Site İçi Arama

dinfelsefe

Beni Benden Alan Acımasız Yıllar

İnsan gençken, gençliğin verdiği sınırsız enerjiyle ve toy olmanın cesaretiyle her şeyi yapabileceğini düşünüyor ve bu nedenle de kolaylıkla geleceğe çoğunlukla umutla bakıyor. Kafasındaki insan, dünya ve gelecekle ilgili o kadar farklı algılar var ki onu gerçek sanıyor ve korkusuzluğun verdiği cesaretle abartılmış bir özgüvenle dolaşıyor. Büyüklerinin yaptıklarını beğenmiyor, sözlerine inanmıyor, onları çağdışı buluyor ve kadim bilgileri küçümsüyor! Yıllar geçtikçe insan, hayatın hiç de sandığı gibi olmadığını anlayınca korkuyor, ürküyor ve geçmişin bilgi ve bilgelerine kulak vermek gerektiğini anlıyor. Aşırı özgüven yerini kaygılara, endişelere ve korkulara bırakıyor, zamanla ürkekleşiyor ve tecrübe edindikçe ayakları yere basmaya ve daha gerçekçi düşünmeye başlıyor. Zaman geçip orta yaşlara geldikçe bazıları şanslı oluyor; iş, aş ve arkadaşlarını dengeleyerek daha düzenli bir hayata geçiyor. Bazıları ise yeterince şanslı olamıyor, bu türden sisteme veya kendine kurban gidenler daha mutsuz bir yaşlılığa doğru umutsuzca savruluyorlar.

Ellili yaşların ortasına veya sonuna gelip altmışlı yaşlara merdiven dayayınca enerji azalıyor, bilgelik artıyor ama yılların yükü ve yıpranmışlığı insanın önüne koca bir duvar gibi engel olarak geliyor. Hele o kişi, sorunlar denizinde yüzmüş, kötü beslenmiş, kendini unutup başkalarını memnun etmeye odaklanmışsa hayatın yükü ona daha da ağır geliyor. Böyleleri zamanından önce yıpranıyor; şansı varsa mutluluk kırıntılarıyla idare etmek zorunda kalıyor. 

Çok az azınlık ise, mutlu ve kendisiyle barışık hayat yaşayabiliyorlar zira onlar hayatın bilgeliklerini ve kadim bilgilerini hayata geçirmiş; kendini yönetmede ustalaşmış oluyorlar, az da olsa birileri başarıyor daha dengeli ve dingin hayatı. 

Çoğunluk ise, hayatı bir oyun olarak değil bir savaş olarak görüyor. Savaşmak bitmiyor ve son nefesine kadar savaşmaya insanoğlu zorlanıyor. Yıpranıyor ama yapacak başka bir şey olmuyor zira bazıları şanslı olamıyor ne yazık ki birçok açıdan. 

Kendinle ilgili sorunlarını hallediyorsun ama bununla bitmiyor her şey. Eşinin, çocuklarının veya başkalarının sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun. Hayatında olan insanlarla bağlılıklar ve yükümlülüklerden dolayı tek başına mutluluk ve dinginlik yakalanamıyor, toplumsal düzenimiz böyle. İster istemez etrafındaki birisinin sorunu senin de sorunun oluyor ve hayat böyle akıp geçiyor. Bazen kişi kendi durumundan daha kötü olanları görünce şükrediyor hayatına ama daha sonra eski tas eski hamam durumunda yaşamaya devam ediyor. 

Her türlü soruna rağmen yaşamayı becerebilenlere hayranlık duyuyorum ben, sahra da bir vaha misali parlıyorlar. Onlardan öğrenecek çok şey var aslında, hayatı kolaylaştıran bu insanları koruma altına almak lazım zira başkalarına ilham veriyorlar ve esin kaynağı oluyorlar.

Kimisi onları kıskanıyor ama gereksiz bir kıskançlık bu. Bence onlardan nasıl yaşanacağını öğrenmeli insan ve kulak vermeli tecrübelerine! İşimize yarayacak çok şey anlatabilirler tabii ki duymak isteyenlere. Bizi ileriki yaşlarda yani enerjimizin azaldığı ama tecrübelerimizin arttığı yıllarda kurtaracak olan tek şey bu hayatın içinden süzülüp gelen bilgi demeti olacaktır. Kendimizi sevmeye, koşulsuz kabul etmeye, anlamaya ve sürekli öğrenmeye ihtiyacımız var. Peşinden koşacağımız bir amaç, güzel bir uyku, sağlıklı, az ve öz yemek, müzik, doğa ve birkaç iyi arkadaş ve başımızı sokacağımız bir yuva temel ihtiyaçlarımız. Bunlar mutlu bir yaşam için yeter de artar bile. Çünkü fazlasına gerek kalmayabiliyor.

Bu yazım yıllara meydan okuyan, içindeki çocuğu öldürmeyen dostlarıma gelsin. Çünkü ben hayatı bu şekilde yaşamaya gayret ediyorum ve öyle de yaşıyorum. Mutluyum da hani. Sizler de mutlu olun.

Saygı dolu sevgiyle kalın.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 04.09.2022
  • Süre : 2 dk
  • 1192 kez okundu

Google Ads