logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
kultur-sanat-ve-egitim

Şükür Kavramı Gerçekte Ne Anlama Gelir?

“Dilim beni dilim dilim etti” halk deyişinden yola çıktığımızda, günümüzde en yaygın ve bir o kadar ruhu zehirleyen yaklaşımların başında “şikâyet etmek” gelmektedir.

Şükür, manevi dünyamızın olmazsa olmazlarındandır:

İnsan, iki değer üzerinde hayatına devam eder. Bunlardan biri maddi dünya değerleri, diğeri de uçsuz bucaksız manevi değerler manzumesidir. Şimdi size manevi değerlerin en önemli olgularından biri olarak gördüğüm, ‘şükretmek’ kavramından biraz bahsetmek istiyorum.

Bildiğiniz üzere, felsefe dünyasında insanlığa yol gösterici kuramlar ve manevi inançların temeli olan değerler irdelenir. Bunlar üzerinden çıkarılan sonuçlar İnsanoğluna bir yaşam felsefisi olarak sunulur. İnsanoğlu zaman zaman bu dünyada var olmanın, yaşamanın, sonsuz nimetlerinden yararlanmanın bir lütuf olduğunu unutuyor. Şükredenlerin sayısı azaldıkça, şikâyet edenlerin sayısı hızla artıyor. Sanki aralarında bir korelasyon var gibi şükür-şikâyet mekanizması birbirine ters işliyor.

İstenirse Şükredecek Sayısız Şey Bulunabilir:

Yakın çevremizden başlayarak toplumu oluşturan insanlarımız, gelişen olaylar, ilişkiler, beynimizde oluşan, dudaklarımızda söz olarak hayat bulan düşünceler karanlık bir dünya, karanlık bir ayna yansıtıyor. Biraz derin düşündüğümüzde, her şeyimizle, baştan aşağı bizi Yaradan’a borçlu olduğumuzu idrak ederiz. Herhangi bir dine inanmasa da insanların çoğunluğu bir Yaradan’ın varlığını kabul eder malumunuz.

Aldığımız her nefes, içtiğimiz her damla su gördüğümüz her renk, bizi besleyen toprak ve yalnızlığımızı paylaşabildiğimiz her dost bize sunulan birer nimettir. Bir biçimde hayatımızda olduklarından, yokluklarını bilmediğimizden belki de alıştığımızdan kanıksadığımız nimetlerdir bunlar. Hep daha fazlasını istediğimiz için de üzerinde pek durmayız, varlıklarına şükretme gereği bile duymayız.

Bu lütufların Tanrı’dan geldiğini tam olarak idrak eden kişi, borcun altında ezilmek istemez. Karşılığını ödemek için çabalar. Ödemek ise, tüm canlıları sevmek, maddi, manevi ihtiyacı olanlara yardımı esirgememek, muhtaçlara el uzatmak, etrafındaki tüm canlılara güler yüzle yaklaşıp tatlı bir dille hitap etmektir. İnsanlığın mutluluğu, gelişmesi, birliği adına çalışmalar yapması ne denli borcu ödemeye yönelikse, yaşama sevincini duyması da şükrün ifadesi, o ölçüde dışa yansımasıdır.

Şükür Borcu Nedir?

Şükür, iyilik edenin, nimet verenin kıymetini bilip bunu yaşamında sevinç ile, huzur ile çevresine sunmaktır. Her türlü nimetin gerçek sahibinin “Tanrı” olduğunun şuuruna varmaktır. Yer, Gök ve Denizler hatta yeryüzünün derinlikleri insana sayılamayacak bereketlerle donatılmıştır. Bunun yanı sıra insana akıl ve düşünme gibi üstün yetenekler verilmiştir.

Fars şairi ve İslam alimi Sadi-i Şirazi, “İnsan her nefesinde Allah’a karşı iki şükür borçludur” der. Çünkü bir soluk alıp vermekte hayatını iki kez bağışlayan, can veren Allah’tır. Ona dil ile şükredebiliriz ya da adını anarak, nimet sahibi olduğuna inanarak, derinden iman ederek kalp ile şükredebiliriz. Eylem ve hareketlerimizle şükredebiliriz. O’nun bizden istediklerine uygun yaşayarak ve hiçbir canlıya zarar vermemeye gayret ederek, hatta onlara duyduğumuz sevgi ile şükrü bir eyleme de dönüştürebiliriz.

Şükretmenin Güzelliği:

Mevlana’nın, “Nimete şükür nimetten hoştur” sözünü hatırlayarak, bizi şükürden alıkoyan, toplumsal bir alışkanlığımız olan dil günahı şikâyeti de insani bir zaafımız olarak kabul etmek durumundayız. Burada da “Dilim beni dilim dilim etti” halk deyişinden yola çıktığımızda, günümüzde en yaygın ve bir o kadar ruhu zehirleyen yaklaşımların başında “şikâyet etmek” gelmektedir.

İnsanoğlu çoluğu, çocuğundan, komşusundan, geçmişinden ve geleceğinden, işinden, kazancından hiçbir şey bulamazsa kendinden şikâyet etmeyi adeta huy edinmiştir. Oysa şikâyet bir anlamda, akıl eksikliği, bakış körlüğüdür. Kolaya kaçmak, aczimizi ortaya koymaktır.

Şikâyet Karamsarlık, Şükretmek İyimserlik Yayar:

Daha geniş açıyla diyebilirim ki, beceriksizliğimize, tembelliğimize, bilgi eksikliğimize, okumama alışkanlığımıza ve en kötüsü düşünme tembelliğimize kılıf aramaktır. Şikâyet ne kadar karamsar olmaksa, şükretmek de o denli iyimser olmaktır. Şikâyetçi, karamsar insanları, doymak bilmeyen nefislerini, oluşturdukları olumsuz tabloyu ancak şükreden insanların iyiliği, hayrı, sevinci ve sevgisi tedavi edebilir. “Tedavi” kelimesini ısrarla yazıyorum çünkü şikâyet ve şuursuzluk her gün biraz daha hastalık boyutuna tırmanmaktadır.

Şikâyet insanı Tanrı’dan ne kadar uzaklaştırıyorsa, şükür o kadar yaklaştırır. Şükrün tam tersi olan şikâyet; beynimizi, gönlümüzü ve bedenimizi tümüyle olumsuz enerji adeta manevi zehir ile doldurmaktadır. İnsanlığın hayrı için, mutluluğu için, güzel ve doğru bir geleceği için, Tanrı'ya daha yakın olabilmesi için “Hangisi daha hayrımızadır?” diye soracak olsanız, düşüncelerimi hiç tereddüt etmeden “şükür” ile noktalarım.

Sonuç:

Bu yazıda geçen kelimeler dahil, şükür ve şikâyet benzeri kelime ve kavramları doğru anlamak ve anlatmak için önce çok okumak, sonra da çok çalışmak gereklidir diye düşünüyorum. Benim anlattığım "şükür" kaderine razı gelmek ve üst akıl tarafından dayatılan bir hırka, bir kazağa razı gelme mottası değildir.

Benim anlattığım manevi dünyamızdaki bir olgunun tasvir ve anlatımıdır. Hep birlikte içimizde var olan güzelliklere şükredelim. Kötü olan yanlarımızı da azaltmak için çaba sarf edelim. Bu hepimizin yararınadır.


Google Ads