Site İçi Arama

savunma

İran İtibarını Geri Kazanabildi mi?

Dini Lider (Âli Rehber) Ayetullah Hamaney, İsrail'in "cezalandırılacağını" ve "bu suçtan pişmanlık duyacağını" söylerken, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise saldırının "cevapsız kalmayacağını" söylemişti. Peki cevap verilmiş mi oldu?

Hepimiz görüyoruz ve izliyoruz, ‘Ortadoğu’da oynanan “orta oyunu”nu. Ve de ortalık yerde icra-yı sanat eylenen ‘Pişekar’ ve ‘Kavuklu’nun evlere şenlik gösterisini. Oyunun başaktörü ‘Pişekar’ Biden ile dünyanın artık gitmesini arzu ettiği ‘Yeteryahu’ dediği “Kavuklu” Bünyamin Netenyahu. Dekor malum yakılan, yıkılan bir paravana biçiminde Gazze’nin arkasında 191 gündür soykırıma uğratılan Filistin halkı. Ha aklıma gelmişken söyleyeyim, bir de önünde alçak bir hasır iskemlesi bulunan peykede oturan İsrail’in “Savaş Kabinesi Üyeleri”. “Savaş Kabinesi Üyeleri” diyorum, bu saldırının en önemli etkilerinden birisi “Güvenlik Kabinesi Üyeleri”ne dönüşmüş olmasıdır. Oysa, “Savaş Kabinesi Üyeleri” hikmetinden sual edilmez bir biçimde kendilerine hiçbir söz söyletmiyorlar, huysuz ve eleştiriye tahammülü olmadan hiçbir eyleme müsaade etmiyorlardı, adeta kendileri çalıp kendileri söylüyorlardı. Ama sevgili okurlar en azından bu konu vuzuha kavuşmuştur. Yani Z kuşağı deyimiyle konuyu bir kez daha vurgulayalım, “Savaş Kabinesi” “out”, “Güvenlik Kabinesi” “in” olmuştur.  Bu bir açıkça bir miladı da simgelemektedir.  Çünkü 13/14 Nisan Gecesi İran’ın Mehdi’yi, İsrail Mesih’i beklediği melhame-yi kübra ortamında bir anlamda teo-politik konumlamayı da geri bıraktırmıştır.

İsterseniz şimdi de 13/14 Nisan 2024 Gecesinden dakika dakika tarihe not düşelim. İran’ın saldırısı sonrası 14 Nisan 2024 tarihinde saat 04.15’te İsrail Meclisi Knesset, İran'ın silahlı insansız hava araçları (SİHA) saldırısına yanıt için yürütme organını “triumvera” olarak bir “üçlü karar mekanizması”nı devreye sokmuştur. Başbakan Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve ana muhalefet lideri Benny Gantz'ın yer aldığı Güvenlik Kabinesi tam yetkili hale getirilmiş, savaş kabinesinin keyfiliğine bir anlamda son verilmiştir.  (1) Bu bir anlamda “Savaş Kabinesi”nden “Güvenlik Kabinesi”ne geçiş, doğrudan doğruya İsrail halkının isteminin de akilane bir biçimde alana yansımasını sağlamıştır. Daha geniş bir ifadeyle söylenebilir ki, bu durum “teo-politik’ten “seküler” bir konuma geçişi de ortaya koymuştur. İsrail halkı Parlamentodaki temsilcileri vasıtasıyla fundamentalist, kökten dincilere dur diyebilmiştir. Bir başka deyişle İsrail halkı meclise yansıyan biçimiyle “Millî Koalisyon”un önemini vurgulamış, bir seçim atmosferine geçmeden bu gerginlik ortamında akilane bir biçimde Millî Koalisyon’un ayak seslerinin önemini de göstermiştir.  Bu önemli gelişmenin doğal bir sonucu olarak 38 dakika sonra da saat 04.53’te İsrail'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Gilad Erdan, İran'ın İsrail'e yönelik hava saldırılarını görüşmek üzere BM Güvenlik Konseyi'ni (BMGK) acil toplantıya çağırdıklarını belirtmiştir. BMGK önce saat 15.00 olarak açıkladığı oturum saatini saldırıdan 24 saat sonraya, 23.30’da toplanacağı şeklinde açıklamıştır. Esasında bu durum Netanyahu’nun kendisini Gazze başarısızlığı ortamından kurtaracak yeni cehennemler ararken, bir anda mağdur bir ülke konumunu konsolide etmeye, bunun dönüştürülmesine de evrilmiştir.  

