logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
savunma

Türk-Yunan Savaşı Yaklaşırken

Havada bir galibiyet sadece savaş uçaklarıyla değil, aynı zamanda hava savunma yetenekleriyle birlikte kazanılabilir. Hava savunma sistemleri ise adından da anlaşılacağı gibi, çoğunlukla defansif, edilgen, etki karşısında bir tepki verebilen bir yapıya sahiptir. Bu durum da bizi bir sonraki gerçeğin farkındalığına yöneltir.

Türk-Yunan Savaşı İhtimali Var mı?

Atalarımız "Dost, acı söyler." demiş. Bu gerçekten çok anlamlı ve önemli bir deyiş. Zira sizin savunma alanınıza sokulmak için, tatlı dilini ve kurnaz aklını kullanan birçok sözde dost bulunabilir. Bunlar belki uzun vadede sizi yıpratacak düşüncelerin tohumunu ekebilirler, belki de direkt aleyhinize olacak bir gelişmeyi tetikleyebilirler. Fakat gerçek dostlar acı da olsa, hoşunuza gitmese de, tepki göstereceğinizi bilse de, gerçekleri söyler. Aleyhinizde bir şey varsa onu şekerle kaplamaz. Çünkü her halükarda ağzınızda acı bir tat kalması mukadderdir. Bu makale ağzınızda acı bir tat bırakacak!

Bildiğiniz üzere bir Türk - Yunan savaşı ihtimali yükselmektedir. Ve yine bildiğiniz üzere öngörülen, bunun hava unsurları ağırlıklı bir harp olmasıdır. Aklın yolu bir olduğuna göre, konuyu detaylıca incelemekte fayda vardır. İlk bakışta görünen somut gerçek şudur: Havada bir galibiyet sadece savaş uçaklarıyla değil, aynı zamanda hava savunma yetenekleriyle birlikte kazanılabilir. Hava savunma sistemleri ise adından da anlaşılacağı gibi, çoğunlukla defansif, edilgen, etki karşısında bir tepki verebilen bir yapıya sahiptir. Bu durum da bizi bir sonraki gerçeğin farkındalığına yöneltir.

NATO ülkelerinde hava gücü daima tedarikte, serviste, bakımda ve modernizasyonda dengelenmeye çalışılır. Yani yüksek naza sahip bu kuvveti, daima uçar durumda tutamazsınız. Platformlara göre de değişen bir “harbe hazırlık” standardı vardır. Fakat bir savaş beklentisi içerisinde iseniz, tüm bakım, tedarik ve modernizasyon projelerinizi bu beklentiye göre optimize etmek suretiyle harbe hazırlık seviyenizi yükseltebilirsiniz. Bunun fiiliyatta karşılığı şudur: NATO ekolü hava kuvvetleri ağırlıklı olarak taarruzi (saldırı) güç yapılandırmasına öncelik verirler. Hücuma dayalı bu yapının en büyük zaafı, yerde ve hazırlıksız yakalanma ihtimalidir.

Yunan Hava Savunması

Bu düşüncelerle Türk-Yunan gerginliğine bakalım. İki ülke de hava gücünü en yüksek harbe hazırlık oranında tutuyor diyelim. Yunan tarafı Adalar Denizi sathına dağılmış hava savunma unsurları ile Türk tarafını ana karasına hapsetme gücüne sahip olacaktır. Türk hava gücü, Ege’yi her geçişinde yıpranacak, “yüksek geçiş ücretleri” ödemek durumunda kalacaktır. Dolayısıyla, Türk tarafı için başarı ancak büyük kayıplara razı olması oranında mümkün olabilecektir. Yıpranmaya razı olmadan zafer söz konusu olamayacaktır. Bu durumda Türk tarafını havadaki savaşı öncelikle kendi toprakları üzerinde kabul etmeyi düşünecektir.

