Site İçi Arama

savunma

Günümüz Harplerinde Sadece Hava Gücüyle Sonuç Almak Mümkün mü?

Bazı durumlarda, hava gücünün sahip olduğu sürat, ateş ve manevra üçlemesinin karada oran ve büyüklük yönüyle pek karşılığı olmadığının farkındalığıyla ve verdiği özgüvenle, bazen kara gücünü hafife alan söylemler olabiliyor.

Hava Gücü Nedir? Ne Değildir?

Hava gücünün, düşman kuvvetlerini yok etmenin birincil aracı olarak kara gücünü gölgede bıraktığına inananlardanım. Bununla birlikte ‘piyadenin basmadığı toprağın ele geçirilemeyeceğini’ de bilenlerdenim. Bazı durumlarda, hava gücünün sahip olduğu sürat, ateş ve manevra üçlemesinin karada oran ve büyüklük yönüyle pek karşılığı olmadığının farkındalığıyla ve verdiği özgüvenle, bazen kara gücünü hafife alan söylemler olabiliyor.

Söz gelimi beş on yıl kadar önce Amerikan Hava Kuvvetlerinden emekli bir generalinin, Suriye ve Irak’ta İŞİD’le mücadele kapsamında, Amerikan hava gücünün, belirli etkilere ulaşmak için uygun şekilde uygulandığında, dört ay içinde hızla yok edebileceğini iddia ettiğini okumuştum. Bu gibi hava gücü merkezli argümanlara, söylemlere emekli bir havacı asker olarak belirli boyutuyla katıldığımı itiraf etmekle birlikte, müşterek harekâtın gerçekleri ve gereklilikleri altında çok da anlamlı söylemler olmadığını düşünüyorum. 

Esasında hava gücü savunucularının söyledikleri havacılık alanında kaydedilen gerçeklere dayanıyor. 1903 yılında birkaç metre havalanan tayyarenin bugün birkaç yüz metreden uçmasının sonuçlarını konuşuyoruz. Dünya bugün, hava ve uzay boyutunun yıkıcı gücü yanında yeni şafaklara yelken açmamızı sağlayan uzay yolculukları ile Ay’da veya Mars’ta yaşamın nasıl olabileceğine ilişkin gelecek öngörülerinin bizi nereye götüreceğini konuşuyor. 

“Hava ve Uzay” artık her insanın az ya da çok ilgi alanına girmiş durumdadır. Bu nedenle askeri boyutta hava gücünü öne çıkaran değerlendirmeler ve öngörüler sadece Mavi Elbise giyenlerden gelmiyor. Örneğin Amerikan Kara Kuvvetlerinden Emekli Orgeneral David Petraeus ve diğer bir Orgeneral Michael O'Hanlon, 2016 yılında ortaklaşa bir yazı kaleme almışlar ve Afganistan tecrübelerine dayanarak hava gücüne ilişkin değerlendirmelerine bu yazı içerisinde yer vermişlerdi. Yazının başlığını sıradan Karacıları çatlatacak cinsten ironik bir başlık olarak gördüm: "Afganistan'da Amerika'nın hava gücünü serbest bırakmanın zamanı geldi!" Başka bir zamanda “Taliban'a Karşı Eldivenleri Çıkarın” başlıklı bir başka yazı yazarak da hava gücüne geçiş çağrısını bu iki emekli Orgeneral yinelediler. Trump yönetimi 2017’de bu çağrılara kulak verdi ama Afganistan’da hava gücünü serbest bırakmak zaferi getirmedi. 15 Ağustos 2021 tarihindeki Amerikan geri çekilmesini getirdi.

Emekli Askerler Neden Alanlarına Yönelik Yazılar Yazmıyorlar?

İki Amerikalı Orgeneral tarafından bu tür yazıların yazılmasını ve gündem belirlemesini değerli buluyorum. Ülkemiz yönüyle bu noktada bir dipnot düşmeden geçemeyeceğim. Sahaflarda dolaşmayı, Nadir Kitap sitesine üye eski kitapçılardan zaman zaman kitap almayı, bilhassa da eski kitapçıların katıldığı kitap fuarlarında ‘keşif yapmayı’ seven birisiyim. Eski askeri dergilere bakmadan geçemiyorum. Bu dergilerden bir kısmını da kitaplığıma kazandırmış durumdayım. 

Eski askeri içerikli dergileri karıştırdığımda çok sayıda generalin, emekli Orgeneralin, subayların bu dergilerde derin içerikli, kendi dönemlerine ilişkin oldukça vizyoner yazılar kaleme aldıklarını görmekten mutlu oluyorum. Oysaki zamanımızın birçok emekli general ve amirali, emekli subayları nedense ‘yazmamayı’ tercih ediyor. 

