logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
savunma

Teknolojinin Savaşa Yansıyan Olumsuz Yönleri

İnsan Irkının Gelişmişliği:

Bir belgesel seyretmiştim. Belgeselde insanoğlunun bilim ve teknolojide gelişmesine paralel olarak beyninin büyüklüğünün ve kapasitesinin azaldığından bahsediyorlardı. Bu iddia tartışılır çünkü 1000 sene önceki insan ile bu günkü insanın gelişmişlik seviyesi arasında dağlar kadar fark var. Üstelik insanoğlunun gelişme hızı her geçen gün ivme kazanıyor.

Bununla birlikte, belgeselde ileri sürülen iddiaya delil olarak sunulan hususlar oldukça mantıklıydı. Örneğin, insanoğlunun beyin kapasitesinin giderek azalmasına rağmen bilim ve teknolojide artan bir ivme ile gelişmesinin, milyarlarca kişinin iletişim imkanlarının artmasından kaynaklandığı söyleniyordu.

Dünya nüfusu sürekli olarak arttığından bireysel bazda daha az bilgi üretme kapasitemiz olmasına rağmen üretilen bilgi toplamda artıyormuş. Bu bilgi, gelişmiş iletişim ağları sayesinde dünyanın değişik yerlerinde yaşayan insanların kullanımına sunulduğundan, bu küçük küçük bilgilerden oluşan bilgi yumağı her yere ulaşıyor ve çığ gibi büyüyormuş.

Teknoloji ve Yetenek İlişkisi:

İddia edildiği gibi insanın beyninin biyolojik olarak küçülüp küçülmediğini bilmiyorum ama teknolojinin gelişmesinin insanların yeteneklerinde bir düşüşe sebep olduğunu söylemek mümkün. Bunu en iyi kendi mesleğim olan askerlik konularında gözlemliyorum. Son zamanlarda yaşanan savaşlara bakıldığında da bu fürum açıkça görünmektedir. En azından son zamanlarda dünyada en gelişmiş teknolojilere sahip devletlerin fiilen iştirak ettiği savaşlarda buna dair birçok işaret var.

Soğuk Savaş sonrasında meydana gelen askeri harekatlara bakıldığında, teknolojide ortaya çıkan gelişmelerin, özellikle bu teknolojik gelişmelere önderlik eden ülkelerde, tek er ve küçük birlik seviyesindeki askeri yeteneklerin azalmasını da beraberinde getirdiği, televizyon ekranlarında ve sosyal medyada yayınlanan videolarda açıkça görülüyor. Bunun sonucunda askeri başarı, iyi eğitilmiş yetenekli askerlerin becerileri sayesinde değil, teknolojik üstünlük sayesinde kazanılıyor. Ama bu zafer, uzun vadede istenen sonuçları sağlamıyor.

“Bunu da nereden çıkarıyorsun?” diye düşünenler olabilir. Anlatayım.

ABD’nin Irak Harekâtından Yansımalar:

ABD, Irak’a girerken tüm dünya, tarihte ilk defa savaşı simultane tercüme eşliğinde televizyon ekranlarından naklen izlemişti. Ben de bir asker olarak askeri birliklerle beraber hareket eden kameramanların aktardığı görüntüleri takip etmiştim. Bu görüntüleri seyrederken, daha savaşın ilk gününde çok şaşırmıştım. Çünkü Basra’ya çıkarma yapan bir piyade birliğinin görüntülerini izleyince, Amerikan askerlerinin bireysel yeteneklerinin ve eğitim seviyelerinin çok kötü olduğunu görmüştüm.

Takım büyüklüğünde olduğu anlaşılan bu Amerikan askeri birliği, kumla kaplı bir arazide ilerliyordu. Birden, ileriden bir el ateş sesi geldi. O anda, çöl kamuflajları içinde kendinden emin ve biraz da kameralar karşısında havalı görünmeye dikkat eder şekilde yürüyen takım bir anda hareketlendi. Askerlerin bir kısmı şaşkın bir şekilde sağa sola kaçışırken, bir asker kendini hemen önündeki küçük bir toprak yığınının arkasına atarak tam siper yaptı.

