logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
savunma

1957 Tarihli Kara Kuvvetleri Dergisinin Hatırlattığı Gerçeklerimiz

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde, Türkiye’nin Edirne sınırına 40 kilometre mesafedeki Dedeağaç üssüne, 400’den fazla tank ve zırhlı araç sevkiyatı yapmıştır. M1’ler, Bradley’ler ve diğer zırhlı araçlar, demiryolu ve ticari hat taşımacılığı ile orta ve doğu Avrupa’daki ileri operasyon noktalarına taşınmaya başlanmıştır. Savaş çıkar mı bilinmez ama bu intikaller ve yığınaklanmalar, tankların hâlâ ordular için önemini koruduğunu göstermiştir.

Dr. Hüseyin FAZLA
Dr. Hüseyin FAZLA

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 07.12.2021
  • Süre : 6 dk
  • 532 kez okundu

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde, Türkiye’nin Edirne sınırına 40 kilometre mesafedeki Dedeağaç üssüne, 400’den fazla tank ve zırhlı araç sevkiyatı yapmıştır. M1’ler, Bradley’ler ve diğer zırhlı araçların; demiryolu ve ticari hat taşımacılığı ile orta ve doğu Avrupa’daki ileri operasyon noktalarına taşınmaya başlanmıştır. Savaş çıkar mı çıkmaz mı bilinmez ama bu intikaller ve yığınaklanmalar, tankların hâlâ ordular için önemini koruduğunu bizlere göstermiştir.

Aynı şekilde, Rusya ile Ukrayna arasında Donbas gerilimi yükselmeye devam ederken, tankların önemini doğrularcasına, askeri hareketliliğin devam ettiği Ukrayna-Rusya sınır bölgesinde, iki ülke de kara harekâtına hazırlık için tank sevkiyatlarını hızlandırmıştır. Ukrayna’dan tren yoluyla getirilen T-72 tanklarının yığınaklanma alanına geçişleri esnasındaki görüntülerini herhalde ekranlardan seyretmeyen kalmamıştır. Bu arada, Türk medyasına göre, Rus Ordusu; tanklarının ve zırhlı araçlarının üzerlerine, Ukrayna’nın envanterine giren TB2’lere karşı savunma maksatlı özel bir düzenek dahi yerleştirilmiştir. 

Öte yandan, yine Rusya, bu ayın başında Tacikistan’daki üssüne 30 kadar yeni tank (modernize edilmiş T-72B3M’ler) göndermiştir. Bu yıl Ekim ayı içerisinde, Rusya’nın kendi sınırları dışındaki en büyük üssü olan Tacikistan’daki 201. Rus askeri üssünün korunmasına yönelik S-300PS sistemleriyle füze savunma tatbikatı düzenleyen Rusya; Taliban yönetimindeki Afganistan’daki halihazırdaki kargaşanın Tacikistan’a yansıması durumunda alınacak tedbirleri gözden geçirmekte olduğunu ilan etmiştir. Moskova, cihadî grupların Tacikistan’a ve Türkistan’daki diğer eski Sovyet Cumhuriyetlerine sızma olasılığına karşı, Afganistan sınırına yakın bölgeleri kontrolü altında tutma gayretlerini artırmıştır.

