Site İçi Arama

savunma

Dünya ordularında personel temini konusunda yaşanan sorunlar

Kafelerde çalışan veya barmenlik yapan ordudan ayrılmış İngiliz subaylarına rastladığımda neden ordudan ayrıldıklarını sorardım. Aldığım cevap hep aynıydı: “Orduda çalışmak artık çok riskli. Ölüm veya yaralanma ihtimali yüksek...

Ataşelik yaptığım dönemde uluslararası yayın yapan birçok askeri dergiye aboneliğim vardı. Türkiye’ye döndükten sonra bu dergilerin çoğu, adres yenilemem için e-posta gönderdi, ben de adresimi yeniledim. Dergiler, bir süre Ankara’daki evime geldi ancak kumpas döneminde tekrar adres değiştirmek zorunda kaldım. Bu sırada başka işlerle meşgul olduğumdan yeni adresimi bütün dergilere gönderemedim. 

Buna rağmen bazı dergi yetkilileri bana ulaşıp yeni adresimi aldı. Bu dergiler yakın zamana kadar hemen her sayılarını bana postalıyordu. Ancak, sanırım ekonomik zorluklar sebebiyle, tüm dergiler teker teker yayınladıkları sayıları basılı (hard copy) olarak değil soft (pdf) olarak e-postama göndermeye başladılar. Sonunda bütün dergiler bu yöntemi uygular hale geldi.

Bu sebeple, bilgisayarımı açtığımda çoğu zaman bu dergilerdeki yazılara göz atarım. Okuduğum yazılarda, zaman zaman dikkatimi çeken bazı önemli hususlar olmaktadır. Örneğin, birkaç gün önce dergilere göz gezdirirken, ABD’nin 2010 yılında geleceğin subay ve astsubaylarını yetiştirmek için hazırladığı programda değişiklikler yaptığına dair bir yazı ilgimi çekti.

Ömür boyu eğitim kapsamında askeri personelin askeri okullardan sonra her rütbe ve görevde o rütbe ve görevin gereklerine göre yetiştirilmesini öngören 2010 planındaki kurs ve eğitimlerin çoğu iptal edilmiş. Anladığım kadarıyla bu iptaller, ekonomik maliyet sebebiyle yapılmamış. Neden yapıldığı da açıklanmamış.

Bir kısmı uzaktan eğitim şeklinde yapılan bu kurs ve eğitimlerin muhtemelen yeni savaş anlayışının ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu düşünülmüş olabilir. Diğer bir ihtimal ise, dünyanın birçok bölgesinde üsleri bulunan ABD ordusunun, diğer Avrupa ülkeleri gibi mevcut kadroları dolduramamasından kaynaklanan sorunlar olabilir.

Bunu İngiltere örneğinden açıklayacak olursak, İngiliz kara ordusu 2008-2010 yılları arasında 110-120 bin civarında bir kadroya sahipti ancak İngiliz ordusu, 100 bin kadar personeli bile zor tamamlıyordu. Bunda, Soğuk Savaş sonrasında refah düzeyi hızla yükselirken İngiliz ordusunun Irak ve Afganistan gibi zorlu coğrafi koşullarda askeri harekatlara katılmasının önemli bir etkisi olduğu anlaşılıyordu.  

Bu durum, sadece orduya girmek isteyenlerin sayısının azalmasına değil, orduda çalışanların bir kısmının sözleşme süreleri sonunda ordudan ayrılmasına da sebep oluyordu. Konuştuğum bazı İngiliz subaylar bunun böyle olduğunu açıkça söylüyorlardı.

Kafelerde çalışan veya barmenlik yapan ordudan ayrılmış İngiliz subaylarına rastladığımda neden ordudan ayrıldıklarını sorardım. Aldığım cevap hep aynıydı: “Orduda çalışmak artık çok riskli. Ölüm veya yaralanma ihtimali yüksek. Afganistan gibi yerlerde yaşam koşulları da oldukça zor. Evet, barda veya kafede daha az para kazanıyorum ama hiçbir riski yok. Orduda çalışmak kadar zor da değil. Orduda olsam şimdi muhtemelen Afganistan’da veya Irak’ta olacaktım ama Londra’dayım.”

Bu durum, İngiliz ordusunu yönetenlerin üzerinde hassasiyetle çalıştıkları bir durumdu. İngilizler, bu sorunu aşabilmek için birçok yöntem denediler. Ordu adına yayınlanan dergilerde reklam ve tanıtımlar yayınlattılar. Askerliğin kariyer imkanlarını gençlere anlattılar. Hatta daha önce orduya alınması yasak olan eşcinseller, anksiyete bozukluğu olanlar, uyuşturucu geçmişi olanlar ve dövmesi olanların da orduya katılabilmesi için yasal düzenleme yaptılar. Ama işe yaramadı.

