Site İçi Arama

kultur-sanat

Emanetçi olmak (3)

Ahlaki değerler

Bundan yirmi yıl kadar önce Kamu kurumlarından birinde Genel Müdür olarak yeni işe başlamıştım. İşten çok bürokrasi ve protokole boğulmuştuk. İşler hep alışılagelmiş bir şekilde  “böyle gelmiş böyle gider mantığı” hakimdi.

İşleri evirmek ve çevirmek yorucu ve zahmetliydi. Bir şeyleri yapmak için değişim gerekliydi. Emri vaki değişimler otoriter ve empoze edici yaklaşımlar olacağından sahiplendirmek zor olacaktı. Bunu aşmanın tek yolu “bilmek yetmez olmak lazım” düsturuyla yapılacaklarda bizzat rol almak ve örnek olmak tek yoldu. Bunu da sözde değil davranışlarımda göstermeliydim.

Çok affedersiniz ama o an içimden geçeni gerçekten paylaşmak istiyorum. Afedersiniz dedim çünkü o an içimden geçen bir hayvan olmaktı. Hayvan dediysek herhangi bir aşağılama anlamında demek istemedim.

Biliyoruz ki hayvanları insanlardan ayıran önemli bir unsur “akıl” dır. Akıl insanlar için olan bir olgu, ama hayvanlar doğal içgüdüleriyle hareket ederler. En azından bize öğretilen bu şekildedir. Biz de bunu böyle varsayalım.

Hayvanlar hayatta kalmak ve barınmaları için kendilerine bahşedilen doğal içgüdüleriyle hareket ederler. Böylece ayakta kalır ve hayatlarını idame ederler. Hayvanlar karşılaşacakları riskleri içgüdüsel olarak aşarlar; insansa aklını kullanır. Tuhaf olan hayvanlar daha az hata yaparlar, belki bu yaptıkları işlerin doğası gereği böyledir. Bizlerse başladığımız projelerin ancak %20’sini başarabilmekteyiz.

Lütfen yanlış anlaşılmasın. Burada kesinlikle hayvanlar gibi içgüdüsel davranalım demek istemiyorum, zaten istesek te o doğallık bize aklımızdan dolayı yeterince verilmemiştir. İstesekte istemesekte biz aklımızı kullanmaya programlanmışız. Aklımızıda doğru kullanmayınca hata yapmak kaçınılmaz olmaktadır. O nedenle “bilmek değil olmak lazım” ruhuyla hareket etmek elzem olmaktadır.

Bunları düşünerek yeni başladığım Genel Müdürlük işimde önüme gelen ilk proje uzaktan yakından hiç bir bilgimin olmadığı bir konuydu. Dia çalısması. Bizden istenen 30000 tane siyah beyaz eski resimlerin dijital ortama kazandırılmasıydı. Rötuş, tamirat ve gerektiğinde renklendirme çalısması yapılacaktı. Bunun ülkeyi temsil edecek kalitede olması elzemdi. Elimde daha önceden 1000 resim için yapılmış çalışmanın bir dosyasıda mevcuttu.

Dediğim gibi konuyla ilgili hiç bir deneyimim yoktu. Meselenin varılacak yerden çok inandığım yola koyulmak olmasıydı. Gireceğim bu yolda kendi yolumu bulacaktım. Unutmayalım her konuda ihtiyaç duyduğumuz ışık kendimizdedir.

Elimdeki dosyayla işe başlamaya karar verdim. Bu işi daha önce yapmış olan firma temsilcisini çağırdım. Gelen temsilciyle;

  • Hoşgeldiniz
  • Burada sizin daha önce yaptığınız işin daha kapsamlısını yapacağız
  • Bu konuda nasıl destek olabilirsiniz
  • İşi daha önce yapmış olmanın verdiği özgüvenle
  • Her türlü desteği severek verebiliriz.
  • Tekrar konuşacağımızı belirterek teşekkür edip yolcu ettim.

Bir şekilde aklıma yatmayan birçok gri alan oluşmuştu. Bunu konuya hakim olmamaya verdim. Yinede emin olmak için ilgili birime bu konudaki diğer firmalarla da irtibata geçip çağrılmalarını istedim. Eski firmayla beraber 12 firma tespit edilmişti. Her güne 4 firma olacak şekilde randevu verip görüşmeler planladık.

