Site İçi Arama

savunma

Gözlerimin Önünde Şehit Olan Hava Pilot Üsteğmen H.Sinan ERKAN, Neden Uçağını Terk Etmedi, Atlama Kolunu Çekmedi?

Filo Komutanı da, ERKAN’a “sen uçabilir misin? Uçmak istiyor musun? Bir engelin var mı?” diye doğal olarak sordu. Kendisi de “aslında bir sorunu olmadığını, doktor uçuşu tekrar açarsa, uçabileceğini” söyledi. Burası ‘ipin koptuğu, hadisenin bam teli’ olan yerdi. Zira rahmetli uçmak istemeseydi, kimse de onu zorlamayacağından, belki de bu uçak kazası yaşanmayacak, hava yollarında bir kaptan olarak ERKAN uçmaya devam edecekti. Kim bilir?

Bugün benim pilotluk hayatımda büyük bir iz bırakan Hava Pilot Üsteğmen Haydar Sinan ERKAN’ın nasıl şehit olduğunu anlatacağım. Elimde üç ciltlik “Hava Şehitleri Albümü” var. Bu albümün üçüncü cildi sayfa 306’da Şehit Hv.Plt.Ütğm.H.Sinan ERKAN olarak kısaca şehidimiz hakkında bilgi verilmiş. Albümde 17 Eylül 1992 yılında gerçekleşen bu şehadet olayının yeri sehven Akhisar yazılmış. Oysa uçak, 9’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı/Balıkesir’in 36 ana pistbaşına çok yakın bir mesafede, meydanın 3-4 km. güneydoğusunda açık bir araziye düşmüştü. Bunu nereden biliyorum? Maalesef gözlerimin önünde rahmetli Sinan ERKAN o gün, o noktada yere çarptığını gördüğüm için çok yakından biliyorum. Halen de o kazayı yaşamaya devam ediyorum. Zaman zaman bir film şeridi misali, F-104S uçağı yere çarpmaya devam ediyor. O uçağının ve rahmetlinin toprakla buluştuğu zaman kesiti, tüm yaşamımda zamanı tersine çevirmek istediğim, bir şey olsaydı da hiç yaşanmasaydı dediğim anlardan biri olagelmiştir. Hâlâ da öyledir.

Sinan ERKAN, 1963 yılında, bu yıl 6 Şubat depreminde neredeyse haritadan silinen Antakya’da dünyaya geldi. Bir İzmir çocuğu olarak büyümüş bu yağız delikanlı, bugün de şehadeti sonrasında defnedildiği Kadifekale’deki ebedi istirahatgâhından çok sevdiği İzmir Körfezini seyretmeye devam ediyor. 1980 yılında girdiği Hava Harp Okulu’ndan 1984 yılında, 1984-74 sicil numarasıyla Teğmen olarak mezun oldu.

Pilotaj eğitimi çerçevesinde, 2’nci Ana Jet Uçuş Eğitim Merkez Komutanlığı/Çiğli’de pilotaj eğitimini tamamladı. Takiben 3’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı/Konya’da F-100 uçaklarında savaş pilotluğu eğitimini aldı. Tipte harbe hazırlık kapsamında 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı/Mürted’e geçerek, F-104 uçaklarında eğitimini tamamladıktan sonra, 9’uncu Ana Jet Üs 191’inci Kobra Filo Komutanlığına tayini çıktı. Şehadet tarihine kadar bu filoda görev yapan Sinan Erkan’ı, 1990 yılının Kasım ayında bu filonun bir mensubu, Kobra olmak için katılış yaptığım ilk günden itibaren hatırlıyorum. Özendiğimiz, kendisi gibi olmak istediğimiz ağır abilerimizden, kıdemli liderlerimizden birisi olarak gözlerimin önüne geliyor. Eski filo binasında hepimizin dinlenmek için buluştuğu basık gazinoda hayal meyal hatırlıyorum. Orada birlikte bilardo oynuyoruz, tavla atıyoruz. 

