Site İçi Arama

kultur-sanat

Çalışma Hayatındaki Kifayetsiz Muhterisler (1)

Sorunsuz hiç bir kurum yoktur, olması da düşünülemez. Önemli olan sorunların tespiti ve çözüm yöntemleridir. Üzerimize düşen sorumluluk konumumuza göre çözümün bir parçası olmaktır.

Kifayetsiz muhterisler

Sorunsuz hiç bir kurum yoktur, olması da düşünülemez. Önemli olan sorunların tespiti ve çözüm yöntemleridir. Üzerimize düşen sorumluluk konumumuza göre çözümün bir parçası olmaktır.

Süreçler devam ederken karşılaşacağımız sorunlardan çok baş etmemiz gereken “cahil cesaretli” insanlardır. Bu tür insanlar çözümden çok kendilerini ön planda tutarak süreçlerin akamete uğramasının ana temelini oluştururlar. Bunların konumu yükseldikçe sorunlar da bir o kadar kısır bir döngüye girer.

Maalesef “cahil cesaretli” bu insanlar; işinde çok iyi olduğuna yürekten inanan yetersiz kişiler, kendilerini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacakları işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymazlar! Aksine her şeyin
hakları olduğunu düşünürler!

Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı kişisel yaklaşım mesleki açıdan müthiş itici bir güç oluşturur. 'eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür. Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler...

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...Tabii beklerken kırılırlar, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar..."

Araştırmalar sonucunda şu bulgulara ulaşılmış:

  • Niteliksiz insanlar, ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
  • Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
  • Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
  • Nitelikleri, eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Kifayetsiz muhteris, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturmasıdır.

Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi. İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan “yetersiz”, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir “hak” olarak görecektir.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak kendi kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (bilinmeyince de için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından “ihtiras eksikliği” ile suçlanacaklardır.

Dunning-Kruger Sendromu

Aslında psikologlar bu durumu “Dunning-Kruger Sendromu” olarak tanımlamışlardır. Dunning Kruger Sendromu, son zamanlarda çok sık duyulmaya başlamıştır. Dunning Kruger etkisi olarak da adlandırılan sendrom, ismini araştırma yapan kişiler vasıtasıyla almıştır. Bu sendrom üzerine araştırma yapan Dunning ve Kruger adlı araştırmacılar, elde ettikleri bulgular ve teoriler neticesinde 2000 yılında Nobel Ödülü kazanarak tarihe geçmişlerdir.

Uzman psikologlar bu bilinçsizliği; kronik ve kendi kendini değerlendirme yeteneksizliğine bağlıyorlar. Cornell University’de görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine ve 2000’de Nobel almalarına neden olan tanı “Cahil Cesareti” olarak tanımlanıyor. Teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” diyor. 

Mutlaka çevrenizde vardır böyle kişiler. İçinizden düşünürsünüz bu adam ya da kadın bu mevkilere nasıl geldi diye! Bu kafayla nasıl bu pozisyonda olabilir diye hayıflanmışsınızdır. Sanat ve televizyon dünyasına bir bakın. Etraftaki yönetenlerin davranış ve yaklaşımlarına bir göz atın. Kendi iş ortamınızı bir gözden geçirin. Muhakkak çevrenizde böyle kişileri fark edeceksiniz.

Bu kişilerin kendi yetersizliklerinin farkında olmamaları onlara bir avantaj olarak geri dönmüştür aslında. Çünkü bu kişiler gerçekten iyi olduklarına inanmışlardır. Bu yüzden de öne çıkmaktan, yaptıklarıyla gurur duymaktan sakınmazlar. Bunu bir hak olarak görürler. Uyanık olduklarını düşünürler.

Tabi diğer uçta da nitelikli ama kendini ortaya koymayan, kendi başarılarıyla övünmeyen insanlar var. Bu insanlar maalesef nitelikli oldukları halde geri planda kalacaklar, yüksek görevlere kendi kendilerine talip olmayacaklar, yeteneklerinin başkaları tarafından görülmesini isteyeceklerdir. Sonuçta da yapabileceklerinin gerisinde kalacaklardır.

Buna, insan kaynaklarının, iki benzer CV arasından, “kendine güvenen ve iyi sonuç alma olasılığı yüksek” adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz, Dunning Kruger Sendromu’nun Peter Prensibi’nin ortamının hazırlandığı da ortaya çıkar.

Peter Prensibi: Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya kadar yükselir. Bunun sonucu olarak, yüksek makamlar genellikle yetersiz insanlar tarafından işgal edilir.

Cornell Üniversitesinde düzenlenen bir deneyde 45 öğrenci mercek altına alınmıştır. Bu öğrencilere çeşitli sorular sorularak bilgi dereceleri ölçülmüştür. Soruları daha az bilen kişiler, daha çok soru bildiklerini ve iyi bir günde olduklarında soruların tamamına yakınını bileceklerini iddia etmişlerdir. Soruların büyük bir kısmını bilen kişiler ise daha az soru cevapladıklarını söylemişlerdir. Test sonuçları ortaya çıktığında az bildiklerini söyleyen kişiler testin %90’ını bilmiş, daha fazla soru yaptıklarını iddia edenler ise sadece %10 oranında doğru yanıtta bulunmuşlardır. Bu deneyin neticesinde psikologlar, bilgili olan kişilerin alçak gönülülük gösterdiğini gözler önüne sermiş ve az bilmesine rağmen doğru sayısı fazla olduğuna inanan kişiler ise “cahil cesareti” olarak nitelendirilmiştir.

