Site İçi Arama

kultur-sanat

Hayat Bir Masalmış, Zamanla Anlıyor İnsan

Rahmetli Dedem, “Aaaa kaç yaşına gelmişsin nasıl bilmiyorsun, yaşlılar mutlaka masal bilir” dediğimdeyse derin bir of çeker ve bana dönerek “aman be çocuk, ben dün doğmuş gibiyim, kendim masal olmuşum, aklıma gelmiyor işte" derdi.

Ben de küçük bir hanımefendinin dedesiyim. Dede olma duygusu insanı yıllar öncesine götürüyor. Kendi çocukluğuma gidiyorum, her o dört harfli kelimeyi duyduğumda. Anılarım canlanıyor gözümün önünde bir bir. Benim de sizler gibi çok sevdiğim ve hatıralarımı süsleyen Hüseyin Dedem vardı. Ona “tulu, tulu dedeciğim bana masal anlatsana” dediğimde, bana cevaben “Ben masal bilmiyorum!” derdi. Ben de peşini bırakmaz, ısrarcı olup, “Aaaa kaç yaşına gelmişsin nasıl bilmiyorsun, yaşlılar mutlaka masal bilir” dediğimdeyse derin bir of çeker ve bana dönerek “aman be çocuk, ben dün doğmuş gibiyim, kendim masal olmuşum, aklıma gelmiyor işte" derdi. 

Evet dostlar, rahmetliyi, dedemi şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü artık ben de onun yaşlarına yaklaştım. Az kalmış… Zaman geçse de geriye sadece hikayesi kalıyor. Hayat gerçekten içinden çıkması mümkün olmayan bir masal. Sadece bir başı var, bir de sonu. Arasındaki yaşananlar göz açıp kapayana kadar geçen bir dönem. Tamam, yaşarken tadını, tuzunu anlayabiliyorsun belki ama o kadar çabuk geçip değişkenlik kazanıyor ki, gördüğün gerçek mi, rüya mı, farkına bile varamıyor insan. İşte ben de bu haftasonu bu duyguları daha derinden yaşadığımı, dede olduğum iki yıl önceki sanki o anı yaşıyorum. Düzen böyle kurulmuş. İlahi güç insan yaşamının, belki de bütün canlıların yaşam hikayesinin böyle sonuçlanmasını istemiş. İnsanları daima geleceğe, daima yapmak istediği arzularının beklentisiyle süslediği bir yarına yönelterek yaşatıyor. Ne kadar yaşayacağı ise her yaşamın kendi içine saklanmış koskoca bir gizemden ibaret. İster inanın ister inanmayın, bu bir gerçeklik.

Nihayetinde herkesin masalı, kendi kitabında yaşanıyor ve bitiyor. O hayat “Bir varmış, Bir yokmuş” misali ebediyete göç edip bir bilinmeze uçup gidivermiş. Bu devran çarkı aynı temposuyla aksamadan kendi mecrasında dönmeye devam edip gidiyor. Buna kimisi kader, kimisi yazgı, kimisi de ecel diyerek kabullenmiş. Hepimiz daha dün çocuk değil miydik? şimdi bazılarının benim gibi dede oldu! Anamızın, babamızın dizinin dibinde, onların sıcacık sırtına dayanarak ne de güçlü, ne de güven içinde hissederdik kendimizi, değil mi? Sonra bir baktık biz ana, baba bugün de dede oluvermişiz. 

Bu arada acı, tatlı onlarca olaylarla geçiverdi seneler. Sonra dedemizi, anamızı, babamızı bir bir kaybettik. Artık iyice büyümüş, ayakları üzerinde duran birer ebeveyn olmuştuk. Şöyle bir düşününce daha net görebiliyorduk artık yarınları. Çünkü artık damarlarımızda hissediyorduk bu rüyanın sürüp giden bir devir daim olduğunu. Hüzünlü biliyorum. Ancak ne yazık ki insan olmanın, yaşamanın gerçeği bu. Dünyanın bize sunduğu sürprizler arasında neler yok neler... 

Bakınız yaşamadığımız ne kaldı ki bu kısacık yaşam serüvenin arasında. Covid denen amansız salgında onlarca mutluluk ve hüzün veren olgular yaşandı toplumumuzda. Milli ve dini bayramlar başta olmak üzere günler, haftalar, anmalar, kutlamaları kutlayamaz olmuş, evlere kapanmıştık. Örneğin bu salgın döneminde bir Anneler gününü de evlerimizde geçirmiştik. Arkadaşların çoğunun evlerinde kapalı haldeyken, o günlerdeki hislerine tanık oldum. Pek çoğu haberleştiğimiz guruplara veya sosyal medyaya annelerinin fotoğraflarını koymuşlardı. Çocukluk fotoğrafları ve annelerinin onlarla diz dize sevgi dolu o güzel günlerin hatıralarını yansıtmaya çalışmışlardı. Ben o saatlerde hepsinin çocuklaştığına eminim. O günün ruhuna indikleri yazdıkları sözlerde saklıydı. Çoğu “Ne zaman geçti bunca yıl?” diyordu. Ah sevgili kardeşlerim, dostlarım, var mı hayatın imtihanından başarıyla geçerek, mezun olan? Yani o okulu bitirebilen? Amacına ulaşabilen? Kendi kararları ve gelecek planları doğrultusunda yaşamını sürdürebilen? Pek zannetmiyorum. Ama eğer varsa da maalesef çok az. Artık buna kader mi denir, hayatın cilvesi mi bilmem. Tek bildiğim bir şey var ki, o ne isterse sadece öyle oluyor. Senin, benim ne istediğimin pek önemi olmadığı aşikâr. 

Bugün içimden böyle bir yazı yazmak geldi. İnanın ki duygularımı şu anda yeterince tahlil edemiyorum. Sadece bildiğim ve bana iyi gelen sizlerle dertleşerek duygularımı paylaşmak, çoğunuzla aynı hissiyat içinde olduğumun inanılmaz hafifliği içindeyim. 

Sizler de bir gün benim Hüseyin dedemin bana söylediklerini torunlarınıza söyleyeceksiniz. “Anlatacak hiçbir şey yok ki, daha dün doğmuş gibiyim!”

Saygı dolu sevgiyle

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 09.03.2024
  • Süre : 3 dk
  • 521 kez okundu

Google Ads