Muhtemelen Amerikalılar da aynı sorunlarla yüz yüzeler. Bu sebeple, mevcut personeli daha uzun süre görev bölgelerinde tutmak için çok sayıda personelin görev yerinden ayrılmasına sebep olan kursların çoğunu iptal etmiş olmalılar. Muhtemelen, personelin gerekli tecrübeyi kıtalarda usta-çırak usulüyle öğrenmesini planlıyorlardır.

Ancak, bu tür tedbirlerin çok da işe yarayacağını sanmıyorum. Çünkü orduya katılmaya istekli insan sayısı her geçen gün daha da azalıyor. Bu sebeple, ordu kadroları bir türlü doldurulamıyor.

Bu sorunun temelinde, Soğuk Savaş sonrasında çoğu ülkenin mecburi askerlik uygulamasını kaldırıp profesyonel askerliğe geçmesi yatmaktadır. Artık Rus ordusu ve hatta Türk ordusu bile ordu kadrolarının çoğunu (en azından çatışmalı bölgelerde kullandığı birliklerinin kadrolarını) bu tür profesyonel askerlerle doldurmuş durumda.

Bunun, ordunun personel niteliğini artırmak ve daha eğitimli askerlere sahip olmak için yapıldığı iddia ediliyor. Ancak uygulamada, istenenin tam tersi bir durum ortaya çıkmış durumda. Eskiden toplumun her kesimi askere gidiyorken şimdi hiçbir yerde iş bulamamış, eğitim seviyesi düşük ve amiyane tabirle hiçbir baltaya sap olamamış insanlar askerlik mesleğini seçiyor.

Ayrıca, subay ve astsubayların toplumdaki eski saygınlıkları kalmadığından, askeri okullara girmek isteyen insan sayısı da azalmış durumda. Bu sebeple askeri okullara eğitim ve öğretim başarısı daha düşük olan kişiler giriyor. Bu da orduların nitelikli personel sayısını azaltıyor. Üstelik, kadrolar da tamamlanamıyor.

Profesyonel askerlik, ordular için başka sorunlar da yaratıyor. Hem çatışmalı bölgelerde tam kadroyla görev yapan birlik sayısı azalıyor, hem de birliklerin personel sorunları artıyor. Çünkü, eskiden mecburi askerlikle her türlü göreve giden askerler askerlik hizmetini tamamlayınca terhis olup yerlerine yeni askerler gelirken şimdi profesyonel askerler yıllarca çatışmalı bölgelerde görev yapmak zorunda kalıyor. Bu durum, psikolojik sorunlar da dahil birçok soruna sebep oluyor. Sonuç olarak orduların savaşma azim ve iradeleri hızla azalıyor.

Bu gelişmelerin olumsuz sonuçları Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında açıkça görüldü. Savaş başlamadan önce yüzbinlerce ve hatta milyonlarca askerlik çağındaki Rus ve Ukraynalı, askere gitmemek için ülkelerini terk etti. Yani bu iki ülkedeki çoğu genç ülkesi için savaşmak istemiyor.

Rus askerlerinin savaş alanından basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntüleri ise Rus ordusunun nitelik açısından da ne kadar kötü durumda olduğunu gösterdi. Yollarda personeli ile birlikte terk edilmiş tank ve zırhlı araçlar, lojistik planlama kötü yapıldığı için aç kalan ve dükkanları yağmalayan askerler tüm dünyayı şaşkına çevirdi.

Tüm bunlar, orduların hem eksik kadro ile hem de düşük performansla çalışan birliklerle görev yapmak zorunda kaldıklarını açıkça göstermektedir. Ayrıca, profesyonel askerlerin ülke bütçesine getirdiği yük ve verilen zayiatlar da artık eskiye göre daha büyük tepki yaratıyor.

Daha da kötüsü, geçim derdi ile orduya katılan personel çoğu zaman yeterince inançla savaşmayabiliyor. Personelin niteliği oldukça düşük olduğundan, kişilik zafiyeti olan personel sayısı da artıyor. Nitekim bazı askerler insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, yağmacılık ve hatta uyuşturucu kaçakçılığı gibi suçlara bile katılabiliyor.

Bu durum, herhangi bir şekilde düzelecek gibi de görünmüyor. Çünkü çoğu ülkede iktidarda olanlar, kamuoyu baskısını göze alamıyor ve mecburi askerliği tekrar geriye getiremiyor. Bunun yerine, orduların yetersiz olduğu alanlarda özel şirketlerin kullanılması gibi tarihte birçok mahsuru görülen yöntemler uygulanıyor.

