Site İçi Arama

savunma

Vietnam Sendromunu Aşmak İçin Geliştirilen Savaş Uçaklarının (F-14, F-15, F-16 ve F-18) Hikayesi Nedir?

F-4’ler, Sovyetlerin çevik savaşçısıyla en dezavantajlı oldukları alanda “it dalaşına” mecbur bırakılıyordu. MiG-21 yetmezmiş gibi Sovyetler MiG-25'i de geliştirmişti. Yeni üretilen F-111’ler, F-4’ün sahip olduğu çok rollü yeteneklerin çoğundan mahrumdu. F-4’ün yerine başka savaş uçakları geliştirmek gerekiyordu. Böylece, Amerikan Hava Kuvvetleri için F-15 ve Donanma için F-14’ü geliştirmeye odaklanıldı.

Vietnam Sendromu ve F-4 Phantom

Vietnam sendromu tüm Amerikan halkını vurduğu gibi, Amerikan Hava Kuvvetlerini ve Donanmasını da vurmuştu. MiG-21’ler karşısında pek varlık gösteremeyen F-4 Phantom’ların eksikliğini giderecek, daha gelişmiş uçaklara ihtiyaç olduğu kanaatini iyice perçinlemişti. Bu ihtiyacı karşılamak için seferber edilen Amerikan havacılık ve uzay sanayisi, çok kısa bir süre içerisinde, 1970’li yıllarda F-111, F-14, F-15, F-16 ve F-18 gibi çok sayıda savaş uçağını neredeyse sadece tek bir uçağın, F-4 Phantom II'nin yerini almak için geliştirmişti. 

Esasında F-4 Phantom II, başlangıçta Amerikan Donanması için av bombardıman uçağı olarak üretilmişti. F-4’ler kısa süre sonra Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından da benimsendi ve neticede F-4 Phantom’lar 1960’lı yıllarda gerçek manada müşterek taarruz ve av uçağı haline geldi. Hava-Hava rolünde 4 adet AIM-7 Sparrow füzesi ve 4 adet de AIM-9 Sidewinder ile silahlandırılan F-4’ler, burun bölgesine isteğe bağlı takılan bir silah poduna entegre burun topuna sahipti. Bugün F-35B ve C’lerdeki makinalı top podu, geçmişte bir dönem F-4’lerde uygulanmış bir çözüm yoluydu.

F-4 uçakları, görüş ötesinde muharebe edebilecek kabiliyetlerle donatılmıştı. Ancak uçağın üzerindeki aviyonikler düşman bölgesinde dost-düşman ayrımını yapabilecek kadar henüz gelişmemişti. Daha sofistike aviyoniklere, gelişmiş dost düşman tanıma sistemine (Advanced Idendification Friend an Foe- AIFF) ihtiyaç olduğu aşikardı. Vietnam’da görüş ötesinde dost düşman ayrımında başarılı olamayan F-4 pilotları için tek çare MiG-21’lere karşı yakın angajmana girmeyi kabul etmek oluyordu. Kısacası, F-4’ler, Sovyetlerin çevik savaşçısıyla en dezavantajlı oldukları alanda “it dalaşına” mecbur bırakılıyordu. Vietnam Savaşı’nın son dönemlerinde görüş ötesinde dost düşman ayrımında kısmen fayda sağlayan bir elektronik programla desteklenen F-4 pilotları, az da olsa MiG-21’leri görüş ötesinde düşürmeyi başarmıştı.

1960’ların yıldızı F-4’ün başına gelenleri yakından takip eden Albay John Boyd liderliğindeki bir ekip, enerji manevrası teorisi adı verilen bir formül geliştirdiler. Bu formül sayesinde bir uçağın birkaç parametresini girerek uçuş zarfını hesaplayabileceğiniz ve dünyadaki diğer uçaklarla karşılaştırabileceğiniz bir programın yazılmasını sağladılar. Bu çerçevede, nasıl bir savaş uçağı geliştirilmesi gerektiğinin ipuçları da ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu arada Sovyetler MiG-25'i geliştirmişti. Amerikan istihbaratı bu uçakla ilgili bilgilere de nüfuz ettikçe, Amerikan Havacılık ve Uzay endüstrisi, bugünün 4. nesil savaş uçaklarının erken versiyonlarını geliştirmek için kolları sıvamak zorunda kalmıştı.