Bu arada, Türkiye'nin ürettiği ilk tank olacak Altay’ın 2015 yılında ürün geliştirme süreci tamamlanmıştır. Seri üretim aşamasına geçilmiş, sözleşmeler imzalanmıştır. Altay Tankının seri üretimi için yapılan ihaleyi BMC kazanmıştır. 2014 yılında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) 751 milyon TL’ye (200 milyon dolar) Ethem Sancak’a sattığı BMC’nin yüzde 49,9’unu aynı yıl Katar ordusu 300 milyon dolar bedelle satın almıştır. Yeni yapıda, BMC’nin; yüzde 49,9’u Katarlılara, yüzde 25,1’i Talip Öztürk’e, yüzde 25’i Ethem Sancak’a ait bir şirket olduğu basına yansımış bir şirkettir. Son günlerde, Ethem Sancak hisselerinin Tosyalı Holding’e satılacağına dair basınımızda haberler çıkmıştır. Her halükârda bu ortaklık yapısı; “yerli ve milli” nedir sorusunu akla getirmiş, bir dönem oldukça fazla eleştiri konusu yapılmıştır. Herhalde yerli ve milli üretim yüzde 50,1 ile sağlanacak diye basında tartışılmıştır. Bu arada TÜMOSAN bacağına veya niye prototipi üreten şirkete seri üretim yaptırılmadığına değinmeyelim ki, kafalarımız bu önemli detaylarla şimdilik karışmasın. Neticede, BMC ile 9 Kasım 2018’de imzalanan sözleşme uyarınca şirketin seri üretim sonucu ilk tankı 18 ay içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim etmesi karara bağlanmıştır. 

Öte yandan, bu ihaleyi Türkiye Cumhuriyeti adına gerçekleştiren ve elinde her türlü yetki bulunan Cumhurbaşkanımıza doğrudan bağlı görev yapmakta olan Savunma Sanayii Başkanı, 9 Kasım 2018’de “İlk Altay tankı 18 ay aradan sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilecek” diyerek kesin tarih bile zikretmiştir. Sonradan ne tank ortaya çıkmıştır ne de Kara Kuvvetlerinden “tankımız nerede” sorusu duyulmuştur. Ya da biz duyamadık! Ancak Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir’in “motor bulunamadığı için üretimin başlatılamadığı ve 18 aylık sürecin işletilemediği” yönündeki açıklaması, meclisteki muhalefet partisi temsilcilerinin yoğun eleştirilerine konu olduğunu biliyoruz. Muhtemelen halen de bu 18 aylık süreç işletilemiyor…

Arada bir de olsa, Altay tankının geleceğine yönelik umut veren açıklamalar da duymuyor değiliz. Örneğin, SSB Motor ve Güç Aktarma Sistemleri Daire Başkanı Mesude Kılınç, İstanbul Teknik Üniversitesi Savunma Teknolojileri Kulübü’nün düzenlediği “Savunma Teknolojileri 2021” etkinliğinde, Altay tankının güç grubu projesi olan BATU’nun 2024 yılında tank üzerinde kabulünü yapmayı hedeflediklerini duyurmuştur. Haydi hayırlısı diyelim. 

Bununla birlikte, Sayın Kılınç’ın devam eden açıklamaları kafamızda soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuştur. Nitekim Kılınç’ın, “Kritik alt sistemlerin yerli geliştirilme zorunluluğu olmasaydı bu teknik çalışmalarla uğraşma durumunda kalmayacaktık. Ancak proje kapsamında hem alt sistemleri yerli geliştirmek hem de nihai motor ve transmisyon performans hedeflerini sağlamak için takvimde ilerlemeye devam ediyoruz. Risk yönetim faaliyetlerine aralıksız devam ederek 2024 takvimini yetiştirmek için canla başla çalışıyoruz” ifadeleri, tarafımızdan biraz muğlak ve manidar bulunmuştur. Kılınç’ın beyanı, Millî Eğitim Eski Bakanlarımızdan birisine atfen söylenen, günümüzde artık darbımesel haline gelen, “Ah şu okullar olmasaydı…” sözünü bize hatırlatmıştır.

