Site İçi Arama

savunma

ABD Askerlerini Neden Avrupa’dan Çekmiyor?

1985'te Reagan'ın ‘Sovyetleri yıpratma’ politikası gereği Avrupa’daki Amerikan askeri varlığı tekrar yükselişe geçti ve takviye edilen askerlerle birlikte Avrupa'daki ABD askeri personelinin sayısı 359.000'e çıktı.

Bir önceki yazımda, NATO’nun, Doğu Avrupa’da ani reaksiyon kuvveti konuşlandırma yoluna gittiği için, Romanya, Polonya, Bulgaristan gibi ülkelerde daimî ve geçici kuvvet konuşlandırma politikasından bahsetmiş ve bu politikanın bir parçası olarak Romanya'nın Mihail Kogălniceanu Hava Üssü’nün bir merkeze dönüşmekte olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştum. 

NATO Doğu Avrupa'daki Yığınaklanmasını Artırıyor, Romanya'yı Merkez Üssü mü Yapıyor? (https://strasam.org/ua-iliskiler/uluslararasi-orgutler/nato-dogu-avrupadaki-yiginaklanmasini-artiriyor-romanyayi-merkez-ussu-mu-yapiyor-3052)

Şüphesiz NATO’nun Avrupa genelindeki asker konuşlandırma politikası ile ABD’nin Avrupa’daki asker sayısı arasında doğrudan bir korelasyondan bahsetmek mümkündür. Bu kapsamda, resmin bütünü görebilmek için Soğuk Savaş sonrasında ve günümüzde Avrupa’daki Amerikan Askeri Konuş politikasına ve Amerikan askerlerinin nerede ve ne maksatla görev yapmakta olduklarına değineceğim.

ABD; Avrupa'da Neden Asker Bulundurmaya Devam Ediyor?

Amerika Birleşik Devletleri'nin penceresinden bakıldığında, Avrupa kıtasıyla birçok kalıcı çıkarı, bu kıtada ülkelerle derin bir bağı bulunuyor. ABD’yi kuran insanların kökenleri Avrupalılara dayanır. Amerikan kültürünün kökleri Avrupa’dadır. 

Geçmişten günümüze ABD vatanının ve Amerikan halkının güvenliği, Rusya dahil Avrupa kaynaklı tehditlere karşı korunması Washington için birinci öncelikli konu olmuştur. Amerikalılar açısından günümüzün yükselen birinci tehdidinin Çin olduğu birçok platformda seslendirilmekle birlikte, Avrupa coğrafyasının önemi ve bu coğrafyanın ABD kontrolünde bir güç merkezi olarak varlığını sürdürmesi, Amerikan çıkarları ile doğrudan ilişkili görülüyor. 

Amerikan halkının küresel boyuttaki ekonomik refah ve fırsatların teşvik edilmesi ve genişletilmesi, Biden ve Demokratlar tarafından hararetle savunulduğu üzere, Amerikan yaşam tarzının kalbinde yer aldığı an demokratik değerlerin dünyanın geri kalanı tarafından da farkına varılması ve savunulması için Batı toplumunun iki teme öğesi ABD ve Avrupa ülkeleri arasında simbiyotik bir ilişki tesis edilmiştir. Bu nedenle, özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte, son yüzyıllık zaman diliminde ABD'nin Avrupalı müttefiklerini savunmak ve desteklemek gibi bir Büyük Politika takip ettiğini söylemek mümkündür. 

2024 Başkanlık Seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı olmasına kesin gözüyle bakılan eski Başkan Trump benzeri bazı ABD'li politikacılar ve uzmanlar; zaman zaman NATO'nun değerini sorgulasalar da ABD'nin Avrupa'daki çıkarları hâlâ önemli ve kalıcı görülüyor. Bu çerçevede ABD’nin değişmeyen Avrupa politikasının ve buna bağlı olarak Avrupa’da asker bulundurmasının gerekçeleri Washington açısından birkaç başlık altında savunuluyor.

