Site İçi Arama

savunma

Tank ve Zırhlı Araçlar Neden Çok Fazla Zayiat Veriyor?

Alınan tüm tedbirlere rağmen bunalıma henüz bir çare bulunamadığı gibi tank ve zırhlı araçların yerine geçebilecek bir şey de geliştirilememiştir. Bu yüzden tüm ülkeler, tank ve zırhlı araç üretimine/alımına devam etmekten başka bir şey yapamamaktadır.

Son yıllarda meydana gelen savaşlarda tank ve zırhlı araçlar muharebe meydanlarında her geçen gün artan oranlarda zayiat vermektedir. Bu durum, “Artık tank ve zırhlı araçların bir önemi kalmadı.” yorumlarının yapılmasına neden olmaktadır. Kanaatimce bu yorumları doğrulamak için henüz erken çünkü bazı savaşlarda tank ve zırhlı araçlar hala işe yaramakta ve ağır zayiat vermemektedir. 

Üstelik Ukrayna savaşında taraflar, ağır zayiata rağmen, bulabildikleri her tank ve zırhlı aracı muharebe sahasına göndermeye devam etmektedir. Tank ve zırhlı araç üretimi de son yıllarda artmaktadır. Üretilen bu yeni tank ve zırhlı araçların tasarım ve zırh teknolojilerinde bazı yenilikler de yapılmaktadır. Yani henüz hiç kimse, tank ve zırhlı araçların işe yaramadığına ikna olmuş değildir.  

Bununla birlikte, yapılanlar ikna olmamaktan değil çaresizlikten kaynaklanıyor da olabilir. Çünkü tank ve zırhlı araçların büyük bir bunalım yaşadıkları bir gerçektir ancak alınan tüm tedbirlere rağmen bunalıma henüz bir çare bulunamadığı gibi tank ve zırhlı araçların yerine geçebilecek bir şey de geliştirilememiştir. Bu yüzden tüm ülkeler, tank ve zırhlı araç üretimine/alımına devam etmekten başka bir şey yapamamaktadır.

Bu çaresizliğin en önemli sebebi, yaşanan gelişmelere dar kapsamda bakarak sadece tank ve zırhlı araçların tasarım ve zırh korumasını geliştirerek soruna çare bulmaya çalışılmasıdır. Hâlbuki, sorun zırh korumasının yetersizliğinden çok daha karmaşıktır. Tank ve zırhlı araçların yaşadığı sorunlar, ilk ortaya çıktıkları dönemde (1. Dünya Savaşı’nda) piyade ve süvarinin yaşadığı sorunlara benzemektedir. Bu sorunlar çözülemediğinden süvari sınıfı ortadan kalkmış, yerlerine tanklar kullanılmaya başlanmış ve piyade sınıfı zırhlı araçlarla teçhiz edilmiştir. 

Buna sebep olan şey, 19. Yüzyıl ortalarından itibaren meydana gelen gelişmelerdir. Muharebelerde orduların kullandığı iki temel unsur vardır. Bunlar, manevra ve ateş desteğidir. Napolyon savaşları, manevrayı zafer kazanmak için temel unsur olarak ön plana çıkarmıştır. Bundan gerekli dersleri çıkaran Prusya, ordusunun birlik ve karargâh teşkilatını yeniden düzenlemiş, yeni doktrinler geliştirmiş ve 19. yüzyıl ortalarından itibaren yaptığı savaşlarda manevra konseptine dayanan muharebelerle kısa süreli kesin sonuçlu zaferler kazanmıştır. 

Bu durum, tüm Avrupa ordularının teşkilat, teçhizat ve doktrinlerini etkilemiştir. Bu sebeple 1. Dünya Savaşı öncesinde her ordunun düşündüğü şey, kuşatma manevraları yaparak kısa süreli kesin sonuçlu muharebelerle zaferi kazanmak olmuştur. Bu düşünceye uygun olarak taarruz, esas harekât şekli olarak kabul edilmiştir.

Böylece, muharebenin iki unsuru olan ateş ve manevradan ikinci ön plana çıkmıştır. Ancak kimsenin dikkate almadığı bir şey vardı. Bir süredir ortaya çıkan yeni silah teknolojileri, ateş gücünü çok artırmıştı. Çünkü seri atışlı toplar, yarı otomatik piyade tüfekleri ve makineli tüfekler gibi yeni teknoloji ürünü silahların atış sürati çok fazlaydı. 