Esasında 1984 yılında Cumaovası’nda (şimdiki Adnan Menderes Havalimanı’nın bulunduğu yerleşkeyle bitişik Gaziemir Meydanının bulunduğu yer) Hava Harp Okulu’na giriş seçmeleri için bir ay kadar bulunduğum, ilk yalnız uçuşumu gerçekleştirdiğim Deneme Uçuş Kampı’ndaki günlerimden de hatırlıyorum rahmetliyi. O yaz bir dördüncü sınıf öğrencisi olan Sinan ERKAN, bizlere Hava Harbiyeli olmayı sevdiren bir kişi, bir lider olmuştu. Babacan, içten halleriyle sevdiğimiz bir abimizdi. 

Filoda görev yaparken de biz çömez Teğmenlerin sıkıştığında danıştığı bir Sinan Abisiydi. 191’inci Filoya aynı anda tayini çıkmış birkaç devre arkadaşımla birlikte kendisinden uçuculuk adabını, jargonunu anlatmasını isterdik. Tatlı tatlı anlatırdı. Bize yol göstermeye çalışırdı. Uçuş anılarından bahsederdi. Şimdi onun son uçuş anısından bahsetmek de maalesef bize kaldı. Keşke yaşasaydı da, kendisi anlatsaydı.

1992 yılının Eylül ayında, Trakya’da Süloğlu bölgesindeki atış sahasında, atışlı bir tatbikat planlanmıştı. Bu tatbikata 191’inci Filodan iki uçaklık bir uçuş kolu katılıyordu. Kola bir numara olarak Sinan Erkan, iki numara da Hüseyin Fazla yazılmıştı. Balıkesir’in ana pisti 1993 yılına planlanan F-16 modernizasyonu öncesinde büyük bir bakıma alınmıştı. Balıkesir’deki filolar da Akhisar’ın güneyindeki Hava Meydan Komutanlığı/Akhisar’a intikal ettirilmişti. Nisan ayında geldiğimiz bu meydanda 10 ay kadar görev yapmıştık. Süloğlu tatbikatına bu meydandan katılmamız planlanmıştı. 

Tatbikatın hazırlıkları kapsamında 16 Eylül günü ikili kol halinde, Süloğlu atış sahasına eğitim bombalarıyla atışlarımızı yaptık. Dönemin 1.Taktik Kuvvet Komutanı Korgeneral Lütfi AKDEMİR de tüm tatbikat kollarının atışlarını seyretmek için Süloğlu’ndaydı. Dönüş rotasında Akhisar’a yaklaşırken, Sinan ERKAN’ın uçtuğu F-104S uçağının (sağ hava alığı girişine yakın bir bölgede bulunan, emercensi durumlarda uçağı kısmen uçurmaya yetecek kadar elektrik ve hidrolik üretebilen) RAT (RAM Air Turbine) sisteminin kapağı açıldı. Ancak RAT’ın istemsiz açılışı, uçuşuna engel bir duruma neden olmadı. İhtiyatlı bir paternle gelip meydana emniyetli iniş yapıldı. 899 numaralı bu uçaktaki RAT kapağı açılma arızası da rutin bir uygulama olarak uçağın defterine yazıldı, uçak makinistlerine ve plancılara gereken arıza çözümleme brifingi yapıldı.

17 Eylül 1992 tarihinde ERKAN-FAZLA ikilisine uçuş planlanmamıştı. Tatbikat günü 18 Eylül olduğu için sanıyorum uçuş eğitim subayımız o günü dinlenerek geçirmemizi istemişti. 