Bu askerin bundan sonra mevzi alıp ateş gelen yere ateşle karşılık vereceğini beklerken onu gören diğer askerler de kendilerini aynı toprak yığınının arkasına atmaya başladı. Küçük yığın o kadar askeri gizlemeye yetmediğinden; sonradan atlayan askerler, ilk askerin üzerine yattıklarında toprak yığınından daha büyük bir asker yığını oluşturdular.

Savaşta Olmaması Gereken Acemilikler:

Bir Amerikan tankının ateş gelen yere ateş etmesi üzerine Iraklıların ateşi kesmesine rağmen Amerikan askerleri, bir roketatarla toplu olarak imha edilebilecek hedef şeklindeki durumlarını değiştirmediler. Bunu görünce, görüntüleri beraber seyrettiğimiz subay arkadaşlarla; “Bu Amerikalılar, Irak’ta çok zayiat verirler. Irak’ı ele geçirseler bile ülkeye tamamen hâkim olamazlar.” diye konuştuğumuzu hatırlıyorum. Nitekim Amerikan ordusu Irak’ta hiç beklemediği kadar çok zayiat verdi. Üstelik ne Irak’ta ve ne de daha sonra işgal ettikleri Afganistan’da tutunamadı.

Aynı durum, ABD’den sonra dünyadaki en büyük askeri güç olan Rusya’nın iştirak ettiği savaşlarda da çok farklı değil. Hatta daha da kötü. Örneğin bu günlerde Rusya’nın saldırgan politikaları sebebiyle Ukrayna’da bir savaş yaşanmakta ve bu savaşın neredeyse hemen her aşaması televizyon ekranlarında ve sosyal medyada yayınlanmaktadır. Bu görüntüler, “uzmanlar” tarafından da televizyonlarda her gün tartışılmakta.

Savaşı Anlatan Yayınlar:

Doğal olarak ben de bu yayınları takip ediyorum. Askeri eğitimim süresince, güçlü zırhlı tümenlerle yoğun topçu ve füze atışlarının ardından cephemize taarruz edip gümbür gümbür ülkemizin derinliklerine ilerleyecekleri söylenen zırhlı tümenleri nasıl durdururuz diye düşünüp dururduk. Bu konuda hem Harp Okulu’nda hem de Harp Akademisi’nde dersler gördük, meseleler çözdük. Ama Ukrayna’dan yansıyan haber ve görüntülerden anladığım kadarıyla boşuna endişelenmişiz. Çünkü Rus ordusunun, bırakın gümbür gümbür ve hızla ilerlemeyi gerek planlama gerek icra ve gerekse askeri personelin eğitim seviyesi açısından acınacak bir durumda olduğu açıkça görünüyor.

Rus ordusu o kadar kötü görünüyor ki en temel bazı askeri kurallara bile uymayı beceremiyor. Örneğin meskûn mahale zırhlı araçlar piyade olmadan girmez. Zırhlı araç tek başına ne meskûn mahale girer ne de arazide hareket eder. Bunu askeri okullarda daha ilk derslerde öğretirler. Ama Ruslar bundan haberdar değil gibi görünüyor. Videolardaki görüntülerden çıkan sonuç bu.

Seyrettiğim videolardan birinde, bir zırhlı muharebe aracı tek başına meskûn mahale girmiş, Ukraynalılar molotof kokteyli ile bu aracı cayır cayır yakıyorlar. Sadece bu olsa neyse…. Tankının benzini bitip de Ukraynalılardan benzin isteyen tank mürettebatından tanktan düşen askere, yolda arızalanınca mürettebatıyla tek başına bırakılmış tanka ve Rus zırhlı muharebe aracını Ukraynalıların çalmasına kadar komedi filmi gibi birçok olayı seyrediyoruz.

