Site İçi Arama

dinfelsefe

Doğa Bizlere Ne Kadar Adil Davranıyor?

Doğaya müdahale etmek ne kadar adil? Ne kadar etik? Birgün olur da birileri Tanrı rolü oynamaya karar verirse, olabileceklerin farkında olan var mı? Ya o Tanrı rolüne soyunan bir gün genlerle oynayarak bambaşka yaratıkların meydana gelmesine sebep olursa?

Jennifer Anne Doudna, Amerikalı biokimyacı, Emmanuelle Charpentier ile birlikte 2020 yılında kimya dalında Nobel ödülü almışlardı. 

Ödülün konusu yaptıkları çalışmalarla DNA genetik dizilimini değiştirmenin yolunu keşfetmiş olmaları. 

Bu ilk bakışta insana çok bir şey değilmiş gibi gelse de aslında belki de geleceğin buluşu demeliyiz. 

Düşünsenize, yarınlarda belki de yeni nesillerimiz bambaşka özelliklere sahip olabilecekler. En azından bazı genetik hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek bir metot bu. 

Belki de bir yerlerde çoktan bu metot ile birtakım çalışmalar yapan bilim insanları vardır. 

Hatta çoktan başlamıştır araştırmalar, buna eminim.

Bu öyle bir buluş ki, sadece iyi amaçlar için değil, diğer bir yandan, belki de süper güçlü insanların da yetiştirilmesinin önünü açan bir buluş. Yarın bir çılgın diktatörün mesela, bu buluşu kötü amaçlar için kullanmayacağının bir garantisi var mı? Bence hiçbir garantisi yok!

İnsanlık her zaman bilim insanlarının bilerek veya bilmeden, bazen sırf bilimsel çalışmalar uğruna keşfettikleri bazı şeyleri farklı ve kötü amaçlar için kullanmaya çok meyilli. 

Atomun parçalanması esnasında ortaya çıkan müthiş enerjiden atom bombası yapmış nesillerin evlatlarıyız biz. 

Üstelik sadece yapmakla kalmamışız, Japonya'da da kullanarak hem onca insanın anında ölümüne sebep olmuşuz, hem de yıllarca bu vahşetin etkisinde kalmış nesillere. Halen daha Hiroşima ve Nagazaki'de radyasyon etkisi sönümlenmiş değil. 

Bu yapılan vahşetin sorumluluğundan ben kendim bile onu Amerikalılar yaptı diyerek kurtulabileceğimi sanmıyorum. Sonuçta o bombaları atan da insanoğluydu, bombaları düşünerek üreten de.

Dünya bu buluşla halen daha bir nükleer tehdit altında aslında. Onca uluslararası anlaşma yapılmış olsa da, sonuçta bombalar yapılmış durumda ve her an kullanıma hazır bekliyorlar. Yapılan bir keşfin unutulması mümkün değil. Hepsini imha etsen bile her zaman bir çılgının tekrar üretmeyeceğinin garantisi olmadığı gibi, tüm evrakı ve dokümanları bile yok etsen, eğer böyle bir şey var olabilmişse, demek ki tekrar nasıl yapılacağının birileri tarafından bulunması mümkün olabilecektir. Şu anki haliyle ise, yani kullanıma hazır bekleyen füzeler halinde demek istiyorum, aslında gerçekten bir insanlık riskidir.   

Daha düne kadar Rusya gerekirse nükleer silah kullanmaktan çekinmeyiz dememiş miydi? Amerika'nın elindeki nükleer silahlar Rusya'dan az mı? Başka ülkelerdeki nükleer silahlara ne demeli? Kim engel olabilir ki eğer bir çılgın kullanmaya kalksa?

Olası bir nükleer savaşta coğrafi konumumuz sebebiyle en çok da ucu bize dokunacaktır. 

Gerçi zaten bir gün eğer bir nükleer savaş çıkarsa, dünya diye bir gezegenin bile artık var olabileceği şüpheli bence. Dünya paramparça olup uzay boşluğuna serpilecektir muhtemelen. 

Diyeceğim o ki, nükleer konusu sadece bir örnek, daha neler neler bugün insanlığın kötü emelleri için kullanımda kim bilir.

Biyolojik silahlar bile büyük tehdit insanlık için. Belki covid-19 bile bir denemeydi, Çin'de içilen o yarasa çorbasından bulaştı hikayesi bana hiç mantıklı gelmiyor nedense. Belki de laboratuvar ortamında yapılan çalışmalarda meydana gelen bir kaza ile yayılmış bile olabilir. Belki de birileri tarafından özellikle Çin nüfusunu azaltmak için, büyüyen Çin ekonomisine bir darbe vurmak için bile bilerek oralarda bir yerlerde ortalığa salınmıştır. Sonuçta Çin devleti içerisinde sebebi konusunda öyle sağlıklı bir araştırma yapmak o kadar da mümkün değil sanırım. Yetkililer ne beyan etmişlerse ona inanmak zorunda kalıyoruz, ama gerçek belki de bambaşka olabilir. 

