Site İçi Arama

savunma

‘NATO’nun Beyin Ölümü Gerçekleşti’ Diyen Macron, Olası Bir Üçüncü Dünya Savaşı Yaklaşırken NATO’ya Neden İhtiyaç Duyuyor?

Polonya’nın savunduğu gibi NATO'da %3 hedefini Türkiye de benimserse, bu durumda savunma harcamalarını 33 milyar 555 milyon dolara çıkaracak Türkiye’nin, altyapısı ve potansiyeli daha yüksek bir Orduya sahip olmasının yanı sıra, günümüze göre çok daha gelişmiş ve daha büyük bir savunma endüstrisine ev sahipliği yapması söz konusu olabilecektir.

Polonya: Savunma Harcamalarında Yeni Hedef %3 Olsun!

Polonya, NATO üyesi ülkelerin yıllık savunma harcamalarında artışa gitmelerini, NATO’nun %2’lik hedefinin de üzerine çıkılmasını ve en azından her bir müttefikin kendi GSYİH'nin yüzde 3'üne karşılık gelen büyüklükte bir harcama yapması gerektiğini söylüyor. Son birkaç yıldır savunma harcamalarını arttıran ve de GSYİH’nin %3,9’una çıkaran Polonya, diğer ülkelerinde benzer şekilde savunma harcamalarını artırması gerektiğine inanıyor. Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhakı sonrasında her üye ülkenin yüzde 2 GSYİH hedefine ulaşmasına karar verilmişti. 

Böylece NATO çapında savunma giderlerinde mali külfetin adil paylaşımı ilkesi çerçevesinde, her bir müttefikin aynı oranda savunma harcama yapması ittifakça karar altına alınmıştı. Şimdi 2014 yılından günümüze baktığımızda, Türkiye dahil pek çok üye ülkenin %2 oranında harcama hedefinin oldukça gerisinde kaldığını görüyoruz. Aşağıdaki tabloda yer alan %2 hedefine göre müttefiklerin oransal savunma harcamalarına baktığımda, NATO tarafından tekrar yükselen bir tehdit olduğu kabul edilen Rusya’yı gerçekte Doğu Avrupa ülkeleri haricinde çoğu ülkenin tehdit görmediğinin bir işareti olarak okuyorum. 

Bu arada Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’nin 2023 yılı GSYİH’sı 1 trilyon dolarlık büyüklüğü aşarak 1 trilyon 118 milyar 593 milyon dolara ulaştı. Buna göre savunma harcamaları için GSYİH’nin 1,39’unu ayırabilen Türkiye, toplamda 15 milyar 500 milyon dolar büyüklüğünde bir parayı savunması için harcamış oldu. Polonya’nın savunduğu gibi NATO'da %3 hedefini Türkiye de benimserse, bu durumda savunma harcamalarını 33 milyar 555 milyon dolara çıkaracak Türkiye’nin, altyapısı ve potansiyeli daha yüksek bir Orduya sahip olmasının yanı sıra, günümüze göre çok daha gelişmiş ve daha büyük bir savunma endüstrisine ev sahipliği yapması söz konusu olabilecektir inancını taşıyorum.

Avrupa'nın Savunma Harcamalarını Artırması, Stratejik Özerkliği mümkün müdür?

Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Türkiye’nin de bir parçası olduğu Avrupa'nın güvenliği; büyük ölçüde ABD'ye bağımlı bir hâl almıştır. Öyle ki ABD’siz bir Avrupa güvenliğini kimse düşünemez olmuştur. Sözgelimi, Rusya ve Çin tehditlerine karşı Avrupa’nın kendini savunmakta yetersiz kalacağı, bu tehditlere karşı ABD’nin siper olma ihtiyacının devam ettiği sıklıkla gündemde tutulmaya devam ediliyor.

Bununla birlikte günümüzde başta Fransa olmak üzere Avrupa coğrafyasındaki bazı ülkelerin stratejik özerklik temalı söylemleri Avrupa Birliği çatısı altında yankılanmaya devam ediyor. Şimdilerde Avrupa Birliği'nin hem askerî hem de iktisadî manada özerk bir yapıya sahip olması gerektiğine inanan Avrupa devletlerinin sayısında artış gözlemlenmektedir. Bunların en başında Polonya ile Baltık ülkeleri (Estonya, Letonya, Litvanya) yer almaktadır. 