F-111

Amerikan Donanması, uçak gemilerinde de kullandığı F-4’lerin havadan yere taarruz görevleri kapsamında yerini alması için ilk etapta F-111 savaş uçaklarının geliştirilmesine öncülük etti. Çünkü F-111; çok rollü görevler yerine, gerçekte bombardıman görevlerinde kullanmak üzere tasarlanmış bir uçaktı. Düşman radarına görünmeden çok alçak irtifalarda emniyetli uçabilecek şekilde geliştirilmişti. Hedefe bombasını attıktan sonra da neredeyse sürünerek hedef bölgesinden süratle uzaklaşabilecek bir uçak olması istenmişti. Bu görevi üstün başarıyla yerine getiren F-111’ler, yine de F-4’ün sahip olduğu çok rollü yeteneklerin çoğundan mahrum olan, spesifik özellikli bir uçaktan öteye geçemiyordu. F-4’ün yerine başka savaş uçakları geliştirmek gerekiyordu. Böylece, Amerikan Hava Kuvvetleri için F-15 ve Donanma için F-14’ü geliştirmeye odaklanıldı.

F-111

MiG-25

Hava Kuvvetleri Uçağı F-15

F-15, öncelikle Amerikan Hava Kuvvetlerinin ihtiyaçları için tasarlandı. 4 adet AIM-7, 4 adet AIM-9 ve F-4'e benzer şekilde diğer silah taşımak için tasarlanmış bir uçaktı. Radarı, F-4 Phantom II'nin taşıdığından çok daha gelişmiş ve güçlüydü. F-15, MiG-25’le boy ölçüşebilecek bir uçak olarak düşünüldüğünden, 2,5 Mach ve üstü süratlere ulaşacak bir aerodinamik gövde yapısına sahip olması istenmişti. F-15 büyük manevra kabiliyetine, büyük ve güçlü bir radara sahip olan ve çok sayıda füze taşıyan büyük, güçlü ve özel bir Hava Üstünlüğü avcı uçağı olarak günümüzde de kullanılmaya devam edebiliyor. Diğer avcı uçaklarıyla başa baş mücadele etmek, bombardıman ve taarruz uçaklarını hedeflerine ulaşamadan vurmak üzere tasarlanan F-15’ler ilk uçuşunu yaptıkları 1972 yılından günümüze 51 yıldır semalarda var olmaya devam ediyorlar.

Bu arada Hava Kuvvetleri, o yıllarda MiG-25 savaş uçaklarının gerçekte sahip oldukları yetenek ve özelliklerin üzerinde bir uçak olduğunu düşündüler. MiG-25'i yüksek süratte uçabilen, ancak manevra kabiliyeti düşük ve ağır bir avcı uçağı olarak görmek yerine, hemen hemen her şeyin etrafında halka oluşturabileceği çekirdek bir yetenek, çok rollü bir uçak olarak algıladılar. Bu nedenle de F-15 ve bir anlamda F-15’in Donanma versiyonu olan F-14’ün bu öngörülere göre geliştirilmesine odaklandılar.

F-16’ya Neden İhtiyaç Duyuldu?

Haliyle F-14 ve F-15 ikilisi, kendilerine yüklenen ortak misyon ve beklentiler nedeniyle, ABD ordusu için çok pahalıya mal olan savaş uçakları olarak ortaya çıktılar. Bu arada, özünde hava savunma, hava üstünlüğü uçakları olarak kullanılacak F-14 ve F-15’leri tamamlayacak şekilde başka tasarımlara ihtiyaç duyuldu. Bu tasarımların ise daha küçük ve daha ucuz olan, çok rollü uçaklar olmaları istendi. 

F-15, özellikle hava üstünlüğü rolünde çok fazla kabiliyete sahipti ve bunun dışındaki diğer ikincil görevlerde bu pahalı uçağın riske atılmaması gerekiyordu. Daha küçük uçaklar öngörülen diğer görevleri yapabilirdi. Bu arada bazıları da F-15’in savaşmak için çok büyük, yönetmek için çok karmaşık, elektroniğe çok fazla bağımlı ve çok maliyetli bir uçak olduğunu dillendirmekten geri kalmıyorlardı. Bir yönüyle, 2000’li yıllarda F-22’lere yönelik değerlendirmelerin bir benzeri, 1970’lerin başında F-15’ler için yapılıyordu.

