logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
savunma

Taarruz ve Genel Maksat Helikopteri Üretim Stratejimiz Üzerine Düşünceler

TUSAŞ (Turkish Aerospace)'ın helikopter yol haritasına baktığımızda şunları görmekteyiz. Yaklaşık 5 ton sınıfında tanımlayabileceğimiz T-129 Atak helikopterinden kazanılan tecrübeler yeni arayışları beraberinde getirdi. Çok uzun zamandır kullanmakta olduğumuz Skorsky S-70 Black Hawk helikopterinden daha fazlasına ihtiyaç vardı.

Serbest Araştırmacı Yazar Aybars MERİÇ
Serbest Araştırmacı Yazar Aybars MERİÇ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 08.09.2022
  • Süre : 4 dk
  • 330 kez okundu

Son kırk yılını terörle mücadele içinde geçiren ülkemiz için, taarruz helikopterleri büyük bir önem arz etmekteydi. Kadim müttefikimiz ABD, arzu ettiğimiz AH-1W Cobra helikopterleri hususunda oldukça cimri davrandığı için, bu ihtiyaç Türk ordusu için zaman içerisinde bir saplantıya bile dönüştü diyebiliriz. Nihayetinde İtalyan Agusta firmasının (şimdiki ismi Leonardo) A-129 Mangusta modeli üzerinde işbirliğiyle geliştirilen, T-129 Atak helikopterine kavuştuk. Bu oldukça gurur verici bir hamleydi.

Bu helikopteri kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda özelleştirirken, yüksek irtifa ve sıcaklık koşullarında harekât icra etme kabiliyetine öncelik verdik. Zira birçok farklı model helikopterlerde bu eksikliği ve yol açtığı performans kaybını fark etmiştik. Elbette benzer yüksek irtifa koşullarına ihtiyaç duyan Pakistan’ın da Atak helikopterini seçmesi tesadüf olmadı. Ancak Amerikan motorları kullanan bu helikopteri Pakistan’a Amerikan tarafının ihraç yasaklamaları nedeniyle, ihraç edemedik. Fakat politik açıdan Amerikan çıkarlarına uygun olan Filipinler için kısıtlı da olsa ihraç başarısına imza attık.

Bu yaşanan süreçler, helikopter üretim ve tasarımında elde ettiğimiz kabiliyetlerle harmanlandığında iki sonuç ortaya çıkardı. Bunlardan birincisi yerli motor geliştirme çabalarına başlamamızdı. TEI-TS1400 turboşaft motoru bu düşüncenin uzantısı olarak başlanmış bir projeydi. Diğeri ise Atak helikopteri ile çıktığımız yolu, yeni model ve türevlerle zenginleştirmek oldu.

TUSAŞ (Turkish Aerospace)'ın helikopter yol haritasına baktığımızda şunları görmekteyiz. Yaklaşık 5 ton sınıfında tanımlayabileceğimiz T-129 Atak helikopterinden kazanılan tecrübeler yeni arayışları beraberinde getirdi. Çok uzun zamandır kullanmakta olduğumuz Skorsky S-70 Black Hawk helikopterinden daha fazlasına ihtiyaç vardı. Bu nedenle, maksimum yerli katkıyla ve özgün / özelleştirilmiş bir model olarak, lisans altında üreteceğimiz T-70 programı da devreye sokuldu. Bununla birlikte T-70’den daha hafif bir helikopter ihtiyacı için de arayışlar sürmekteydi. Hatta adet olarak T-70’den bile daha yüksek sayıda platforma ihtiyaç olduğu söylenebilir. T-625 Gökbey bu ihtiyacı kapatmak için doğdu. Yerli motorlarımızı da kullanabilecek 6 ton sınıfında, T-625 Gökbey Genel Maksat helikopterine başladık.

Gökbey gibi 6 ton sınıfı bir genel maksat helikopteri geliştirdiğinizde, bununla aynı motor, rotor ve altyapıyı kullanan safkan bir taarruz helikopteri geliştirmek doğal bir sonuç olarak görülebilir. Bu helikopter elbette biraz daha fazla mühimmat taşıma imkânı da sunabilecektir. Fakat 5 ve 6 ton sınıfında iki helikopterin faydalı yükü arasındaki fark, göz ardı edilecek kadar azdır. Öyleyse bu gelişmeyi daha ziyade Atak helikopteri ihracına yönelik pazarı, özgün ve milli motorları da olan, IP hakları tamamen bize ait bir çözümle aşma arzusu olarak nitelendirebiliriz. Söz konusu proje T-629 olarak kodlanmıştır ve henüz açıklanan bir ismi yoktur.

