Site İçi Arama

savunma

Kızılderililer (Amerika Yerlileri) Amerikan Toplarından Neden Korkmuyorlar?

Tarih, daha iyi silahları ve daha çok askeri olan orduların bazen çok küçük ordular tarafından yenilebildiğinin örnekleriyle doludur. Batının güçlü propaganda mekanizması sebebiyle bu tür başarıların sadece Batı versiyonları bilinir.

Soğuk Savaş döneminde, askeri okullardaki taktik derslerinde harekât planlanması yapabilmek için düşmanın personel sayıları ile silah ve araç miktarlarının teşkil ettiği gücün rakamsal olarak hesaplanması da öğretilirdi. Bu sayılar kendi ordumuzun personel, araç ve silah sayıları ile mukayese edilir ve buna nispi muharebe gücü hesabı denilirdi. Nispi muharebe gücü, planlamada ne tür bir harekât icra edileceği ve bu harekatın nasıl gerçekleştirileceğine karar verebilmek için dikkate alınan temel esaslardan biriydi. 

Bu hesap, sadece nicelik üzerinden yapılmazdı. Nitelik de dikkate alınır ve her silahın muharebe etkinlik katsayıları (bu katsayıların ne kadar objektif olduğu tartışılabilir) o silahın toplam miktarıyla çarpılarak tarafların güçleri hesaplanırdı. Ancak, Soğuk Savaş sonrasında, özellikle de son yıllarda bunun pek gerçekçi olmadığı ortaya çıktı. 

Örneğin, tek bir topu veya tankı bile olmayan Taliban, dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü olan ABD ile 20 yıl savaştı. Nispi muharebe gücü hesabı yapılsa Taliban’ın gücü Amerika’nın gücü yanında dikkate alınmayacak kadar azdı. Ama 20 yıl kadar süren savaşın sonunda Amerika adeta kaçar gibi Afganistan’dan ayrılarak ülkeyi Taliban’a teslim etti. Yani savaşı Taliban kazandı.

Üstelik ABD, yüzlerce milyon dolar değerindeki silah, araç ve cephaneyi de Taliban’a bıraktı. Böylece, El Kaide ve Taliban’ı yok etmek için 20 yıl savaşan ve trilyonlarca dolar harcayan ABD’nin başardığı tek şey, önceden eski Sovyet dönemi silahlarından başka silahı olmayan Taliban ordusunu modern silahlarla donatmak oldu. 

Bu, savaştığın düşmanın savaş kültürünün, doktrininin, uyguladığı konsept ve taktiklerin bütün nispi muharebe gücü hesaplarını değiştirebildiğinin basit bir göstergesidir. Gerçi bizim gençliğimizde, kuvvet mukayesesinde orduların savaş kültürü, disiplini ve eğitimi gibi somut olmayan faktörler ile tarafların uyguladığı doktrinler de dikkate alınıyordu ancak yenilikçi doktrin ve konseptlerin uygulanabileceği pek düşünülmezdi.

Bu yüzden planlama (bence) çok klişeleşmiş ve adeta basit bir matematik hesabına dönüşmüştü. Durum muhakemelerinde bu hesap esas alındığından tüm ordular, silah sayılarını artırarak ve daha teknolojik silahlar temin ederek diğer ordulara karşı üstünlük sağlanabileceğine inanıyordu. Yani hangi ordunun zafer kazanacağını, hesaplanan somut gücün belirleyeceği düşünülürdü.

En çok personel, araç ve silaha Varşova ve NATO paktları (özellikle de bu paktların lider devletleri olan ABD ve SSCB) sahip olduğundan, herhangi bir devletin veya örgütün (Bağlantısızların veya tamamen müstakil hareket eden bir ülkenin) bunlarla mücadele edebileceği ve hatta bunları yenebileceğine kimse inanmıyordu. 

Savaş bu şekilde düşünüldüğünden, strateji de mekanikleşmişti. Yani, bir bilim ve sanat olan stratejinin sanat yönü ihmal edilmiş, bilim yönü ön plana çıkmıştı. Bilim pozitif değerler üzerinden yürüdüğünden, nispi muharebe gücü mukayesesinde subjektif faktörler (savaşan tarafların kültürü, tarihi, inanç sistemleri gibi subjektif değerler) geri plana düşmüştü. Bu durum, savaşı kaba bir güç mücadelesine indirgemiş ve nükleer silahlar ile zırhlı tümenlerin sayısı üzerinden bir yarışı körüklemişti.