Ancak askerî açıdan stratejik özerklik, AB ülkelerinin stratejik kararlılıkla hareket etmesini gerektiriyor. Öte yandan işin pratiğine baktığımızda, özellikle savunma konusunda, AB ülkelerinin büyük ölçüde ABD'ye ve onun NATO'ya katkılarına bağımlı olmaktan pek de rahatsızlık duymuyorlar diyebiliriz. 

Bununla birlikte Avrupa ülkeleri, Avrupa coğrafyasına özgü yetenekleri geliştirme arayışında olmaya devam etmelerine ihtiyaç bulunduğunu değerlendiriyorum. Örneğin 15 Şubat’ta Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte katıldığı, Avrupa füze kalkanı oluşturmak için tasarlanmış bir proje olan Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ni önemli buluyorum. Bu tür girişimlerin Avrupa’ya belirli oranda özerklik kazandırdığı, oynama alanı açtığı ve ortak savunma harcamalarının artırılması için zemin hazırladığı söylenebilir. Merkezi Berlin'de bulunan bu proje; esasen aralarında İngiltere ve İsviçre'nin de bulunduğu NATO üyesi olan veya olmayan ülkeleri aynı çatı altında toplarken, her birinin sahip olduğu hava savunma yeteneklerinden de yararlanılmasına kapı açıyor. Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’nin gerçek manada başarılı bir yapıya kavuşabilmesi için mutlak bir şekilde Fransa ve İtalya gibi önde gelen AB üyesi ülkeleri de bu girişime üye olmalarına ihtiyaç bulunuyor. 

Fransa ve Almanya ortak liderliğinde AB’nin stratejik özerkliğine yönelik eğilim 2010’lu yıllarda ivme kazanmaya başlamıştı. Aynı yıllarda ABD Başkanı Barack Obama'nın da ‘Rusya ile yeniden başlamanın mümkün olamayacağını’ kavraması ve dikkatini Asya’ya kaydırması, Amerikan ve AB’nin gelecek vizyonlarını aynı potada buluşturmuştu. ABD’siz bir Avrupa inşasının yolu açılacak gibiydi. Bu dönemde Obama yönetimi; ABD özellikle Pasifik Okyanusu'ndaki deniz varlığını artırma gayretlerine yoğunlaşırken, Avrupa'daki Amerikan asker sayısını da azaltmaya başladı. Washington’un izlediği bu yeni açılım, ABD’yi Avrupa’dan uzaklaştırırken, Brüksel ve Paris'te gelişen AB’nin stratejik özerkliği kavramıyla da örtüşüyordu.

2008 yılında Rusya’nın; Gürcistan topraklarına girmesine, Güney Osetya ve Abhazya’yı fiilen Tiflis’ten koparmasına rağmen, Avrupa basketlerinin çoğunluğu Kremlin'i bir tehdit olarak görmekten uzak bir anlayışa sahiptiler. Bir başka deyişle Rusya’yı hafife aldılar. Öte yandan ABD için de durum pek farklı değildi. Zira Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi ve Donbas'a askeri müdahalesi benzeri olaylar, Batı'ya yönelik başlıca meydan okumanın Rusya'dan ziyade Çin’den geldiği yönündeki Washington'daki geçerli algıyı değiştirmemişti.

Çin'in ABD'nin küresel hakimiyetinin potansiyel gaspçısı olduğu fikri, özellikle 2016 seçimlerinin ana temasıydı. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler bu konuda aynı görüş etrafında birleşmişlerdi. Ulusal konsensus yakalanmıştı. Washington’un Çin odaklı strateji değişikliği zaman içerisinde Avrupalı liderleri endişelendirmeye başladı. Amerika'nın yaşlı kıtayı terk etmesi anlamına gelen bu strateji değişikliği, ABD olmadan Avrupa’nın kendini savunmaya hazır olması gerektiğini tüm çıplaklığıyla Avrupalılara göstermiş oldu.

