Site İçi Arama

savunma

1991’de Çöl Fırtınası Harekâtının Üçüncü Gününde, Tarihin En Büyük Paket Kolunun Gerçekleştirdiği Hava Taarruzu Neden Başarısız Oldu?

Irak'taki hava harekatının ilk gününün arifesinde General Norman Schwarzkopf'un koalisyonunun emrinde tam 2,430 askeri uçağı vardı. Aldığı emrin gereğini yerine getirmek, Irak’ı kesin bir yenilgiye uğratmak isteyen Amerikalı General, Körfez Savaşı'na ilk önce hava taarruzları ile başladı.

Çöl Fırtınası, 30 yılı aşkın bir süre önce gerçekleşmiş olsa da günümüz askerî havacılığını şekillendiren sonuçları oldu. Özellikle, Koalisyon Kuvvetlerinin, görünürde Saddam Hüseyin'in Irak rejimine karşı kazandığı hızlı zaferin gerçekte ne kadar büyük, karmaşık ve hava lojistiği açısından büyük zorluklar yaşanarak elde edilebildiği biliniyor. 

Savaşın arifesinde, Irak ordusunun kendisine karşı sahaya sürülen devasa güç karşısında kayda değer bir üstünlük sağlamasını kimse beklemiyordu. Bununla birlikte Irak Hava Kuvvetlerinin o günün şartlarında hava savunma silah ve sistemleri yönüyle oldukça donanımlı olduğunu kimse yabana atamıyordu. Irak'ın başkenti Bağdat, Koalisyon uçakları 17 Ocak 1991 tarihinde Irak sınırını ilk kez geçtiğinde gezegendeki en iyi savunulan şehirlerden biri olarak kabul ediliyordu. 

Çatışmanın ilk gününe kadar aylar boyunca Koalisyon uçakları Irak sınırı yakınlarında büyük paketler halinde uçuşlarını gerçekleştirmeye devam ettiler. Bu uçuşlara iyice ‘alışan’ Irak Ordusu, Koalisyon Kuvvetlerinin neredeyse Irak’a bir saldırı gerçekleştirmeyeceğine inanmaya başlamıştı. Dolayısıyla, asıl hava harekâtı başladığında av bombardıman uçaklarının ilk etaptaki sınır geçişleri Irak ordusu için bir bakıma ‘sürpriz’ oldu. 

Irak'taki hava harekatının ilk gününün arifesinde General Norman Schwarzkopf'un koalisyonunun emrinde tam 2,430 askeri uçağı vardı. Aldığı emrin gereğini yerine getirmek, Irak’ı kesin bir yenilgiye uğratmak isteyen Amerikalı General, Körfez Savaşı'na ilk önce hava taarruzları ile başladı. Beş hafta boyunca süren Irak’ın içlerine doğru icra edilen hava taarruzları, Irak'ın hava savunma silah ve sistemlerini yok etmek, Irak Donanması'nın deniz yoluyla kuvvet konuşlandırma yeteneğini etkisiz hale getirmek ve nihayetinde yakında Irak’a düzenlenecek kara harekâtında görev alacak kara birlikleri ve ağır zırhlıların önünü açmak amaçlarına hizmet ediyordu.

