Site İçi Arama

savunma

Uçak Kazalarının Sır Küpü Kara Kutu Nedir? Kara Kutu Nasıl Bulundu?

19 Ekim 1934'te,Tazmanya adası ile Avustralya ana karası arasında bir uçak düştü. Bu uçağın enkazı ve neden düştüğü hiçbir zaman bulunamasa da, bu kazada hayatını kaybeden Rahibin oğlu, daha sonraki yıllarda birçok uçak kazasının çözümlenmesini sağlayan kara kutuyu bulacaktı.

Yaptığı çalışmalarla kuram oluşturan Rus psikolog “Lev  Semonovich  Vygotsky”, kültür ve toplumun çocuğun bilişsel gelişimini sağlamada önemli bir rolü olduğunu ileri sürmüştür. Vygotsky’nin görüşüne göre bilişsel gelişimin kaynağı kişisel psikolojik olgulardan önce insanlar ve kültürler arasındaki etkileşimdir. Bu kabule göre çocuklar, kendilerinin dahil olduğu aktivitelerle bilgilerini yapılandırıyorlar.

Vygotsky kuramı; kültürün ve sosyal gelişimlerin bilişsel gelişime nasıl yön verdiğini vurgulayan sosyokültürel bilişsel bir kuramdır. Bilişsel gelişim dil, matematik, sistemler ve bellek stratejileri gibi toplumun icatlarını kullanmayı öğrenmektir. Bu nedenle çocuk sayı saymayı bir kültürde bilgisayar yardımıyla, başka bir kültürde boncukları kullanarak öğrenebilir. Çocuğun bilişsel gelişimi kendinden daha becerikli akranlarıyla ve erişkinlerle olan sosyo etkileşiminden ayrı tutulamaz. Bu etkileşim içinde çocuklar; içinde bulundukları ve artık bir parçası oldukları kendi kültürlerine uyum sağlamalarını ve bu kültürde başarılı olmalarını sağlayacak araçları kullanmayı öğrenirler.

Kuramı okuduğumda aklıma önce gökkuşağı renklerinden oluşmuş oyuncak yığınlarıyla dolu çocuk odaları geldi. Dev plastik kutulara, sepetlere tıkıştırılan rengarenk oyuncakların içinde kaybolan çocukların, kendilerini bekleyen geleceğe ilişkin konulara odaklanmayı, gerçekten öğrenmeyi becerebilmeleri nasıl mümkün olabilir? Çocuğun ilgi alanının ne olduğunun bile bilinmesine ihtiyaç duyulmayan Türk toplumunda kaç çocuk kendisini yakından takip eden özel eğitimcilerin elinde kendi geleceğini doğuştan gelen yetenekleri doğrultusunda şekillendirme fırsatı bulabiliyor? Çevremizdeki kaç çocuğun böyle bir şansı olabiliyor? Bu sorulara devam ederek yazımı kilitlemeden size kara kutunun mucidi David Warren’den söz etmek istiyorum. 

Takvim yaprakları 19 Ekim 1934 tarihini, bir Cuma gününü gösterirken Tazmanya adası ile Avustralya ana karası arasında bir uçak düştü. Uçağın içindeki üç kadın, sekiz erkek ve bir bebeğin Tazmanya ile Avustralya arasında yer alan Bass Boğazı'nın suları tarafından yutulduğuna inanılıyordu. Bu uçağın enkazı hiçbir zaman bulunamadı. Uçakta Anglikan Misyoner Rahip Hubert Warren da bulunuyordu. Rahibin kazanın olduğu yıl henüz sekiz yaşında olan oğlu David’e son hediyesi, çocuğun yaşam boyu değer verdiği en önemli şey olan bir radyoydu.

Rahibin oğlu, Tazmanya’da yatılı bir okulda eğitim gören David Waren, derslerinden arta kalan zamanda babasının hediyesi olan radyoyu kurcalar, yanından hiç ayırmazdı. Bu radyonun nasıl çalıştığını bir gün kurcalaya kurcalaya çözdü. Bu kadarla kalmadı, bu radyonun birebir benzerini yaptı ve arkadaşlarına satarak harçlığını da çıkarmaya başladı. Yirmili yaşlarına geldiğinde Sidney Üniversitesinden fen bilimleri alanında lisansını tamamladı. Daha sonra sırasıyla, Melbourne Üniversitesi ve en son Londra’daki Imperial College’dan Kimya alanında doktorasını alarak mezun oldu. Gerçekte uzmanlık alanı roket bilimiydi. Bu yüzden Avusturalya savunma bakanlığına bağlı Havacılık Araştırma Laboratuvarında uçak yapımına odaklanarak çalışma hayatına başladı. 

1953 yılında, türbinle çalışan ilk ticari uçak olan Havilland Comets'in neden sürekli düştüğünü araştırmak üzere bir grup uzmana katıldı. Babasını da uçak kazasında kaybetmiş olan Dr. David Warren uçak kazalarını araştıran bu tür komisyonlarda 50 yılı aşkın bir süre görev almaya devam etti. 

Bir gün sebebi bulunamayan kazaların son konuşmaları ve motor sesleri kayda alınmış olsaydı, kazaların oluş sebebinin çok daha kolay açığa çıkarabileceğine ilişkin düşüncesini patronuna açtı ancak kendisinden olumlu bir dönüş alamadı. Herhangi bir kayıt cihazının alev alacak, akkor haline gelecek enkaz yığınından sağlam çıkma olasılığının olmadığını öne süren patronunun dediklerine kulak asmadı. 

