Site İçi Arama

kultur-sanat

Türk Sanat Müziği Bir Dünya Müziği Olamaz mı?

Büyük bir orkestra kurulması muhteşem bir müzik ziyafeti için oldukça popüler oldu son zamanlarda. Türk sanat müziği aslında tek bir ud ile bile çok hoştur, ama büyük orkestranın doğal olarak icrası çok daha kaliteli oluyor.

 

"Uslan artık deli gönül, divane gönül..."

 

"Bir rüzgardı, gelir geçer sanmıştım. Meğer başımda esen kasırgaymış sevgilim..."

"Göze mi geldik, sen mi unuttun. Gelmiyorsun ah!..."                           

Ne güzeldir şarkılarımız. Çoğu aşk üzerinedir.

Türk sanat müziği deriz. Ama nedense bizim atalarımızdan kalma saz yoktur icrasında kullanılan enstrümanlar arasında.

Aslında daha çok Ortadoğu'da ve batıda geliştirilmiş enstrümanlarla icra edilir.

Mesela keman vardır, kanun vardır, ud vardır, tambur vardır, darbuka, klarnet, def, kimi orkestralarda belki piyano, hatta artık birçoğunda gitar, bas gitar, tumba ve başka birçok batı müzik aleti vardır kullanılan.

Büyük bir orkestra kurulması muhteşem bir müzik ziyafeti için oldukça popüler oldu son zamanlarda. Türk sanat müziği aslında tek bir ud ile bile çok hoştur, ama büyük orkestranın doğal olarak icrası çok daha kaliteli oluyor.

Tabii bir de sanatçılarımız var, özellikle de hanımlar. Hepsi çok değerli Türk sanat müziği icracıları. Her biri ayrı birer yıldız. Hatta kimileri yıldızdan öte, sanat güneşi.

Türk sanat müziğinin tarihçesi 10'uncu yüzyıldan başlıyor, ama Osmanlı sarayına girişi ne zaman olmuş bilmiyorum. 16'ncı yüzyıl başlarında ses perdelerinde değişiklik olmuş ve buna Türk sanat müziğinde yapılan bir nevi rönesans deniyor. Bu dönem Yavuz Sultan Selim'in tahta çıktığı 1512 yılına kadar sürmüş.

Klasik Türk musikisi de deniyor, ama daha çok Anadolu'nun özünde olduğu gibi farklı kültürlerin bir karışımı ile oluşmuş, yani Ortadoğu ve Türk kültürünün İslam tasavvuf müziği temellerinde yoğrulmuş hali.

Sizi bilmem, ama ben çok severim. Hele bir de şarkının girişindeki taksimler vardır ya, en sevdiğimdir. Dalar giderim.

Batı müziğinden temel farkı ses perdelerinin farklı olması, yani Batı müziğinde olmayan ara seslerin bizim müziğimizde olmasıdır. Tabii ki bir de makamlar.

Makam dediğimiz ses dizilimleridir. Kaynaklarda 600’den fazla makam olduğu yazıyor. Bugün 200 kadar makam kayıtlı olarak bilinse de, bunlardan daha çok 50 kadarı son zamanlarda daha çok kullanılıyor.

Kimi eski makamlar oldukça ağır tonda olduklarından mıdır bilmiyorum, ama demek ki zamanla müzik zevkimiz belli makamlara odaklanmış. Çok eski bazı makamları artık kullanmıyoruz.

Aslında makamların adlarını hepimiz duymuşuzdur:

Kürdili hicazkârından, nihavendine, uşşakından hüzzamına, rastına onca makam. Çoğunlukla şarkıya başlamadan önce şarkının anonsunda makamını da söylerler.

Avrupa üretimi do majör, re minör gibi basit dizilimler değil yani bizimkiler. Her birinin temposu da farklı farklı, ses dizilimleri de yeterince karmaşık. Tempolara müzik dilinde usul deniyor, aksak, semai, curcuna gibi adları var.

Bazen hayrete düşüyorum, bu kadar zengin şarkı repertuarımız olmasına rağmen, bunca değerli icracı sanatçımız, şarkı yazarı ve bestekarımız olmasına rağmen, nedense Ortadoğu ve Türk coğrafyası dışında dünyada pek popüler değil Türk sanat müziği. TRT arşivlerinde 19 bine yakın şarkı varmış, arşivlere girmemiş olanlar ne kadardır acaba?

