logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
kultur-sanat-ve-egitim

Türk Kültüründe Şamanizm’inin İzleri Ve Bilmeden Uyguladığımız Gerçekler

Aslında, "Şamanizm ve Arap kültürü arasında kalmış bir ulustur TÜRKLER" diye bir tanımlama getirsek, herhalde yanlış olmaz.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 18.02.2022
  • Süre : 5 dk
  • 464 kez okundu

Aslında, "Şamanizm ve Arap kültürü arasında kalmış bir ulustur TÜRKLER" diye bir tanımlama getirsek, herhalde yanlış olmaz.

Çoğumuzun bilmeden uyguladığı bir sürü RİTÜELİ vardır biz TÜRKlerin... Bu biz TÜRKlerin kadim kültüründen gelmektedir, ama sorgulamadığımız için bilmeyiz... Çoğunuzun da bilmediğinden adım gibi eminim(!)... Ben de bir çocuğun büyüklerine sorduğu gibi... Neden(?), Nasıl(?) ve Niçin(?) sorularını kendime sorduğum zaman, TÜRK töresi ve kültürün de rastladığım olguları sizlerle paylaşmak isterim... Bunların uygulamaları ile her an SOSYAL hayatımızda karşılaşır ama hiç sorgulamayız(!)... İŞTE biz TÜRKlere ait o ritüeller... ŞAMANİZM’den MÜSLÜMANLIĞA geçişi yüzyıllar öncesine dayanan TÜRKlerin; günümüzde ŞAMANİZM’den kalan birçok adet ve gelenekleri bulunuyor... Bu yazımda bunlardan birkaçına değinmek istiyorum:

Su dökerek uğurlama:

Gidenin arkasından su dökmek eski TÜRKLERDEKİ su kültünün doğurduğu bir adettir...

Mum:

Câmi avlularında MUM yakılması, ağaçlara BEZ ve ÇAPUT bağlanması da ŞAMANİZM döneminden günümüze aktarılan geleneklerdir...

Tahtaya vurmak:

Yine, istenmeyen bir olay duyulduğunda TAHTAYA el ile tokmak gibi ÜÇ kere vurulması da kötülükten korunmak, KÖTÜ RUHLARIN duymasını önlemek amacına yönelik eski bir ŞAMAN inanışıdır...Bazısı AMERİKALILARA da geçmiş adetlerdir...Geçerken Kuzey Buz Denizi’ndeki Bering Boğazını kullanmış olsa gerektir... Zira Amerikalılar da “knock on the wood” deyip 3 defa tahtaya vururlar...

Kurşun dökme:

Kurşun Dökme de ŞAMAN geleneklerinden kalan bir âdettir. Şamanlar bu ritüele “KUT DÖKME” anlamına gelen “Kut Kuyma” adını vermişlerdi... İnsana musallat olan KÖTÜ RUHLARIN olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak çok eski dönemlerde uygulanan sihir KÖKENLİ bir ritüeldi...

Kırmızı kurdele:

LOĞUSA kadınların başına bağlanan KIRMIZI KURDELE ŞAMAN döneminden günümüze kadar ulaşmış bir adettir...Bu kurdelenin ANNEYİ ve yeni doğan ÇOCUĞU, albız denen ŞEYTANA karşı koruduğuna, özelikle BEKTAŞİLİK ’de gözlemlenen mezarın başına bağlanan KIRMIZI kurdelenin da ÖLÜYE KÖTÜ ruhların musallat olmasını engellediğine inanılır...

Ay:

Anadolu’da yeni ayın görünmesi sırasında yere diz ÇÖKEREK niyaz edilmekte, gökyüzüne, aya ve toprağa bakarak dilekte bulunulmaktadır... Yeni ayın yeni umutlara ve yeni başlangıçlara vesile olacağı düşünülür... Bu olgu da TÜRKLERİN eski GÖK-TANRI inancından kaynaklanmaktadır...

40 Sayısı:

Eski TÜRK inanışına göre RUH fizikî bedeni 40 gün sonra terk etmektedir... TÜRK destanlarında kırk sayısı çok yer alır ve kırk YİĞİTLER, kırk KIZLAR epeyce geçer... MANAS destanında olduğu gibi, DEDE KORKUT hikâyelerinde KIRK yiğitler görülmektedir... Kırgız TÜREYİŞ efsanesinde de, Sağan Han’ın bir kızı ve otuz dokuz hizmetçisi ile kırk kız bir gölün kenarına giderek sudan gebe kalmışlardı... OĞUZ’un verdiği şölende, diktirdiği sırıkların boyu kırk KULAÇ uzunluğunda idi...Hikâyelerde ve masallarda kırk GÜN ve kırk GECE  düğünler, kırk HARAMİLER, kırk SATIR ve kırk KATIR çok geçer... Bazı ejderhalar vardır ki onlar yenilmez ve ölmezler, ancak bunların tılsımları bozulursa ölürler...Bu gibi EJDERHALARIN  kırk günlük bir uyku zamanı vardır...İşte bu zamanda ejderhanın yanına gidilir, üzerinden KIRK tane kıl koparılır, ateşe atılarak yakılırsa EJDERHA da ölür... 40 sayısı da totemcilik döneminden kalma bir inanıştır... Semavi dinler dâhil tüm dinlerde 40 sembolizmasının görülmesi dinlerin evrim süreci konusunda fikir vermektedir... İSLAMİYET’te ölümün ardından 40 gün geçtikten sonra KUR ’an ve MEVLİT okutma âdetlerinin, MUSA’nın TANRI’nın buyruklarını Tur dağında 40 gün 40 gecede almasının, eski MISIR’da FİRAVUNUN ölümünden KIRK gün sonra CENNETE gidebilmek için bir boğa ile mücadele etmek zorunda kalmasının, HIRİSTİYANLARın paskalyaya 40 gün oruç tutarak hazırlanmasının, AYASOFYA kilisesinin zemin katında 40 sütununun ve kubbesinde de 40 penceresi olmasının kökeninde o devirlerden kalma Şaman veya totem geleneklerine benzetilmektedir...

