Site İçi Arama

kultur-sanat

Kazandığımızı Zannederken Toplumca Kaybettiğimiz Değerlerimiz

Toplumsa sahip olduğumuz imkânlardan yola çıktığımızda, yaşam kalitemizin artmasına karşın, incelik, nezaket, saygı, anlayış ve zarafetin toplumumuzda genel olarak azalmasını sizce nasıl açıklayabiliriz? Özellikle de toplumsal ve bireysel ‘bozulmanın’ şehir yaşantısında daha da dibe vurmasını nasıl ve neyle açıklayabiliriz bilemiyorum.

Türkiye’mizde okuma yazma oranlarındaki artışla birlikte, gelişigüzel de olsa açılan çok sayıda üniversiteyle birlikte, lisans eğitimi alma oranlarımız da atış gösterdi. Dahası dünyaya entegre olduk sayılır. Özellikle gençlerimiz, birkaç dili konuşabiliyor ve yazabiliyorlar. Şüphesiz dünyanın geri kalanında olduğu üzere, bizde de milli gelir yükseldi. Daha çok paralar kazanıyor, daha büyük şehirlerde ve evlerde oturuyoruz artık. Lüks arabalara biniyor, uzak yerlere tatillere gidiyoruz ama nereden geldiğimizi kim olduğumuzu bazen nedense unutuyoruz ya da unutmayı yeğliyoruz!

“Kullandığımız telefonlar kaç asgari ücret parası ediyor?” benzeri sosyolojik gerçeklere bakmadan yapacağımız yüzeysel değerlendirdiğiye göre, hakikaten ‘ilerliyoruz’. Modern dünyanın kullandığı her ne varsa, bizler de sahip olduğumuz imkânlar dahilinde bizler de kullanıyoruz. Yapabildiklerimizin ve sahip olduklarımızın sayfalarca yazılabilir ama dikkatinizi çekmeye çalıştığım konu bunlar olmayacak.

Bugün biraz görgü denen şeyden bahsetmek istiyorum. Görgü sözcüğünün tanımı TDK’da “bir toplumda öteden beri var olan ve uyulması gereken saygı, incelik gerektiren davranış kuralları, insan davranışlarını denetleyen kuralların tümü; toplum içinde davranış bilgisi ve bir kimsenin, seziş ve bilgisini artıracak nitelikte olarak karşılaştığı olgu, kişiliği üzerinde olumlu etki yapan, deneyerek elde ettiği bilgi, deneyim” şeklinde tanımlanıyor.

Bu tanımdan ve sahip olduğumuz imkânlardan yola çıktığımızda, yaşam kalitemizin artmasına karşın, incelik, nezaket, saygı, anlayış ve zarafetin toplumumuzda genel olarak azalmasını sizce nasıl açıklayabiliriz? İşte asıl sorunumuz budur. Özellikle de bu ‘bozulmanın’ şehir yaşantısında daha da dibe vurmasını nasıl ve neyle açıklayabiliriz bilemiyorum.

Metrobüs, otobüs kuyruklarında insanlar birbirlerini eziyor. Trafikte en küçük bir yanlışta herkes burnundan soluyor. Büyük iş merkezlerinde asansör de selam sabah hak getire. Şimdi yaşlısı da ve genci de ellerinde bilmem kaç lira değerinde telefon sanal dünyada cirit atıyor. İnsan zarafeti ve inceliğinin yansıması olan, “lütfen demek, teşekkür etmek, özür dilemek, rica etmek” gibi temel söylemler unutulmaya yüz tutmuş durumdadır. Kır kahvelerinin, sosyal kulüplerin yerini; lüks ve pahalı gece kulüpleri, barlar, Türk kahvesini unutturan kafeler ve yabancı yemek kültürünü yayan restoranlar almış. Kütüphane, kitap sevgisi, öğrenme merakı ne yazık ki mazide kalmış gibi. Sokaklar oyun alanı değil artık. Oralar beton yığınları ile dolu. Şanslıysanız ve paranız da varsa, bir kulübe çocuğunuzu spora götürebilir ama ne olacağını, gerçekten spora merak sarıp sarmayacağını, daha da kötüsü çocuğa bir fayda sağlayıp sağlamayacağını bilemezsiniz.

Günümüzde kulüplerin alt yapılarından sporcu yetişmiyor, yerine yabancı ülkelerden devşirme sporcuların oynatılması daha çok tercih ediliyor. Sanat yerlerde sürünüyor. Felsefe ve bilim sizlere ömür. Bir zamanlar övündüğümüz büyüklerin sevgi ve hoşgörüsü, küçüklerin büyüklerine saygısı, sadece eski filim karelerinde görülüyor artık. Abi, abla kavramlarının içi boşaltıldı. Mahalle kültürü kendini kent yaşamı denen şeye, site kültürüne bıraktı. Lüks ciplerinden sokağa çöp atanlar, çocuk bahçelerinde içki içip şişelerini arkalarında bırakanlar, plastik su kaplarına küçük tuvaletlerini yapıp sokağa ve hatta yollara fırlatanlar, besledikleri hayvanların dışkılarını almaya üşenenler veya bıktıklarında ya da artık bakımı zor gelmeye başladıklarında, bir zamanlar yataklarını bile paylaştıkları evcil hayvanlarını sokağa terk edenlerin ve benzerlerinin yaptıkları, gerçekten görgü yoksunluğu belirtileridir. Biz böyle yaşamayı hak etmiyoruz. Zenginlik ve büyüme ile birlikte yaşam kalitemizin de artması gerekir ki uygar bir toplum olarak görülelim, kendimize saygımız artsın.

Uygar bir toplum, daha genel manada, medeni bir ülke olmanın yolu da, önce her birimizin uygar ve gelişmiş; yani biraz daha görgülü insanlar olabilmemizden geçiyor. Aile kadar okullarda da bunları önemsemek ve önemsetmek zorundayız. Yani öğretimin yanında eğitime, terbiyeye, adaba da önem vermeliyiz.

İncelik, nezaket ve saygı dolu günler diliyorum.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 07.05.2023
  • Süre : 4 dk
  • 927 kez okundu

Google Ads