O dönemde Irak'ın cephaneliğinde 16.000'den fazla karadan havaya füzesi (SAM) olduğu raporlarda yer alıyordu. Amerika'nın elindeki stealth (düşük görünürlük özellikli) F-117 Nighthawk uçakları, Irak derinliklerindeki özel hedefleri vurmak için kullanılıyordu. SAM mevzilerini avlamak ve ortadan kaldırmak içinse savunma baskısı uçakları olan ‘wild weasel’ F-4G Phantom uçakları ağırlıklı olarak kullanılıyordu. F-4G savaş uçakları, Phantomların savunma baskısı (SEAD-Suppression of Enemy Air Defences) rolü için özel olarak üretilmiş bir versiyonuydu. Radar kaynağına güdümlenerek, faal haldeki savunma sistemleri radarlarını vurmak suretiyle, tüm sistemi kör edebilen F-4G’ler, radar frekansına güdümlenebilen AGB-88 HARM füzeleriyle bu görevleri yerine getiriyordu. Stealth özelliği olmayan F-4G’ler düşman hava sahasına girip Irak hava savunma sistemlerini devre olduklarını (açık) tespit ediyor ve genellikle AGM-88 HARM gibi anti-radyasyon füzeleri kullanarak radarlarını vuruyorlardı. Bununla birlikte Wild Weasel uçaklarını hava taarruz paket kollarından önce hedef bölgesine gönderip, Irak radarlarını susturmalarını istemek her zaman mümkün olamıyordu.

Irak Hava Kuvvetleri, Sovyet savunma anlayışına göre konumlanmıştı. Hem radar güdümlü hem de optik karadan havaya füzelerle desteklenen çok sayıda üst üste binmiş hava savunma sistemi ve uçaksavar topçusu sayesinde, Irak'ın başkentine saldırmaya Koalisyon hava unsurları çekiniyordu. Bu nedenle çatışmaların ilk iki gününde sadece hayalet F-117 Nighthawkların Bağdat’a hava saldırıları gerçekleştirilebildi. F-117 taarruzlarıyla belirli ölçüde Bağdat savunmasının zayıf, hassas tarafları belirlenebildi. Artık hava taarruz planlamacıları; büyük paket kol taarruzları ile bu şehir yerle bir edilebilecek noktaya gelindiğine inanmaya başlamışlardı.

Harekâtın üçüncü günü ABD Hava Kuvvetleri büyük bir paket kol ile Bağdat’a hava taarruzu düzenlemeye karar verdi. Her biri 1.000 kilo olan ikişer adet kiloluk Mk 84 bombasıyla donatılmış 72 adet F-16 Fighting Falcon uçağı; toplamda taşıdıkları 144 adet büyük bomba ile Bağdat’taki Irak hükümet binalarını ve bu şehrin hemen güneyindeki Tawaitha nükleer reaktörünü yerle bir etmekle görevlendirilen paket kolun vurucu gücünün ana gövdesini oluşturuyorlardı. Bombalara ilave olarak uçakların; ikişer adet harici yakıt tankı ve kendi öz savunmalarını yapabilmeleri için kanat uçlarında ikişer adet AIM-9 Sidewinder hava hava IR füzelerini taşımaları gerekiyordu.

8 adet F-15 Eagle bölge hava üstünlüğünü elde etmek, olası Irak av önleme uçaklarının paket taarruz bölgesine girişlerine engel olmak için görev yapmaları planlanmıştı. F-15’ler, paketin esas omurgasını teşkil eden F-16'larla birlikte himaye ve sweep rolünde uçmaları, hava hava tehditlerinin pakete zarar verme olasılığına karşı görev yapmaları istenmişti. Aynı şekilde 8 adet de F-4G Wild Weasel SEAD uçağı, hedef bölgesindeki Irak hava savunma sistemlerini imha etmekle görevlendirilmişti. İlave olarak 2 adet EF-111 Raven elektronik harp uçağının da Wild Weasel'ler düşman radarlarını vururken, radarları elektronik harp saldırılarıyla, elektronik karıştırma yaparak radarları kör etmeyi hedefliyorlardı. Bu paket kol, sadece Körfez Harekâtının değil, bilindiği kadarıyla hava harp tarihindeki en büyük F-16 görev paketiydi.

Büyük paket kol görevlerini planlamak her ülkenin Hava Kuvvetleri için zor bir görevdir. Literatürde COMAO (Composite Air Operations) olarak geçen büyük paket kolların teşkili, görev planlaması, kol bütünlüğünün sağlanması, kullanılacak mühimmatlar, uçaklar arasındaki senkronizasyon, yakıt ikmali, savunma baskısı, elektronik harp, komuta kontrol, havada erken ihbar-kontrol gibi sayısız parametre dikkate alınarak paket kol lideri ve yardımcıları tarafından iyi bir planlama yapılma zorunluluğu bulunmaktadır. 

