Site İçi Arama

kultur-sanat

Türkiye’de Son Dönemde Sorgulanan Milliyetçilik Anlayışı ve Umutsuzluk

Sahipsiz olan memleketin batması haktır; sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır! Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…, uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut. Biz yeter ki damarlarımızda akan kanı hissetmesini bilelim.

Benim nazarımda milliyetçilik, yaşadığın toprakları vatan bilmek, bu topraklarda seninle birlikte yaşayan insanlarını sevmek, bu coğrafyayı dünyanın en ileri memleketleri arasına sokmak için mücadele etmektir. Atatürk milliyetçiliğine baktığımızda, benzer bir anlayışı görürüz. Ait olduğu milletin varlığını sürdürmesi ve yüceltmesi için diğer bireylerle birlikte çalışmaya, bu çalışmayı ve bilinci, diğer kuşaklara da yansıtmaya biz "milliyetçilik" diyoruz. Buna göre milliyetçiliğin en önemli öğesi "millet" olmaktır.

Zaten Mustafa Kemâl Atatürk de milleti şöyle tarif etmiştir: “Zengin hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve olurda samimi olan, sahip olunan mirasın korunmasına beraber devam hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen cemiyete millet adı verilir."

Her türlü "-izm" bu milliyetçilik anlayışının, bu millet tarifinin gerisinde kalır. Özünde, sağcısı, solcusu, liberali her kim olursa olsun bu milliyetçilik ortak paydasını benimsemeyen, Türk Milleti olma duygudaşlığına sahip olmayan insanların ülke sevdasından her zaman şüphe ederim.

Bu noktadan hareketle, ülkemizde olup bitenlerden bir betimleme yaparak milliyetçilik ilkesini nasıl gördüğümü sizlere anlatmak istiyorum. Bu güzide ülkenin üzerinde yaşayan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının göğsünü gere gere "Ne mutlu Türküm" diyebilmelidir. "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım…" diye başlayan andımızı okurken kalbi yerinden çıkacak gibi coşkulu olması beklenir. Bunları söylerken, tüyleri adeta bir bozkurtun yelesi gibi dimdik olabilmelidir.

Bizim anayasamızda değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk üç maddesini tartışmaya açmamak, Türk milliyetçisinin şiarıdır. “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür.” maddesini tartışmaya açmak isteyenlerin dimdik karşısında durup “sen ne diyorsun?” diyebilme gücünü kendinde bulabilenlerin paylaştığı bir anlayıştır Türk milliyetçiliği. Türk kelimesini kaldırarak yerine Türkiye, Türkiyeli kelimesini koymayı isteyenlerle her mecrada mücadele edebilmektir Türk milliyetçiliği! Şehitlerimizin kanlarıyla sulanarak bize vatan olmuş bu topraklarda yeşeren milliyetçilik, öylesine bir şey, basit bir duygudaşlık değildir. Ya peki nedir? 

·       Türkiye’de milliyetçilikten bahsedeceksek eğer, Barzani ve Şivan Perver'le birlikte gözyaşları dökerek megri megri yapanları unutmamak ve unutturmamak sorumluluğunu yüklenmeyi de gerektirir. 

·        Milliyetçilik, devletin resmî televizyonunda TRT Kurdi kanalını açmak ve böylece bir ağzı edebi dil hâline getirerek farklı bir millet yaratmak isteyenlere karşı çıkmayı görev edinmeyi gerektirir.

·        Milliyetçilik, Oslo'ya devlet temsilcilerini gönderip PKK'nın terörist liderleriyle görüştürmek ve onların taleplerini müzakere edenlere karşı durabilme yiğitliğini gösterebilmektir.

·        Türk mahkemesinin müebbet hapse mahkûm ettiği bölücü bir katilin mektubunu Diyarbakır meydanında okutmamak, okunmasına izin vermemek, okuyanların milliyetçiliğinden şüphe duymak demektir.

·        Milliyetçilik, Türk mahkemesini Habur sınır kapısına gönderip terör kıyafetleriyle sınırdan içeri giren bölücü teröristleri affetmek değildir. Teröristlerin zafer işaretleriyle aramızda, yurdumuzda dolaşmalarını seyretmek, buna rıza göstermek hiç değildir.

·        Milliyetçilik, Ergenekon, Balyoz vb. adlarla Türk Ordusu’nun general/amiral, subay ve astsubaylarına kumpas kurulmasına izin vermemek, kumpasçılarla sonuna kadar mücadele edebilmektir.

·        Milliyetçilik, okullara giriş sorularını çalarak on binlerce gencimizin hakkını gasp etmek, başta harp okullarımız üzere tüm eğitim ve öğretim kurumlarımıza öğrenci alımlarında “eğitimde fırsat eşitliğini devlet eliyle yok etmek” isteyenleri kabullenmek değildir.