Sabah uçuş brifingine yine de katıldık. Brifing sonrasında Filo Komutanı Süloğlu tatbikat kolunu odasına çağırdı. AKDEMİR paşanın tüm Süloğlu kollarını dün yerden seyrettiğini, bu tatbikata çok önem verdiğini, bu nedenle Süloğlu için planlanan görev kollarındaki pilotların kendi atış sahalarına bugün de atış antrenmanı yapması emrini verdiğini Filo Komutanı (Kurmay Yarbay Vecahat GEBEŞOĞLU) bize söyledi. Bu emir üzerine, Balıkesir ilinin doğusunda yer alan Karaman atış sahasına, sabah ve öğleden sonra olmak üzere, iki sorti atışlı uçuş planlaması yapıldı. Bu plana uygun olarak, sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki kez uçuş yapacaktık. İlk uçuşumuzda herhangi bir sorun yaşanmadı. Hatta çoğu bombayı merkeze atacak kadar iyi atışlar yaptık. Neşeli bir uçuş olmuştu.

Yere indikten sonra, intikal meydanı şartlarında öğle yemeği topluca yendiğinden havuz başındaki yemekhaneye geçtik. Biz uçuştan geç geldiğimiz için öğle yemeği de bitmişti. Görevli personel bize kalan yemeklerden bir şeyler ayarlamaya gayret ederken, rahmetlinin canının biraz sıkıldığını görebiliyordum. Yan masada oturan uçuş doktoru (bir isim var aklımda ama yanlış telaffuz etmeyeyim diye ismini yazmıyorum) ve üssün uçuş emniyet subayı da (Hava Pilot Yüzbaşı Turgut VAROL) Sinan ERKAN’ın canının sıkkın olduğunu fark ettiler. 

Burada bir antr parantez açmak istiyorum. Rahmetli, AKDEMİR paşadan çok çekiniyordu. Sebebi de, 14 Mayıs 1990 tarihinde şehit olan Hv.Plt.Tğm. Mümin DEMİRALP’in ERKAN’ın kolunda şehit olmasıydı. Balıkesir’in Havran ilçesine yakın bir bölgede cereyan eden bu kazanın nedeni ‘muallak’ kalmıştı. Filoda konuşulmayan ama bir şekilde öyle olduğu sanılan bir önyargı oluşmuştu: Alçak irtifada kolunda DEMİRALP varken ERKAN’ın tono manevrası yapması, kolda bir şekilde tutunamayan DEMİRALP’in bunun sonucunda yere vurmuş olması. Bu kanaate, DEMİRALP kazası esnasında Hava Kuvvetleri Değerlendirme ve Denetleme Başkanı olan Korgeneral Lütfi AKDEMİR de muhtemelen sahipti. Ama ERKAN’ın beyanı esas alınarak, elde başka bir bulgu bulunmadığından, bu olayın incelemesi tamamlanmıştı. Neticede, bu kaza nedeniyle kendisini ‘sevmeyen’ AKDEMİR Paşanın “Süloğlu Tatbikat Baskısı, İlave Atışlar Yaptırması”, rahmetli Sinan ERKAN’ın üzerinde ilave bir stres faktörü olmuştu. Bu nedenle de o gün öğleden sonra ve hatta ertesi gün Süloğlu’nda da uçmak istemeyen bir tutum içine giriverdi.

Ondaki bu hassasiyeti, uçuşa karşı isteksizliği gören Uçuş Doktoru ve Uçuş Emniyet Subayı, zaten bu şartlarda uçmamalısın dediler. Emniyetsiz bir durum yaşamayalım, senin yerine başkası uçar, meraklanma dediler. Bunun üzerine, uçuş doktoru, “ben senin uçuşunu şimdi kesiyorum!” dedi ve filo listesinde Sinan ERKAN’ın hizasına negatif (-) işaretini koyuverdi. Buraya kadar olanlar, olması gereken, sistemin emniyet supaplarının çalıştığını gösteren şeylerdi. Bu kararla birlikte, yemek sonrası, rahmetliyle birlikte biz intikal filo binasına geçtik. Durumu Filo Komutanına arz ettik. Komutan durumu gayet normal karşıladı. Bu arada rahmetli ERKAN’ın, Filo Komutanına, “doktor öğle yemeği esnasında uçuşumu kesti!” şeklinde söylediğini özellikle belirtmeliyim. Filo Komutanı da, ERKAN’a “sen uçabilir misin? Uçmak istiyor musun? Bir engelin var mı?” diye doğal olarak sordu. Kendisi de “aslında bir sorunu olmadığını, doktor uçuşu tekrar açarsa, uçabileceğini” söyledi. Burası ‘ipin koptuğu, hadisenin bam teli’ olan yerdi. Zira rahmetli uçmak istemeseydi, kimse de onu zorlamayacağından, belki de bu uçak kazası yaşanmayacak, Haydar Sinan ERKAN uçmaya, yaşamını sürdürmeye devam edecekti. Kim bilir?