Yunanistan’ı oldukça uzun süre takip eden biri olarak şunu belirtmeliyim. Sayısal olarak gerçekten iyi bir hava savunma yeteneği inşa etmiş durumdalar. Çoğunluğu dışarıdan temin yoluyla edinilen bu yetenekler de birden çok kaynak ülkeye dayanıyor. Yani çeşitliliğe sahip. Ayrıca ülke sadece hava değil, deniz ve kara hedeflerine karşı da çok sayıda namlulu sistemi de istihdam ediyor. Karşımızda alçaktan yükseğe kadar tüm irtifa zarflarına etki edebilecek, sayısal açıdan yeterli ve katmanlı dizayn edilmiş bir savunma sistem mimarisi var. 

Zaman; her iki tarafı da, dünyayı da değiştirmektedir. Geçmişte bireysel farkındalık ve müdahale gücü açısından oldukça kuvvetli, fakat ağ merkezlilik ve koordinasyon açısından zayıf bir hava savunma sistemi beklediğimi söyleyebilirdim. Fakat Yunanistan’ın ABD, Fransa ve İsrail desteği ile bu zaafını çoktan giderdiği kanaatindeyim. Aynı neredeyse tamamen Rus sistemleri kullanmasına rağmen, ABD ve İngiltere başta NATO ülkelerinin aktif desteğiyle, başarılı operasyonlar icra edebilen Ukrayna örneğinde görüldüğü gibi. Farklı kaynaklara dayanmasına rağmen Yunanistan hava savunmasının ağ merkezlilik noktasında zaaf içinde olacağını düşünmemeliyiz. Bu beklentilerin Türkiye’nin SİHA / TİHA kabiliyetlerini de, büyük ölçüde kapsayacağını öngörmek mantıklıdır. Yani bu alanda da Suriye, Libya, Etiyopya, Azerbaycan ve Ukrayna’dan farklı bir şeyle karşılaşacağımız düşünülebilir.

Savaşa Hazır Olmak

Askeri mantık birden fazla cephede kuşatılan bir ülkenin, koordine bir çabanın hedefi olmadan önce, teker teker tüm cephelere saldırmasını ve tüm düşmanlarını bir araya gelmeden önce vurmasını ilham eder. Fakat Türkiye’nin etrafındaki kuşatma ve kuşatanların niteliği düşünüldüğünde, bu hareket tarzının realize edilmesi oldukça düşük bir ihtimaldir. Ayrıca Ukrayna’da şahit olduğumuz gerçek de unutulmamalıdır. Savaş ayan beyan geliyorum derken, Rusya şaka yapmadığını ısrarla belirtirken, haberlerin ve halkın en güncel konusu askeri gelişmelerken, yine de Ukrayna bir bakıma gafil yakalanmıştır. Kimse durumun ağırlığını ve ciddiyetini kavrayamamış ve halk da savaş olasılığına fazla ihtimal vermemiştir. Günümüzde, Türk-Yunan gerginliği noktasında, Türk medyasında da benzeri bir görüntü gözlenmektedir. Ayrıca Türk savunma sanayi alanındaki gelişmeler de, halkın özgüvenini arttırmakta, hazırlıksız yakalanma ihtimalimizi güçlendirmektedir. 

Savunma Sanayisinde Hürkuş Örneği:

Hayatta birey olarak karşımıza çıkacak her seçeneğin, kendine özgü avantajları ve dezavantajları bünyesinde barındırdığı söylenir. Bu durum devletler için de geçerlidir. Türkiye’nin uzun vadeli yerli ve milli savunma sanayi yaratma çabaları da bunun istisnası değildir. Zira Türkiye’nin beklentileri, programlarını köklü biçimde etkilemiştir. Bunu şu örnekle açıklamak isterim. Ülkemiz Güney Kore’den turboprop motorlu KT-1 eğitim uçaklarını satın aldı. Fakat bu uçakların servise sunulabilme yoğunluğu, yani harbe hazırlığı düşük kaldı. Çözüm olarak hava kuvvetlerimize söz konusu alımın opsiyon kısmını da işletmek, sorunlu da olsa daha fazla uçakla hedeflenen sorti sayısını sağlamak önerildi. Fakat bu sırada ülkemizin milli projesi olan Hürkuş geliştirilmekteydi. Aynı işi hem de çok daha iyi yapacak yerli ve milli bir proje varken, sorunlu bir uçağı daha fazla satın almak, ne kadar mantıklı olabilirdi? Fakat görüyoruz ki, aradan uzun zaman geçmesine rağmen, 1 Haziran 2018 tarihinden itibaren Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilmesi beklenen Hürkuş uçakları, 1 Haziran 2022’de bile teslim edilemedi. Bu türden gecikmeler de uzun zamandır askeri eğitim tayyarelerimizdeki sorti üretim yetersizliğinin giderilememesine ve dolayısıyla pilot yetiştirme yeteneğimizin olması gerekenin gerisinde kalmasına neden olmaktadır. 

Az önceki örnekte görüldüğü gibi, beklentilerin programları değiştirmesi doğaldır. Örneğin kendi ülkenizde milli kaynaklarınızla havadan havaya füzelerinizi üretmeyi planlıyorsanız, bu türden hava-hava füzelerini satın alma seçeneğinizi rafa kaldırırsınız. Füzelerinizi sağ salim üretip, stok adedinizi yeterli seviyeye çekene kadar, bir harp olmaz ise ne mutlu. Fakat bir savaş durumunda adetsel zaaf içerisinde olacağınız muhakkak. Ki Ukrayna harbi açıkça göstermiştir, Sovyetler zamanından kalan devasa bir savaş stoku, üç ay zarfında tükenmiştir. Ukrayna dışarıdan gelecek mühimmatlara tam bağımlı hale gelmiştir. Birkaç ay içerisinde aynı sıkıntının Rus cephesinde de yaşanacağını öngörmek mümkündür. Bu sebepledir ki bir Yunan generalin ağzından kaçırdığı “Türklerin mühimmatı yok. Savaşmaya cesaret edemezler.” cümlelerini, tarafsız değerlendirmek zorundayız. Zira şu bir gerçektir ki havan havaya mühimmat alanında hasmımıza göre daha iyi durumda değiliz. 

Var Olan Silah Sistemlerinin Desteklenebilirliği:

Ayrıca yakın geçmişte yaşadığımız bazı hususları da dikkate almak gerekir. Örneğin Afrin harekâtı sırasında, üretici bir ülke olmamıza rağmen, .50 cal. ağır makineli tüfek mühimmatı alanında sıkıntı çektik. Dost bir ülkeden alım yaptık lakin bu durumun tekrar etmeyeceğini ya da benzerinin yaşanmayacağını da garanti edemeyeceğimiz aşikardır. Yine aynı dönemde acı biçimde sahip olduğumuz 120 mm.lik tank toplarının sadece sabot mühimmatlarını istihdam ettiğimizi fark ettik. Yani düşman piyadesine ve binalarına karşı etkili bir mühimmat çeşidimiz yoktu. Güney Kore’den ithal ettik. Ardından MKEK kurumumuz gerekli ürünü geliştirdi ve yerli olarak da üretti. Ayrıca şunu da örneklendirebiliriz. Bildiğiniz üzere NATO 7,62x51 mm.lik fişeği standart olarak belirlemeden önce, tüm ordumuz ABD tarafından bağışlanan M1 Garand piyade tüfeği kullanmaktaydı. BU tüfek çapı aynı da olsa kovanı tamamen farklı olan, yani G3 gibi tüfeklerin mermilerini kullanamayan, bir fişeğe sahipti. Tüm M1 tüfekleri, A4 gibi makinelilerle birlikte, savaş ve seferberlik durumunda kullanılmak üzere depolara kaldırıldı. Ülkemizde uzun yıllardır bu fişek doğal olarak üretilmemektedir. Fakat ister karakolda sabit mevzi gibi kullanılsın, ister aktif birliklerimizde yer alsın, tüm eski tanklarımızda kullanılan yardımcı makineli tüfek mühimmatı budur. Yani uzun yıllar çok yoğun biçimde kullanılmıştır. Bu nedenle bir savaşta rezerv kuvvetlerimizi yeterince mühimmatla besleyemeyeceğimiz de söylenebilir.