Gündelik hayatta sıklıkla karşılaştığımız ve bir türlü anlam veremediğimiz kişileri anlatan olayları inceleme altına alan araştırmacılar, birçok teori ile olaylara açıklık getirmişlerdir. Halk dilinde “cahil cesareti” denilen kavramı mercek altına alan psikologlar, kişinin cesaretinin aslında bilgisizlikten geldiğini savunarak, bu tür kişileri Dunning-Kruger Sendromu yaşayanlar olarak nitelendirmiştir. Çok başarılı ve üstün bir kariyere sahip olan kişiler ile bilgisi az olan ve alanında uzman olmadığı halde başarılı bir pozisyona gelen kişileri anlatmaktadır.

Çok bilgiye sahip olsalar da bunu dile getiremeyen ve alçak gönüllük yapan kişileri, kendi kendilerini değerlendirme becerisinden yoksun oldukları saptanmıştır. Ve bilgisi olmadığı halde kendini öven, her işte kendini ön plana atan, mesleki açıdan yeterli olduğunu düşünen kişiler eksikliklerini, bu metotlar ile artıya dönüştürüyor ve başarılı pozisyonlara gelebiliyorlar.

Kişinin kendi bilgisini değerlendirememesi, daha geri planda kalmasına ve hak ettikleri yerde olmamasını sağlıyor. Ve bilgisi olmadığı halde kendinden üstün bir pozisyonda olan kişileri gördükçe tamamen kendini geri planda bırakıyor ve mesleki alanında verim gücünü kaybediyor. Cehaletin her zaman kişinin güvenini artıracağını savunan psikologlar, bu tür insanlar yetenekli ve bilgili insanların önüne geçtiklerini gözler önüne sermiştir. Ve mesleki hayatında başarılı olduklarını düşünen bu kişiler, hak ettikleri pozisyonda olduklarını düşünerek kaliteli yaşamaya devam ederler.

Çoğumuz bazı insanların nasıl bu başarıya geldiklerini ya da alanı olmadığı halde ve bizden daha düşük bilgiye sahip oldukları halde neden daha üst mevkide olduğunu merak eder ve anlam veremeyiz. Hatta gündelik hayatta televizyonda iki lafı bir araya getiremeyen ya da oyunculuğu beceremeyen kişiler nasıl bu pozisyona geldi diye hayıflanırız. İşte bu düşüncelerin nedenleri Dunning-Kruger sendromu olarak araştırılıp  birkaç teori ile netlik kazandırılmıştır.

Sonuç

Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır. Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak vereceksiniz.

Kişi yeteneklerinin farkında olmaya başladığı anda güzel işler yapmaya başlar. Eğer kendinizi ve yeteneklerinizi tanırsanız yukarıda bahsedilen olumsuzluklar ile karşılaşmazsınız. Bilginiz olan alanlara yönelip, geri planda kalma yerine cesaret gösterip ön planda olmayı tercih ederseniz hak ettiğiniz yerde olabilirsiniz. Böyle bir durum için uzmanlar, psikologlardan destek alınması gerektiğini tavsiye etmektedirler. İyi olduğunuzu ve başarılı olduğunuzu düşündüğünüz iş ortamlarında, kendinizi gösteriniz ve birilerinin sizi keşfetmesini beklemeyiniz.

Etrafınıza bakındığınızda göreceğiniz gibi, eğer farkındaysanız “Kifayetsiz Muhterisler” genellikle liyaketten ziyade yaslandıkları grubun veya gücün kendilerine sağladığı KONFOR için orada bulunurlar, maalesef ehil olduklarından değil. Çünkü kendilerinden başka hiç bir kimseyi düşünemeyecek kadar bencildirler.

Bizde de bu etkiyi anlatan çok güzel deyim ve atasözleri mevcuttur:

Mesela;

  • "Cahil cüretkar olur kendini alim sanır" demiş atalarımız
  • "Boş başak dik durur dolu başak eğik durur" demişler.
  • “Özgüven zehirlenmesi” tabiri de bu etkiyi izah eden deyişlerden ya da "kifayetsiz muhteris" tanımlamasına uymaktadır.

Peki hepimizin çevresinde bolca bulunan bu arkadaşları nasıl tanıyabiliriz?  Bu konuyu bir sonraki yazımızda yaşanmış bazı olaylarla izah edeceğiz. Bunlar hakkında birkaç ipucu verecek olursak, genel anlamda;

  • Her şeyin en iyisini kendileri bilir,
  • Bilim ve eğitimi süistimal ederler,
  • Çok fazla gürültücüdürler,
  • Her şeyi kendilerinin hallettiğine atıfta bulunurlar,
  • Her zaman herşeye hazır modundadırlar,
  • Üstlerine yalaka ve altlarını ezerler,
  • Riyakardırlar,
  • Çelişkilerini inkar ederler,
  • Övünmeyi ve övülmeyi severler

Konuyu esprili bir fıkra ile kapatalım. Fıkranın ruhuna dokunmamak adına olduğu gibi iktibas ediyorum. Aslında bu fıkra bu tür kifayetsiz muhterislerin en sonunda düşecekleri acı sonu ima etmek gibi geldi bana. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle...

(Devam edecek)

A turkey was chatting with a bull. “I woud love to be able to get to the top of that tree,”  sighed the turkey,“ but I haven’t got the energy.“

“Well, why don’t you nibble on some of my droppings?“ Replied the bull. “They’re are packed with nutrients.“

The turkey pecked at a lump of dung, and found it actually gave him enough strength to reach the lowest branch of the tree. The next day, after eating some more dung, he reached the second branch.

Finally after a fourth night, the turkey was proudly perched at the top of the tree. He was promptly spotted by a farmer, who shot him out of the tree.

Moral of the story:

Bull shit might get you to the top, but it won’t keep you there.

Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Tüm Makaleler

  • 01.01.2022
  • Süre : 4 dk
  • 1532 kez okundu

Google Ads