ABD, Rusya’yı Kalıcı Bir Tehdit Olarak Görüyor

Soğuk Savaş döneminin büyük tehdidi Sovyetlerin devamı olan Rusya; ABD ve NATO için önemli ve tehlikeli bir tehdit olmaya devam ediyor. Rusya muhtemelen NATO'ya doğrudan bir konvansiyonel tehdit oluşturmuyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde Avrupa'daki askeri dengeyi değiştirebilecek çeşitli faktörler var. ABD; Hint-Pasifik'te Çin'e, Kore Yarımadası'nda Kuzey Kore'ye, Ortadoğu'da İran'a veya terörist gruplara karşı mücadele ettiği görüntüsü veriyor. Bunların yanında eskinin birincil tehdidi Rusya’nın da önümüzdeki birkaç yıl içinde başta Çin olmak üzere İran, Kuzey Kore ve diğer ülkelerle işbirliği içine girerek, silahlanma çabalarını hızlandırabilir, ordusunu yeniden inşa etmeye devam edebilir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, Rusya'nın Ukrayna'da elde ettiği kısmî askeri zaferinin kazanımlarını korumaya devam etmesi yanında savaş alanında Ukrayna derinliklerine doğru askeri ilerleme potansiyelini koruyor olması, Rusya’nın Ukrayna’dan sonra diğer Avrupa ülkeleri için de göz ardı edilemeyecek bir tehdit olduğunu savunanlar için gerekçe oluşturmaya devam ediyor.

Rusya'nın saldırgan askeri eylemlerine ve Ukrayna'da uzun süreli bir savaş ihtimaline dayanarak ABD'nin Avrupa'daki kuvvet duruşunu yeniden değerlendirmeye ihtiyaç bulunduğu ana gerekçe olarak kullanıyor. ABD'nin Avrupa'da bugün ve gelecekte kuvvet konuşunu devam ettirmesinin, Ruslar ve Hint-Pasifik de dahil olmak üzere diğer bölgelerdeki düşmanları caydırmak açısından önemli çıktıları olduğuna inanılıyor. 

ABD açısından ayrıca Avrupa ve diğer bölgelerdeki müttefiklerine ve ortaklarına güven vermek; caydırıcılık başarısız olursa savaşlarla etkili bir şekilde mücadele etmek ve NATO dahil güvenlik örgütleriyle birlikte hareket ederek dünya barışının korunmaya ve dolayısıyla Amerikan çıkarlarının, hegemonyasının korunmasına devam edilmesi amaçlanıyor.

Soğuk Savaş sonrasın dönemde de ABD'nin Avrupa'da bulundurması gereken asker sayısı ve bu askerlerin nerelerde konuşlandırılması gerektiği bağlamında çok sayıda çalışma yapıldı. Hatta bu tür çalışmalara dolaylı yoldan NATO da dahil edildi. Ancak 2022 yılında Rusya'nın Ukrayna'yı işgal teşebbüsü, NATO'nun Finlandiya ve İsveç'i kapsayacak şekilde genişleyerek üye sayısını 32’ye çıkarması, Rusya'nın Polonya, Baltık ülkeleri ve diğer ülkelere yönelik yükselen bir tehdit olduğu algısının Avrupa ülkeleri genelinde kabul görmesi gibi faktörler bir araya geldiğinde, özellikle Doğu Avrupa’da olası bir Rus yayılma dalgasına karşı acil bir müdahale ihtiyacının inkar edilemeyeceği, Ruslara karşı tedbir alınmazsa, yarın çok geç kalınabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. 

ABD'nin Avrupa'daki Asker Sayısı Dönemsel Tehdit Algılarına Göre Ayarlanıyor

ABD, her durumda Avrupa’da asker bulundurmaya devam ediyor. Avrupa'daki ABD askeri personelinin sayısı, Soğuk Savaş yıllarında bile değişkenlik göstermiştir. Washington politikalarına ve küresel boyutta yaşanan gelişmelere göre ABD’nin Avrupa’da tuttuğu asker sayısında da ayarlamalara gidilmek durumunda kalınmıştır. 