Ayrıca, bu silahlar için yeni doktrinler oluşturulmuştu. Bu doktrinler, daha çok savunmada için düşünülmüştü. Örneğin toplar için baraj ateşleri ve makineli tüfekler için tevkif ateşleri savunma doktrinlerine girmişti. Ayrıca, savunmada askerler toprağa gömülmeye ve savunma hattı önünde tel engeller kullanılmaya başlanmıştı. 

Taarruz eden tarafın piyadesi, hücum mevziinden hedefe ulaşıncaya kadar açık alanda koşarak ilerler. Piyade artık, tel engeller sebebiyle, bu mesafeyi katetmek için çok daha uzun süre ayakta kalıyordu. Böylece tel engellerin önünde yığılan piyade, bu bölgeye yapılan baraj ateşleri, tevkif ateşleri ve mevzilerdeki askerlerin tüfekleriyle yaptıkları yoğun ve isabetli atışlar sebebiyle tarihte hiç olmadığı kadar çok zayiat vermeye başladı. 

Bu durum, piyadenin düşman mevzilerine güçlü bir şekilde ulaşmasını imkânsız hale getirdi. Bu sebeple, savunma hatları nadiren yarılabildi. Yarıldıklarında da oluşan yarma cebi mevzi düzetmeleri yapılarak hızla kapandığından piyadelerden oluşan ihtiyat kuvvetleri gedikler kapanmadan içeri sokularak derinlikte hareket edebilecek kadar hızla ileri hareket edemedi. 

Bu maksatla kullanılabilecek olan süvariler ise yüksek ateş şiddeti karşısında başarıdan faydalanma için tamamen kullanışsız hale geldiler. Üstelik mevziler, aralarında boşluk bırakılmadan iki kanattaki doğal engellere kadar kesintisiz şekilde uzatıldığından, süvarilerin kuşatma manevraları yapma imkânı da kalmadı. 

Bunun üzerine tüm ordularda süvari birlikleri hızla azaldı ve daha çok muharebe dışı görevler için kullanılmaya başlandı. Bu durum, manevra ve hıza dayanan taarruzi harekât imkânsız hale geldi. Mevzi harbi denilen ve yıpratma konseptine dayanan savaş tarzı ortaya çıktı. Bu sebeple savunma, daha avantajlı hale geldi. 

Kuşatma manevraları yapılamayınca; strateji ve operatif sanat geri plana itildi, taktik ön plana çıktı. Aşırı zayiat sebebiyle, muharebe için çok daha fazla asker, malzeme, mühimmat ve teçhizata ihtiyaç duyulmaya başlandı. Bu durum, kesintisiz bir personel bütünlemesini ve lojistik desteği zorunlu hale getirdi. Bu da zafer kazanmak için lojistiği ön plana çıkardı. 

Bunu, nüfus ve üretim kapasitesi sınırlı olan devletlerin, hatta savaşa katılan tüm devletlerin daha fazla sürdürebilmeleri mümkün değildi. Bu sebeple taraflar, ortaya çıkan sorunu aşmak için bazı yeni doktrinler, araçlar ve silahlar geliştirildiler. 

Bunlardan biri de tanklardı. Tanklar ve hemen ardından geliştirilen zırhlı araçlar, tel engelleri aşmak ve piyadeyi fazla zayiat vermeden düşman mevzilerine kadar taşımak, yani manevra birliklerine aşırı zayiattan korunarak yeniden hareket kabiliyeti kazandırmak maksadıyla icat edildi. Ancak uygun doktrin ve konseptler kullanılmadığından pek fazla işe yaramadı. 

Bunun için doktrin ve konseptler hazırlayan Almanlar, 2. Dünya Savaşı’nda kısa sürede birçok zafer kazandılar. Tankları, sadece zırh koruması değil, ateş gücü ve hareket kabiliyeti açısından da değerlendirdiler. Piyadelerin tanklara eşlik edebilmesi için zırhlı araçlar geliştirdiler. Böylece manevra, tekrar ön plana çıktı ve taarruz kısa sürede kesin sonuç alınması açısından avantajlı hale geldi. 

Savaş sonrasında tüm ordularda zırh koruması, hareket kabiliyeti ve ateş gücü ile darbe etkisi yaratılmasını esas alan doktrin ve konseptler hâkim oldu. Ancak, Soğuk Savaş sonrasında bu durum tekrar değişmeye başladı. Çünkü 1. Dünya Savaşı’nda dönemin manevra unsurları olan piyade ve süvarilerin başına gelenler artık yeni manevra unsurları olan tank ve zırhlı araçların başına geliyordu. 