Rus Ordusunun Ferdi Eğitim Seviyesi:

Bu durumun açıklaması oldukça basit: Rus ordusunda ferdi eğitimin seviyesi sıfır. Üstelik, küçük birlik eğitimi ve küçük birlik komutanlarının komutanlık vasıfları da çok yetersiz. Bir tank veya zırhlı muharebe aracının takım ve bölük komutanından habersiz birliğinden ayrılıp tek başına hareket etmesinin başka bir açıklamasını bulamıyorum.

Sorun sadece tek er ve küçük birlik seviyesinde de değil. Operatif seviyedeki büyük birliklerin sevk ve idareleri de tam bir fiyasko. Örneğin yüzlerce tank ve araçtan oluşan bir konvoy Belarus sınırlarından Kiev’e doğru hareket etti. Televizyon ekranlarında savaşı yorumlayan birçok “uzman” bu durum hakkında yorumlar yapmaya başladı. Kimi bu konvoyun hızla ilerleyip şehri kuşatacağını kimi de doğrudan şehre gireceğini söyledi. Ama sonra acayip şeyler oldu.

Yerli ve Milli Yorumcular da Şaşırdı:

Savaş durumunda olan ve taktik intikal yapması gereken bu birlik, idari intikalde bile yapılmaması gereken hareketler yaptı. Araçların aralarında bir iki metre mesafe olacak şekilde yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Kol o kadar yavaş ilerliyordu ki yerli ve milli “yorumcularımız” gibi değişik NATO ülkelerinden askeri yorumcular da buna bir anlam vermekte zorlandılar. Günler birbirini takip etmesine rağmen kol, bir türlü hızlanamadı ve Kiev’e gelemedi.

Kiev Yerinde Duruyor:

Sanırım Ukraynalılar da böyle bir tuhaflık beklemiyorlardı. Çünkü temel askerlik nosyonundan mahrum oldukları anlaşılan intikal halindeki bu Rus birliğinin teşkil ettiği konvoya ne havadan ne de karadan bir saldırıda bulunmadılar. Televizyonlarda “yorumcularımız” buna da bir anlam veremediler ve değişik fikir ve hatta eleştiriler öne sürdüler.

Aslında anlaşılmayacak bir şey yoktu. Ukraynalıların başlangıçta Rus konvoyuna saldırmamalarının muhtemel sebebi, onların da herkes gibi bu konvoyun hızla Kiev önlerine geleceğini düşünmeleriydi. Bu sebeple savunma planlarını meskûn mahal savunmasına göre yapmışlar ve buna göre hazırlanmışlardı. Nitekim halkın da yardımıyla şehrin sokaklarına engeller inşa ediyor ve molotof kokteylleri hazırlıyorlardı. Ama Rus birliklerinin durumunu görünce, sanırım harekât planlarını tadil ettiler.

Harekât Planları Değişiyor:

SİHA ve topçu/roket atışlarıyla konvoya saldırarak zayiat verdirmeye başladılar. Tank avcı timlerini göndererek konvoya değişik noktalarda pusular kurdular. Görünen o ki bunda oldukça başarılı oldular. Böylece, konvoyun hareketini daha da yavaşlattılar. Bu sayede kazandıkları zamandan faydalanarak şehrin savunma hazırlıklarını pekiştirdiler.

Bu arada, at-unut tarzı portatif güdümlü tanksavar silahlarıyla teçhiz edilmiş tank avcı timleri, değişik bölgelerde çok sayıda Rus tankı ve aracını imha etti. Omuzdan atılan Stinger gibi portatif güdümlü hava savunma silahlarıyla da çok sayıda helikopter ve uçak düşürdüler. Bunun sonucunda, 2-3 günde Ukrayna’yı ele geçirir denilen, en gelişmiş silah ve teçhizatla donatılmış devasa Rus ordusu, neredeyse dört hafta geçmesine rağmen sadece bir şehri ele geçirebildi.

Putin’in Ukrayna’dan İstekleri Değişti mi?

