Site İçi Arama

savunma

İran Ordusu Güçlü Bir Ordu mudur? İran Ordusunun Yetenekleri Nelerdir?

İran’ın sahip olduğu silahlı insan sayısı Ortadoğu’da hem askeri güç olarak hem de Ortadoğu’da kontrol ettiği Hamas, Hizbullah ve Yemendeki Husilere ilave olarak Irak ve Suriye’de bulunan ve kendisine yakın olan Şii ve diğer dini guruplarla olan bağlantısı nedeniyle sadece ülkesindeki silahlı asker sayısıyla sınırlı değildir.

İran ile İsrail arasında doğrudan bir askeri çatışmanın başlaması, dikkatlerin yeniden İran Silahlı Kuvvetlerine yöneltilmesine neden oldu. 1 Nisan 2024 tarihinde İsrail, İran'ın Suriye'nin başkenti Damascus’daki (Şam) diplomatik yerleşkesindeki bir binaya saldırarak İran'ın yedi üst düzey komutanını ve askeri personelini öldürmüştü.

İran diplomatik tesisine yapılan bu saldırıya karşılık olarak misilleme sözü verdi. İran yaklaşık iki hafta sonra cumartesi günü, İsrail'e ve İsrail'in içindeki hedeflere ve kontrol ettiği bölgelere yönelik yüzlerce insansız hava aracı ve füzeyi içeren geniş bir hava saldırısı başlattı.

İran ordusu şu anda neden önemli?

İsrailli yetkililer, İran'ın herhangi bir saldırısına karşı saldırıyla karşılık vereceklerini, bunun da İran'ın daha fazla misilleme yapmasına yol açabileceğini ve muhtemelen daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşebileceğini açıklamışlardır. Washington bunun Şam saldırısıyla hiçbir ilgisi olmadığını açıkça belirtmiş olsa da, bu karşılıklı öç alma şeklinde devam eden çatışmaların ABD'yi de bölgesel büyük bir çatışmanın içine sürükleyebileceği ihtimali de mevcuttur.

Analistler, İran'ın düşmanlarının, özellikle ABD ve İsrail'in, Tahran'ın karmaşık askeri gücüne bulaşmak istemedikleri için onlarca yıldır İran'a doğrudan askeri saldırılardan kaçındıklarını söylemektedir. Bunun yerine İsrail ve İran, hava, deniz, kara ve siber saldırılar yoluyla uzun bir gölge savaşa girişmiştir. İsrail, İran'daki askeri ve nükleer tesisleri gizlice hedef almış, İranlı önemli komutanları ve bilim adamlarını öldürmüştür.

Michigan Üniversitesi, Donanma Yüksek Lisans Okulu'nda ulusal güvenlik işleri doçenti ve İran ordusu konusunda uzman olan Afshon Ostovar, "İran'ın vurulmamasının bir nedeni var." dedi. “İran'ın düşmanları İran'dan korkmuyor. İran'a karşı yapılacak herhangi bir savaşın çok ciddi bir savaş olduğunun farkına vardılar." diyerek konunun adım adım savaş boyutunda ilerlediğinin altını çizmiştir.

İran diğer askeri grupları nasıl kullanıyor?

İran, altı ay önce başladığı Gazze çatışmasında şu ana kadar doğrudan bir rol oynamamıştır. Ancak İsrail'e, ABD çıkarlarına ve Kızıldeniz ve Süveyş kanalını kullanan ticaret gemilerine saldıran grupları desteklemektedir. Onlarca yıl boyunca İran'ın desteğiyle oluşturulan bu gruplar kendilerini İsrail'e ve Ortadoğu'daki ABD nüfuzuna karşı "Direniş Ekseni" olarak tanımlamaktadır. Bu eksen, Filistinli grup Hamas'ın yanı sıra Lübnan'daki Hizbullah hareketi ve Yemen'deki Husi hareketinin yanı sıra Irak ve Suriye'de bulunan çeşitli silahlı grupları da içermektedir. Bu guruplardan birisi olan Lübnan Hizbullahı, 1982 yılında Devrim Muhafızları tarafından o yıl Lübnan'ı işgal eden İsrail güçleriyle savaşmak amacıyla kurulmuştur. Aynı zamanda etkili bir siyasi oyuncu olan bu ağır silahlı grup, yaygın olarak Lübnan devletinden daha güçlü olarak kabul edilmektedir.

İran ne tür bir askeri tehdit oluşturuyor?

