Site İçi Arama

kultur-sanat

Yine Hazan Mevsimi Geldi

Yine hazan mevsimi geldi, yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek, Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde, hicranını yalnız başına çekecek. Geleceksin belki de, o zaman ne o yapraklar ne o rüzgar, ve ne ben olacağım, Yine deli gönlüm, yine bu mevsim hüsranını yalnız çekecek!

Yine Hazan mevsimi geldi. Yapraklar rüzgarların peşi sıra gidiyor. Ocak ayının, yeni yılının ilk gününde evden çıktım. Aracımla aheste, aheste, yolda giderken yorgun yaprakların ağaçları terk etmeye hazırlandığını fark ettim. Arabanın radyosunda alaturka Türk sanat müziği bir şarkı çalıyor ve bende usulünce kendi kendime şarkıyı terennüm ediyorum sessiz ve derinden. Ruhumun derinliklerine kadar hissediyorum bu tılsımlı şarkıyı: 

Yine hazan mevsimi geldi, yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek, 

Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde, hicranını yalnız başına çekecek. 

Geleceksin belki de, o zaman ne o yapraklar ne o rüzgar, ve ne ben olacağım, 

Yine deli gönlüm, yine bu mevsim hüsranını yalnız çekecek!

Havada sonbahar biraz da kış kokusu var. Ve ortalıkta biraz hüzün. Sonbahar sonlarında hüzünler yaşanır böyle her yıl. Yaz aylarının o içimizi kanlandıran, canlandıran coşkusu gider. Havaların yavaş yavaş soğumasıyla birlikte önce doğada bir değişim olur, sonra insanlarda. Doğanın renklerini yitirmesine paralel, insanlar da renklerini yitirirler. O yaza özgü rengarenk giysiler gardıroba girer, yerine soğuk ve soluk renkli giysiler geçer. İnsan sanki doğayı taklit eder. Ruhu da matlaşır. Hüzün basar biraz, içine çekilir. Neden böyle olur, bilinmez. Hüzün duyacak ne vardır anlamam. 

Öğrenciler için yaz tatili biter, okula dönüş başlar. Çalışanlar için deniz, güneş ve kumsal bir yıl sonraya ertelenir. Hepsi bu kadar! Ben sonbahara Farsça bir kelime olan "Hazan" denmesini tercih ederim, her ne kadar iyi bir Türkçe ve sihirli kelimelerinin hayranı olsam da, böyle isterim, derim. 

Hazan Mevsimi “Hazan” ve “Hüzün” ne kadar çok benziyor birbirlerine! Sanki ikiz kardeş gibiler. Neden sonbaharda Hüzün duyulur? Neden bir veda gibi, bir bitiş gibi algı yaratır insan ruhunda? Oysa her zamanın, her mevsimin ayrı bir güzelliği vardır. Üstelik birinin varlığı ötekinin değerini artırır. Birini yaşarken ötekini özlediğimizi fark ederiz. Yaz sıcağından bunaldığımızda o soğuk suları başımızdan aşağı dökerken, klimayı serinleten soğuk derecelerine getirip önüne geçerken nasıl da özleriz soğuğu, öyle değil mi? Ya da kış ortasında bırakın denizi, güneşi, kumsalı; bir dilim karpuzu bile nasıl canımız çeker! 

Hayatı iyi kavramak lazım. Bunun için doğaya bakmak yeter. Çünkü hayatın sırları orada saklı. Doğa bütün mevsimleri doya doya yaşar, yaşatır. Yaşatmaya çalışır tüm canlılara, sakin ve telaşsız. Umudunu asla yitirmeden. Sadece gerçeğe teslim olur, hepsi bu kadar. İlkbahar gelecek, yeşile boyanacaktır her yer. Çiçeklerini açacak ağaçlar. Sonra yapraklanacaklar. Yaz geldiğinde en güzel meyvelerini verecekler. 

Sonbahar bir yılın bilançosunu çıkarmaya benzer. Görev tamamlanmıştır. Yeni çiçekler, yeni meyveler için enerji toplama zamanıdır şimdi. Artık doğa yıllık iznine çıkmıştır. Uzayan tırnakların, eskiyen elbiselerin atılması gibi eskimiş yapraklarını dökme zamanı gelmiştir şimdi. Sonra uzun bir kış uykusu başlar. Ardından yine bahar gelir! 