İsrail'in geçen hafta Suriye'deki İran büyükelçiliğine düzenlediği hava saldırısında üç İslam Devrim Muhafızları generali ile İranlı dört subayın Şam’daki kendi diplomatik misyonunda öldürülmesi, başka bir şey söylemeye gerek yok, uluslararası zeminde doğrudan bir savaş nedenidir. Bu nedenle Dini Lider (Âli Rehber) Ayetullah Hamaney, İsrail'in "cezalandırılacağını" ve "bu suçtan pişmanlık duyacağını" söylerken, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise saldırının "cevapsız kalmayacağını" söylemiştir. Burada açıkça görülmektedir ki, İsrail’in yapmış olduğu bu saldırı Biden yönetiminin İsrail’e bağlılık taahhüdünü sürdürürken, çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşmesini önleme siyasetini de çıkmaza sürüklemiştir. (2) Bir başka açıdan ise Netanyahu liderliğindeki “Telaviv Şahinleri” Gazze’deki soykırım savaşına paralel olarak işlerin kontrolden çıkma noktasında kendilerini doğrudan çatışmaya sürükleyecek bir tırmanıştan ya da bölgesel savaştan kaçınma konusunda kapalı kapılar arkasında kotarılan ABD-İran arasında anlayış birliği doğrudan hedef almışlardır.  Diğer bir deyişle, ABD’nin örtülü bir biçimde İran’la yürüttüğü temasların çatışmayı sınırlandırma konusunda elde ettiği belirgin sonuçları üzerine odaklanmıştır. 

Olaya bir tarihsel derinlik olarak bakıldığında, gelmiş geçmiş ABD başkanları içerisinde en dürüstü olarak gösterilen Jimmy Carter İran devrimi nedeniyle hayatının en büyük darbesini yemiş olduğunu anımsamakta yarar var. İran İslam Devrimi, Carter’ı tahttan indirerek yerine Şahinlerin Kralı Ronald Reagan’ı oturtmuştur. Devrim olduktan sonra öğrenciler başlarında daha sonra Tahran Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Ahmet-i Nejat olduğu halde ABD Büyük Elçiliğini işgal etmişler, ABD misyonundaki dönen dolapları dünyaya servis ettikleri gibi, elçilik binasını 444 gün işgal altında tutmuşlardır. Bu arada ABD Büyükelçilik personelini de rehin almışlardır.  Başkan Jimmy Carter bunu çözmek için kısıtlı bir harekât düzenlemeye kalkışmış, ancak müdahale ekibinin helikopterleri çöl fırtınasına yakalanarak düşmüş ve harekât başarısız bir biçimde sonumlanmıştır. Bu durum daha sonra Mogadişu’da yaşanacak olan “Kara Şahin Düştü” (Black Hawk Down) ölü ABD askerinin ayaklarından çekilerek sürüklenişini belleklere kazımıştır. İşte bu durum Carter’in akıbetini de belli etmiştir. 

Saddam Hüseyin’in Sünni dünyadan almış olduğu destekle birlikte İran tarafının savaşı sekiz yıl uzatması ve İran’ın Saddam’ı devirme azmi hem siyasî hem de mezhepsel olarak bölgesel bazda bir kutuplaşmayı hem tetiklemiş hem de derinleştirmiştir. Daha sonra yapılan Afganistan ve Irak işgalleri bu kutuplaşmayı pekiştirmiş ve perçinlemiştir. Humeyni kuramsal olarak istemese bile konum olarak İslam Dünyasına karşı açılan Soğuk Savaşın bir kutbu ve ucu olmuştur. (3) 

Yine anımsayalım, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Sünni dünyayı, SSCB’nin yerine koymuş ve Sünni dünyadaki entegrasyonu, bütünleşmeyi alabildiğine zayıflatmıştır. ABD’nin özellikle Irak’a karşı örtülü bir biçimde İran nüfuzunu zımnen etkileştirerek taşıması açıkça eleştirilmiştir. Bu cümleden olmak üzere Suud Dışişleri Bakanı Faysal hem de ABD ziyareti esnasında Amerikalıların altın bir tepsi içinde bunu İran’a sunduğunu ileri sürmüştür. Benzeri eleştiriler Ürdün Kralı II. Abdullah’tan da gelmiştir. 