19 Ocak 1991 tarihine planlanan bu paket kolda görev alacak uçakların, farklı üslerden planlama yapılarak bir araya getirilmesi gerekiyordu. Görevin başlangıcında 72 F-16'dan oluşan filo iki kanattan gelen gruplardan oluşuyordu: 56'sı Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Al Minhad Hava Üssü’ndeki 388. İntikal Birliğinden, kalan 16'sı ise Katar'daki Doha'dan 401.Filo Komutanlığından geliyordu. Bağdat görevine planlanan uçakların dört farklı hava üssünden kalkışlarını gerçekleştirip, paket kol randevu noktalarında buluşmaları ve birlikte ahenk içerisinde, görev öncelik sıralamasına uygun olarak hedef bölgesine girişlerini saniyeler bazındaki zamanlamalara uygun olarak yapmaları, hedef bölgesinde gerektiği kadar (2-3 dakika) durup gecikmeksizin bölgeyi terk etmeleri gerekiyordu. Aynı zamanda bu büyüklükteki kolun havada görev öncesinde bekleme noktalarında bekletilmesine de ihtiyaç vardı. Neticede uzun bir zaman aralığına yayılarak icra edilecek bu paketin havadan yakıt ikmal, havadan erken ihbar kontrol (AWACS), komuta kontrol benzeri uçaklarla da desteklenmesi gerekiyordu. O dönemde insansız hava araçları henüz harekât ortamlarına sokulacak kadar olgunlaşmadığından, İHA koordinasyon ihtiyacı bulunmuyordu. Şimdilerde böyle bir harekât yapılsa, ilave çok sayıda yeni unsur da koordinasyon maddeleri içinde kendilerine yer bulmuş olacaktı.

Ayrıca bu çaptaki bir harekâtın Hava Görev Emirleri (Air Tasking Order - ATO) ve Hava Koordinasyon Emirleri (Airspace Coordination Order) de zaman zaman gecikmelerle birliklere geliyordu. Dolayısıyla bazı komuta unsurları ve birlikler bu tür günlük emirleri ve değişiklik satırlarını geç alıyordu. Bu nedenle de haliyle görevlere hazırlanmak için pilotlara çok az zaman tanınmak zorunda kalınıyordu. Bu görev akışı da ister istemez hava harekâtının akışı içinde yoğun uçuşlar gerçekleştiren pilotların aralarda yeterince dinlenmeleri için neredeyse hiç zamanları kalmıyordu. Başka bir deyişle, zaten yorgun olan pilotlar tarafından çok az hazırlıkla yürütülen inanılmaz derecede karmaşık ve tehlikeli bir hava operasyonu yürütülmeye çalışılıyordu. 