Filo Komutanı haliyle, öğleden sonraki uçuş için yeni bir planlama yapılmasını emretti. Uygun kimse bulunamayınca, kendisi uçmaya karar verdi. Yeni kol şekli GEBEŞOĞLU-FAZLA olarak belirlendi. Doktor tarafından kesilen bir uçuşu açma yetkisi, birliğin komutanına verilen bir yetkiydi. Akhisar’da intikalde olduğumuz için de bu yetki, Birlik Yer Değiştirme (BYD) Komutanı ve aynı zamanda Harekât Komutanımız olan Kurmay Albay İhsan AYGÜN’deydi. Filo Komutanı, BYD Komutanı ile telefonda konuşup durumu anlattı. O sırada BYD Komutanı meydanda başka bir yerde olduğundan, uçuş hattında buluşmaya karar verildi. Eğer BYD Komutanı uçuşu açarsa, “uçmama engel bir durum yok!” diyen Rahmetli ERKAN’ın da uçma olasılığını göz önünde bulundurarak, GEBEŞOĞLU, FAZLA ve ERKAN şeklinde, üçlü uçuş brifingi yaptık. 

Uçuş brifingine girerken uçak numaralarına baktığımızda bana yazılan uçağın numarası 899 iken ERKAN’a tahsis edilen uçak, yanlış hatırlamıyorsam, 901 numaraydı. Filo Komutanı, RAT arızası nedeniyle uçak bakım tarafından kontrolü yapılan ve bir şey bulunamayıp, faal olarak tekrar uçuşa verilen 899 numaralı F-104S uçağındaki bu ilk uçuşu, daha kıdemli bir uçucunun yapmasının daha uygun olacağını düşündü. Böylece biz uçakları değişmiş olduk.

Uçuş hattına gittiğimizde, ben kendi uçağıma, 901 numaraya bağlandım. Bana, BYD Komutanının kararına göre, hangimiz gelirse, GEBEŞOĞLU veya ERKAN, birimizle uçacaksın dendi. Üçlü brifing yaptığımız için normal bir durumdu. Ben uçağın içinde bağlı vaziyette motor çalıştırma öncesi beklerken, BYD Komutanı makam arabasıyla uçuş hattına, uçakların olduğu bölgeye geldi. ERKAN-AYGÜN ve GEBEŞOĞLU ayakta konuştular. Hatta uzaktan görebildiğimi kadarıyla neşeli, şen şakrak da bir konuşma yaptılar. Neticede ERKAN’ın uçmasına karar vermiş olmalılar ki, rahmetli 899 numaralı uçağın harici kontrolünü yapmaya başladı.