Halbuki tarih, daha iyi silahları ve daha çok askeri olan orduların bazen çok küçük ordular tarafından yenilebildiğinin örnekleriyle doludur. Batının güçlü propaganda mekanizması sebebiyle bu tür başarıların sadece Batı versiyonları bilinir. Örneğin, filmi de yapılan ama efsane mi gerçek mi olduğu bile belli olmayan 300 Spartalının Persleri yendiği savaşı herkes bilir. 

Halbuki, gerek Taliban olayı ve gerekse 300 Spartalı benzeri savaşlar birçok toplumda yaşanmıştır. Taliban’a gibi bazı zayıf kuvvetler, onun gibi güçlü tarafı yenemese de çok uzun bir süre savaşmaya devam edebilmiştir. Çünkü taraflardan biri güçlü olsa da savaşı kışa sürede sona erdirebilecek kesin sonuçlu bir zafer elde edememiştir. Bunun sebebi de genellikle savaş kültürü, yani doktrindir.

Bunun en güzel örneklerinden biri Amerika yerlilerinin önce İngilizlere ve bağımsızlıklarını kazandıktan sonra da Amerikalılara karşı verdikleri ve neredeyse 300 yıldan fazla süren savaşlardır. İngilizler gibi Amerikalılar da yerlilere yaptıkları büyük katliamlara rağmen 1800’lerin sonuna kadar onları sindirememişlerdir. Hatta 1900’lerin başlarında bile bazı yerli kabileleri lokal çatışmalara devam etmiştir.

Amerika yerlilerinin ABD ordusu ile yaptığı savaşlarda benim en çok ilgimi çeken husus, düşmanından daha yüksek teknolojiye sahip ve daha güçlü silahlara sahip olmanın savaş kazanmak için yeterli olmadığını gösteren örneklerdir. Mesela, hiçbir ağır silahı ve topu olmayan, çoğu zaman ok-yay ve balta ile savaşan yerli kabileler, Amerikan ordusunun toplarından hiçbir zaman korkmamışlar ve toplar sebebiyle ağır zayiat da vermemişlerdir. 

Bunun sebebi, yerlilerin ABD Ordusunun topçu ateşini üzerlerine toplamasına yetecek kadar uzun süre bir yerde durmamalarıdır. Daha çok atları ile savaşan yerliler, Türkistan coğrafyasının atlı göçebe kavimleri gibi genellikle düşmana hızla yaklaşıp pusu kurmuş, saldırmış ve düşman toparlanıp direnç göstermeye başlayınca da aynı hızla uzaklaşmışlardır. Üstelik uzaklaşırken toplu bir şekilde geri çekilmemişler, her savaşçı ayrı bir istikamete kaçıp görüş ve ateş sahasından çıkınca bir araya gelmişlerdir. 

Dolayısıyla Amerikan ordusu, yerlilere karşı etkili bir şekilde top ateşi yapamamış ve bu silahın gücü hiçbir işe yaramamıştır. Lawrence H. Keeley’in, “Medeniyetten Önce Savaş” isimli eserinde Amerika yerlilerinin toplardan neden etkilenmediklerini ve toplara bakış açılarını anlatılan güzel bir hikâye vardır. 

1870 yılında Amerikan hükümetinin daveti üzerine Siyu kabilesi liderleri Washington D.C.'yi ziyarete gelmiş. Hükümet yetkilileri, devletin gücünü gösterip yerli şeflerinin gözünü korkutmak için onları Potomac Nehri kenarındaki devasa bir kıyı topunu görmeye götürmüşler.

Oldukça büyük çaplı olan bu topa, yerlilerin önünde atış yaptırmışlar. Siyular topun büyük bir gürültü çıkararak yaptığı atışları izlemişler fakat bundan hiç etkilenmemişler. Bu duruma şaşıran Amerikalılar “neden etkilenmedikleri” sorduğunda ise şu cevabı vermişler: “Evet, bu korkunç bir silah, ama aklı olan hiçbir yerli savaşçı, böyle bir silah ateş ederken atıyla onun önünde durmaz ki!..."

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI
Tüm Makaleler

  • 26.03.2024
  • Süre : 4 dk
  • 260 kez okundu

Google Ads