Konu hakkında fazla bilgi sahibi olmadığımdan ilk 4 firmayı yalnızca dinledim. Biraz konuyu anlamaya çalıştım. İkinci 4 firmayla biraz karşılıklı değerlendirmeler yapacak düzeye gelmiştim. Yine de kendimi yeterli görmüyordum. Çıktığımız yolda mahcup olmak ya da hatalı bir şey yapmamaya özen göstermenin önemine inanmıştım. Sorumlulk büyüktü. Son 4 firma geldiğinde çok fazla birşey söylemelerine gerek kalmadan işin detaylarını anlatabiliyordum artık. Firmaların tümüyle görüştükten sonra teklif vermelerini önerdik.

Teklifler gelmeye başlamıştı. Proje için dikkat ettiğimiz konular süre, kalite, mülkiyet hakkı ve fiyat kriterleriydi. Süre ve kaliteyi kontrol edecek mekanizmalarımız mevcuttu. Telif veya mülkiyet konusunda da bir sorun yoktu. Fakat fiyat konusu çok ilginç bir şekilde fazla değişiklik arzediyordu. Bu arada belirtmek gerekiyor ki çalıştığım firma bir kamu kurumunun döner sermayesi kapsamındadır. Devlet ihale mevzuatına tabi değildi. Yönetim kurulunun onayıyla istediğimiz firmayla iş yapabiliyorduk. Anlayacağınız vicdanımızla baş başaydık.

Aynı işi daha önce yapan firmaya her dia için 30 USD ücret ödenmişti. Aradan geçen zaman içerisinde fiyat farklılıkları oluşması doğaldı. Yine de gelen tekliflerdeki tutarsızlıklar ilginçti. İşi daha önce yapan firma 18 USD teklif vermişti. En yükseğide bu teklifti. 12, 9,  7,  6 ve 4.5 USD verenler vardı. Yalnız bir firmanın teklifi çok ilginçti; 1 USD teklif vermişti. Acaba bir yanlışlık mı oldu diye firmayı arayıp teyit ettirdim. Hayır yanlışlık yoktu, firma bu fiyata yapacağını kabul ediyordu.

En düşük fiyat veren bu firmayı meraktan tekrar çağırdım. Açıkçada çok düşük fiyat verdiğini belirtip bunu gerçekten yapıp yapamayacağını sordum. Firma yapacağı konusunda iddialıydı.  O zaman;

  • Bu konunun hassasiyetini biliyorsunuz
  • Burada bir kamu sorumluluğu var
  • İşi size vermeden önce bazı taahütleri yerine getirmeniz gerekecek
  • Firma tamam olur dedi
  • O zaman sana 10 resim verip bunlardan 5 er tane örnek yapmanızı istyeceğiz
  • İstenen kalite sağlanırsa ne kadar sürede tamamlayacağınıza dair taahütte bulunacaksınız
  • Olur sorun değil denildi
  • Diğer bir hususta ödeme iş bittikten sonra yapılacaktır
  • Bu konuya da olur denilince yapacak bir şey kalmamıştı

Bu firmaya 10 tane resim verip 1 hafta içerisinde örnekleri tamamlamasını istedik. Geçen süre içerisinde istenen çalışmalar tamamlanmıştı. Çıkan örneklerin istenen kaliteyi sağlayıp sağlamadığından emin olmak istiyorduk. Bu nedenle kurumumuzun farklı temsilciliklerine ne yapacağımızı anlatmadan değerlendirmelerini yazılı olarak talep ettik. On gün gibi bir sürede gelen değerlendirmeler olumluydu. Yapılan iş istenen kriterleri sağlıyordu. Doğal olarak işi bu firmaya vermeye karar verdik.

Bu arada ilginç bir gelişme oldu. Benzer işi daha önce tanesini 30 USD’den yapan ve yeni teklifinde 18 USD isteyen firma bir şekilde kurumumuzun başındaki bakan bey’e ulaşıp hakkımızda;

  • Genel Müdürümüz gayet iyi niyetli ve samimi
  • Yalnız korkarım işi bilmediğinden hata yapmaktadır
  • Bizim teklif ile verdiği firmanın teklifi arasında büyük bir uçurum var
  • Biz teknolojinin pahalı olduğu dönemde bunu 30 USD’ye yapmıştık
  • Geçen zaman içerisinde gelişen ve ucuzlayan teknolojiyi dikkate aldık ve gereken toleransı sağladık,

diye bizi işi bilmemekle jurnallemişti. Bunun üzerine bakan bey bizi çağırdı. Sağolsun her şeyi olduğu gibi paylaştı.