Yılmadan araştırma ve denemelerine devam etti. Nitekim evinin garajında sürdürdüğü bu çalışmaları esnasında 20 yıllık eski radyo parçalarını bir araya getirerek, çelik telin üzerine ses kaydetmeyi başardı. İlk kara kutu uçuş kaydedici böylece icat edilmiş oldu. Patronu hala bu konu hakkında bir şey duymak istemese ve konuyu bir daha gündeme getirirse kendisini işten çıkarmakla tehdit etse de, iş yerindeki yakın arkadaşlarının kendisini cesaretlendirmesi üzerine, bir gün iş yerine teftişe gelen müfettişe uçuşta ses kaydeden bir cihaz geliştirdiğinden bahsetti. Warren’ın bahsettiği şey dünyada bir ilk defa gündeme gelen bir şeydi. Bu “ses kaydedici alet”, dört saat süreyle kesintisiz bir şekilde uçak kabinindeki pilot konuşmalarını ve uçak motorlarının çıkardığı sesleri kaydedebilecek özelliklere sahipti. Üstelik bu cihaz, dört saatlik süre dolduktan sonra tekrar başa geçiş önceki kaydın üzerine yeni sesleri kaydetmeye devam ediyordu. Böylece her zaman son dört saatlik ses kayıtlarına ulaşabilmek mümkün olabilecektir. Müfettişe tanıtım işe yaramıştı ancak Avustralya’da ticari pilotlar kokpitte ‘bir casus’ istemediklerini öne sürdüklerinde, cihazın Avustralya’da kullanılması neredeyse imkânsız hale gelmişti. Kısa bir süre sonra, 1958 yılında İngiliz Kraliyet Havacılık Kurumundan kendisine İngiltere’ye gelip kayıt cihazını tanıtması için bir davetiye gönderildi. İşte cihazı için beklediği şans ayağına kadar gelmişti.

Warren İngiltere’de ilgiyle karşılandı. Cihaz incelendi. TV ve radyo programlarında tanıtımı yapıldı. İngiliz sivil havacılık otoritesi bu çok ses getiren cihazı sivil hava yolu şirketleri tarafından yolcu ve kargo taşımacılığı için kullanılan ticari uçaklarda zorunlu hale getirmek için çalışmalara başladı. Başlangıçta bu ses kayıt cihazı basit bir isimlendirme ile ‘kara kutu’ olarak ün yaptı. Hâlâ da bu isimle biliniyor. Ancak cihaz kara kutu dense de kara bir şey değil. Parlak turuncu hatta sarı renkli bir kutuydu. Zira bu renkle boyanan kayıt cihazı kutularının kaza mahallinde bulunması çok daha kolaydı. 

1960 yılında Avustralya’da, 29 kişinin ölümüyle sonuçlanan uçak kazasından sonra, kokpit ses kayıt cihazları tarihte ilk defa bir mahkeme kararıyla zorunlu hale getirildi. Şüphesiz birçok çığır açın buluş gibi ‘kara kutunun’ da kabul görmesi, uçaklara entegre edilmesi hemen gerçekleşemedi. Mahkemeden çıkan kararın yasalaşması bile üç yıl sonra ancak mümkün olabildi. 

Günümüzde kara kutular yangına, okyanus basıncına dayanıklı ve su geçirmez özellikte özel bir alaşımdan yapılıyor. Uçaklarda ses kayıt cihazı (cockpit voice recorder) bulundurmak zorunluluğuna, daha sonraki yıllarda uçuş verileri kayıt cihazı (flight data recorder) da ilave edildi. Günümüzde dünyanın her neresinde uçarsa uçsun, tüm ticari uçaklar bu iki kayıt cihazıyla uçmak zorundalar. Biri pilotların konuşmalarını, diğeri uçakta çalışan tüm sistemleri kayıt altına alıyor.

David Warren başlangıçta hiç kabul görmediği halde, neredeyse 50 yıldan fazla bir süre kara kutu üzerinde çalıştı ve başardı. 1983 yılında emekli oldu. 1999 yılında havacılık endüstrisine verdiği bu çok önemli hizmetten dolayı Avustralya Nişanına layık görülerek ödüllendirildi. 2008 yılında Qantas Hava Yolları, filosundaki Airbus A380 uçaklarından birine Dr.David Warren’ın adını verdi. Bu ödül ve onurlandırmalara rağmen icat ettiği kara kutu cihazının telif hakkından hiç faydalanma fırsatı bulamadan, 19 Temmuz 2019 tarihinde 85 yaşında dünyamıza veda etti. "Kara kutunun mucidi: açmayın" yazan bir tabutla, kara toprağa verildi.

Kaynaklar

‘Yaşam Boyu Gelişim, Gelişim Psikolojisi – sf25- John W. Santrock,( 13. Basım) Nobel Yayın evi 

Rebecca Seales, "David Warren, hava yolculuğunuzu daha güvenli hale getiren bilinmeyen mucit",  BBC News World

Araştırmacı Yazar Şebnem KARAGÜLLE
Araştırmacı Yazar Şebnem KARAGÜLLE
Tüm Makaleler

  • 01.02.2024
  • Süre : 3 dk
  • 910 kez okundu

Google Ads