·        Milliyetçilik, Türk vatanına Suriyeli ve Afganları doldurarak ülkenin nüfus yapısını değiştirmek ve bu ülkeyi Türk yurdu olmaktan çıkarma yarışına girmek, adında “milliyetçi hareket” olduğu halde bu yapılanlara iktidarda kalmak, iktidar nimetlerinden yararlanmak uğruna ortak olmak demek de değildir.

·        Milliyetçilik, vatanın taşını, toprağını, madenini, fabrikasını, limanını yabancılara satmamaktır.

·        Milliyetçilik, zamanında alınmayan mali ve ekonomik tedbirler nedeniyle batma aşamasına gelen ekonomiyi kurtarmak uğruna, Arap’a, Katarlıya, Afgan’a ve bunun gibilere parayla Türk vatandaşlığı hakkını satmamak, milletin sermayesi güzide kurumları Körfez sermayesine peşkeş çekmemektir.

Bu saydıklarımı sizler de fazlasıyla çoğaltabilirsiniz. Hepiniz bu maddelerin altına sayısız şeyleri, yaşanmışlıklarınızı ekleyebilirsiniz. Hatta size, size değilse de çocuğunuza, eşinize, çevrenizdekilere yapılan haksızlıkları görüp, “batsın bu milliyetçilik”, “artık bu şartlarda bu ülkede yaşanmaz”, “gençler imkânınız varsa yurtdışına gidin, kendinizi kurtarın” gibi şeyler de söyleyebilirsiniz. Bir dereceye kadar bu söyledikleriniz için sizlere hak da verebilirim.

Ama sakın unutmayın lütfen. Bizler Türk Milliyetçisi olmadığımız, olamadığımız, vatanımıza, siyasetimize, geleceğimize çeşitli nedenlerle sahip çıkamadığımız için bu saydığım, sizlerin rahatsız olduğu kötü bir Türkiye resmiyle hep birlikte karşı karşıya bırakıldık. Çünkü parayı, iktidar olmanın nimetlerinden nemalanmayı her birimiz çok sevdik. Parası olanı adam sanmayı, saymayı yeğledik. Nereden geliyor bu değirmenin suyu demedik. Değirmeni öğrendiğimizde, değirmenin çarkının yanlış dönmesine aldırmadık. Değirmene gelen suyun kaynağını sorgulamadık. Biz de o sudan yararlanmak için kendimizi diğerleriyle yarış eder halde bulduk. Söyleyin lütfen, öyle olmadı mı? Sakın iktidara falan da kızmayın. Nasılsak öyle yönetildiğimizi bilmiyor muyuz? Biz neysek, ne istiyorsak, kimi seçtiysek, iktidar da odur. Bizim bozuk yapımızı en iyi bilenlerimiz zaten bizi yönetmeye talip olmuyorlar mı? Birine kızacaksanız, önce aynaya bakıp, kendinize kızın, kendimize kızalım.

Bu vatanın değerlerine, Türk insanının tarihe mal olmuş hasletlerine, diğer milletlerden bizi farklı kılan özelliklerimize, kısacası kendimize yabancılaştık. Elimize geçen, bize emanet edilen her gücü kendi çıkarımız, yandaşlarımız, hemşerilerimiz, akrabalarımız, tarikatımız, sosyal çevremiz, partimiz vb. için sonuna kadar kullanmayı yeğledik. Bunu tercih ettik. “Bizden olsun, çamurdan olsun!” sözü bu coğrafyaya aittir.

Türkiye’nin temel sorunu, iyilerle kötülerin mücadelesinde, iyilerin pes etmesidir. İyilerin “Türk milliyetçiliği” etrafında birleşip, mücadele verememesi tüm sorunların kaynağıdır. Demokrasilerde çare tükenmez. Türk çalışkan, zekidir, azimlidir ve savaşmasını bilir.

Şairin dediği gibi, “atiyi (geleceği) karanlık görerek azmi bırakmak” olmaz. Alçak bir ölüm varsa, ancak bu olabilir. “His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin. Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!” diyorum. Umutsuzluk batağına batacaksan, razıysın bat ancak yanan vatanda kendin yanacaksan bile evladını yakma diyorum. Eğer biz gerçekten bu Cumhuriyeti kuran, istiklal mücadelesi veren ecdadın devamıysak, gerçek bir Türk milliyetçisi isek, ben de Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy gibi sizlere haykırıyorum:

“Sahipsiz olan memleketin batması haktır; sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır!”

“Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…, uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.”

“Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut.” Biz yeter ki damarlarımızda akan kanı hissetmesini bilelim.

Hissettiğin an, yapılan her yanlışı düzeltecek azim ve iradeyle yeniden ayağa kalkabildiğini göreceksin. Haydi biraz hisset… Türk ol, ne mutlu Türk’üm de… Gerisi gelecek. İnan, önce kendine sonra bu Millete inan. Haydi kardeşim ayağa kalk, umutsuzluğa düşme! Yapabileceğin çok şeyler var. Bunu aslında sen de çok iyi biliyorsun.

Saygı dolu sevgiyle kalın

 

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 19.07.2023
  • Süre : 4 dk
  • 924 kez okundu

Google Ads