Siyasi bir araç olarak stratejik özerklik

ABD’yi Avrupa’dan koparma iddiasındaki söylemlerin sahibi Donald Trump ile AB'nin stratejik özerkliği kavramının liderliğini üstlenme iddiasında olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, söylemleriyle dikkat çekmeye başladılar. Macron’un bayraktarlığını yaptığı ABD’den kopma fikri, daha sonra tartışmalı bir siyasi araca dönüştü. Bu fikir özellikle gibi transatlantik bağların gücünü sorgulamaya meraklı Avrupalı politikacıların da ilgisini çekince, Avrupa’nın kendi ayakları üzerinde durma düşüncesi, stratejik özerklik yaklaşımına hayat verdi.

2017-2018 yıllarında Trump'ın NATO'ya yönelik başlangıçtaki şüpheciliği, sonunda Avrupalı müttefikleri destekleme konusunda daha geniş bir isteksizliğe dönüştü. Esasında Obama da Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmasından yanaydı. Ancak Trump’ın kullandığı dilin çatışmacı ve tehditkâr olması, AB başkentlerini ortak savunma kimliğini inşa etmeleri için teşvik etmeye çalışan Macron'un da işine yaradı. NATO’ya yüklenmeye başladı. 

Macron’un NATO'nun "beyin ölümü" yaşadığı yönündeki kışkırtıcı iddiası, Trump'ın söylemiyle paralellik gösteriyordu. Trump’ın şahsında Amerikan izolasyonculuğunun yeniden dirilişi, Macron'un bağımsız bir Avrupa gücü oluşturma hırsıyla kesişti. Avrupa egemenliği kavramı, Fransa'nın 2022'nin ilk yarısındaki AB başkanlığı sırasında belirgin bir şekilde öne çıktı. Bununla birlikte, AB’nin askeri zayıflıklarının bir anda ortadan kaldırılamayacağını kabul etmek zorunda kalan Macron; AB'nin küresel nüfuzunu artırmanın temel yolu olarak ekonomi odaklı bir stratejiyi takip etmeye yöneldi. Macron’un vizyonu, Washington'a meydan okumak, AB çapında vergileri artırmak, Pekin'le Kapsamlı Yatırım Anlaşması yapmak, Çin ile ekonomik ilişkiler geliştirmek etrafında dönüyordu. Fransa ayrıca AB'nin dijital özerkliğe kavuşmasını, yarı iletken üretimine odaklanmasını, bir Avrupa "bulutunun" kurulmasını ve ek dijital pazar düzenlemelerinin yapılmasını gerekli görüyordu. Macron’un AB stratejisinin temelinde, Avrupalı şirketlerin Amerikalı ve Asyalı meslektaşlarına karşı daha etkili bir şekilde rekabet edebilmeleri için Avrupa sanayi sektörünü konsolide etme fikri vardı.

Öte yandan Macron'un savunduğu vizyonu, AB ülkeleri benimsemedi. Macron’un söylemlerinin, Fransa'nın AB'deki statüsünü yükseltme ve ABD ile pazarlık gücünü artırma yönündeki asırlık tutkusunun yeniden canlandırmaktan öte bir amacı olmadığına inanan Avrupa başkentleri, Paris’in beklediği desteği vermeye yanaşmadılar.

Macron: ‘Yanılmışım, NATO’nun Beyin Ölümü Gerçekleşmemiş!’

AB'nin Ukrayna'ya askeri yardım için başta ABD olmak üzere dış desteğe bağımlı olduğu bir gerçeklik olarak ortada dururken, Macron’un söylemleri romantik bir Fransız rüyasından başka bir şey değildi. Yine de savunma alanında olmasa da ekonomi alanında AB’nin stratejik özerklik arayışında bir konsensusa varıldı. Nihayetinde, Rusya'ya olan enerji bağımlılığına son verecek adımlar atıldı. Çin'e ekonomik bağımlılığı azaltma çabalarında az da olsa başarı yakalandı.

Ukrayna’ya destek mahiyetinde kurulan Avrupa mühimmat koalisyonu, savunma alanındaki özerklik için atılan yapıcı adım olarak nitelendirildi. Koalisyonun 1 milyar avro karşılığında 1 milyon mermi mühimmatı tedarik etme hedefi, AB ekonomisini Avrupa'nın yeni güvenlik gerçekleriyle uyumlu hale getirmeyi amaçlıyordu. Bununla birlikte ABD'nin yardımı olmadan AB, Rusya'nın mühimmat üretiminin ancak yarısı oranında mühimmat üretebiliyor. Ukrayna'daki savaş, Avrupa'nın kapasitesinin gerçek ölçüsünün geniş kapsamlı stratejik özerklik retoriğinde değil, mühimmat üretimi gibi daha somut ve acil adımlarda yattığını gösterdi. 