Bu “yazmama sendromunda” son yıllarda yaşanan içeri atılma hikayelerinin etkisinin büyük olduğunu görüyorum. Çoğunluğu haksız suçlamalara muhatap olan ve bir şekilde mahpushaneye düşen emekli ve hatta oldukça yaşı ilerlemiş subayların, emekli general ve amirallerin varlığı, diğerlerini ‘yazmaktan’ alıkoyuyor kanaatindeyim. Müşahedem bu yöndedir. 

Bu konu ve gerçeklik saklı kalmak üzere, eskilerin tabiriyle eli kalem tutan emekli askerlerin, kalemlerini ellerine alma, yazma, tecrübe ve birikimlerini genç kuşaklara aktarma sorumlulukları olduğuna, esasında buna da çok büyük bir ihtiyaç bulunduğuna dikkat çekmek istiyorum. 

Sadece Hava Gücüyle Sonuç Almak Mümkün mü?

Tekrar hava gücü konumuza dönersek, klasik Karacıların bile hava gücünün hakkını teslim eden bu tür argümanları, bir yönüyle karada veya satıhtaki birliklerin, araçların, tankların açıkta bekleyen hedefler olması halinde doğru kabul etmemiz gerekir. Yeri bilinen her kara hedefini hava gücü kolaylıkla, en fazla 3 feet ya da 1 metreye yakın hatayla vurabilir. Yani nokta noktaya vuruş hassasiyetine dünyadaki birçok modern hava gücü artık sahiptir. Türk Hava Kuvvetleri de bunlardan biridir. Bilinmeyen, neresinin vurulacağıdır. 

Bununla birlikte savaşmakta olduğunuz hasmınızda size karşı kullanılabilecek bir hava gücü olmasa bile sadece hava gücüyle başarıyı garanti edemeyeceğimizi geçmişte yaşananlar kadar günümüzdeki savaşlar da gösteriyor. Havadan bombalamayla İŞİD bitmiyor. Havadan bombalamayla Irak teslim alınmadı ama şüphesiz kıvamına getirilerek günün sonunda kara gücüyle alındı. Japonya’yı teslim alan havadan atılan nükleer bombalar sonrası kara gücüne artık ihtiyaç kalmadığını iddia edenler bile oldu. Ancak Vietnam gibi inancı, kendine güveni yüksek ‘düşmanların’ olduğu zorlu coğrafyalarda, 5.000’den fazla helikopter kaybetmenin yanında binlerce uçakla tüm Vietnam’ı bombalasanız da günün sonunda kara gücü düşmanla karada yüz yüze gelmeden zafer gelmiyor. Hoş Vietnam’da bu da yetmemiştir. Vietnam Savaşı sırasında Ho Chi Minh'in ordusunun yaptığı gibi, düşmanlar genellikle hayatta kalmanın alternatif yollarını, savaşmaya devam etmenin yenilikçi yollarını buldular. Böylece Amerikan Ordusu Vietnam’ı yakıp yıksa da Vietnam’ı ele geçiremeyeceği ispatlanmış oldular. 

Bir başka örnekte, Bosna Hersek’te de NATO’nun hava devriyelerine rağmen Sırpların Boşnaklara uyguladığı mezalim durdurulamamıştır. Belki Kosova’da hava gücü tek başına yeterli olmuştur denilebilir ama karşıda savaşma azmini kaybetmiş bir Sırp liderliği olmasının da bu sonucun alınmasındaki etkisi büyük olmuştur. Ukrayna’da dünyanın ikinci büyük hava gücüne sahip Rusya, durağan bir cepheye saplanıp kalmıştır. İsrail 7 Ekim sonrasında neredeyse 5 aydır Gazze’yi bombalamaya devam ediyor ama Gazze’ye giremiyor. Başka şeyler yapmak, kara gücünü kayıp vermek pahasına tek tek her tünele sokmak zorunda olduğunu İsrail Genelkurmayı görüyor. 

Dolayısıyla, sadece hava gücü ile savaş yapılamıyor, sonuç alınamıyor. Kaldı ki elinde hava gücü olmayan ‘düşman’ bile hava gücüne karşı nasıl tedbir alacağını zamanla öğreniyor. Örneğin, Afganistan’da Taliban güçlerinin havanın kötü olduğu, gökyüzünün bulutlarla kaplı olduğu günlerde Amerikan askerlerine saldırmayı tercih ettiği, baskınlarını bugünlerde yaptığı biliniyor. Bunun tek nedeni, Amerikan A-10’larının, insansız hava araçlarının ya da taarruz helikopterinin o gün uçma ihtimalinin olmaması, kendilerine havadan tehlike gelmeyeceğinin tecrübelere dayanılarak Afganlarca bilinmesidir. 