Paket Kolda yer alan F-16’ların bir kısmına verilen ilk görev; Bağdat yakınlarında boy göstererek, Irak hava savunma sistemlerini harekete geçirmek, bu esnada Wild Weasel kollarının hava savunma sistemlerini devre dışı bırakmalarını sağlamaktı. Görevin başarısını olumsuz etkileyebilecek en büyük aksaklığın hava durumu olduğu fark edildi. Özellikle tanker uçakları kollara yakıt verebilecek emniyetli noktalarda elverişli hava şartlarına sahip olamıyorlardı. Bu durum F-4G’lerin havada kalış zamanlarını sınırlıyor, tüm radarları vurmalarını zorlaştırıyordu. Bu nedenle de orijinal plana sadık kalınması mümkün olamayacak gibi gözüküyordu. Zira, F-4G’lerin Irak hava savunma sistemlerinin tümünü vuracak kadar havada kalamayacakları için F-16’ların kısmen yoğun bir hava savunma şemsiyesi altında hedeflerine atışlarını gerçekleştirmeleri, kaçınma manevraları ile hayatta kalmaya, görev sistemlerine yansıyan hedef bilgilerini dikkate alarak düşman silah menzillerinin dışında kalmaya çalışmaları bekleniyordu. Paket kol zamanlamaları şaşmaya başladığından, F-4G’lerin paketin esas omurgası olan 72 adet F-16'ya şehrin iç kısımlarına kadar gerçekleştirecekleri taarruzlarda koruma sağlayamadan hedef bölgesini erkenden terk etmelerini zorunlu kılıyordu. Hedefe giderken tüm taarruz kolları uçaksavar ve SAM’lara maruz kaldılar. Düşman alçak irtifa uçaksavar baraj atışları, kol bütünlüğünü bozdu. Her ne kadar Wild Weasel’lar bu tehditlerin bazılarına angaje olmaya çalışsalar da hepsini bertaraf etmeleri mümkün olamadı. Uçakları takılı HARM’ların hepsini kullanmaya bile fırsat bulamadılar. Daha da kötüsü F-16 taarruz kolları hedeflerine bombalarını bırakırken, Wild Weasel uçakları bölgede kalamayacak kadar yakıtsız kaldıklarından, erkenden Irak hava sahasını terk etmişlerdi.

EF-111'ler bölgede çok fazla uçaksavar sistemi olduğunu ve bunların hepsini etkili bir şekilde etkisiz hale getirmenin mümkün olmadığını fark etmişlerdi. Dolayısıyla F-16 taarruz paketinin büyük bir bölümünü Irak'ın devasa füze cephaneliğine karşı savunmasız bırakmak zorunda kalmışlardı. Çok geçmeden, F-16'lara eşlik etmekle görevli F-15C'ler de ortadan kaybolmak zorunda kaldılar. Gökyüzünde savaşacak düşman uçağı yoktu. Bunun yerinde gökyüzü uçaksavar ateşi ve karadan havaya füzelerle işgal edilmişti. F-15C’lerin de yapabileceği bir şey kalmamış, üstelik Iraklıların ateş açabileceği ek hedefler haline gelmişlerdi. 

Taarruz uçakları uçaksavar ve SAM ateşine maruz kalırken, aynı zamanda hava şartlarının da kötü olması, bulutların hedeflerin görülmesine engel olacak kadar yoğun olması işleri daha da kötüleştiriyordu. Mk-84 bombaları klasik bombalar olduğundan, hedeflere uzaktan güdümlü atış imkânı vermiyordu. Bu nedenle de hedefin gözle görülmesi ve hesaplanan parametrelerde dalışlı veya GPS verilerine güvenerek orta irtifadan düz geçişle atış teknikleriyle hedeflerin vurulmasına pilotlar gayret gösteriyorlardı. Bu şartlar altında F-16 paket kollarının emniyetle görev yapabilmesi iyice zora girmişti. Kısa süre sonra tüm paket kolun Bağdat hava sahasından çekilmesine karar verildi.

Bu noktaya gelinceye kadar F-16’lar Bağdat'a taarruzlarını gerçekleştirirken, Irak'ın karadan havaya füze sistemleri, havada neredeyse boşluk bırakmayacak şekilde füzelerini ateşlemeye devam ediyorlardı. Bu yoğun ateş ortamında Amerikalı pilotlar hedeflerini bulmaya ve mühimmat atmaya devam ediyorlardı. Esasında o ana kadar Hava Kuvvetleri pilotları için düşman SAM'larından nasıl kaçınılacağına dair verilen taktik eğitimler büyük ölçüde akademikti. Pilotlar; gelen füzelerin ıskalamasını sağlayacak manevralar ile füzenin uçağını vurmasına çok yakın bir süre (4 saniye) ani bir manevra ile flare atmayı ve füzeyi yanıltmayı öğreniyorlardı. Gerçek muharebe şartlarına öğrendiklerini uyarlama fırsatını şimdi bulmuşlardı. Her zaman olduğu gibi, teori ile pratik birbirinden farklıydı ve bu gerçeği Amerikan pilotları şimdi burada yoğun tehdit ortamında test ediyorlardı.