Bunun kötü sonuçları, bu tür şirketlerin kullanıldığı neredeyse her yerde görüldü. Örneğin Irak’ta savaş suçu işleyen ve yağmacılık yapan Amerikan özel askeri şirket personelinin yaptıklarına dair haberler gazetelerde yayınlandı. Rusya’da ise daha da kötüsü oldu. Rus özel askeri şirketi, hükümete karşı darbe girişiminde bulundu.

Tüm bu anlattıklarımızdan da anlaşıldığı gibi, gerçekçi olmayan beklentilerle mevcut sistemleri hemen değiştirmek telafisi zor sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle de ülkeyi dış düşmanlara karşı savunacak temel unsur olan orduda yapılacak değişikliklerin çok daha iyi düşünülerek yapılması gerekir. Çünkü savaş, çoğu zaman haber vermeden kapıyı çalar ve kapıyı açtığınızda iyi eğitimli, iyi donatımlı ve yeterince güçlü bir ordunuz yoksa ülkeniz bundan büyük zarar görür.

Bu sebeple, orduyla oynamak iyi değildir. Ancak maalesef bizim ordumuz da 2008’den beri hükümetin, tarikatların ve cemaatlerin güç mücadelesi ve kendi örgütlerinin çıkarları için allak bullak edildi. Ülkenin en eski kurumu, iki bin yıldan fazla bir süre yaşanan tecrübelerle oluşan yapısından uzaklaştırılıp zayıflatıldı. Merkez sağ hükümetlerinin darbe korkusu sendromu yüzünden hep yaptıkları ve bu hükümetin bir ileri safhaya taşıdığı şeyler ise işi daha da kötü hale getirdi.

Özal zamanında polis orduya alternatif olarak düşünülerek ağır silahlarla ve hatta askeri helikopterlerle donatılmış ve personel sayısı çok artırılmıştı. 15 Temmuz darbesinden sonra ise buna ilave olarak jandarma da ordudan koparıldı. Eskiden Harp Okulu’nda okuyup sadece jandarma subayı olarak değil aynı zamanda piyade takım komutanı olarak yetiştirilen jandarma subayları konvansiyonel bir harpte görev yapabilecek bilgilerle de donatılıyordu.

Ayrıca, jandarma teşkilatından bazı subaylar sınavla Kara Harp Akademisi’ne seçiliyor ve jandarma teşkilatı için yetişmiş kurmay kadrosunu teşkil ediyordu. Şimdi jandarma okulu ayrı bir okul. Okul hakkında fazla bilgim yok ama sadece asayiş ve iç güvenlik eğitimi aldıklarını duyuyorum. Bu bilgiler, muhtemel bir savaşta jandarma kuvvetlerinden yararlanmak için yeterli olmaz. Üstelik jandarma subayları, artık akademiye de gönderilmiyor.

Öte yandan, o kadar çok jandarma komando veya JÖH birliği kuruldu ki jandarma personel sayısı neredeyse Kara Kuvvetleri Komutanlığı personel sayısını geçti. Bunun siyasi bir amacı olduğu açık ama amacım siyasi konulara girmek değil. Uyarmak istediğim husus, ülke savunmasının, bir siyasi partinin iktidarının güvence altında olmasından daha önemli olduğu.

Bir binayı bir haftada yaparsınız fakat bir orduyu bir haftada güçlendiremezsiniz. Ordu her zaman yeterince güçlü ve savaşa hazır şekilde beklemek zorundadır. “Ama biz SİHA yaptık, şunu yaptık, bunu yaptık. Ordu eskiden daha güçlü.” masalı da anlatmak gerçekleri değiştirmez. Savaşı yapan insandır. Ordunuzun yetişmiş personel sayısını ve bu personelin niteliklerini ülkeyi her koşulda savunabilecek seviyede tutmazsanız, savaş çıktığında büyük felaketlerle karşılaşırsınız.

Artık savaşların teknoloji sayesinde kazanıldığını düşünenler olabilir. Ancak bu eksik ve hatta tamamen yanlış bir düşüncedir. Elbette teknoloji önemlidir ancak personel daha önemlidir. Çünkü son zamanlarda neredeyse tüm savaşlar meskûn mahallerde, ormanlık alanlarda, dağlarda, tünellerde veya çöllerde yaşanmaktadır.

Muharebeler de konvansiyonel harpten çok düşük yoğunluklu çatışma, gayri nizami harp vb. şeklinde meydana gelmektedir. Bu tür muharebeler ise eskiye göre çok daha fazla askerin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Üstelik bu askerler, eskiye göre daha nitelikli ve daha eğitimli olmak zorundadır. Benden söylemesi.

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI
Tüm Makaleler

  • 29.06.2024
  • Süre : 4 dk
  • 548 kez okundu

Google Ads