Bu kapsamda Amerikan Hava Kuvvetleri hafif avcı uçağı geliştirmek için bir tasarım yarışması açtı. Yeni uçağın isterleri, harekât gereksinimleri, neredeyse F-15'in yaklaşık yarısına karşılık gelen bir uçağa işaret ediyordu. Gereksinimler bilerek dar tutuldu. Aranan ucuz ve basit bir çözümdü. Genel beklenti, görüş ötesinde F-15’in ve görüş içi mesafede bu tamamlayıcı uçağın kullanılması yönündeydi. Yeni uçağın F-15’ten farklı olarak, hava hava yanında hava yer görevlerini de yapabilmeleri isteniyordu. Bu kapsamda ortaya çıkan iki yeni tasarım, bir anlamda birbirlerine rakip yeni prototip uçaklar, YF-16 ve YF-17 oldu. Yarışmada net söylenmese de, istenen bir şey de, geliştirilecek uçaklardan sadece ABD Hava Kuvvetleri'nin çok sayıda satın alması değil, aynı zamanda F-104 ve ondan önceki diğer savaş uçaklarında olduğu üzere, Amerika’nın müttefiki ülkelerin de satın alabileceği bir uçak olmasıydı.

Hava Kuvvetleri Uçağı F-16

YF-16, Hava Kuvvetlerinin isterlerini en iyi karşılayan uçak olarak bu yarışı kazandı. Bu arada YF-16’nın avantajı, F-15 ile aynı motoru kullanıyor olmasından da geliyordu. Bu durum, Amerikan Hava Kuvvetleri için motor bakım idamesini kolaylaştıran, dolayısıyla da maliyetlerin daha düşük tutulmasına hizmet eden ortak motor havuzu konsepti beklentilerine de hizmet ediyordu.

Bazılarına göre F-16, aynı zamanda ABD Hava Kuvvetleri'ndeki yaygın ismiyle, Savaş Uçağı (Fighter) Mafyasının çıkarlarına da hitap ediyordu. Her şeyden önce hafifti, süratliydi, tek motoru vardı, çok güçlüydü ve etrafta neler olup bittiğini görmek için büyük, yüksek görünürlüklü bir kokpiti vardı. Amerikan Hava Kuvvetleri, dengeli ve çok yönlü bir hava kuvveti yapısına erişebilmek için F-16 savaş uçağının, F-15’le birlikte kesin bir ihtiyaç olduğuna hükmetti.

Daha sonra, F-16’lara daha iyi bir radar, daha fazla aviyonik ve diğer yetenekleri eklendi. Bu da F-16’ları çok rollü, her türlü hava koşulunda görev yapabilen bir av-bombardıman uçağına dönüştürdü. Zamanla daha iyi performans sergileyebilmesi için de daha gelişmiş motorlar uçağa entegre edildi. Gittikçe çok yetenekli bir uçak haline gelen F-16; bundan böyle F-15’in tamamlayıcısı veya yamağı değil, yepyeni bir savaşçı olarak literatürdeki yerini aldı. Yıllar içinde F-16; kendisine biçilen rolün çok üstünde bir performans sergiledi, çok başarılı bir tasarım olduğunu kanıtladı. 

F-15 ile F-16 arasındaki temel farklar ve birbirini tamamlayıcı özellikler

Her iki uçağın da zaman içinde çeşitli varyantlarla ve yükseltmelerle geliştiğini, yeni teknolojiler ve yetenekler kazandıklarını unutmamak gerekir. Günümüzde, F-15EX, klasik F-15’ten ve F-16Viper, klasik F-16 Blok 10’dan oldukça farklı uçaklardır.

Boyut ve Ağırlık: 

F-15, F-16'dan daha büyük ve daha ağır bir savaş uçağıdır. Daha uzun bir gövdeye ve daha geniş bir kanat açıklığına sahiptir. Bu yapısıyla, F-16’dan daha fazla yakıt ve silah taşıyabilir. Yine F-15’ler, daha uzun harekât yarıçapına ve daha fazla yük kapasitesine sahiptir.