Yukarıdaki grafikte de görüldüğü üzere İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'daki Amerikan asker sayısının 1950 yılında 122.000 olması yeterli görülmüştü. Sonrasında Sovyetlerle rekabetin artması göz önünde bulundurularak, asker sayısında büyük bir artışa gidildi. 122.000 olan asker saysı önemli bir artışla 1957 yılında 473.000'e ulaştı. Asker sayısı, yumuşama yıllarında ve özellikle de Vietnam Harbi sırasında ortaya çıkan ihtiyaç nedeniyle, Avrupa’daki Amerikan asker sayısında azaltmaya gidildi ve 1970'te yüzde 45 düşerek 262.000'e düştü. 

1985 yılına gelindiğinde ise Cumhuriyetçi Başkan Reagan'ın ‘Sovyetleri yıpratma’ politikası gereği Avrupa’daki Amerikan askeri varlığı tekrar yükselişe geçti ve takviye edilen askerlerle birlikte Avrupa'daki ABD askeri personelinin sayısı 359.000'e çıktı. Sovyetlerin yıkılması neticesinde Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından, Avrupa’daki ABD personelinin sayısı 1992 yılında 1985'teki seviyelere göre neredeyse yüzde 42 azaldı. ABD kuvvetleri, 2013'te İkinci Dünya Savaşı sonrası en düşük sayı olan 66.000'e düştü. Bu düşüşte Afganistan ve Irak’ta çok sayıda asker bulundurmak durumunda kalan ABD’nin öncelikleri gereği Avrupa’nın biraz geriye düşmesinin de etkisi olmuştu. Hatta bir dönem tüm Amerikan askerlerinin Avrupa’dan çekilmesi ve Avrupa’nın korunmasının kendilerine bırakılması bile tartışılıyordu. 

Her şeye rağmen Rusya'nın 2022 yılında Ukrayna'ya askerlerini sokması, ABD’nin de Avrupa’daki kuvvetlerinin sayısını tekrar artırması sürecini tetikledi. 2023 yılına gelindiğinde 100.000'in üzerine çıkan Amerikan askeri personelinin varlığı, Avrupa genelindeki Amerikan varlığının, kuvvet konuş ve yığınaklanma bölgelerinin yeniden değerlendirilmesi sonucunu doğurdu. 

Esasında bu grafik genel olarak değerlendirildiğinde, küresel konjonktörden ABD’nin Avrupa’daki kuvvet bulundurma politikalarının da etkilendiğini görüyoruz. Bununla birlikte, özellikle barış dönemlerinde ABD açısından Avrupa coğrafyasının en öncelikli bölge olarak görülmeye devam ettiğini söyleyebiliriz. Sayılara baktığımızda, her dönemde diğer tüm bölgelerden daha fazla ABD personelinin Avrupa kıtasında konuşlandırıldığı ortaya çıkıyor.

Soğuk Savaş Sonrasında ABD Askerlerini Neden Avrupa’dan Çekmedi?

Soğuk Savaş Sonrası Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve Soğuk Savaş'ın sona ermesi, Atlantik'in her iki yakasındaki birbirini izleyen hükümetlerin bir "barış kazanımlarını” fark etmelerine ve askeri harcamaları, askeri kuvvetleri ve ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltmalarına yol açmıştı. 1991 yılında ABD’nin temel varsayımı, küresel çatışma olasılığının giderek azaldığı, bölgesel çatışma olasılığının ise giderek arttığı yönündeydi. Bu nedenle Pentagon; Avrupa’da askeri üslerin olmasının yeterli olacağını, olası risklere karşı bu üslerdeki askerlerin kaydırılması halinde Avrupa’da barışın korunabileceğini, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı'nın çöküşüyle birlikte Avrupa’da büyük bir kuvvet bulundurma ihtiyacının kalmadığını öngörüyordu. Bununla birlikte Baba Bush yönetimi eski yapının korunmasında ısrar edince, Avrupa’da asker sayılarında düşüşe gidilse bile genel Amerikan savunma konsepti, bir yönüyle Ruslara karşı hiç değişmemiş oldu. Neticede Washington’un Rusların en zayıf anlarında bile Rusları tehdit olarak görmeye devam ettiği inancını taşıyorum.

