Site İçi Arama

kultur-sanat

"Aşk, Sevgi, Tutku, Alışkanlık" Üzerine

Aşk:

Bugün günlerden pazar, size daha evvel yazılarım da sosyoloji biliminin insan hayatına kattığı güzelliklerden bahsetmiştim. Bugün de pazar söyleşisi tadında, yaşı, zamanı belli olmayan, "AŞK" olgusundan bahsedeceğim...

İnsan oğlunun var oluşundan yaşadığımız her an’ın içinde olan bu olguyu size aklım erdiğince, kalemim yazdığınca anlatmaya çalışacağım. Tabi bunu yazarken bu konuya sosyolojik yaklaşacağımı ve felsefi bir bakış açısıyla anlatacağımı bilmenizi isterim. İşte hepinizin bildiği "aşk ve tutku" ama arasındaki ayrımı yapamadığımız konuya aşkla başlayalım. Hazırsak hayat dersi başlasın perde. Aşk üzerine nice şarkıların, şiirlerin, romanların yazıldığı, uğruna nice acıların çekildiği, var olduğu "an" dilimleri için de baş döndürücü hazların yaşandığı bir duygu şu aşk denilen şey. Herkesin istediği ama çok az kişinin ne olduğunu bildiği bir kavram ne olduğu pek bilinmediği için de başka duygularla sıklıkla karıştırılan bir şey. Kadın erkek ilişkileri içinde en çok karıştırılan kavramlar aşk, sevgi, tutku ve alışkanlık...

Özellikle aşkı ya da tutkuyu "sevgi" sanan insan o kadar çok ki. Aşk; genellikle birdenbire hissedilen bir duygudur. İçinde heyecan, karmaşa, cinsel çekim vardır. Âşık olunan kişiyi düşünmek bile insanın içinin heyecanla dolması için yeterlidir. Aşk, zamanla oluşan bir duygu olmadığı için, çiftler birbirlerini yeterince tanımaya fırsat bulamazlar. Âşık olunan kişiye, kişinin gerçek özelliklerinden çok, aşığın kendi kafasında oluşturduğu, görmek istediği özellikler yakıştırılır. Aşk kapıdan içeri girdiğinde mantık pencereden dışarıya çıkar der filozoflar. Bundandır ki kişi duygularının pençesindedir artık. “Aşkın gözü kör” olduğu için de sevgili kusursuzdur. Âşık olunan kişiyi bir an bile olsa görmek için saatlerce beklemek ya da kilometrelerce yol kat etmek olağan davranışlardandır, bunların hepsi birer yaşanmış gerçeklerdir. Her telefon çalışında yüreği hoplar insanın, derin bir boşluğa düştüğünü zanneder insan. Nihayet günün birinde gerçek aşk çıkmıştır karşısına ve sonsuza dek sürecektir. Romantizm had safhadadır. Düşüncelerin gerçeklerle pek ilişkisi yoktur.

Kıskançlık:

Çiftlerin her biri, kendi hissettiklerinin diğerinden daha fazla olduğunu düşünür. Bu yüzden de kaybetme korkusuyla kıskançlık duyulur sevgiliye.

Ve korkulan şey eninde sonunda başa gelir. Zaman geçtikçe, maskeler indikçe, kişilerin gerçek yüzleri ortaya çıktıkça aşkın heyecanı azalmaya başlar. “Sen değiştin" diye suçlamalar başlar. Biri, uzaklaşmaya başlar yavaş yavaş, diğeri kaybetmenin paniğiyle acı çekmeye başlar.

Tekrar eski günlere dönmek için verilen çabalardan bir sonuç alınamayınca, kişinin olgunluk düzeyine göre duygular, nefrete, intikama ve tutkuya dönüşür. Aşkın sevgiye dönüşme oranı azdır. Bu da ancak kişilikleri gelişmiş insanlar arasında mümkündür. Çünkü; zaten kendi içlerinde bütünlük kazanmış insanların, başından itibaren aşka yaklaşımlarında korkuya yer yoktur. Beklentilere de illüzyonlara da. Aşkın doğasında kalıcılık yoktur...

İnsanlar bunu bilmedikleri ya da kabullenemedikleri için acı çekerler. Aşk hâlâ sürüyorsa sevgiye dönüşerek sürer...