  • Firma ciddi ciddi hata yaptığınızı iddia ediyor dedi
  • Herhangi bir yanlışlık olmasın
  • Yapılan iş çöp olursa hem siz hem de biz üzülürüz
  • Her şeyden öte bu bir kamu görevidir ve vicdanımızla doğru olanı yapmalıyız
  • O zaman elimdeki temsilciliklere gönderip teyit aldığım değerlendirmeleri paylaştım
  • Efendim biz bu kalitede olmadığı sürece herhangi bir ödeme yapmayacağız
  • Her çıktıyı da tek tek gözden geçirip hatasız bir çalışma olacağını taahüt ediyoruz
  • Takdir ve değerlendirme size aittir ve bu işin değerininde çok uygun olduğuna inanıyoruz
  • Evet biraz ucuza yapıyor ama o da o firmanın takdiridir.
  • Bakan Bey; o zaman siz bildiğiniz gibi yapın dedi
  • ...........
  • Onay almıştık

Bizi jurnalliyen firmaya da her şeyin yolunda olduğu ve işin doğru yapılacağına kanaat getirildiği bilgisi verilerek devre dışı bırakılması sağlanmıştı.

Verdiğimiz iş tanınan 90 gün içinde tamamlanmış. 60 gün içerisinde de gerekli kalite kontroller yapılarak firmaya ödemeyi yaptık. Çok şükür yüzümüzün akıyla bu işi tamamlamıştık.

Her şey olurunda tamamlandıktan sonra firmayı bir acı kahve için davet ettim ve samimi bir sohbet içine girdikten sonra;

  • Size samimi bir soru soracağım
  • Bu işi size yaptırmakla büyük bir risk aldık
  • Öncelikle bizi mahcup etmediğiniz için teşekkür ederiz
  • Siz de sağolun Sayın Genel Müdürüm
  • Biz de bu işi sizin sayenizde yaptık
  • En düşük teklif sizindi
  • Ama size en yakın olan teklif 4.5 USD kadardı
  • Gerçi diğer teklifleri bilmiyordunuz, ama Siz 3 USD bile istesydiniz yine de size verebilirdik belki
  • Bu nasıl oldu, siz gerçekten bu işten nasıl para kazandınız anlayamadım
  • Efendim doğrusunuz. Biz çok fazla bir şey kazanmadık. Bilginiz için söylersem birim maliyet 0.85 USD
  • Ama şunu itiraf edebilirim. Biz bu işi para kazanmak için yapmadık. Bunu tamamiyle iki nedenle yaptık;
  • Birincisi bizim için çok önemli bir referans olması adına,
  • İkincisi de tamamıyla sizin tavrınız için.
  • İkinciyi anlayamadım, benim hangi tavrıma
  • Bilmiyorum nasıl söylesem. Söylemekten bile hicab ediyorum.
  • Ben 26 yıldır bu sektörde çalışıyorum. İşimide iyi yaptığıma inanıyorum.
  • Ama bugüne kadar alabildiğim ilk resmi kamu işi bu oldu
  • Çünkü her seferinde benden işi alabilmem için farklı beklentiler ima edildi.
  • Ben de bundan imtina ettiğim için hiç bir iş alamadım.
  • Bugüne kadar benimle çatır çatır pazarlık edip ama hiç bir imada bulunmayışınız beni çok etkiledi.
  • O nedenle neredeyse sermayesine yakın bir teklif verip sizi denemek istedim
  • Çok şükür sizlerde bizi hayal kırıklığına sevk etmediniz.
  • O nedenle çok müsterihiz ve sizi tanımaktan şeref duyduğumuzu bilmenizi arz ederiz.
  • Çok duygulanmıştım
  • Hislerimi belli etmemeye çalışarak ne demek istediğni anladığımı ifade edercesine teşekkür ettim
  • Şükür ki bu işten de yalana dolana sapmadan yüzümüzün akıyla çıkmıştık.

Tam da bu proje tamamlanmıştı ki muhasebe müdürümüz ofisime girdi ve bir konuyu arz etmesi gerektiğini belirtti.

  • Muhasebe müdürümüzün konuyu anlatması için oturmasını istedim
  • Evet konu nedir
  • Efendim bize bağlı 600 kişi bulunmaktadır.
  • Bunların maaşlarını yatırdığımız bankayla sözleşmemiz bu ay sonu bitiyor.
  • O nedenle bu bankayla beraber diğer 3 banka konuyla ilgili sizden randevu istiyorlar

.............