Bu tehdit algısı, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığının 150.000 civarında tutulmasını dikte ettiriyor. Buna ilişkin telaffuz edilen net sayılar bulunmamakla birlikte, satır aralarında yer alan değerlendirmeler bu civarda bir asker konuşlandırmasını Pentagon’un ihtiyaç olarak öngörmekte olduğunu gösteriyor. Eskinin 400.000 civarında asker sayısı karşısında yeni anlayışta 150.000 sayısının yeterli görülmesi, beraberinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’da sahip olduğu bazı askeri tesisleri ev sahibi ülkelere iade etme sonucunu doğurdu. Clinton döneminde Amerikan askerlerini Avrupa’dan çekme eğilimin devam etmekle birlikte ABD'nin Balkan savaşlarına müdahalesi nedeniyle 1997 yılında ancak 113.000 askere kadar düşüş sağlanabildi. 

2004 yılında George W. Bush yönetimi, birliklerin ABD'ye yeniden konuşlandırılması ve geri gönderilmesine yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak 40.000 ABD askeri personelini Avrupa'dan çekeceğini duyurdu. Böylece ABD askeri personelinin sayısı yüzde 40'ın üzerinde bir düşüşle 2004'te 115.000 personelden 2008'de 66.000'e düştü. 2011 itibarıyla yalnızca dört zırhlı mekanize tugay gücü Avrupa'da kalmaya devam etti. Bu muazzam bir kuvvet azaltımı anlamına geliyordu. Buna rağmen 2012 yılında Obama yönetimi, Avrupa’da sadece iki zırhlı mekanize tugay gücünü bırakacağını, diğer ikisini geri çekeceğini duyurdu. Neticede Avrupa'daki ABD personelinin sayısı, 2012'de İkinci Dünya Savaşı sonrası en düşük seviye olan 63.000'e ulaştı. 

Devamında ABD, ABD ve İtalya’daki merkezi askeri yeteneklerini muhafaza ederken, eski Varşova Paktı ülkelerinin ordularına destek vermek üzere, bu ülkelerin topraklarında küçük çaplı üs ve tesisler açma yoluna gitti. Ayrıca ABD, Kosova Gücü kapsamında Balkanlara kuvvet konuşlandırmaya devam etti. 

Bu genel resim, Rusya'nın 2014'te Ukrayna'ya Askeri Harekâtı Rusya'nın Kırım’a ilhak etmesinin ardından bozuldu. Obama yönetimi, ABD'nin Avrupa'daki savunma duruşunu güçlendireceğini deklare ederek Putin yönetimine karşılık verdi. Böylece ABD, Avrupa’daki varlığını artırmak için Atlantic Resolve Operasyonunu başlattı. Avrupa ülkelerinin askerleriyle birlikte Amerikan kuvvetlerinin tekrar Soğuk Savaş dönemine benzer şekilde ortak tatbikatlar, eğitimler yapmalarının yanı sıra Amerikan kuvvetlerinin Avrupa’da yeniden konuşlandırılmasına, yer değişikliklerinin yapılmasına, Doğu Avrupa ülkelerine kuvvet kaydırılmasına başlandı.

Rusya'nın 2022 İşgaline ABD'nin Reaksiyonu Ne Oldu?

2021'in sonlarında ve 2022'nin başlarında Rus kuvvetleri Ukrayna sınırına yığılırken, Biden yönetimi caydırıcılık çabalarının bir parçası olarak Doğu Avrupa merkezli çeşitli konuşlandırmalar yaptığını duyurdu. Şubat 2022'nin başlarında ABD, 82. Hava İndirme Tümeni'nden yaklaşık 4.700 personeli ve XVIII. Hava İndirme Kolordusu'ndan ek birlikleri Almanya ve Polonya'ya konuşlandırdı ve bir Stryker filosunu Almanya'dan Romanya'ya kaydırdı. 24 Şubat 2022 tarihinde Rusya'nın işgalinin başlangıcında, ABD'nin Avrupa'daki varlığı 90.000 personele yükselmişti. İşgal teşebbüsüyle birlikte Pentagon Avrupa’ya ilave 20.000 askerin deha gönderileceğini duyurdu. Kısa bir süre sonra yeni gelenlerle birlikte Avrupa'daki toplam ABD personelinin sayısı 100.000'in üzerine çıktı.