Tutku:

Tutku; genellikle tek taraflıdır. Tutku bencildir, tutku esarettir, tutku vazgeçilmezdir. Sağduyunun hiç mi hiç olmadığı yok edici bir duygudur tutku. Kişi kendisine zarar verdiğini bile bile sürdürür tutkusunu. Aşk cinayetleri diye adlandırılan şey tutkudan kaynaklanır. Kişi putlaştırdığı, asla erişemeyeceğini bildiği objeye olan saplantısını, sevdiğini sandığı kişiye zarar verme pahasına sürdürür. Zaman tutkuyu geçirmez. Yalnızca bastırabilir. Ama yıllar da geçse, karşılaşıldığı an yine baş kaldırmaya hazırdır tutku. Saldırgan yönü ağırlıklı olan bu duygu, saldırı, kişinin kendisine yönelmişse intihara, tutkunun esaretine yönelmişse cinayete kadar varabilir. "Sevgi" sanılan duyguların en tehlikelisi ve tüketici olanıdır.

Çiftlerin Birbirine Alışkanlığı:

Alışkanlık; hani kırk yıl bir yastığa baş koyup da birbirlerine bir kez bile “seni seviyorum” sözünü söylemeyen çiftler vardır, ya da partnerleri “beni hala seviyor musun?” diye sorduklarında, “Sevmesem bunca yıl seninle beraber olur muydum?” yanıtını verenler vardır ya, işte bu tür uzun süreli birlikteliklerin temelinde sevgi değil, alışkanlık yatar.

Birbirlerine karşı yoğun ilgi duymadıkları halde, boşluğu dolduracak başka biri olmadığı için birlikteliklerini sürdüren, yalnız olma cesaretinden yoksun, özgüvenleri gelişmemiş, yeniliklere açık olmayan çiftlerin, ihtiyaç ortaklığıdır. Alışkanlığa dayanan ilişkilerde tekdüzelik, tembellik, yaratıcılıktan yoksunluk vardır. Alışkanlığa dayanan ilişkiler, yerine konulabilecek yeni bir alışkanlık doğduğunda bitebilir. Yalnızlık korkusu yüzünden, mutlu bir beraberlikleri olmadığı halde, ayrılmayı göze alamayan çiftler bu gruba girerler. Yani tek kişilik yalnızlıklarını paylaştıklarını sanırlar. Ama alışkanlık, yalnızlığın paylaşıldığı illüzyonunu yaratır. Yani iki kişilik yalnızlıkların. Buraya kadar yazdıklarımdan herkes bendine bir ders çıkarta bilir! Kendi iç dünyasında hesaplaşabilir!

Ama benim motor sevdalısı olduğumu bilenler, her motorcunun da country müzik sevdalısı olduğunu bilirler. Johnny Cash ve June Carter'ın aşkını size anlatıp yazıma son vereceğim. İşte o aşk ve son mektup benim derlemem eşliğinde. Tüm zamanların en büyük aşk hikayelerinden biri, country müziğin efsane isimleri Johnny Cash ve June Carter arasında yaşandı. Öyle ki Johnny'nin aşkına yazdığı mektup dünyanın en güzel aşk mektubu seçildi. Güzeller güzeli June Carter, Elvis Presley’den Kris Kristofferson’a kadar pek çok erkeğin kalbini yakmış, iki evlilik atlatmış ve iki çocuklu başarılı bir müzisyen iken Johnny Cash’le tanıştı.

Sonrası, herhalde tarihin gördüğü en naif ve en büyük aşklardan biriydi. Bu yaşanmışlığa aşk filmi bile çekildi. 'Walk the Line'ı (Sınırları Aşmak) mutlaka izleyin. O muhteşem mektup ise şöyle:

Sınırları Aşmak:

''İyi ki doğdun Prenses, Beraber yaşlandık. Öyle ki artık her konuda aynı düşünüyoruz. Düşüncelerimizi okuyabiliyoruz. Birbirimize sormaksızın, ne istediğimizi anlayabiliyoruz. Uzunca bir ömürde biraz olsun birbirimize kırılmış olabilir; birimiz diğerine anlayışlı davranmamış olabiliriz. Ama bugün, hayatımı şimdiye kadar tanıdığım en muhteşem kadınla paylaştığım için ne kadar şanslı olduğumu fark ediyorum. Beni eskiden olduğu gibi büyüleyecek ve bana yine ilham olmaya devam edeceksin. Senden hala etkilendiğimi bilmelisin. Benim arzum, varoluşum, mantığımsın... Seni çok seviyorum"

İyi pazarlar, her gününüz, anınız aşkla olsun. Sevdiklerinize sevdiğinizi söylemekten imtina etmeyin lütfen.

Kapak resminde paşlaştığım Van Akdamar Adası'ndan size selamlarımı gönderiyor, saygı dolu sevgi ve aşkla kalın diyorum.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 27.02.2022
  • Süre : 4 dk
  • 2142 kez okundu

Google Ads