Bunun en önemli sebebi, tank ve zırhlı araçların üstünlüklerini ortadan kaldıracak yeni silah ve araç teknolojilerinin geliştirilmesiydi. Zamanla, bu silah ve araçlara uygun doktrinler de bulundu. Böylece, ateş ve manevradan ikilisinden ateş, yine çok güçlü hale geldi. Bu durum, 1. Dünya Savaşı’nda piyade ve süvarinin başına geldiği gibi tank ve zırhlı araçların çok fazla zayiat vermelerine sebep oldu. 

Böylece, tankların ve zırhlı araçların manevra yapmaları imkânsız hale geldi. Üstelik savaşlar hibritleşip muharebeler engebeli arazilerde ve meskûn mahallerde meydana geldiğinden, tankların hareket kabiliyeti ve ateş gücünden yararlanmak da zorlaştı. Hareket kabiliyetinin azalması ise (tel engeller yüzünden hızı azalan piyade gibi) tank ve zırhlı araçları daha kolay hedefler haline getirdi. Bunun sonucunda savunma, daha avantajlı hale geldi. 

Muharebe meydanlarında imha edilen çok sayıda tank ve zırhlı araç, bunun açık bir göstergesidir. Örneğin Ruslar, tanklarının ve zırhlı araçlarının tamamına yakınını taarruz ederken kaybettiler. Bu sebeple, taarruzları başarılı olmadı. Ukrayna ise başlangıçta umulandan daha başarılı oldu çünkü savunmadaydı. 

Ruslar savunmaya ve Ukrayna taarruza geçince olay tersine döndü. Ukrayna yaptığı genel taarruzda Batı ülkelerinin verdiği tank ve zırhlı araçların büyük kısmını kaybetti ve bir sonuç alamadı. Bunun üzerine iki taraf da temas hattı boyunca toprağa kazılmış mevzilerde savunma durumuna geçti. Bu mevzilerin önünde ise çeşitli tank engelleri ve derin bir hendeği bulunuyor. 

1. Dünya Savaşı’ndaki piyade gibi Ukrayna’daki zırhlı birlikler de bu engeller sebebiyle asıl muharebe hattında yavaşlamak ve hatta durmak zorunda kalıyor. Bu durum da savunma mevzilerine ulaşamadan imha edilmelerine sebep oluyor. Yani piyade için yaşanan tarih, tank ve zırhlı araçlar için tekerrür ediyor.

Bu sebeple şu anda, iki taraf da genel bir taarruza kalkışacak gibi durmuyor. Çünkü bu engel sistemini geçmek çok uzun süre aldığından açıkta kalan tank ve zırhlı araçlarının tamamına yakını kaybetme riski var. Bu sebeple manevra birlikleri, mahdut hedefli taarruzlar hariç mevzilerinde bekliyor. Ateşle taarruzlar ön plana çıktığından tanklar ve zırhlı araçlar taarruz için değil ateş muharebesi için kullanılıyor.

Bu durum, bir günde ortaya çıkmış bir şey değil, Soğuk Savaş sonrasında adım adım ortaya çıkan gelişmelerin bir sonucudur. Temelleri ise daha 1. Körfez Harekâtı’nda atılmaya başlanmış ancak savaş kısa süreli ve kesin sonuçlu olduğundan kimsenin dikkatini çekmemiştir. 

O zaman gözden kaçan husus, hassas güdümlü silahların zırhlı birlikler açısından yeni bir sürecin kapısını araladığıydı. Gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı. Grozni’de, meskûn mahalde tankların ve zırhlı araçların üstün tarafları etkisiz hale gelirken zafiyetlerinin arttığı ve RPG gibi basit silahlar karşısında çaresiz kaldıkları görüldü. 

Afganistan savaşında ise hiçbir modern tanksavar silahı veya zırhlı aracı olmayan bir silahlı güç karşısında bile büyük zırhlı birliklere sahip olmanın her zaman zaferi getiremediği anlaşıldı. Çünkü arazi yapısı zırhlı birlik harekâtını imkânsız kılıyordu. 

En önemlisi de günlük hayatta kullanılan malzemelerle yapılan EYP’ler ve basit tanksavar silahları olan RPG’lerle bile düşmanın uzun vadede yıpratılabileceği görüldü. Nitekim, Taliban rejimini yıkmak için Afganistan’ı işgal eden Amerikalıların, 20 yıl boyunca uğraştıktan sonra, elde ettikleri tek başarı Taliban ile anlaşarak ülkeyi tekrar onlara bırakmak oldu. 