Dünya Orduları, bilhassa Amerikan Ordusu, 1950'de Hiroşima'dan beri unuttuğu bir şeyi yeniden keşfetti: Bir toprağın üzerinde sonsuza kadar uçabilirsiniz; onu bombalayabilir, atomize edebilir, toz haline getirebilir ve yaşamdan arındırabilirsiniz. Ancak onu savunmak, korumak ve uygarlık için saklamak istiyorsanız, bunu Roma lejyonlarının yaptığı gibi, genç adamlarınızı çamura sokarak satıhta yapmalısınız. Bunu Rus Ordusu kısmen Afganistan’da öğrenmişti. Şimdi öğrendiklerini Ukrayna’da tekrar hatırlıyor. Henüz İsrail Ordusu öğrenmiş gibi gözükmüyor ancak onların da bunu mutlak bir şekilde Gazze tünellerinde öğreneceklerini biliyorum. 

Yirmi birinci yüzyılda yaşanan modern savaşlar, kara gücünün stratejik olarak anlamlı sonuçlara ulaşabilmesi için hava gücüne mutlak bir ihtiyacı olduğunun kanıtlarıyla doludur. 

Hava gücü; düşman kara kuvvetlerini zayıflatarak ve muharebe düzenini bozarak, kara gücünün hem taarruz hem de savunma manevralarını daha az riskli hale getiren bir rol oynamaktadır. Hava gücünün sağladığı hem kinetik etkiler hem de kinetik olmayan kabiliyetler kara gücü için muharebe sahası sonuçlarını olumlu yönde şekillendirmektedir. Müşterek harekâtın başarısı yönüyle ikisi arasında karşılıklı bir bağımlılık olduğunu değerlendiriyorum.

Hava gücünün belirleyiciliği herkes tarafından bilinir ve kabul edilir. Ancak hava sahasındaki hakimiyet kara sahasındaki hakimiyete eşdeğer değildir. Hava üstünlüğünün, hava hakimiyetinin önemi tartışmasızdır. Böyle bir ortamda icra edilecek hava harekâtında hava gücü sabit ve mobil hedeflere karşı muazzam bir kinetik güç sağlar. Bunu yaparken en az sivil zayiatla yapar ve bunu yapabilecek hassas mühimmatı, eğer siyasi irade farklı bir yolu dikte ettirmiyorsa, özenle kullanır. Bunun yanında hava gücünün düzenli ordulara karşı yürütülen bir savaş öncesinde ve savaş sırasında düşman ordusuna karşı kullanacağı kinetik olmayan etkiler (istihbarat, gözetleme ve keşif; komuta ve kontrol, elektronik harp vb.) kara harekâtı yönüyle çoğunlukla hava gücünün ‘ateşle yok etme’ yeteneğinden daha etkili görülebilir. 

Öte yandan, devlet dışı aktörlerle, terörizmle mücadeleye gelince, harekâtın ağırlığı kara gücüne doğru kaymak durumundadır. Sadece havadan bombardımanla teröristleri yok etmek, isyancıları bastırmak pek de mümkün değildir. Özellikle de büyük şehirlerin dar sokaklarında terörist avlamak zorunda kalırsanız, ayna zamanda yerel halka zarar vermeden bunu yapacak bir devlet anlayışına sahipseniz, ki doğrusu da budur, kara unsurlarını o sokaklara, tünellere sokmaktan başka çareniz bulunmamaktadır. 

Sonuç

Savaşın doğası binlerce yıldır belki de hiç değişmemiştir. Hava gücü göğüs göğse muharebenin en büyük kolaylaştırıcıları olmakla birlikte en nihayetinde sonuç alıcısı bir konumda değildir. Öyle ki meskûn mahallerde muharebe yapılmasını zorunlu kılan şehir savaşlarında, bırakın hava gücünü, son yüzyılın kara gücünün ana yetenekleri haline gelen tank, zırhlı muharebe aracı gibi yeteneklerin dahi işe yaramadığı bilinmektedir. 

Sezar’ın hakkını Sezar'a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya vermek gerekiyor. Piyadenin girmediği yer fethedilmiş sayılmıyor.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 15.03.2024
  • Süre : 5 dk
  • 670 kez okundu

Google Ads