Bu saatten sonra da gerçeğe ulaşmak o kadar kolay değil, ileride de mümkün olamayacak.

Bu tarz öngörüler komple teorisi olarak belki kulaktan kulağa yayılacak ama ne doğru, ne yanlış, öğrenmek hiç bir zaman mümkün olmayacak. 

İşte bu genetik dizilimdeki değişiklik yapabilme yetisi de bu örnekler gibi, aynı. 

İnsanlık için bir takım genetik hastalıkların tedavisi amacıyla kullanılması kulağa çok hoş geliyor. Ama kötü amaçlarla da kullanılabilecek olması! İşte bu insanın kâbus görmesine sebep olabilir. 

Jennifer Anne Doudna yaptıkları araştırmaların detaylarını da anlatan "Yaratılıştaki Çatlak" adında bir kitap yazmış. Koç üniversitesi yayınlarından Türkçesi de kitap severlerin beğenisine sunulmuş.

Kitabında Jennifer Anne Doudna gen düzenlemenin evrime hükmeden inanılmaz gücü diye biraz biyoetikten, biraz da gelecekte olabilecekler konusunda korkularından bahsediyor. Rüyalarında Hitler'i gördüğünden bahsetmiş.

Evet, biyoetik, nedir biyoetik? Doğaya müdahale etmek ne kadar adil? Ne kadar etik?

Birgün olur da birileri Tanrı rolü oynamaya karar verirse, olabileceklerin farkında olan var mı? 

Ya o Tanrı rolüne soyunan bir gün genlerle oynayarak bambaşka yaratıkların meydana gelmesine sebep olursa? 

Üstelik tesadüfen öyle özellikler oluşabilir ki, bu gen değişikliğini yapmaya cüret edenlerin artık olanları kontrol altında tutma yetileri de olmayabilir. Yapılacak bu tarz deneyler neticesinde insanlığın sonunun gelmesinin bile riski var bence.

Bu anlattıklarım yapılacak değişikliklerin etik olup olmaması dışında bam başka bir bakış açısı, biyorisk diyelim buna isterseniz.

Bir de tabii bu değişikliklerin biyoetik olup olmama açısı var. 

Doğal yollarla üremeye, gelecek nesillere aktarılan genlerle doğanın kuralları dahilinde sürdürülecek olan insan neslinin, genlerine dışarıdan müdahale ile daha iyi özelliklere kavuşması açısından olaya bakacak olursak, bu düzeltmeye uğramamış nesillerle, biyolojik olarak daha iyi özelliklere kavuşturulmuş nesillerin birlikte yaşayacakları hayatları. 

Bu durum ne kadar etik olabilir ne kadar adil olabilir?

Gerçi doğa da insanoğluna ne kadar adil davranmış, bu da bir tartışma konusu!

Ama yine de düşünebiliyor musunuz? Siz bir yüz metre koşucususunuz mesela ve hayatınız boyunca onca emek vererek, ter dökerek çalışmışsınız. 

Biyolojik olarak genleri ile oynanmış bir koşucu yanında hiçbir şansınız yok! Ne yaparsanız yapın onu geçemezsiniz. Bu ne kadar adil? Ne kadar etik?

Yıllar önce bu konuda çekilmiş bir film vardı, Gattaca, 1997 yapımı bir bilim-kurgu filmidir. İzlemeyeniniz varsa tavsiye ederim.

Yine de yeni bir çağ açılmış durumda artık, istesek de, istemesek de artık genlerle oynama imkanı var. 

Bu buluşu yapanların bile biz ne yaptık diyerek kabuslar görmeleri bir işe yaramaz. Sonuçta bu keşif yapılmış durumda ve yeni bir çağın kapılarını açmış durumdalar. 

Zaten onlar bu keşfi yapmamış olsalar, er ya da geç bir başkası yapacaktı. 

Yani olabileceklerin önüne ne yapsan aslında geçemezsiniz, olacak olan her halükârda olur.

Kaderci bir bakış açısı gibi oldu şimdi bu söylem, öyle demiyorum, hiçbir şey olmamışsa bile bir şeyler olmuştur diyorum. Yok yok, onu da demiyorum, karıştırdım yine, tamam buldum, su yolunu bulur diyorum, çok önceleri bu başlıkta bir yazı yazmıştım.  

Neyse, yine de yeni buluşların insanlık hayrına kullanılması umuduyla güzel bir gelecek için diyeyim! 

Bakalım gelecek nelere gebe, bakalım gelecekte daha neler olacak? Ömrümüz yettiğince hep birlikte izlemeye devam edeceğiz. 

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılar.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 21.10.2022
  • Süre : 4 dk
  • 978 kez okundu

Google Ads