Site İçi Arama

kultur-sanat

Merhamet Bu Olsa Gerek

Kısa, anlamlı ve Anadolu'da yaşanmış gerçek bir hikâye

Kısa, anlamlı ve yaşanmış bir hikâye.

Öksüz Kalan Küçük Çocuklar:

İki kardeş kendi hallerinde eski Anadolu kültürüne uygun avlulu bir evde çocuklarıyla hayatlarını idame ettirirler. Kardeşler evlidir, birinin 4 ve diğerinin 5 çocuğu vardır. Çocukların en küçüğü 1 yaşında ve en büyüğü 9 yaşındadır. Büyük kardeşin 33 yaşındaki eşi zamansız bir şekilde tetanostan vefat eder. Geriye 4 öksüz çocuk kalır. En çok da bu 1 yaşındaki çocuk annesinin yokluğunu arar. Tüm aile efradı ellerinden geldiğince bu çocuklara kol kanat gererler. Herkes elinden geleni yapar, tek dertleri bu çocukları teskin etmektir. Ve bunu da büyük bir gayret ve şefkatle yaparlar.

Her iki kardeşin çocukları çok küçük olduğundan olan bitenleri pek kavrayamamakla beraber günlerini beraber geçirirler. Ama anne bu; yeri doldurulmaz ki. Ne yapılırsa yapılsın giden annenin yokluğu hep aranır. Oyunlar hediyeler bir nebze de olsa teskin etse de, öksüz çocuklar annelerini hep ararlar.

Her şeye bir çare bulan aile efradı bu eksiklik karşısında çaresizdir. Özellikle de daha sütten bile kesilmemiş olan küçük çocuğun serzenişleri herkesin yüreğini yakar. Ama ne çare ki takdiri ilahi bu şekilde tecelli etmiştir. Sevgi ve şefkatten başka yapacak bir şey de yoktur. Dede küçük çocuğu kâh boynuna bindirir saatlerce gezdirir kâh belediye otobüsünde defalarca şehri turlar, nine çocukların her istediğini pişirir yeter ki mutlu olsunlar. Vefakâr halaları bunlara bir anne olur saçını yollarına süpürge eder. Herkes gücünce elinden geleni yapar. Ama kan bağı en az olan ve zamanla kayıtsız kalır mı diye düşünülebilecek küçük ağabeyin hanımı yani vefat eden annenin eltisi şöyle bir şey yapar ki tarifi imkânsız bir şey.

Küçük Elti Çareyi Buluyor:

Küçük elti vefat eden eltisini büyüğü olduğundan hep bir abla gibi görmüştü. Her zaman da desteğini aldığını biliyordu. Zor günlerinde bu ablanın yokluğunu iliklerinde hissediyordu. Ama ne çare durum bu. Bu küçük yenge bu meşaketli süreçte bir şeyi fark eder. Kendi çocukları da küçüktür. Ama etrafında anne anne diye döndüklerinde bir dedikleri iki olmayan öksüz çocukların her “anne” kelimesinin seslenişindeki mahzun hallerini fark eder. Çok zor ama karar verir ve kendi çocuklarını bir odaya toplar. Kendi çocuklarına özel bir tembihte bulunur. Bundan böyle bana bu çocukların yanında “anne” diye hitap etmeyeceksiniz diye durumu şefkat ve sevgi çerçevesinde anlatır. Çocuklar da buna razı olurlar. Ama onun da çocukları çok küçüktür, en küçüğü 2 ve en büyüğü 8 yaşındadır.

Bu durum böyle devam ederken, çocuklar bazen unutup da sık sık anne demelerinde küçük yenge ya kaş-göz işaretiyle ya da uygun bir şekilde yaptığı konuşmayı ima edercesine anne diyen çocuğa durumu hatırlatır. Çok küçük olanlara karşı biraz daha müsamahalıdır, ama 8 yaşındaki kızı biraz patavatsızca pek durumu anlamamış bir durumdadır. Anne de bu biraz yaşca büyük olan 8 yaşındaki kızına birkaç defa durumu yeniden izah eder. Ama nihayetinde o da çocuktur ya unutur ya da bunu sanki bir oyunmuş gibi algılar. Olayın defalarca tekrarında hep imalı hatırlatmalar yapılmasına rağmen çocuk işte yine de bildiğini okur.

Yine bir yaz günü avluda çocuklar güle oynaya hep beraber oynarlarken 8 yaşındaki kız çocuk ısrarla ve yersiz zamanlamalarla annesine sanki kasıtlıcasına veya bir oyun oynarcasına sürekli “anne” kelimesiyle defalarca hitap eder. ve çocuk her türlü imalı serzenişlere aldırmazken. Küçük elti kendini kaybeder ve bu kızına bir tokat atıp kolundan tuttuğu gibi odaya çeker ve defalarca uyardığı şekilde “bana bu çocukların yanında anne demeyeceksiniz” demedim mi diye tekrardan izah eder. Kendisi de çocuk olan kızcağız üzülmüştür ama durumun ciddiyetini de kavramış halde annesinin boynuna sarılır ve annesine bir daha bu oyunu oynamayacağına dair söz verir.

Küçük Elti Tüm Çocukların Annesi Olmaya Karar Veriyor:

Hayatında ilk defa bir çocuğuna vurmanın mahzunluğuyla anne de kızına sarılır, öper ve koklar. “Yavrum o tokadı sana vurmak benim de yüreğimi yakar” der ve. Kızının elinden tutar avluya gelir, tüm çocukları etrafına toplar. Küçükleri dizine oturturken hem kendi çocukları hem de öksüz olanlar ile sarmaş dolaş olarak bir sevgi yumağı oluşturur. Ve tembihlerinin pek işe yaramayacağını hissederek. Bu sefer çocukların hepsine. “Bakın yavrularım. Ben hepinizin annesiyim, hepiniz bana anne diyeceksiniz. Bundan böyle hepiniz kardeşsiniz. “

Bu olayı o zaman 4 yaşında olan öksüz çocuklardan şu an 40’lı yaşlarda olan bir bayan anlatırken.

“Ben merhameti ancak böyle anladım ve gördüm” diyerek gözyaşlarını silmesi beni çok duygulandırken ben de gözyaşlarımı sildiğimi hissettim. Kendi kendime “Merhamet” bu olsa gerek diye mırıldanıyordum.

Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Serbest Yazar Halil ŞEFİK
Tüm Makaleler

  • 03.06.2022
  • Süre : 3 dk
  • 870 kez okundu

Google Ads