Görev Rolü: 

F-15 öncelikle havadan havaya muharebede uzmanlaşmış bir hava üstünlüğü uçağı olarak tasarlanmıştır. Bu uçağın, düşman uçaklarına angaje olma ve havada imha etme yeteneklerine sahip olması öncelikle istenmiştir. Bu yönüyle mükemmel uçaklardan biri olarak kabul edilir. Öte yandan F-16, hava muharebesi, havadan yere taarruzlar (LANTIRN dahil), savunma baskısı, taktik keşif gibi çeşitli görevleri yerine getirebilen çok amaçlı bir avcı uçağı olarak tasarlanmıştır ve gerçekten de bu küçük canavar bu görevleri yüksek yetkinlikle yerine getirebilmektedir.

Çift Motora Karşı Tek Motor: 

F-15 iki motora sahipken, F-16 tek motora sahiptir. F-15'in çift motorlu konfigürasyonu ek güç ihtiyacı ve motor arızaları olması durumunda tek motorla uçağın emniyetle üssüne dönmesini neredeyse garanti ettiğinden, bu durum F-15’leri avantajlı kılar. F-16'nın tek motorlu tasarımı daha düşük maliyet, daha basit bakım ve daha iyi manevra kabiliyeti gibi avantajları sunar. Öte yandan, F-16 motorunun kendi içindeki yedekliliği (sırasıyla birincil güç pozisyonu-PRI, Hibrit pozisyonu, ikincil güç pozisyonu-SEC), uçuş emniyeti yönüyle uçağın bekasını artıran bir faktör olarak kullanılmakta, motor arızasından olabilecek uçak kayıplarının asgariye indirilmesine katkı sunmaktadır.

Aviyonikler ve Sensörler: 

Her iki uçak da gelişmiş aviyonik ve sensör paketlerine sahiptir, ancak belirli sistemler farklılık gösterir. F-15, üstün uzun menzilli hedef tespit ve takip yetenekleri sağlayan daha güçlü bir radar sistemine sahiptir. F-16, yetenekli bir radara sahip olmakla birlikte, daha hafif bir tasarıma odaklanır ve gelişmiş elektronik harp ve hedefleme sistemlerini üzerinde taşır. 

Sürat ve Performans: 

F-15, F-16'ya kıyasla daha yüksek sürat ve irtifa kabiliyetlerine sahiptir. Güçlü motorları ve aerodinamik tasarımı daha yüksek süratlere çıkmasına ve daha yüksek irtifalarda emniyetle görev yapabilmesine olanak tanır. Bununla birlikte F-16, yakın it dalaşlarında üstün olmasını sağlayan olağanüstü manevra kabiliyeti, üstün dönüş oranı ile düşmanlarını kolaylıkla alt etmesiyle bilinen çevik bir savaşçı haline gelmiştir. 

Maliyet: 

F-16'nın tedariki ve bakımı F-15'e kıyasla çok daha ucuzdur. Tek motorlu tasarımı ve daha küçük boyutlu bir uçak olması, daha düşük operasyon, bakım-idame maliyetleriyle uçağın uçurulmasını sağlar. Bu yönüyle birçok ülke tarafından öncelikle tercih edilen bir uçak olagelmiştir.

Donanmanın Uçağı: F-14

Bu jet de Amerikan Donanması için 70'li yılların başında üretildi. O yıllarda tüm zamanların en başarılı savaş uçaklarından biri olarak ünlendi. Tomcat'in öncelikli görevi ABD Donanma filolarını uzun menzilli gemisavar füzeleri taşıyan Sovyet bombardıman uçaklarına karşı savunmaktı. Geliştirildiği zaman, en tehlikeli savaş jetlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Bunun başlıca nedeni ise, bu uçağın o dönemde geçer akçe kabul edilen sürat ve harekât yarıçapı konusunda benzerlerinden çok daha iyi olmasıydı.