Böylece ERKAN liderliğinde ikili kol olarak Akhisar pistinden emniyetle kalkışlarımızı yaptık. Her birimizde dörder BDU-33 eğitim mühimmatı yüklü olarak Balikesir’e, Karaman Atış Sahası rotasında orta irtifadan devam ettik. Atış sahasında şimdi THY’de Kaptan Pilot olan Yurdaer YÜCETÜRK vardı. Kendisiyle telsiz teması sağladık ve ilk dalışları kuru olarak planladık. ERKAN, kuru dalışları takiben yaş atışlara geçmeye karar verdi. İlk dalışı yaptı, atışını yaptı ve çıktı. Ben arkasından dalışa geçtim. Bana, “FAZLA, benim yine RAT açıldı galiba. Uçuşu iptal ediyorum. Kepsut istikametinde irtifa almaya çalışacağım. Sen atışını yap sonra sağdan kola gelip, benim RAT’ı kontrol et” talimatı verdi. Dediği gibi yaptım. Atış sonrası koluna yanaştım. Gerçekten de RAT kapağı açık gözüküyordu. Görünüşe bakılırsa, RAT yerinde duruyordu. Ancak bir sıkıntı olduğu belliydi. Zira, ERKAN’ın uçağı irtifa alamıyordu. Kısmî stall olmuştu. 

Gerçekten de rahmetli, “ben gaz kolunu %70 RPM’de tutuyorum. Daha da ileriye gaz kolunu açamıyorum. Uçak tırmanmıyor. Stall işarları var!” dedi. Sonra “stall biraz temizleyecek galiba” dedi. Takiben “Biz durumu tehlikeye atmayalım, gidip Balıkesir’e inelim” dedi. Doğru bir karardı. Bu şartlarda havada oyalanmaya gerek yoktu. Kepsut’a yaklaşırken zar zor 4.000 feet işari irtifalara çıkabilmiştik. Kepsut güneyinde 180 başta biraz gidip, takiben 270 başa dönmemiz ve nihayetinde Balıkesir 36 pistine inişimiz garanti olunca, alçalıp ihtiyatlı bir iniş yapmamız gerekiyordu. Zira ERKAN’ın uçağı daha fazla irtifa alamıyordu. Süratimiz 250 K üzerine de çıkamıyordu. Uçakta hissedilir takat kaybı devam ediyordu. Sağa 270 başa döndüğümüzde kule kanalıyla temas kurup, emercensi nedeniyle Akhisar yerine Balıkesir’e ineceğimizi deklare ettik. Meydan ana pistte çalışmalar vardı ama emercensi pist açıktı. İniş için serbest olduğu bilgisini aldık.

270 başta giderken, ERKAN’ın uçağı süzülüşle alçalışa başladı, aynı zamanda sürat de düşüyordu. Kolda durmakta zorlanıyordum. Hem pike flabını hem de T/O flabını açtığım halde rahmetlinin kolunda zor duruyordum. Kendi uçağımı emniyete almak için ERKAN’ın uçağının sağında, 100-200 feet kadar yukarıda, arada 4-6 uçaklık mesafe bırakarak ben de alçalıyordum. Kendisine, “alçalmaya devam ediyorsunuz. Uçak tutunamıyorsa, atlayın” diye ikazda bulundum. “Sürat düştü. Stall temizlemeyecek gibi. Gecikmeden atlayın!” dedim. Çağrılarıma cevap alamıyordum. Tekrar “atlamanız lazım, atlayın!” dedim. Ama sanki rahmetliye sesimi duyuramıyordum ya da ben öyle sanmaya başlamıştım.

ERKAN, gözümün önünde göz göre göre yere doğru gidiyordu. Yer kendisini çağırıyor, ben de “gitme!” diye neredeyse yalvarıyordum. Yaklaşmakta olan ölümün soğuk nefesi benim uçağımın kokpitini de sarmıştı. Adeta olacak olanı önceden yaşıyordum. Boğazımda bir daralma, düğümlenme olduğunu, nefes almakta zorlandığımı hatırlıyorum. Birkaç kez daha “atla!” dedim galiba ama o anda galiba sesim çıkmıyor, beni duymuyor diye düşünüyordum. Ne yapacağımı şaşırmıştım. İmdadıma ERKAN’ın beni sakinleştiren sesi yetişti. “FAZLA, galiba stall temizledi. Endişelenecek bir şey yok” dedi. Bir anda rahatlayıvermiş, “Oh! Şükür kurtuldu!” diye düşünmüştüm. 