Bu durum benim için yeniydi. Önce neyi görüşeceklerini anlayamadım.

  • Benimle ne görüşeceklerki diye sordum
  • Maaşları hangi bankaya yatıracağımıza karar vermeniz gerekecek
  • Gelecek bankalardan birisini seçmeniz gerekecek
  • Konuyu fazla anlayamadığımdan. Çalıştığımız bankayla sorun mu var diye sordum
  • Sorun yok efendim ama usulen görüşmenizde fayda vardır.
  • Nasıl bir fayda olur diye biraz daha sorgulayınca
  • Maaş yatırılan bankalar farklı promosyon teklifleri getiriyorlarmış ve bunu seçmek de bana kalıyormuş.
  • Konuyu az çok anlamıştım.

.........

  • Karar verdim. 4 banka temsilcisinede aynı gün ve aynı saat içinde randevu verilmesini söyledim
  • Muhasebe müdürü olmaz ki efendim diye itiraz etmek istedi. Aynı anda konuşmak uygun olmayabilir dedi.
  • Ben de siz karışmayın bu sefer böyle yapacağız
  • Birkaç gün sonra dört banka temsilciside aynı anda ofisimdeydi.
  • İkram için söylenen çay ve kahvelerimizi yudumlarken
  • Öncelikle hepiniz hoşgeldiniz. Kusura bakmayın ama herkese tek tek soracağım
  • İsteyen cevap verir istemeyen çıkabilir ama çıkanla bir daha görüşmem

Ofisimde muhasebe müdürü ve pazarlama müdürümüz  de bulunmaktaydı. Herkes şöyle bir afallamıştı. Biribirlerine baktılar. Anlaşılan hepiside kalmak istemişti çünkü kimse çıkmadı. Sanırım kafalarından bu kadar da açıktan pazarlık edeni ilk defa görüyorlardı. Sanırım deli ya da aptal cesareti diye düşünmüşlerdir. Bu nasıl bir pervasızlık diye akıllarından geçirdiklerinden de adım kadar emindim.

  • Anlaşılan herkes kalmak isttiyor o zaman sizi fazla meraklandırmadan sırayla başlayalım
  • Temsilcilerden baştaki birisine doğrudan; siz ne öneriyorsunuz dedim
  • Biraz sağa sola kıvrıldı. Bu durumdan çokta haz etmediği ortadaydı
  • Biz size ve ailenize İsviçrede 3 hafta tatil önerebiliriz dedi
  • Güzel dedim. Afallamış suratlarına bakarak ikinci temsilciye sordum
  • Ya siz lütfen, siz ne öneriyorsunuz?
  • O da aynı şaşkınlıkla size bu şehirde orta düzeyde bir semtte 2 oda bir salon bir daire teklif etti
  • Ben belli etmemeye çalışıyordum ama neredeyse kendimde küçük dilimi yutacaktım. Bu ne ahlaksızlık diye düşünürken bu cenderenin bir an önce bitmesini istiyordum. Durumdan gittikçe iğrenmeye başlamıştım.
  • Bu profesyonel görünümlü sahtekarlar resmen ve alenen rüşvet teklif ediyorlardı
  • Üçüncüye dönüp ya siz beyefendi diye sordum
  • O da gayet pişkince rakabetten geri kalmamak için, size orta segment yeni bir araba verebiliriz diyordu
  • Artık kan beynime fırlamıştı. Dördünceye dönüp, beyefendi sizin teklifiniz bu yapılanlardan farklı olarak ne olacaktır dedim.
  • Bu dördüncü galiba benim haleti ruhuyemi anlamıştı ve mahcup bir şekilde
  • Yapılan hangi teklif sizce uygunsa ve üstünede sizin ekleyeceğiniz makul bir şey bizim için uygun olur

Hepsine ne diyeyim, acıyarak şöyle bir süzdüm. Bir an için hepisinide kovmak geçti içimden. Neyse devam edelim diye dönüp;

  • Teklifleriniz çok ilginç. Ama maalesef hiç birinizinkini kabul edemiyeceğim.
  • Çünkü sizden beklediğim teklif kurum veya tüm çalışanlarımız yararına olmalıydı
  • Oysa sizin teklifler şahsım adına yapılmıştır ve bunun çok üzücü olduğunu bilmenizi isterim
  • Sizden herhangi bir şeyde istemiyorum.
  • Bu kepazeliği telafi edecek bir teklifte bulunacağım. Kim kabul ederse maaşlar oraya yatacaktır.
  • Her kim benim ismini vereceğim 4 iş arayan kişiye iş imkanı sağlarsa maaşlar o bankaya yatar. Yoksa hepinize güle güle.
  • Ayrıca bu işe alım sözleşme süresince garanti edilecektir dedim

Ortalık buz kesmişti. Herkesin kafası yerdeydi. Gerçekten acınacak bir manzara ortadaydı. Alışılmış durumun dışında farklı bir durum hasıl olmuştu. Hepiside özür babında bir şeyler söyledi.