Öte yandan devletimizin ABD ile yaşamakta olduğu derin yol ayrılığı ve güvensizlik ortamı, gerek T-70 gibi devam etmekte olan projelerimizin, gerekse zaten hizmette olan tüm diğer Amerikan yapımı helikopterlerin geleceği hakkında bir şüphe ortamı doğurmuştur. Bu projelerin ve kapsamında taahhüt edilen ofset dâhil tüm diğer şeylerin, güvenilirliği sorgulanabilir. Hatta eldeki helikopterlerimizi hizmette tutma, bakım-idame, modernize etme noktasında da, söz konusu ülkenin göstereceği tavır ve yaklaşım, anahtar önem taşır. Bu nedenledir ki yine benzeri bir yaklaşımla 10 ton sınıfı özgün milli ve yerli helikopter projeleri kurgulanmıştır. T-925 Genel Maksat ve T-929 Atak 2 saldırı helikopterleri. Yine aynı motor, rotor, alt sistem ve elektronik altyapı kullanımıyla, maksimum lojistik kolaylık sağlayacak şekilde tabii ki.

Evet, klasik askeri endüstri yaklaşımıyla gidersek, mümkün olduğunca ortak parça, altyapı ve yazılım kullanacak biçimde, amaca uygun özelleştirilen gövde tasarımlarına sahip, bir genel maksat ve bir safkan taarruz helikopterinde oluşacak ortak altyapıyı üretmek mantıklıdır. Fakat geleceğin muharebe sahasında bu ortodoks yaklaşım hala geçerliliğini koruyacak mıdır? Hatta sorumuzu biraz daha genişletelim. Geleceğin savaş alanında taarruz helikopterleri, hayatta kalabilir, eskisi kadar yüksek işlevler görebilir, öncelik verilen ve talep edilen askeri platformlar olacak mıdır?

İşte bu soruyu sormaya başladığımızda, taarruz helikopterlerine yönelik tutumumuzun gerçekten biraz saplantı düzeyine ulaşmakta olduğunu görüyoruz. Bu durum sadece ordu, kurumlar ve savunma endüstrisi çevrelerinde değil, kamuoyumuz için de geçerlidir. Günümüzde bile TSK, düşman unsurlarının var olduğunu düşündüğü alanları baskı altına almakta, saldırı helikopterlerinden çok SİHA kullanmayı tercih etmektedir. Zira temini, idamesi ve personel eğitimi yüksek maliyetler gerektiren bu tip helikopter platformları, ancak gerçekten önemli ve gerekli olduğu zamanlarda riske atılabilir.

Ayrıca günümüz helikopterlerinin yerini alması planlanan yeni nesil döner kanat tasarımları, radikal farklılıklar da içermektedirler. Doğrusu teknolojiye ve paraya sahip devletlerin, bu yönde hareket etmeleri, bizim konvansiyonel ürünlerimizin ticari geleceği açısından bir avantajdır. Lakin sadece isterlerin değil, mevcut tanımların ve sınırların da bulanıklaştığı çağımızda, konuya daha geniş bir çerçeveden ve önyargısız yaklaşmak önemlidir. Dolayısıyla şu görüş ve önerilerimi dikkatinize sunmak istiyorum.

Gökbey son derece güzel, verimli ve gelişime uygun bir tasarımdır. Ayrıca gövde arkası yük kapısı da dahil olmak üzere birçok kullanışlı imkana sahiptir. Bu nedenle gövde yapısı radikal biçimde değişmemek üzere, aynı benzeri ihtiyaçlara sahip olduğumuz Güney Kore ve Hindistan gibi, çeşitli taarruz helikopteri unsurlarını da barındıracak bir türevi olmalıdır. Eurocopter Puma / Cougar / Cracal ailesinin minyatürize edilmiş bir versiyonu olan Surion helikopteri, Gökbey’in biraz daha etli butlu bir versiyonudur. Güney Kore Surion’un taarruz versiyonunu şekillendirirken, airframe’i değiştirmemeyi tercih etmiştir.

Burada bir hususu vurgulamak istiyorum. Kastım kesinlikle T-629 gibi zaten başladığımız ve iyi de giden bir projeden vazgeçilmesini işaret etmek değildir. 6 ton sınıfındaki bu saldırı helikopterine yönelik çalışmalarımızı tamamlamalıyız. Keza ortaya çıkacak ürünü dışarıya da pazarlamalıyız. Fakat her ülke safkan bir taarruz helikopterini envanterinde tutabilecek mali yeterliliğe sahip değildir. Bu pazarlar için, T-129 ve T-629 projelerin kapsamında edindiğimiz kabiliyetlerin bir kısmını, T-625 helikopterine de muhakkak uyarlamalıyız.