Altay SSB boyutunu çoktan aşmış olmalı ki, bu yılın Ekim ayının sonunda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Güney Kore’ye resmi ziyarette bulunmuş ve iki ülke arasında savunma sanayinde iş birliğinin önemi vurgulanmıştır. Bunun çeşitli projelerle güçlenmesi beklentisi dile getirilmiştir. Bilindiği üzere Güney Kore ile Türkiye arasındaki en büyük işbirliği; KT-1 askeri temel eğitim uçakları kapsamında olmuştur. 2010’lu yıllarda 40 adet KT-1 uçağı, Güney Kore’den satın alınmıştır. Bu uçaklar; envanterden çıkma zamanı gelen Amerikan üretimi olan ve bir dönem bu satırların yazarının da uçuş eğitimi aldığı T-37 uçaklarının yerine, askeri pilotların yetiştirilmesi maksadıyla, Çiğli-İzmir’de Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bu arada, Altay tankları gibi TUSAŞ üretimi Hürkuş uçaklarında da maalesef takvimsel gecikme sorunu yaşanmıştır. Savunma Sanayi Başkanlığı ile TUSAŞ arasında Aralık 2014’te imzalanan sözleşme gereği, 1 Haziran 2018 tarihinden itibaren, bir yıl içerisinde, yani 1 Haziran 2019 tarihine kadar sözleşme kapsamında üretilen 15 uçağın Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilmesine yönelik de henüz bir ilerleme kaydedil(e)memiştir. 

Hava araçları konusu uzun, biz en iyisi tekrar ayağımızı yere basalım ve kara araçlarına, tank konumuza dönelim. Dış İşleri Bakanımızın ziyareti sonrasında, Güney Koreli şirketler Doosan ve S&T Dynamics’in Altay tankı için motor ve şanzıman tedarik edeceğine dair bir niyet mektubu, bu firmalarla Türk BMC arasında imzalanmıştır. İlk etapta güç paketinin Türkiye’de taraflarca ortak üretiminin gerçekleştirilmesi ve Güney Kore’den Türkiye’ye teknik bilgi aktarılması (teknoloji transferi mi teknoloji kazanımı mı bilinmiyor?) hususunda karşılıklı anlaşmaya varıldığı haberi basınımıza yansımıştır. Ancak bugünlerde, bu haberin “doğru” olmadığı, Güney Kore ile imzalanan niyet beyanının motor ve şanzımanın ortaklaşa seri üretiminden ziyade Güney Kore’den hazır ürün tedariki şeklinde olduğu ileri sürülmüştür. Defense News’e konuşan Türk ve Güney Kore kaynaklarına göre, ortak üretim yerine Güney Kore’de üretilen parçalar Türkiye’ye gönderilecektir. Nedense, bu haberde, “ABD tarafından anlaşmayı engelleyebilecek bir müdahaleden endişe duyulduğunun” altı çizilmiştir. 

Bildiğimiz kadarıyla, Güney Kore’nin tank motoru ve aktarma organlarında Alman teknolojisine, yani MTU’ya bağımlıdır. Almanya-Güney Kore arasında, bu alandaki ‘teknoloji transferi’ anlaşmasının içeriği açık kaynaklarda yer almıyor. Ya da biz bilmiyoruz. Şüphesiz savunma sanayi alanında engellemeler her taraftan gelebilir. Özünde, harekât bağımsızlığını kazanmak, olası bir savaşta hasımlarımızın veya destekçilerinin engellemeleriyle karşılaşmamak için bu ve benzer silah projelerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti başlatmıştır. Esasen bu durum, yani harekât bağımsızlığı konusu, Türkiye’ye özgü bir şey de değildir. Beynelmilel bir prensiptir. Tüm milli orduların olmazsa olmaz talebi ve beklentisidir. 

Türk savunma sanayii; tank üretimine soyunduğunda, en baştan itibaren güç paketini temin etme aşamasında, çeşitli nedenlerle başarılı olamamıştır. Bunun üzerine, yerli motor ve aktarma organlarının geliştirilmesi zorunluğu ortaya çıkmış veya devletimiz tarafından bu yönde bir irade ortaya konulmak durumunda kalınmıştır. Haliyle güç paketi tasarım ve geliştirme faaliyetleri, platform tasarımına göre oldukça geri planda kalmıştır. Şimdilerde, BMC’nin yerli güç paketini tamamlama süreci, tüm projeyi esir almıştır. Belki bu arada Doosan’dan kısa vadeli motor temin etmek zorunda kalınması söz konusu olabilir. Bunun da anlamı, tüm proje kurgusunun bozulmasıdır. Orijinal sözleşmeyle ne kadar uyumlu bir çözüm olacağı, kendi içinde soru işaretleri taşımaktadır.