Tıpkı yeni sezon kreasyonları gibi. Taptaze çiçekler, en kokulusundan. En göz alıcı renkleriyle. Yeşilin bin bir tonuyla yapraklar. En iyi ressamın bile yakalayamadığı parlaklığıyla. Sonbahar insana aslında hayatın ne denli ciddi olduğunu da hatırlatmaz mı? Ağustos böceği ile karıncanın hikayesini hatırlayın. Koca bir hayatın lay lay lom ile geçemeyeceğini bilmiyor muyuz? İyi bir tatili hak etmek için çok çalışmamız gerektiğini hayat bize hep söylemiyor mu? 

Biz çalışanlar, emekliler, esnaflar, işverenler, girişimciler yani tüm iş dünyası bilir ki, sonbahar yeni bir sezonun başlangıcıdır. Hemen hemen tüm sektörlerde bu böyledir. Düşünün, en çok izlenen televizyon dizileri, en iddialı programlar sonbaharda başlar. Sinemalar ve tiyatrolar yeni gösterimleriyle perdelerini açarlar. Müzik sektörü canlanır. Yeni albümler, yeni şarkılar duyarız. Okullar sonbaharda açılır. Giyim kuşama, modaya ilişkin yeni kreasyonlar sonbahar ile görücüye çıkar. 

Yazın düşen çalışma tempomuz sonbaharda yükselir. Depoladığımız enerji ile en güzel işlere, en yeni anlaşmalara, yeni pazarlara, yeni fırsatlara doğru yol alırız. Kendimizi ve işimizi büyütmek için en doğru zamandır. Çalışırız, hep çalışırız ki ekonomi büyüsün, yaşam kalitemiz yükselsin. Sadece çalışmayız. Düşünürüz de. Hoş, o da çalışmaktır aslında. Hatta en büyük çalışmak, düşünmektir. Neyi düşünürüz? Hayatı, kendimizi, sorumluluklarımızı, yaşadıklarımızı. Gençler yaz aşklarını düşünürler, aileler çocuklarının okul ihtiyaçlarını, masraflarını, kış hazırlıklarını.

Aslında her şey güneşle başlar, güneşle biter. Güneş varsa doğa uyanır, güneş yoksa uykuya dalar. Tıpkı ruhumuz gibi. Yaşam enerjimiz de bizim güneşimizdir. İçimizi ısıtacak bir şeyler bulmamız gerekir. Bu Aşktır, tutkudur, sevgidir. İşe, sevgiliye, çocuklara, hayata, hobilere ilişkin. Yeter ki içinizi ısıtacak bir sıcaklığı eksik etmeyin ruhunuzdan. İnanın bana, yaşam enerjinizi hiç kaybetmediğiniz zaman göreceksiniz ki, sizin dünyanızın dört mevsimi de bahardır, yazdır. Hazana ve Hüzne asla teslim olmayacaksınız.

Sonbahar bir bitiş değildir. Her şeyin sonu değildir. Sadece baharın sonudur. Hem, her bitiş yeni bir başlangıçtır. Noktadan sonra yeni bir cümle başlar. Belki bir öncekinden daha güzel bir cümle kurulması için yeni bir fırsat verilir kalem erbabına. 

Belki gelen, gidene “İyi ki gitti” dedirtecek kadar güzel gelecektir. Tıpkı o güzel sözdeki gibi: “Bazen öyle biri gelir ki, tüm gidenleri unutturur!” 

Derler ki, sonbahar ölümü düşündürür. Bu yüzden kasvetlidir. Ölüm mü, o da ne? Ünlü düşünür Sipinoza'nın dediği gibi “Ben yaşarken ölüm yoktur. Ölüm geldiğinde de, zaten ben gitmiş olacağım!” Yani yaşarken, nefes alırken hiçbirimiz için bir sorun yok!

Hem insan onun da çaresini bulmuş. Ölümden sonra daha güzel bir dünyanın bizi beklediğine hemen hemen hepimiz inanmıyor muyuz?

Ne diyordu Aşık: “Ne de olsa, kışın sonu bahardır. Bu da gelir, bu da geçer, aldırma!” 

Ruhunuzun güneşi hiç sönmesin, ısıtsın sizi ve dünyanızı! Yeniden güzel ülkemin güzel yarınlarında buluşmak üzere saygı dolu sevgiyle kalın diyorum.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 05.01.2023
  • Süre : 5 dk
  • 908 kez okundu

Google Ads