Aradan bir iki saniye geçerken, ERKAN’ın uçağında düz uçuşa geçme yönünde bir hareket göremedim. Tekrar endişelenmeye başladım. Tam “durum düzelmedi mi?” diye soracakken, kendisinin ağzından çıkan son ses, yarım yamalak kulaklarımda çınladı: “atlıyo…” Maalesef atlıyorum ifadesini tamamlayamadan uçağıyla birlikte, Sinan ERKAN, gözlerimin önünde yere vurdu. Filmlerde gördüğümüz sahnelerin bir benzerini orada canlı canlı yaşadım. Çokça büyük olmayan bir alev topu oluştu, uçak yerde yanmaya başladı. Az da olsa göğe dumanlar yükselmeye başladı.

Hiçbir atlama teşebbüsü olmamıştı. Sandalye ve pilot kokpitte belli belirsiz öylece duruyordu. Sonrasında uçak enkazı üzerinde bir iki tur attığımı, çok karışık duygular içinde büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı, bir şey olsa da onu uçak enkazının içinden canlı çıkaracak bir yol bulsam diye boş boş havadan enkazı seyrettiğimi hatırlıyorum. Yapacak bir şey yoktu. Kule’den bana gecikmeden inişe gelin talimatı geldi. Herhalde benim de başıma bir şey gelmesinden çekinmiş olmalıydılar. Doğrusu da buydu. Emercensi piste nasıl indiğimi hatırlamıyorum bile. Pistin sonlarına doğru uçağı durdurduğumu, pist içinde motoru durdurup, uçağın içinde öylece kala kaldığımı hatırlıyorum. 

Rahmetli Sinan ERKAN’ın o gün şüphesiz vadesi sona ermişti. Ama vadesini sanki kendi öz iradesiyle sona erdirmişti diye düşünmekten bugün bile kendimi alamıyorum. Zira tüm şartlar uçağı emniyetle terk etmesi için uygundu. Tamam motor stall olmuştu. Uçağın kurtulma imkânı hemen hemen kalmamıştı. Muhtemelen RAT’tan kopan bir parça motor hava alığından içeri girmişti. YAMAHA (yabanca madde hasarı) oluşmuştu. Neredeyse kurtuluş imkânı yoktu. Bu şartlar altında yapılabilecek en doğru şey, atlama kararı verip, atlama kolunu çekmekti. Ama çekmedi, nedense çekmemeyi tercih etti rahmetli. Bugün bile bunun böyle olduğuna inanıyorum. Uçuş boyunca sesinde hep bir stres vardı. Normal Sinan ERKAN gitmiş, yerine o son uçuş boyunca endişesi sesine yansıyan bir Sinan ERKAN gelmişti. Kim bilir, “şimdi atlarsam, zaten DEMİRALP kazasında da beni çok sıkıştırdılar, AKDEMİR Paşa beni sonra sorguya çeker, beni mahveder” diye mi düşündü acaba? Bunu bilmemiz artık imkânsız ama kendisine o uçuşta toplamda yedi kez “atla!” dediğim, ikili kolda beraber uçtuğumuz liderim Hava Pilot Üsteğmen Sinan ERKAN’ın şehadeti beni derinden sarstı. Belli ki hâlâ da sarsıyor. 

En çok da, eşine, ERKAN’dan çok kısa bir süre sonra kendisi de rahmetli olan Nisa Hanıma, kocasının şehit olduğunu söylemek, şehadet haberini vermek beni sarsmıştı. En çok da, Nisa Hanım’ın başımı iki eli arasında sıkıştırıp, gözlerimin içine yaşlı gözlerle bakarken, “Söyle Hüseyin, Sinan’ımı en son senin gözlerin görmüş. Neden atlamadı, nedenini bana söyle lütfen!” demesini hiç unutamıyorum.

Her ikisinin de ruhları şad olsun.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 18.09.2023
  • Süre : 5 dk
  • 2923 kez okundu

Google Ads