Tomcat, o dönemler için bir uçak gemisinden fırlatılan en büyük ve en ağır savaş uçağı olarak tanınır oldu. En ağırı olmasına rağmen, Tomcat'in yavaş bir jet olduğunu düşünmemiz gerekmiyor. 2,35 mach sürate ya da saatte 1803.082 mil hıza ulaşabilen F-14 Tomcat; F-16, F-17, F-18, F-22, F-35, F-4, F-5 ve diğer birçok savaş uçağından çok daha hızlı uçabiliyordu. Sürat konusundaki rakipleri, F-15 (2,5 mach), MiG-25 (3.,2 mach, motorlarının kısmen erimesi pahasına ulaşabildiği bir sürat) ve MiG-31 (3,2 mach, ancak 2,8 mach ile sınırlı tutuluyordu).

Tomcat’in benzeri birçok savaş uçağından önemli bir farkı da, AIM-54 "Phoenix" füzesini de kullanabilmesiydi. Bu füze kendi döneminin en uzun menzilli havadan havaya füzesi olduğundan, F-14 Tomcat'i neredeyse tüm zamanların en muktedir savaş uçaklarından biri yapıyordu. Uzun menzilli AIM-54 Phoenix aslında manevra kabiliyeti yüksek avcı uçakları için değil, ABD uçak gemisi gruplarını tehdit eden gemisavar füzeleri taşıyan bombardıman uçaklarını önlemek için tasarlanmıştı. Bunun dışında, F-14’ler AIM-9 Sidewinder, AIM-7 Sparrow ve sonraki yıllarda AIM-120 AMRAAM havadan havaya füzelerini taşıyabiliyordu.

Donanma Uçağı F-18

YF-16’lar karşısında yarışı kaybeden Northrop yapımı YF-17’ler de boşa gitmedi. Başlangıçta F-16 ile rekabet halindeydi. F-16’dan biraz daha büyük, çift motorlu bir uçaktı. Çift motorlu olmasına rağmen, F-15 ve F-14’ten daha dar gövdeli bir tasarıma sahipti. Küçüktü, çevikti, boyutuna göre taşıdığı bomba yükü miktarı oldukça yüksekti. Ayrıca sahip olduğu yeteneklere rağmen çok pahalı değildi. Bunun farkına varan Amerikan Donanması ve Deniz Piyadeleri, YF-17’lerin daha sonra F-18 olarak geliştirilmesini sağladılar. 

F-18 öncelikle A-4, A-7'nin yerini almak üzere ve ayrıca F-14'ün tamamlayıcısı olarak yeniden tasarlanmıştı. F-18’ler Midway sınıfı uçak gemilerindeki F-4'lerin yerini aldı çünkü daha büyük olan F-14'ün bu uçak gemilerinde o dönemde kullanılması söz konusu olamıyordu.

Nihayetinde, F-18’ler de, F-15 ve F-16’lar gibi halen de kullanılan, envanterde kendine yer bulan bir savaş uçağı olarak ortaya çıkmış oldu.

Sonuç

F-111 hiçbir zaman F-4'ün yerini almak için tasarlanmadı. Başlangıçta F-111B'nin filo savunma rolünde F-4'ün yerini alması gerekiyordu, ancak bunu bu uçak tam anlamıyla başaramadı. Gerçekten F-4'ün bire bir ikamesi olarak tasarlanan uçaklar nihayetinde F-14 ve F-15 oldu. Daha sonra F-16 ve F/A-18 uçakları, sırasıyla F-15 ve F-14'ü tamamlamak amacıyla geliştirildiler. 

F-4 Phantom II'nin çok rollü bir savaş uçağı olduğunu biliyoruz. Başlangıç yıllarında ilk F-16'lar görüş ötesi menzilde füze atma kabiliyetinden yoksundular. F-15’ler de havadan yere taarruz edecek bombardıman yeteneklerinden yoksundular. Bu şartlar altında, ancak F-15 ve F-16 birlikte, F-4 gibi çoklu rolde görev yapabiliyorlardı. Bu arada Amerikan Deniz Piyadelerinin, Donanma’nın aksine F-14'ü asla benimsemediği söylenir. Yine de F-14 ve F/A-18 ikilisi uzun yıllar Ordusunun deniz havacılığında kilit roller üstlenmeye devam ettiler.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 15.08.2023
  • Süre : 7 dk
  • 2714 kez okundu

Google Ads