Madrit ve Paris gibi başkentlerde bir araya gelen İran pragmatizminin babası Rafsancani’nin ekibiyle Reagan’ın ekibinden Baba Bush (O vakitler CIA Başkanı) anlaşmışlardır. Bir kez daha anımsayalım, ABD-İran arasında Afganistan ve Irak’ta hep yardımlaşmalar gerçekleşmiştir. İran ile ABD arasında Sünni dünyaya karşı görünmez ittifak ve iş birliği kesintisiz sürdürülmüştür. 11 Eylül sürecinde İran ABD’nin görünmez müttefiki olmuştur. “Biz olmasaydık. ABD Irak ve Afganistan bataklığa saptanır ve başarılı olamazdı. “ABD’nin Irak işgalinden sonra Bağdat B.Elçisi Zalmay Halilzad bunu teyit ederek, “İran işgalden en kazançlı çıkan ülkedir. İran’ın bölgesel düşmanlarını temizledik, önünü açtık.” demiştir. Kısaca şunu söylemek gerekir ki, Büyük Şeytan Amerika ile İran hemen her devirde gizliden gizliye flört etmişlerdir. Hiçbir vakit düşman olmamışlardır.

Her ne kadar Moskova'nın Orta Doğu'daki kaostan faydalanarak Batı'nın dikkatini ve kaynaklarını Ukrayna'dan uzaklaştırdığı iddia edilse de İsrail-İran sırasallığa dönüşen bu çatışması daha geniş bir savaşa dönüşürse bir domino etkisini de çağrıştırmaktadır. Büyük harflerle ifade etmek gerekirse RUSYA, İSRAİL İLE İRAN ARASINDA SAVAŞ İSTEMEMEKTEDİR. 

Söylemem odur ki, ABD’nin İsrail desteği Amerikan silahlarıyla dilediği gibi Gazze’yi yok ederken İsrail’e zeval gelmesini önlemek değildir. Daha doğru bir ifadeyle İsrail’e her türlü destek İsrail’le mutlak bir uyum içerisinde bulunulduğu anlamına gelmemektedir. ABD’nin İsrail’e desteği, İsrail’in Batı Şeria’daki B, C bölgeleri ve de yeni adıyla Gazze Şeridinde yani, D bölgelerinde Filistin direnişini tamamen yok etmektir, Gazze şeridinde ya da HAMASLAND’de HAMAS iktidarına son vermek ve bölgeyi kendi sınırlarına katmak ve Gazze’yi silahsızlandırma hedeflerini içermektedir. Bu iş yapılırken soykırım lekesini Amerikan eteklerine sıçratmadan yapılmasını talep etmektedir. Bu açıdan İsrail’den daha fazla insani yardıma izin vermesini, sivil kayıplar konusunda dikkatli olmasını, ‘operasyon tamamlandı’ denilen yerlere insanların dönüşünün engellenmemesini beklemektedir. Dahası ABD, İsrail’den savaştan sonra Gazze için bir yol haritası beklemektedir, sevgili okurlar.

Dipnotlar:

(1) Gazete Oksijen, “İran'dan İsrail'e misilleme saldırısı: Dakika dakika yaşananlar”, 14 Nisan 2024,  https://gazeteoksijen.com/dunya/irandan-israile-misilleme-saldirisi-dakika-dakika-yasananlar-208366/ Erişim Tarihi 14 Nisan 2024/

(2) Fehim Taştekin “İran’a Saldırı Savaş Nedeni Ve Fakat…”, Gazete Duvar, 03.04.2024; https://www.gazeteduvar.com.tr/irana-saldiri-savas-nedeni-ve-fakat-makale-1681326 /Erişim Tarihi 06.04.2024/

(3) Mustafa Özcan, “Büyük Pazarlık ya da Üçüncü Savaş”, “Hedef Neden İran”, İstanbul, 2008, ss. 132-33  

Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Tüm Makaleler

  • 15.04.2024
  • Süre : 5 dk
  • 387 kez okundu

Google Ads