Uluslararası Enstitü tarafından geçen yıl yapılan yıllık bir değerlendirmeye göre, İran silahlı kuvvetleri, geleneksel ordu ve İslam Devrim Muhafızları Birliği arasında bölünmüş en az 580.000 muvazzaf personel ve yaklaşık 200.000 eğitimli yedek personel ile Orta Doğu'nun en büyükleri arasında yer almaktadır. Ordu ve Muhafızların her biri ayrı ve aktif kara, hava ve deniz kuvvetlerine sahip olup, Muhafızlar İran'ın sınır güvenliğinden sorumludur. Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı şubeleri koordine ederek ve genel stratejiyi belirlemektedir.

Muhafızlar aynı zamanda Ortadoğu çapında "direniş ekseni" olarak bilinen vekil milisler ağını silahlandırmak, eğitmek ve desteklemekten sorumlu elit bir birim olan Kudüs Gücü'nü de yönetmektedir. 3 Ocak 2020’de öldürülen Kasım Süleymani’nin bu gücün komutanlığını yapmış olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Bu vekil milisler arasında Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Suriye ve Irak'taki milis grupları ve Gazze'deki Hamas ve Filistin İslami Cihad yer almaktadır. Vekil milisler İran'ın silahlı kuvvetlerinin bir parçası olarak sayılmasa da askeri analistler bunların savaşa hazır, ağır silahlı ve ideolojik olarak İran devletine sadık bir bölgesel müttefik güç olarak değerlendirilebileceğini ve saldırıya uğraması halinde İran'ın yardımına gelebileceklerini söylemektedir. 

İran silahlı kuvvetlerinin başkomutanı, tüm önemli kararlarda son sözü söyleyen dini lider Ayetullah Ali Hamaney'dir.

Berlin'deki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nden İran ordusu uzmanı Fabian Hinz, "İran'ın devlet dışı aktörlere sağladığı destek düzeyi ve sistem türleri, insansız hava araçları, balistik füzeler ve seyir füzeleri açısından gerçekten eşi benzeri görülmemiş bir düzeyde" diyerek açıklama yapmıştır. "Bunlar İran'ın, özellikle de İran'la en yakın stratejik ilişkiye sahip olan Hizbullah'ın askeri kapasitesinin bir parçası olarak görülebilir."

Geçtiğimiz yıl Tahran'da düzenlenen İran savunma sanayii fuarında drone modelleri. 

İran'ın ne tür silahları var?

Onlarca yıldır İran'ın askeri stratejisi, hassas ve uzun menzilli füzelerin, insansız hava araçlarının ve hava savunma sistemlerinin geliştirilmesine vurgu yaparak caydırıcılık sağlamak üzerine kuruluydu. İran bu amaçla Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi trafiğini ve küresel enerji kaynaklarını aksatabilecek sürat tekneleri ve bazı küçük denizaltılardan oluşan büyük bir filo inşa etmiştir.

Donanma Yüksek Lisans Okulu'ndan Afshon Ostovar, İran'ın Orta Doğu'daki en büyük balistik füze ve insansız hava aracı cephaneliklerinden birine sahip olduğunu ifade etmektedir. Buna seyir füzeleri ve gemisavar füzelerin yanı sıra menzili 2.000 kilometreye, yani 1.200 milden fazla olan balistik füzeler de dâhildir. Bu füzeler Ortadoğu'da İsrail dâhil her türlü hedefi vurabilecek kapasite ve menzile sahiptir.  Bu açıklamasıyla İran’ın askeri gücünün hafife alınmaması gerektiğini vurgulamaktadır.

Devlet haber medyasına halka açık röportajlar veren uzmanlara ve İranlı komutanlara göre, son yıllarda Tahran yaklaşık 1.200 ila 1.550 mil menzilli ve radardan kaçmak için alçaktan uçma kapasitesine sahip geniş bir insansız hava aracı envanteri oluşturmuştur. İran, askeri geçit törenlerinde insansız hava araçları ve füze hazinesini sergileyerek bu birikimi gizlememiştir.  Ayrıca insansız hava araçları konusunda büyük bir ihracat işi kurma amacına da sahiptir. İran'ın insansız hava araçları Rusya tarafından Ukrayna'da kullanılmaktadır ayrıca Sudan'daki çatışmalarda ortaya çıkmıştır.

Uzmanlar, İran’da mevcut bulunan üslerin ve depolama tesislerinin İran içinde geniş bir alana dağıtıldığını ve hatta yerin derinliklerine gömüldüğünü, aynı zamanda hava savunma sistemleriyle güçlendirildiğini dolayısıyla bu tesislerin hava saldırılarıyla kolayca yok edilmelerinin çok zor olduğunu ifade etmektedirler.

İran silahlarını nereden alıyor?