Bırakın dünyayı, Türkiye'de bile yapılan araştırmalarda %30-40'tan yukarı çıkamıyor Türk sanat müziği dinlemeyi sevenlerin oranı.

Halkımızın müzik zevki bir kısmında Türk halk müziği ağırlıklı olsa da, çoğunlukla Türkçe pop ya da batı müziği ağırlıklı nedense. Arada dillere yapışan arabesk ve tavernayı hiç saymıyorum. Gerçi bunların müptelası da epey fazlaydı zamanında. Şimdilerde nasıldır bilmiyorum.

Zaten sadece Türk sanat müziği dinliyorum diyen de yok anketlerde. Ama sadece pop dinliyorum diyen çok. Yani Türk sanat müziği diğer müzik türleri yanında ikincil öneme haiz bir müzik gibi görünüyor halkımızın gözünde.

Bu durum bence çok hazin.

Sonuçta çıkış kaynağı Ortadoğu'ya dayanıyor olsa da, aradan geçen bunca zamanı düşünecek olursak, artık bize has bir müzik olmuş diyebiliriz Türk sanat müziği için. Bizim has kültürümüz olmuş yüzyıllar içinde.

Nasıl ki batı kültür emperyalizmi yaparak müziğini tüm dünyaya yaymışsa, sanki bizim de kültürümüzü emperyalizm boyutunda olmasa bile kültür alışverişi kapsamında dünyaya tanıtmamızda fayda yok mu?

Tamam, özellikle TRT'nin müzik kanalı bu müziğin ülkemizde dinlenmesi için yaptığı yayınlarla başı çekiyor olsa da, bence sanatçılarımızın da artık dünyaya açılmak için biraz çaba içinde olmaları gerekmez mi?

Nedir çekince?

Büyük organizasyonlar için elini cebine atacak sponsor mu bulamıyorlar?

Yoksa beğenilmeyecek diye mi çekiniyorlar?

Kimsenin hoşuna gitmeyecek ve rezil olacağız diye mi korkuyorlar?

Ya da dünyada yapılacak konserler para getirmeyecek diye hiç bu işlere bulaşmayalım mı diyorlar?

Tamam, bir de devlet boyutuna bakalım sorunun.

Kültür bakanlığımız yok mu?

Kültür bakanlığı niye böyle bir organizasyon yapmaz dünya çapında?

Kültür elçiliği kapsamında en azından Türki cumhuriyetlerde, ya da Ortadoğu ülkelerinde böyle konserler düzenlenemez mi? Komşularımızda bile düzenlesek bir başlangıçtır.

Pardon, komşularımızın hemen hepsiyle sorunluyduk, unutmuşum.

Aklımız fikrimiz son günlerde politik arenada neler olup bittiğinde sadece, böyle konuları kimse düşünmüyor.

Alın size politik bir soru:

İktidarın yanlış politikalarının bizi ne hale getirdiğini görebiliyor musunuz? Tamam, eskiler düşünememişler, ama son yirmi yılda bizim müziğimizi dünyaya tanıtmak için organizasyonlar yapılamaz mıydı?

Bence iktidarın değişmesiyle ardından yapacak çok işimiz var.

Her şeyi baştan düzenlememiz gerekiyor.

Önceliği de sanırım Mustafa Kemal'in yurtta barış, dünyada barış ilkesine vermemiz gerekiyor.

Bu kadar güzel bir kültürümüz olmasına rağmen bu kültürü dünya ile paylaşmıyor olmamız hem dünyadaki diğer insanlar için de bir haksızlık bence.

Neyse, ben açayım bir YouTube kanalı da, bu akşam biraz kendime Klasik Türk müziği ziyafeti çekeyim en iyisi. Düşün düşün nereye kadar.

Kim arar söyle kim arar,

Vefasız olanı kim arar,

Seni bir gün görmesem içim yanar.

Bende bu aşk olmasa,

Kalbim böyle yanmasa,

Kim arar seni kim arar..

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla

 

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 27.12.2022
  • Süre : 4 dk
  • 940 kez okundu

Google Ads