Bildiğiniz gibi bazen askerlerin isterleri doğrultusunda uygun platform ve silahlar savunma sanayileri tarafından geliştirilir. Bazen de geliştirilen bir silah çerçevesinde askerler, çok etkili kullanım konseptleri oluştururlar. Bu ikinci kapsamda Baykar’ın TB2 ürünü oldukça dikkat çeken bir örnektir. Helikopter için de benzeri bir durum söz konusudur. Örneğin emniyet güçlerimize sağladığımız Atak helikopterleri, burun topu ve güdümsüz roketlerle kullanılıyor ise, burun topu ve güdümsüz roketlerin yanında personel de taşıyabilecek bir Gökbey türevi, tercih sebebi olacaktır.

Birçok farklı platformun, ağ merkezli bir harp yapısıyla müşterek harekât icra etmesi, çağımız için bir gerekliliktir. Bu ağ merkezli yapının gelecek ihtiyaçlara açık biçimde esnek de olması gerekir. Bu kapsamda bir örnekle kastımı açmak isterim. Ukrayna’da gördüğümüz üzere düşman topçusuna karşı tedbir almak, oldukça önemli bir husustur. Bu kapsamda helikopter kullanacağınız bir senaryoyu ele alalım. Taarruz helikopterleri düşman topçusuna karşı kullanıldığında, onu ateş etkisi altına alacak kadar yakınlaşmak zorundadırlar. Dolayısıyla bu durum onları düşman hava savunma sistemlerinin ve MANPADS’ların direkt tehdidine maruz bırakır.

Gelin düşman topçusuna karşı bir sürü İHA saldırı planlayalım. Bunu Atak helikopteriyle yapacaksak, mühimmat taşıyacak paylonları, sürü İHA’larla doldurmak zorunda kalırız. Bir ilk atımdan yani sevk enerjisinden sonra kanatlarını açacak, portatif bir çözüm tasarlarız. Bu çözümün anlamlı bir harp başlığı taşıması da gerekeceğinden, bir Atak helikopteri 6-8 adet arasında dron barındırabilir. Gelin senaryoyu Gökbey helikopterine uyarlayalım.

Cepheye daha güvenli bir mesafede uçan bir Gökbey hayal edelim. Arka yük kapısını açsın ve aşağı ucunda ağırlık olan bir sicim sarkıtsın. Kabine yerleştirilmiş otomatik sistem, aynı bir paraşütçü misali, tüm insansız araçları teker teker ipten aşağı sarkıtsın. Aerodinamik dengesine kavuşan her dron, iple olan bağlantısını kessin ve uçuşuna başlasın. Bu tip bir sistem tasarımı yaparsak tek bir Gökbey ile, Ataktan 3-4 kat fazla dron sevk edebiliriz. Sürü dron saldırısı nihayete erdiğinde ise, bu saldırı sırasında aldığımız istihbarat bilgileri, bize daha etkili bir ikinci saldırı penceresi açarsa, cephe gerisinde riske girmeden bekleyen Atak helikopterlerini, en yüksek etkiyi sağlayacak planlamayla düşman üzerine sevk edebiliriz.

Direkt söylemek gerekirse gelecekte, genel maksat ve saldırı helikopteri arasındaki çizgi de bulanıklaşmaktadır. Bu süreçten fayda sağlayan platform ise, dar değil çok daha geniş amaçla dizayn edilen genel maksat helikopterleri olacaktır. Yani Gökbey helikopterinin, Atak’ın da bir kısım görevlerini kapsayacak biçimde donatılması, hatta bir takım mantığıyla çalışabilmesi, ihracat pazarları için son derece çekici olacaktır.

Bildiğiniz üzere Baykar tarafından geliştirilen Bayraktar TB2 platformu, Roketsan MAM-L ve MAM-C mühimmatları için de oldukça hatırı sayılır bir pazar açmıştır. Askeri endüstri buna benzer sayısız örneğe sahiptir. Fakat gelecekte bir platformun kullandığı silahlara pazar açması ötesinde, bir platformun diğer platformlara da pazar açması şarttır. Doğrusu bu ağ merkezli harp yapısının da bir gerekliliğidir.

Bu sebepledir ki T-625 Gökbey’in T-629 safkan saldırı helikopterine ve tersi olarak da T-129/629 helikopterlerinin Gökbey’e pazar açması lazımdır. Bunun anahtarı da daha geniş ve yaratıcı düşünmekten geçer. Yaratıcı ve örnek bir ConOps planlaması, harbin ve mecburiyetin gereği olarak, müşteri tarafında talep edilecek bir farklı ConOps’un da temelini atacaktır. Bu durumda Türkiye gibi dinamik ve gelişmekte olan savunma sanayisine sahip olan ülkeleri, müşteri isterleri doğrultusunda çözüm üretme kabiliyetleriyle, gelişmiş ülkelerin önüne çıkaracaktır. Bu istekler, çeşitli upgradeleri içerebildiği gibi, downgradeleri de içerebilen geniş bir mahiyette tezahür edebilecektir.


Google Ads