Onlarca yıl boyunca devam eden Uluslararası yaptırımlar İran'ı yüksek teknolojili silahlardan ve yurt dışında üretilen tanklar ve savaş uçakları gibi askeri teçhizattan mahrum bırakmıştır. İran'ın 1980'lerde Irak'la sekiz yıl süren savaşı sırasında çok az ülke İran'a silah satmaya istekliydi. Ayetullah Hamaney, savaşın sona ermesinden bir yıl sonra, 1989'da İran'ın dini lideri olduğunda, Muhafızları yerli bir silah endüstrisi geliştirmeleri için görevlendirmiştir. İran haber medyasında geniş çapta yer alan bu çabaya devlet olarak kaynak aktararak gelişmesi için desteklemiştir. İran'ın kendi savunma ihtiyaçları için ve bir daha asla yabancı güçlere güvenmek zorunda kalmayacağından emin olmak istediği için bu konudaki geliştirme çabalarına ve desteklerine çok önem vermiştir.

Uzmanlar, İran'ın bugün yurt içinde büyük miktarda füze ve insansız hava aracı ürettiğini ve savunma sistemlerinin üretimine öncelik verdiğini söylemektedir. Zırhlı araçlar ve büyük donanma gemileri yapma girişimleri de karışık sonuçlarla karşılaşmıştır. Yerli üretim filosunu genişletip modernleştirirken aynı zamanda Kuzey Kore'den küçük denizaltılar da ithal etmektedir.

İran'ın cephaneliğindeki savaş uçaklarından bazıları, 1979 İslam Devrimi'nden önce İran'a satılan onlarca yıllık uçak olan Amerikan yapımı F4 Phantom'ları içeriyor.

Diğer ülkeler İran ordusunu nasıl görüyor ve zayıf yönleri neler?

Uzmanlar, İran ordusunun teçhizat, uyum, deneyim ve personel kalitesi açısından bölgedeki en güçlü ordulardan biri olarak görüldüğünü ancak ABD, İsrail ve bazı Avrupa ülkelerinin silahlı kuvvetlerinin gücü ve gelişmişliğinin çok gerisinde kaldığını açıkça belirtmektedir.

İran'ın en büyük zayıflığı hava gücüdür. Ülkedeki uçakların çoğu, İran'ı 1941'den 1979'a kadar yöneten Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminden kalmadır ve birçok uçak da yedek parça eksikliği nedeniyle devre dışı bırakılmıştır. Uzmanlar, İran’ın 1990’lı yıllarda Rusya'dan küçük bir filo da satın aldığını da söylemişlerdir.

Askeri Uzmanlar, İran'ın tankları ve zırhlı araçlarının eski olduğunu ve ülkede yalnızca birkaç büyük donanma gemisinin bulunduğunu söylemektedir. Amerikalı yetkililer, Kızıldeniz'de konuşlandırılan iki istihbarat toplama gemisi Saviz ve Behshad'ın, saldırılar için İsrail'e ait gemileri tespit etmede Husilere yardımcı olduğunu ifade etmektedirler.

İsrail'in saldırısı İran ordusunu sekteye uğratacak mı?

Üst düzey Kasım Süleymani gibi askeri yetkililere yönelik olarak yapılan suikastların, uzun yıllara dayanan deneyime sahip komutanları ve müttefik milislerin liderleriyle ilişkileri olan komutanların ortadan kaldırılmasının İran'ın bölgesel operasyonları üzerinde kısa vadeli bir negatif bir etki yaratması beklenmektedir. Uzmanlar, yine de İran'daki silahlı kuvvetlerin emir-komuta zincirinin bozulmadan kaldığını söylemektedir.

İran’ın nükleer silah kapasitesi

İran’ın devam ettirdiği değerlendirilen Uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin yanı sıra, İran'ın nükleer bir silahın geri kalanını üretmesinin ve eğer isterse balistik füze gibi bir dağıtım sistemine yerleştirilebilecek kadar küçük hale getirmesinin ne kadar süreceği sorusu bugün karşımıza önemli bir soru olarak çıkmaktadır. İran'ın nükleer silah yapma konusu hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğu hakkında çok fazla belge ve bilgi olmadığından bugün için bu sorunun cevabını tahmin etmek çok zordur.

ABD istihbarat teşkilatları ve IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu), İran'ın 2003 yılında durdurduğu koordineli bir nükleer silah programına sahip olduğuna inanmaktadır. IAEA'nın 2015 tarihli bir raporunda, İran'ın nükleer silahlanmayla ilgili hususlar üzerinde çalıştığını ve bu konuda bazı çalışmaların 2009 yılına kadar da devam ettiğini ortaya çıkarmıştır. 