Bu durum, Putin’in konuşmaları ve Rus hedefleri üzerinde önemli değişikliklere sebep oldu. Putin önceleri, Ukrayna diye bir devletin ve Ukraynalı diye bir milletin hiç var olmadığını söyleyerek tüm ülkeyi işgal edip Rusya’ya bağlayacağını ima ederken işlerin ters gitmeye başlaması üzerine, bunun bir özel operasyon olduğunu ve ırkçı olduğunu iddia ettiği Ukrayna yönetimi düşünce sona ereceğini söyledi.

Fakat işler ters gitmeye ve Rus ordusunun tam bir fiyasko olduğuna dair görüntüler gelmeye devam edince bu iddiasından da vaz geçti ve hedeflerini küçülttü. Şimdi, Ukrayna’nın NATO’ya girmeyeceğine dair söz vermesi, Kırım’ın Rus toprağı olduğunu kabul etmesi ve Donbas’ın bağımsızlığını/özerkliğini tanıması durumunda askerî harekâtı durdurup askerlerini geri çekeceğini söylüyor.

Savaş durumunda Rusya lehine bir değişiklik olmazsa, önümüzdeki günlerde bu iddialarından bazılarından da Putin’in kademe kademe vaz geçmesi sürpriz olmayacaktır. Çünkü, asker ve silah miktarı ile teknolojik üstünlüklerine (Örneğin Rusya dünyada 2-3 ülkede bulunan hipersonik füzeler kullanmaktadır.) rağmen Rus ordusu, savaşı takip eden uzmanların gözünde tam bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bunun görünen en önemli sebebinin, teknolojideki üstünlüğünün aksine Rus ordusunun General, subay ve askerlerinin eğitim seviyelerinin, düşünsel yeteneklerinin ve savaşma kapasitelerinin yerlerde sürünmesi olduğu açıktır.

Teknolojinin İnsan Kapasitesinde Düşüşe Neden Olması:

Bu durum, teknolojideki gelişmelerin insan kapasitesinde bir düşüşe sebep olduğu iddiasını doğrulamaktadır. Elbette bu düşüş, kısa sürede beyinde ortaya çıkan biyolojik bir değişimden kaynaklanmamaktadır. Bu durum; silah, teçhizat ve teknolojideki üstünlüğe fazla güvenen Rus ordusunun, eskiden olduğu kadar iyi askerler temin etmemesinden ve temin ettiği askerleri de ciddi bir şekilde eğitmemesinden kaynaklanmaktadır. Aynı hastalık Amerikalılarda da vardır ve onlar da Irak ve Afganistan’da bu hastalığın sonuçlarına katlanmak zorunda kalmışlardır.

Sonuç:

Sonuç olarak; ABD ve Rusya’nın son yıllarda yaptığı askeri harekatlar, savaşlarda başarının sadece teknolojik üstünlüğe ve sayısal üstünlüğe bağlı olmadığını göstermektedir. Başarılı ordular, en gelişmiş silah ve teçhizatı olan ordular değil, en eğitimli subay, astsubay, erbaş ve erlere sahip olan ordulardır. Çünkü son kertede başarıyı getiren silah değil, silahı kullanmayı bilen insandır. Bir şarkıda da ifade edildiği gibi; “Tankınız ne güçlü ne güçlü; ama insan ister kullanmak için.”

İyi eğitilmiş asker, uzman er/erbaş, astsubay ve subaylar olmadıkça, silahların çok fazla bir önemi yoktur. Teknolojik veya sayısal üstünlüğe güvenerek askeri personelini iyi eğitmeyen ordular, bunun bedelini mutlaka ödeyeceklerdir. Nitekim, yakın dönemde yaşanan savaşlarda ABD bu bedeli ödemek zorunda kalmış; Rusya ise Ukrayna’da devam eden muharebelerde bedel ödemeye devam etmektedir. Bırakın bu günkü teknolojik gelişme düzeyini, ileride savaşlar uzaya taşındığında bile bu durum değişmeyecektir.


Google Ads