Mezar taşı:

ŞAMAN ayin sırasında yardımcı ruhlarını kullanmaktadır...Ölülerin, ailenin VEFAT etmiş büyüklerinin, eski Şamanların ruhlarının, ormanın, suyun ve yerin yardımcı ruhlarının da Şaman’a yardım ettiği kabul edilir...Ölen büyüklerin ruhlarının çoğalması sonucu bu ruhların en kıdemlisinin ruhların başına geçeceğine ve bunun da diğerlerinin yardımı ile Şaman’a yol göstereceğine inanılır...

KUŞ biçiminde düşünülen bu ruhlar ŞAMAN'a gökyüzüne yapacağı yolculukta yardımcı olmaktadırlar... Toplumda ULU kabul edilen kişilerin ölümünden sonra ruhlarından medet ummak mezarları kutsamış ve bu yerler medet umulan yerler hâline gelmişlerdir... Günümüzde MEZAR, TÜRBE, YATIR ve benzeri yerlerin ziyareti ve bunlardan medet umulması da bu inanç sisteminin devamı olarak ortaya çıkmıştır... Eski TÜRKLERDE mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir...Ayrıca mezarın veya mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir... Arap dünyasında mezar taşı yoktur...Ölünün toprakla bütünleşmesi ve zaman içinde kaybolması istenir... Kutsanması günahtır...Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın sanat eseri hâline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece ANADOLU’da görülmektedir...

Dilek tutma:

GÖK-TANRI inancında kanlı kurbanlardan başka bir de kansız kurbanlar vardır...Saçı, yalma, yani ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar, ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler bu kansız kurbanlardır...

Ölüm:

ŞAMANİZM’de köpek RUHUN yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir... Sıradan bir kişi bu RUHU görürse bu onun pek yakında öleceğine işaret sayılır...ANADOLU ’da günümüzde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır... Köpeklerin bazı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır...

İçki:

ŞAMANLAR (kamlar), TANRI ve koruyucu ruhlar için arak (rakı) saçı saçarlar, bu kansız kurban sayılır... Oysa İSLÂM’da içki içilmesi kesinlikle yasaklanmıştır... Eski TÜRK kültüründe İÇKİ içilmesi yaygın bir gelenektir... Özellikle DÜĞÜNLERDE ve mutlu günlerde MÜZİK eşliğinde İÇKİ içilmesi geleneği vardır...

Kubbe:

Ayrıca, cami mimarisine kattığımız “KUBBE” GÖK TANRI DİNİ’nden taşıdığımız bir durumdur...

Nazar:

ANADOLU ’da halk arasında “NAZAR” olgusu çok yaygın bir inançtır...Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bunların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük yaptığına inanılır...Bunun önüne geçmek için “NAZAR BONCUĞU”, “DEVE BONCUĞU”, “GÖZ BONCUĞU” vs. takılır...Nazar olgusu da eski TÜRK inançlarındandır...

Halı kilim desenleri:

ŞAMAN’ın üzerine giydiği giysiye yılan, akrep, çıyan, kunduz gibi yabanî ve zararlı hayvan şekilleri çizilerek onların kaçırılacağına inanılırdı... Bugün ANADOLU ’da TÜRKMEN köylerinde dokunan halı, kilim gibi örgüler ŞAMAN giysilerinin izlerini taşımaktadır...

Müzik:

ŞAMANLAR ayinlerinde DAVUL ve KOPUZ kullanmışlardır... Müziksiz bir ayin düşünülemez... Oysa İSLÂM DİNİNDE KUR’an dışındaki dinî eserlerin müzikle okunması günahtır...ŞAMAN geleneğinin devamı olarak ANADOLU 'da Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır... MEVLİT ve İLAHİLER sadece ANADOLU ’da uygulanan müzikli anlatımlardır...

Bu bir ARAŞTIRMA yazısıdır, mümkün olduğu kadar yorum yapılmamıştır... SAYGI dolu sevgiyle kalın diyorum...

Kaynak:

Şamanizm(kamlar) ve TÜRK kültürü yayınları.


Google Ads