun ismi on beş günlük olunca verilirdi. Çoğu kez ad, doğum sırasında geçen bir olaydan, yapılan bir işten kaynaklanarak seçilir veya eve ilk gelen misafirin adi verilirdi: Konukgeldi, Kıpçakgeldi, Çuçi gibi adlar böyle verilmiş adlardandır. Eski Türkler de çocuklarına doğdukları sırada gördükleri nesnelerin veya o günlerde olup biten önemli bir olayın adini verdikleri de görülürdü. Saldıran düşmanı yendikleri sırada doğan çocuklara: Yağıbastı, Yağıgeldi, Kurtulmuş gibi; güneş doğarken doğan çocuklara: Gündoğdu, Akkuyas, Güngördü, Akgün gibi; koyunlara kurt saldırdığı gece doğan çocuklara: Kurt, Kurtgeldi, Kurtbeğ, Kurtbey, Börübay gibi adlar koyulurdu. (Yağı=Düşman, börü/böri=Kurt). Bundan başka, çocukları yaşamayan aileler, gelenek olan bir inanca göre, çocuğun ismi ile onun hayatı ve kaderi arasında yakın bir ilgi olduğuna inandıklarından, çocuklarına: Yaşar, Binyaşar, Ölmez, Dursun, Durdu, Tavşan, Kurç (Çelik) gibi adlar verirlerdi.

Kötü ismi olanlara, Şamanist inançlarca ölüm meleği nefret eder de gelmez düşüncesiyle kötü adlar koymak adetleri de vardı. Kazakların anlattığına göre, evladı yaşamayan Çepisbay Ağa; oğluna, evimize Azrail gelmesin diye "Rus" ismini vermiştir. Altay'larda da önceki çocukları ölmüş olan aileler, yeni doğan çocuğuna mümkün mertebe kötü ad takarlardı: İtgördü, Köpek, İtalmaz, Domuz, Balçık gibi.

Çocuğun Babaya Sembolik Satılması:

Eski Türklerin bir başka âdetine göre, çocuk yasasın diye ebe tarafından babasına sembolik olarak satıldığı olurdu. Çocuk doğar doğmaz ebe çocuğu kucağına alarak dışarıya çıkarır ve onu güya babasına satardı. Babası da satın aldığı çocuğuna erkek se Satılmış, kız ise Satı adını verirdi. Zamanımız da bu gibi isimler genellikle bir evliyaya adanmış ve satılmış olarak kabul edilen çocuklara konulduğu görülmektedir. Başkaları da satış bedeli olarak babanın ebeye, çocuğun ağırlığınca demir verdiği söylenir.

Çuvaş Türkleri:

Bu gelenek Çuvaş Türklerinde, ebe çocuğu şamana verir ve çocuğu babasına şamanın satması seklinde olurdu. Şaman, çocuğu alarak babasına gelir ve: "Çöplükte bir çocuk buldum, satacağım" der. Baba, şamanın istediğini vererek çocuğunu satın almış olur ve artık yaşayacağına inanırdı.

13. ve 14. yüzyıllarda Hindistan'da egemen olan Türkler de isimle ilgili bütün geleneklerini korumuşlardır. Bu yüzyıllarda Türkler arasında en çok rastlanan isimlerin başın da şunlar gelmektedir: Kutlu, Aybeg, Alphan, Tuğluk, Küçlü, Arslanatar, Buğrahan, Tuğrul ve İltutmuş. Eski Türklerde var olan bu geleneklerden birçoğu zamanımızda halk arasında bilerek veya bilmeyerek devam etmektedir.

Yukarıda açıkladığım Türklerde ad koyma töresi diğer bir deyişle geleneğini çeşitli kaynaklardan alıntılar yaparak kendi yorumumla size anlattım. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ad koyma ritüelinin basit bir konu olmadığıdır.

Talas Savaşı ve Sonrası:

Türkler 751 Talas savaşından sonra zaman içinde İslamiyet’in kabulüyle Arap kültürüyle tanıştı.