Bu kuvvetler, diğer kuvvetlerin yanı sıra ilave gelen zırhlı mekanize tugay gücü, Yüksek Hareketli Topçu Roket Sistemi (HIMARS) taburu ve KC-135 yakıt ikmal uçaklarını içeriyordu. 

Temmuz 2022'deki Madrid NATO Zirvesi'nde Başkan Biden, "Avrupa güvenliğini güçlendirmeye yönelik uzun vadeli taahhütleri" duyurdu: 

Polonya'da, V. Kolordu Karargâhı İleri Komuta Merkezinin kalıcı olarak ileri konuşlandırılması,

Romanya'da zırhlı mekanize tugay gücü konuşu,

Baltık ülkelerinde dönüşümlü konuşlandırmalar yapılması

Avrupa’daki savaş uçağı (F-35 dahil) sayısının artırılması, 

Böylece ABD'nin Avrupa'daki asker sayısı yeniden artışa geçmiş oldu. 2013'teki tarihi düşük noktasından neredeyse yüzde 60 oranında artışa gidildi. Bu artış, özellikle Doğu Avrupa ülkelerini merkeze alacak şekilde gerçekleştirildi. İleriden konuşlanma anlayışıyla hareket edildi. Avrupa’daki geleneksel üs ve eğitim tesislerine yenileri eklendi. Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan'da ileri konuş üsleri ve eğitim tesisleri açıldı.

Bu kapsamda, ABD F-35 filoları öncelikli olarak İngiltere’deki Lakenheath'te ve Almanya'daki Sangadahlem Hava Üssü'nde konuşlu tutuluyor. Beşinci nesil uçaklar Rus saldırganlığına karşı caydırıcılık sağlamak maksadıyla, hava polisliği görevleri için Baltık ve Karadeniz bölgelerine görev yapmalarına devam ediliyor.

İngiltere’deki Lakenheath ve Mildenhall; Almanya'daki Ramstein ve Spangdahlem, İtalya'daki Aviano Hava Üssü; Azor Adaları'ndaki Lajes Sahası ve Türkiye'deki İncirlik Hava Üssü; ABD açısından merkezi önemde görülüyor. Savaş uçakları dahil çok çeşitli tip ve sayıdaki Amerikan uçaklarının konuşlu olduğu bu üsler, olası bir harekât için Amerikan Hava Kuvvetlerinin kullanımına hazır tutuluyor.

Sonuç

ABD’nin Avrupa’daki asker sayısının önümüzdeki yıllarda artış eğilimini korumasını bekliyorum. Avrupa’da yeni bir kuvvet yapılanmasına gidilmesini, Polonya ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin silahlanma yönelimleriyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. 

Bu şartlar altında Hava Kuvvetleri yönüyle değerlendirildiğinde, Romanya’nın geçen yıl Eylül ayında tedarik etme kararı aldığı 32 adet F-35 uçağını konuşlandırmayı planladığı Mihail Kogălniceanu Hava Üssü’nü modernize etme çalışmaları, ABD Hava Kuvvetlerinin Avrupa’daki varlığından ayrı düşünmemek gerektiğin kanaatindeyim. Lakenheath, Mildenhall, Ramstein, Spengdahlem, Aviano, Azor, İncirlik kadar artık Mihail Kogălniceanu Hava Üssü de ABD açısından önemli bir hava üssü haline gelmek üzeredir. Hatta Ruslara karşı caydırıcılık açısından hepsinden daha da öne çıkma durumu bulunmaktadır.

Avrupa'daki Amerikan Hava Kuvvetlerinin merkezi, Almanya'da bulunan Ramstein Hava Üssü'dür. Bu hava üssünde yaklaşık 35.000 personel (aktif görev, güvenlik, yedek ve sivil dahil) ve 217 uçak yer almaktadır. Birkaç yıl içinde Romen hava üssü Mihail Kogălniceanu’un Ramstein büyüklüğüne erişebileceğini ve bunun için de Amerikan yatırımlarına ev sahipliği yapacağını değerlendiriyorum.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 21.03.2024
  • Süre : 6 dk
  • 536 kez okundu

Google Ads