Nitekim bu uğurda harekete geçen AB başkentleri, kritik kararlar almakta hiç zorlanmadılar. Örneğin, Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Ukrayna’ya 800.000 mermilik mühimmatın teslim edilmesi için finansman sağladı. Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Başkan Macron, Alman askeri müdahalesinin arttırılması (özellikle Taurus füzelerinin teslimatına izin verilmesi) konusunu görüşmek üzere Scholz ile bir araya geldiler. Bilhassa Macron'un Ukrayna'daki savaşa yaklaşımı son haftalarda gerçek bir değişime uğradı. Fransız lider Ukrayna'ya yardımın artırılmasının en ateşli savunucularından biri haline geldi ve defalarca NATO birliklerinin oraya gönderilmesi olasılığını gündeme getirmeye başladı. NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti diyen Macron, NATO’suz bu işlerin olamayacağını süreç içerisinde kavramış oldu. Macron adeta, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmemiş!’ diyor.

Sonuç

Avrupa'nın stratejik özerkliği günümüzde gerçekleşmeye daha yakındır. Şüphesiz, Avrupa'nın güvenliğinin ABD'siz olamayacağı fikri halen de geçerlidir. Yine Transatlantik ittifak, yani NATO vazgeçilmez olmaya devam ediyor. Ayrıca, ABD'de bu yılki seçimlerde kimin başkan olacağından bağımsız olarak, Amerika'nın Avrupa’dan ziyade Asya-Pasifik bölgesine odaklanma eğilimi artmaya devam edeceğe benziyor. Bu eğilimin farkında olan Avrupa ülkeleri, zorunlu olarak Rusya'ya karşı ortak savunma yeteneklerini geliştirmeye, aktif savunma için hazırlanmaya başladılar.

Putin Rusya'sının yanında giderek daha iddialı bir Çin'in ortaya çıkışı, Avrupa'yı yeni jeopolitik zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Rusya tehdidinin yarattığı jeopolitik baskılar, Çin’in artan nüfuzu ve küresel ekonomiyi domine eden duruşu, Amerikan politikasındaki dalgalanmalar, AB’nin kendi içinde değişime zorlayan bir katalizör işlevi görüyor. Batı dünyası için yükselen bu iki tehditle mücadelenin sadece ABD’nin sorumluluğu olmadığını iyice kavrayan Avrupa devletleri; yeniden silahlanma yönünde ciddi adımlar atmayı gerekli görüyorlar. Önümüzdeki yıllar, Avrupa ülkelerinin mühimmat üretimine benzer şekilde yeni konsorsiyumlar kuracaklarını ve Avrupa’nın savunma ihtiyaçlarını üretecek silah fabrikalarının revaçta olacağını değerlendiriyorum.

Bu çerçevede Türkiye’nin Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ne benzer konsorsiyumların ve/veya girişimlerin içinde yer almasının, Ankara’nın Avrupa ülkelerine silah satmasının yanında Türk savunma sanayisine de ihtiyaç duyduğu alanlarda yeni işbirliği olanaklarını değerlendirme imkanı sunacağına inanıyorum.

Kaynakça

Kowal Pawel, “A Central European perspective on EU strategic autonomy”, GIS, 21 Mart 2024, https://www.gisreportsonline.com/r/strategic-autonomy-2/

Big Para, “Türkiye'nin 2023 yılı büyüme rakamları açıklandı”, 29 Şubat 2024, https://bigpara.hurriyet.com.tr/haberler/genel-haberler/turkiyenin-2023-yili-buyume-rakamlari-aciklandi_ID1479725/#:~:text=Türkiye%20İstatistik%20Kurumu%20(TÜİK)%20Türkiye,milyar%20593%20milyon%20dolara%20ulaştı.

Geopolitical Futures, https://www.linkedin.com/posts/geopolitical-futures_poland-wants-to-raise-natos-spending-target-activity-7176598634304589824-eEWz/?utm_source=share&utm_medium=member_android

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 22.03.2024
  • Süre : 5 dk
  • 637 kez okundu

Google Ads