Olası bir Türk-Yunan savaşında, Türk tarafının Rusya muamelesi görüp ambargo ve yaptırımlara maruz kalma ihtimalinin yüksek olacağını değerlendiriyorum. Ukrayna muamelesi görüp eksilen silah ve mühimmatı dışarıdan tamamlanacak taraf ise Yunanistan’dır. Ayrıca gerek pandemi, gerek küresel çip (yonga) krizi, gerek küresel lojistik sıkıntılar, gelişmiş silah ve mühimmat dahil, savunma üretimlerini de etkileyecek bir potansiyele sahiptir. Yani savaş sonrasında harcanmış olan stokunuzu, sağlam kalmayı başaran yerli üretim hatlarınızla bile, yerine koymakta sıkıntı çekmeniz muhakkaktır. Ayrıca Türk hava kuvvetleri dahil hiçbir hava gücü, tüm kuvvetlerini tek bir cepheye konsolide etme şansına sahip değildir. Zira fırsat kollamakta olan birçok dış hasma karşı da hazır olmak durumundadır. 

Hava Savunma Silah Sistemlerinin Gerekliliği:

Bir savaşta Türk topraklarında bombalanabilecek “yüksek değerli hedef” adedi oldukça fazladır. Sahip olmak, savunma sorumluluğunu da beraberinde getirir. Her ne kadar yerli ve milli hava savunma sistemlerimizin üretimine başlasak da bunları yeterli adede ulaştırmanın bir 10-15 yıl daha alacağı aşikardır. Dolayısıyla, burnumuzun dibine kadar tüm adaları silahlandıran Yunanistan tarafının, hava savunma parametrelerini de bizim sınırlarımız içerisinden başlayarak kurmakta olduğunu dikkate almamız gerekir. 

Türkiye, gerek ağ merkezli modern harp teknolojilerine gerek savaşın elektronik boyutuna, gerekse insansız muharebe araçlarına gerekli önemi vermektedir. Yerli ve milli teknoloji odağımızın bu çerçeveye yoğunlaşmış olması doğru bir yaklaşımdır. Bununla birlikte her alanda geliştirilen ve kullanıma verilen/verilmesi beklenen silah sistemlerinin olgunlaşma sürecinin zaman alacağı da belirgindir. Bu yönüyle Adalar Denizi’nde Yunan kuvvetlerine üstün gelebilmek için insansız deniz araçları öne çıkmaktadır. Halihazırda önemli ilerlemeler kaydedilen insansız hava araçlarının (İHA) değerli muharebe yüklerini taşıma imkânı da havada kalma süresi de, enerji üretimi de oldukça kısıtlıdır. Ancak gerekli hacme sahip deniz araçlarının olması halinde, bu kısıtlar aşılabilir. Bu şekilde sadece su üstü ve altı tehditler karşılanmakla kalmaz, anavatan hava savunmasının da parametreleri hasmın derinliklerine, öteye taşınabilir.

Gerçekler ve Beklentiler Arasında Sallanırken:

Her değişim ve dönüşüm süreci sancılıdır. İnsanlık tarihi bunun ispatları ile doludur. Şimdi ise savunmamız açısından büyük bir değişim süreci yaşanmaktadır. Bunun sadece olumlu açılardan, şekerle kaplanmış, tarafgir yaklaşımlarla ve çoğunlukla bazı gerçeklerin üstü örtülmüş olarak basınımızda yer aldığını, savunma sanayi yetkililerin söylemlerinin bu şekilde olduğunu görmekteyiz. Fakat bu süreç dolayısıyla yaşamakta olduğumuz ve muhtemelen de ileride yaşayacağımız sıkıntılar, dezavantajlar, bilerek veya bilmeyerek Türk toplumunun dikkatlerinden kaç(ırıl)maktadır.