  • Sonunda araba teklif eden kişi binbir özürden sonra benim teklifimi kabul edebileceğini belirtti.
  • Ortama yoğun bir duygu yüklemesi hakimdi
  • Son öneriyi yapan temsilcide mahcup bir ifadeyle
  • Hepimiz unutamayacağımız bir ders aldık sanıyorum.
  • Herhangi bir maaş konusu gündem olmaksızın bize de 2 kişi gönderebilirsiniz.

Her şey tatlıya bağlanmıştı. Gönlümüz ferah ve huzurla çok şükür bu durumuda tamamlamıştık.

Seneler sonra çalıştığım başka bir firmada benzer bir durum hasıl olmuştu. Maaşların hangi bankaya yatırılması konusu gündem olmuştu. Genel Müdürün firmada ilk yılıydı. Bu firmanın çalışan sayısı on bin kadar ve oldukça büyük bir şirketti. Genel Müdür maaşların yatırılacağı bankadan her çalışana bir aylık maaşları kadar prim ya da promosyon bedeli almayı sağlamıştı. Gerçektende bu yılların firmasında ilk defa alınan banka primleri doğrudan çalışanların hesaplarına hiç bir kesinti olmaksızın yatırılmıştı. Sonradan edinilen duyumlara göre çalışanlar lehine ilk defa böyle bir değerlendirmenin yapılmış olmasıydı. Alınan primden çok hakaniyet açısından takınılan bu davranıştan olumlu şekilde duygulanmıştım. En azından kendi adıma söylemem gerekirse, bu durum benim şirket bağlılığımı çok olumlu olarak etkilemişti.

Sonuç olarak

‘Emanetçi’ olduğumuz konusunu yaşanmış bazı tecrübelerle üç bölümde paylaşmış olduk. Genelde hayatımızın her aşamasında bir ‘emanetçi’ olduğumuz algısını kabul edersek, uğraş ve çabalarımızda arzu edileni buluruz.

Emanetçi olmaktan kastımız kendimizin ve aynı yaklaşımla insan olduğumuza verilen değerdir. Bizim için değerli olan bir şeyi ancak ve ancak itimat edilene teslim ederiz. Bir makama, bir mülke veya ünvana sahip olmak düşündüğümüz o sahip olunan şeyin mülkiyetine sahip olmak değildir; ona emanetçi olmaktır.

Buradan mülkiyet kavramına karşıymış gibi ideolojik bir kavramdan bahsetmiyorum, söylemimizle ‘emanetçi’ olmayı kabul ederek itimat edilen ve güvenilen biri olarak bize verilen değerdir. Biz o değerin farkında olduğumuz ve gereğini yerine getirdiğimiz sürece güvenilr ve değerli oluruz. Bunuda sahip olduğumuzu sandığımız şeye sonsuz mülkiyet hakkıyla değil ama liyakatlı olarak o değerin emanetçisi olma güvencesiyle yerine getirebilirz. Bu da yapılan işin veya sahip olduğumuzu sandığımız yetki ve makamları hak etme çerçevesinde ikna edici olur.

O nedenle “bilmek değil olmak lazım” ruhuyla hareket etmek elzemdir.  İyi bir emanetçi ve ikna edici olmanın anahtar iki kelimesi “güven” ve “takdir” hususlarıdır.

Aslında biz kendi hayatımızın bile sahibi olmayıp emanetçisi değilmiyiz. İşte insan bunun farkında olduğu zaman değerlidir.

Şirketlerde ve okullarda verilen kartvizitler ve rozetler verilen kişilere değer katmazlar aslında o kişiler o etiketlere değer kattıklarında değerlidirler.

Topraktan bedenimizin, bedenimizden yüreğimizin ve yüreğimizden de inandığımız sevdamızın coşkusuyla hayatta yalnız ve yalnız emanetçi olduğumuz duygusunu yaşattığımız sürece değerliyiz...

Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Tüm Makaleler

  • 17.12.2021
  • Süre : 9 dk
  • 960 kez okundu

Google Ads