Üç dakikadan kısa bir süre içinde fırlatılan 27 adet karadan havaya füze gökyüzünde emniyetle görev yapabilmeyi zora sokmuştu. Koldaki bir F-16’ya yaklaşmakta olan füzeyi gören diğer bir F-16 pilotunun telsizde “sağa kır” diye seslenmesi çoğunlukla geç bir ikaz oluyordu. Örneğin Amerikan Hava Kuvvetleri pilotlarından Yüzbaşı Mike Roberts'ın F-16'sı bu şekilde vurulmuştu. Bir başkasının yakınından geçerken patlayan telefon direği büyüklüğündeki SAM füzesi, F-16’yı düşürmeyi başaramasa da uçak isabet almıştı ve bir süre daha uçmayı başaran F-16’nın emniyetle üssüne dönmesine izin vermemişti. 

Her türlü olumsuzluğa rağmen pek çok F-16, kendisine tahsisli birincil ya da ikincil hedeflerini vurmayı başardı. Bazıları ise düşman SAM ve uçaksavarlarına yem olmamak için önceliğini kaçınma manevralarına vermek zorunda kaldı. Hedef bölgesi üzerinde olmalarına rağmen füzeler kendisini vurmadan önce bombalarını ve harici yakıt tanklarını uçaktan attılar (jettison ettiler). Uçuş emniyeti, beka prensibi bunu gerektiriyordu. Bunda garipsenecek bir durum yoktu. Bugün vurulmayan hedef yarın gelinip vurulabilirdi ama bugün kaybedilen uçak ve pilotun yerine yarın yedeklerini koymak neredeyse imkânsız bir şeydi. Bu arada hedeflerini vuran uçaklar, kaçınma yapıyor olsalar da arkalarından ateşlenen füzelere hedef olmaktan kurtulamadılar. Görev sonu pek çok uçak isabet aldı. İkisi düştü. Irak bu pilotları savaş esiri olarak ele geçirdi. 

F-16’lar görev sonu üslerine dönüş aşamasındayken kendilerini 8 adet MiG-29 kovalamaya başladı. Sekiz adet MiG-29, kaçmaya çalışan F-16'ların arkasına yaklaşıyordu. Tam da F-15C’lere ihtiyaç duyulan an bu andı. Ama onlar da erkenden taarruz kolunu terk etmez durumunda kalmışlardı. İş başa düşmüştü. Yakıt tanklarını jettison eden F-16’lara görev düşmüştü. Ne de olsa her birinde ikişer adet AIM-9 Sidewinder hava hava füzesi yüklüydü. Bombardıman rolünü bir kenara bırakan F-16, çok rollü olabilmenin avantajını burada gördüler. MiG-29’larla kapışmak için geri döndüler. Sayıca çok olan F-16’lar karşısında MiG-29 pilotları pek şanslarının olmadığını anlayınca, esaslı bir hava muharebesi yaşanmadan, MiG-29’lar Irak’a geri döndüler. Böylece daha fazla kayıp yaşamadan, F-16’lar üslerine dönüş yapabildiler.

Bu paket kol, Amerika Hava Kuvvetleri için büyük bir ders alma görevi oldu. Bu büyüklükte paket kol planlamanın zorlukları iyice görüldü. Bundan sonra daha küçük paketlerle Irak içlerine taarruzların gerçekleştirilmesine karar verildi. Derinliği fazla olan hedefler için, F-117A stealth uçaklarına ağırlık verilmeye başlandı. Düşük görünürlüklü uçaklara olan ihtiyacın ne derece önemli olduğunu herkes yaşayarak öğrenmiş oldu.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 21.10.2023
  • Süre : 6 dk
  • 2660 kez okundu

Google Ads