Türkler, Anadolu coğrafyasına göç etmeleriyle birlikte etkileşimi daha da arttı.

Sonuçta da Arap kültürü, TÜRK kültürüne baskı yapmaya başladı. Cumhuriyetin kuruluşuna kadar bu Arap kültür baskısı Türk kültürüne baskı oluşturdu. Türkün rehberi edinilmeye çalışıldı. Oysaki biz sadece İslam dinini seçmiştik, Arap kültürünü değil.

Cumhuriyet Dönemi Türk İsimleri:

Konuyla alakalı olarak bir gerçeği daha burada ifade etmeden geçemeyeceğim. Cumhuriyetin kurulduğu tarihlerde çocuklara verilen isimlere dikkat ederseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız! Şöyle ki; Atilla, Teoman, Cengiz, Timur, Korkut, Ata, Kubilay, Kağan vb. isimlerinin ne kadar yaygın olarak verildiğini görürsünüz. Kurucu iradenin bu konu da ne kadar hassas olduğunu, Atatürk’ün bizzat yakın çevresindekilere verdiği Soyadlarından bu gerçekliği daha iyi anlayabilirsiniz.

Bura da bunları tek tek yazmaya da gerek görmüyorum. Buraya kadar Türkler de "ad" koymanın önemini ve yazıyı kaleme alan yazar olarak da kısaca tarihsel süreç içinde kendi yorumumu da dile getirdim. Şimdi de günümüz sosyolojisini dikkate alarak kısa bir tavsiye de bulunmak isterim.

Çocuklara İsim Vermenin Zorluğu:

Çocuklara isim koymanın bazen ne kadar zor olduğunu biliyorum. Büyüklerin seçtiği isimler, aile büyüklerinin isimlerinin konulmasına ilişkin gelenekler, tanıdıklarınızın önerileri ve sizin beklentileriniz arasından isim seçmek zor olabilir. Dünyaya getirdiğiniz canlıya isim koymak, onun yaşamı boyunca tanımlanacağı kelimeyi seçmektir. Bu nedenle çok özenli olunması, birçok etmenin düşünülmesi gerekir.

Çocuklar ismini taşıdığı büyüğün, kahramanın yükünü de taşırlar. Onlardan büyük adam olmaları beklenir. Aile büyüğünün adını yaşatmaya çalışmak ise bir başka yüktür. Daha doğduğunuz an sizden beklentileri belirler. Onlar kadar iyi, onlar kadar başarılı, akıllı kısaca onlara atfedilen ne kadar özellik varsa hepsi çocukta toplanmaya çalışılır. Bir ölünün yaşamını isimle sürdürmek yorucudur. Adları aynı olsa da, kimse kimseyi idame ettiremez. Bu yükü taşımak zordur. Aynen adınız güç simgesi ise güçsüzlüğünüz, adınız kahramanlık anlatıyorsa korkmanız, adınız güzellik tanımlıyorsa yetersizliğiniz çocukluğunuz boyunca yüzünüze vurulur. Gençliği, diriliği anlatan isminizin anlamı yaşlılığınız da hüzün olur. Kısacası çocuklara isim verirken özenli olmak gerekir. Bizim hoşumuza gitmesi, değişikliği, bilinmezliği, anlamsızlığı ya da anlamı çocuğumuza zarar verebilir.

Sonuç:

İlerde alışsa da siz ona o isimle seslenmekten zevk alsanız da, adı nedeniyle çocukluğu boyunca çekeceği sıkıntı geçmeyecektir. Anne-baba olmak ciddi bir iştir. Zevkinin yanı sıra aile olmaya karar vermekten, doğan çocuğa isim koymaya değin özen ister. İsimleri kendimiz için değil, çocuklar için seçelim. Seçelim ki sıkça söylediğimiz gibi adları ile mutlu yaşlansınlar.

Saygı dolu sevgiyle kalın..."Ne Mutlu Türküm Diyene"


Google Ads