Bu arada insanlık tarihinin akışı da sanayi çağı medeniyetinden bilgi çağı medeniyetine doğru bir değişim sürecinin içerisindedir. İhtimaldir ki buna bolluktan kıtlığa, küresel serbest ticaretten kısırlığa bir dönüşüm de refakat edebilir. Son zamanlarda konuşulan bir diğer değişim ise, finans piyasalarında beklenmekte olan büyük krizdir. Zira iradi paraların ve borçlanmaya yönelik ekonomik düzenin artık sonuna yaklaşmakta olduğu değerlendirilmektedir. İklimsel değişimler neticesinde bir kuraklığın ve yine buna bağlı olarak da küresel göçlerin gerçekleşecebileceği düşünülmektedir. Yani ülkelerin (Türkiye başta) sosyal doku ve düzen değişikliğiyle mücadele etmesi gerekeceği aşikardır. Tüm bu sıralı sancılar içerisinde Türkiye için “zaman hassasiyetli” bir tuzak kurulmuştur. Bu tuzağın boynumuza geçirilen ilmeği de, boğulma noktasına doğru ilerlemektedir.

Romantik olamayız, olmamalıyız. Düşmanlarımızı küçümsememeliyiz, öz güvenimizi hayalcilik sınırına yükseltmemeliyiz. Gerçekleri olumlu ve olumsuz tüm boyutlarıyla görmeli, acı sözlerden kaçmamalıyız. Bu gerçeklere göre plan kurmalı, hazırlanmalı ve kararlı biçimde uygulamalıyız. Zaferin de ancak büyük bedeller karşılığında kazanılabileceğini ve bu bedellerin kendi canımız ve yaşama biçimimiz olabileceğini fark etmeliyiz. Geçmişte yapılan tüm ihmal ve yanlışlıkların da, bir zaman gelip topluca kesilecek faturanın düşüncesiyle bekletildiğini bilmeliyiz. Maalesef o zamanın kurası, bizim neslimize çıkmış görünmektedir.

Sonuç ve Hatırlatma:

Sözlerimi kurtuluş dizisinden bir sahneyi hatırlatarak bitirmek isterim. Osmanlı zamanında çok uzun yıllar cephelerde savaşmış bir asker, gedikli olarak orduya yazılır. Zira bıçak kemiğe dayanmıştır ve ülke seferberliğine onları da çağırmıştır. Bu nice savaşın tecrübesiyle yoğrulmuş askerlerin, yeni yetmelere harbi öğretmesini ummaktadır. Beklenen olur ve çatışma başlar. Acemi askerlerden biri mevzidedir. Tecrübeli erbaşına dert yanar. Zira Yunan topçuları araziyi döverken, makinelileri ateş kusarken, askerleri mermi yağdırırken, bu millet fişekliğine on kurşun koyabilmiştir. O da bu on kurşunun yetersizliğine, onunla yapabileceği şeylerin sınırlılığına dertlenmektedir. Gedikli şöyle der: “Evladım on kurşun, hakkını vererek kullandığında, on can alıcı kuş olur. Düşmanın silahı, cephanesi istediği kadar bol olsun. Seni vuramadıktan sonra anlamı yok. Sen cebindeki on kurşunu nasıl kullanacağını düşün. Düşün ki on can alıcı kuş olsun.”

Türk milleti olarak kurşunumuz az. Bunu görmeliyiz. Zamanımız ise kurşunumuzdan çok daha az ve çok çok daha değerli. İsterseniz gelin her ikisini de nasıl kullanabileceğimizi düşünelim. Havada, karada, denizde ve siber uzayda her attığımız can alıcı kuş olsun. Sadece askeri değil, sosyal, ticari, ekonomik, endüstriyel, tarımsal, politik, vs. tüm milli güç unsurlarımız da, düşman planlarına karşı, can koruyan kalkan olsun. Sağlıcakla, afiyetle ve güvenle kalınız.


Google Ads