Bugünlerde Altay tankında çözüm ortağımız olarak görülen Güney Kore; K2 Black Panther tankı için yerli/milli güç paketi geliştirene kadar, başlangıçta Alman MTU firmasının motorunu ve RENK firmasının transmisyonunu kullanmaya karar vermiş ve bu üretim modelini esas alarak seri üretime başlamıştır. Bu esnada Güney Koreliler; ürün geliştirme çalışmalarında yerli motor ve transmisyonun istenen performansı (ömür ve dayanıklılık) vermemesi sorunuyla karşılaşmışlardır. Bu sorunu aşmak için güç paketi ile ilgili sözleşme isterlerini gevşetmek zorunda kalmışlardır. Bunun sonrasında, yerli motorun K2 Black Panther tankında kullanılmasının önünü açacak hamleler devreye sokulabilmiştir. Ancak halen transmisyon için Alman RENK firmasının, Güney Kore tankı için ana tedarikçi olması zorunluluğu devam etmektedir.

Konumuz aslında ne Altay tankı ne de diğer harp silah ve araçlarımızın durumudur. Savunma sanayiimizi de yazmak niyetinde değildik. Kalemi elimize alınca buralara kadar geldik. Bildiğimiz odur ki, savunma bürokrasimizin görev ve sorumluluğuna tam manasıyla sahip çıkması halinde, birçok proje kendiliğinden yol alacaktır ve firmalarımız ilerleme kaydedecektir. Tabii bazı projelerde, ilk düğme yanlış iliklenmiş olabilir. Detaylarına bu yazımızda girmeyelim.

Gelelim esas konumuza… Geçenlerde bir kitap sahafında eski kitapları karıştırırken, nadir bir dergiye rastladım. Kara Kuvvetleri Dergisinin ilk sayısı olduğunu sonradan fark ettiğim, muhtemelen ilk sahibinin ciltleyerek sakladığı bu derginin içeriğine göz gezdirmek isteğiyle sayfalarını çevirmeye başladım. Özenle hazırlanmış kıymetli bir eser olduğu her halinden belli olan bu dergiyi, kitaplığıma kazandırmanın sevincini yaşadım. İç kapağında yazılan not: “Kara Kuvvetleri Komutanlığının 12 Temmuz 1957 gün ve OPS. 1708.415.15 Tr.Nşr. sayılı emirleriyle sınıf dergileri yerine kaim olmak üzere temmuz 1957 tarihinden itibaren neşre başlanmıştır.” İlk dikkatimi çeken OPS sözcüğü olmuştur. O dönemde, Amerikan veya NATO etkisinin en yüksek seviyede askeri sözcüklere de yansıdığını anlıyorum. Sonradan bu OPS (operations) kısaltması HRK (Harekât) olarak doğru bir kullanıma kavuşmuştur.

1957 yılında, K.K.K.lığı İstanbul Askeri Basımevinde basıldığı anlaşılan bu ilk derginin, 91 ile 100’üncü sayfaları arasındaki bölüm, “zırhlı birlikler” konu başlığına ayrılmıştı. Bu bölümde iki yazı yer almıştır. İlk yazıyı kaleme alan subayımız Tank Kıdemli Binbaşı Enver TUNÇALP (Zırhlı Birlikler Okulunda Lojistik Öğretmeni) “Türk Ordusunda Tankın ve Zırhlı Birliklerin Tarihçesi”ni anlatmış. İkinci yazarımız Kurmay Albay Yusuf DEMİRDAĞ ise, “Üstün Düşmana Karşı Savunmada Piyadenin ve Tankların Kullanılması” başlıklı bir makale yazmış. Her iki yazar da kendi başlıkları altında, zırhlı birliklerin kullanımına yönelik o dönemdeki özgün düşüncelerini, bilgi ve deneyimlerini, kısa ve öz bir şekilde dönemin okuyucularıyla paylaşmışlardır. 