Bu durum, EYP’lerin birçok terör örgütü ve direnişçi tarafından yaygın olarak kullanılmasına sebep oldu. Bunun sonucunda, ABD liderliğindeki askeri güç, 2. Körfez Harekatı’nın ardından Irak’ta EYP ve RPG gibi basit silahlar kullanan direnişçiler ve terör örgütleri karşısında çok sayıda tank ve zırhlı araç kaybetti. 

2006 yılında Lübnan’da, bunlara yeni nesil lazer güdümlü tanksavar silahlarının da katılmasıyla İsrail, tarihindeki en ağır zayiatı verdi. Bu sorunlarla Suriye’de (El Bap’ta) Türk ordusu da yüzleşti ancak İdlip bölgesinde SİHA’lar için yeni bir doktrin geliştirerek tank ve zırhlı araçlar için yeni bir ölümcül uygulamaya imza atan da Türk ordusu oldu. 

SİHA’lar sadece üzerindeki güdümlü füzelerle yer hedeflerini vurmakla kalmayıp hava ileri gözetleyiciliği yaparak toplar, ÇNRA’lar ve havanlarla da zırhlı birliklere isabetli atışlar yapılmasını sağladılar. Bu durum Libya’da da test edildi. Karabağ’da, tanksavar silahlarına kamikaze dronlar da katıldı ve zırhlı birliklerin zırh koruması ve manevra kabiliyetinin artık tarihe karıştığını görüldü.  

Ukrayna’da ise uçaklar, taarruz helikopterleri, mayınlar, EYP’ler, tanklar, RPG, klasik law silahları, tel ve lazer güdümlü tanksavar silahları, SİHA’lar, kamikaze dronlar, altlarına patlayıcılar bağlanmış sivil maksatlı dronlar ve hatta molotof kokteyli gibi basit ve ucuz silahların tamamı kullanıldı. Bunun sonucu, tam bir yıkım oldu. Ukrayna tank ve zırhlı araç hurdalığına döndü. 

Bu durum, artık tankların ve zırhlı araçların devrinin geçtiğini iddialarını güçlendirdi. Çünkü çok boyutlu ve geniş kapsamlı tehditlerle karşı karşıya kalan tank ve zırhlı araçlarda bu tehditlerin tamamına karşı koyabilecek herhangi bir tedbir geliştirilemedi. 

Gerçi hala buna karşı çıkanlar da var. Bunlar, tank ve zırhlı araçların hiçbir zaman devrinin geçmeyeceğini, zayiata rağmen cepheye çok sayıda tank ve zırhlı araç sürüldüğünü söylüyorlar. Ancak bunların, var oluş amaçlarına uygun olarak kullanılamadıklarını gözden kaçırıyorlar. 

Taarruz için bunların vazgeçilmez olduğu iddiaları da doğru değil çünkü Rusya gibi Ukrayna da tank ve zırhlı araçlarla etkili bir taarruz harekâtı yapamıyor. Sadece mahdut hedefli taarruzlar yapıyor ve bu taarruzlarda çok ağır tank ve zırhlı araç zayiatı veriyorlar. Yani sorun, bahane uydurulamayacak ve görmezden gelinemeyecek kadar büyük. 

Bu koşullar altında, tankların zırhlarının geliştirilmesi ve personele daha az zarar verecek yeni tasarımlar üzerinde çalışılmasının soruna çare olmak için yeterli olmadığı açık. Olaylara bütüncül olarak bakıp kapsamlı değişiklikler yapılmalıdır. Bu değişiklikler mutlaka, ateş gücünün aşırı güçlenmesine karşı geliştirilecek tedbirleri de içermelidir. 

Ayrıca, son yıllardaki savaşlar, daha çok meskûn mahallerde ve zırhlı birlik harekâtını kısıtlayan arazilerde meydana gelmektedir. Öte yandan, savaşların hibritleşmesi (tarafların en az birinin düzenli ordu, terör örgütleri, direnişçi, özel şirketler vb. birçok unsurdan oluşması), zırhlı birlikler üzerinde asimetrik etkiler yaratmaktadır.  

Tüm bu değerlendirmeler çerçevesinde sonuç olarak şunu söylemek mümkün: Tank ve zırhlı araçların yaşadığı bunalımı çözmek için tasarım ve teknolojide; teşkilatlanmada, doktrin, konsept ve taktiklerde kapsamlı bir değişiklik yapılmalıdır. Aksi takdirde, oldukça pahalı olan bu araçlar, savaşta zafer kazandırmadıkları gibi ülke ekonomisine de zarar vermekten başka bir işe yaramayacaklardır.

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI
Tüm Makaleler

  • 21.03.2024
  • Süre : 5 dk
  • 473 kez okundu

Google Ads