Tabii, bu türden kitapların ve dergilerin güzelliği, “eskimeyen, nadide hazineler” olmalarıdır. Herkes bilir ki, modern toplumların yaşam pınarı, okuma ve yazma alanında kaydedilen gelişmelerdir. Bu dergi de eskimemiş, tam 64 yıl sonra, tozlu bir sahaf rafında benim dikkatimi çekmeyi beklemiş ve sizlere bu satırları yazmama vesile olmuştur. 

Bu arada bu iki büyüğümüz, değerli komutanlarımız kimmiş diye kısa bir araştırma yapma merakıyla internetten yararlandık.

Enver TUNÇALP, subay, şair ve yazar olarak üretken bir kişiymiş. 1914 yılında Preveze’de doğmuş. Preveze Müftüsü İsmail Hakkı Bey’in oğluymuş. Birinci Dünya Savaşı sırasında ailece İstanbul’a göçmüşler. Mudanya Şükrü Çavuş İlkokulu ve Maltepe Askeri Lisesini (1932) bitirmiş. İstanbul Harp Okulu (1934) ile Süvari ve Binicilik Okulundaki (1935) eğitimlerini tamamlamış. Ordunun çeşitli kademelerinde görev yapmış. 1960 yılında albay rütbesinde iken emekliye ayrılmışlar. Çok sayıda derneğin üye ve kurucuları arasında yer almış. Aynı zamanda ödüllü bir şair olan sayısız şiir kitabı yazan Tunçalp, 1992 yılında Ankara’da ebediyete intikal etmiştir. 

Yusuf DEMİRDAĞ, subay, siyasetçi ve senatör olarak faal bir hayat yaşamış. 1911 yılında Trabzon Maçka’da doğmuş. Harp Okulunu ve Harp Akademisini bitirmiş, kurmay subay olarak uzun yıllar Türk ordusunda görev yapmış. Yüksek Kumanda Kursunu da bitiren Demirdağ, Tuğgeneral rütbesindeyken emekli olmuş. Askerlikteki son yıllarında 6’ncı Kore Tugay Komutan Yardımcı ve Ankara Zırhlı Eğitim Merkezi Komutanı olarak görev yapmış. Daha sonra siyasete atılmış ve 1961-1966 yılları arasında, Cumhuriyet Senatosunda Trabzon Senatörü olarak bulunmuş. Emekli Tuğgeneral Demirdağ, 7 Şubat 1972 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Her iki komutanımıza, değerli büyüklerimize, bu yazı vesilesiyle, Allah’tan rahmet diliyoruz.

Bir sonraki yazımızda, “Dergi muhteviyatı resmi değildir; fikirler imza sahiplerine aittir” yazan bu dergideki zırhlı birlikler bölümüyle sizleri tanıştıracağız. Biraz da tanklara yönelik savunma sanayiimizin kat ettiği/edemediği mesafeyi sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Kaynaklar
Harrison M. (2021). Russia-led bloc cocludes drills near Afghan border to boost Tajik security, Reuters, 24 Ekim.
Fletcher P. Ve Balmforth T. (2021). Russia sends new tanks to base in Tajikistan, practices missile defence, Reuters, 6 Aralık.
Euronews. (2021). “Altay tankı: Güney Kore ile motor ve şanzıman üretimi anlaşmasında değişiklik iddiası”, 11 Kasım, Erişim Adresi: https://tr.euronews.com/2021/11/11/altay-tank-guney-kore-ile-motor-ve-sanz-man-uretimi-anlasmas-nda-degisiklik-iddias.
Biyografiler için erişim adresleri: https://www.biyografya.com/biyografi/21616 ve https://www.biyografya.com/biyografi/5189.
Alemdar A. (2021). “Altay tankının motoru BATU başarıyla test edildi”, Defencetürk, 5 Mayıs, Erişim Adresi: https://www.defenceturk.net/altay-tankinin-motoru-batu-basariyla-test-edildi.


Google Ads