İran nükleer silah programına sahip olduğunu reddetmektedir, ancak Dini Lider Ali Hamaney dünya liderlerinin isteseler de "İran’ı durduramayacağını" söylemiştir. İran'ın nükleer silah üretmesi için ne kadar süreye ihtiyacı olacağına dair tahminler genellikle aylar ile bir yıl arasında değişmektedir.

İran'ın elindeki füzeler

Mart 2023'te o zamanın en üst düzey ABD askeri yetkilisi General Mark Milley, Kongre'ye İran'ın nükleer silaha ulaşmasının birkaç ay süreceğini ifade etmiştir, ancak bu değerlendirmenin neye dayandığını açıklamamıştır.

IAEA bu yıl Şubat ayında yayınlanan üç aylık bir raporunda şunları açıklamıştır: "İran'ın nükleer silah üretmeye yönelik teknik yeteneklerine ilişkin İranlı yetkililer tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalar, yalnızca Genel Direktörün İran'ın güvenlik önlemleri beyanlarının doğruluğu ve eksiksizliği konusundaki endişelerini artırıyor." demektedir.

Diplomatlar, bu açıklamaların İran'ın eski nükleer şefi Ali Ekber Salihi'nin nükleer silah üretmeyi araba yapımına benzettiği bir televizyon röportajını da içerdiğini ve İran'ın nükleer silaha ihtiyaç duyulan parçaları nasıl yapacağını çok iyi bildiğini söylemişlerdir.

JCPOA (The Joint Comprehensive Plan of Action and its implementation, Nuclear Agreement with Iran - Kapsamlı Ortak Eylem Planı ve Uygulanması, İran ile Nükleer Anlaşma ) 2015 yılında ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya arasında imzalanmıştı. ABD'nin 2018'de çekildiği bu nükleer anlaşma, Tahran'a yönelik uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında İran'ın nükleer faaliyetlerine katı sınırlamalar getiriyordu. İran bu anlaşma ile zenginleştirilmiş uranyum stokunu önemli ölçüde azaltmıştı ve elinde yalnızca %3,67'ye varan saflığa kadar zenginleştirilmiş küçük bir miktar Uranyum kalmıştı. Bu miktar Nükleer silah yapma saflık derecesi olan kabaca %90 saflıktan çok uzaktı. ABD o dönemde asıl amacın, İran'ın nükleer bomba için yeterli bölünebilir nükleer malzeme üretmesi için ihtiyaç duyacağı süreyi (silah programındaki en büyük engel) en az bir yıla çıkarmak olduğunu söylemiştir.

İran'ın ürettiği İHA

Maxar Technologies tarafından 8 Ocak 2020 tarihinde sağlanan bir uydu görüntüsü, Kum şehrinin kuzeydoğusundaki İran'ın Fordow Yakıt Zenginleştirme Tesisinin genel bir görünümünü gösteriyor. (Uydu görüntüsü/Maxar Technologies/AFP)

İran'ın nükleer iç sığınağı

JCPOA'nın mimarları tarafından öngörülen köklü değişikliklerden biri, resmi olarak Fordow Yakıt Zenginleştirme Tesisi olarak bilinen yer altı tesisinin tıbbi uygulamalar ve sivil araştırmalar için izotop üretim merkezine dönüştürülmesiydi. İran tarafından zenginleştirilmiş uranyum yapmak için gizli bir tesis olarak tasarlanan bu fabrika, İran'ın kuzeyindeki kurak bir antik şehir ve HAC bölgesi olan Kum'un hemen kuzeydoğusundaki sarp bir dağın yamacına 300 metrelik kesilmiş tünellerin içine inşa edilmişti. Batılı istihbarat teşkilatları bu tesisi henüz inşaat halindeyken tespit etmiş ve Obama, tesisin varlığını 2009 yılında dünyaya duyurmuştur.

Fordow artık nükleer anlaşmanın çöküşünün sembolü.

Anlaşmaya göre Fordow'un santrifüjlerinin çoğu rafa kaldırılmıştı ve geri kalanların yalnızca tıbbi uygulamalar ve sivil araştırmalar için izotop üretmesine izin verilmişti. Bölünebilen uranyumun tamamı tesislerden alınmıştı. Daha sonra 2018’deki Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilme kararının ardından bu tesis İran tarafından yavaş yavaş yeniden hayata döndürüldü. Geçen ay (Mart 2024) üye devletlere açıklanan son IAEA raporuna göre, IAEA müfettişleri 2018 yılından bu yana Fordow'daki zenginleştirilmiş uranyum üretiminin geçtiğimiz Şubat ayında sıfırdan 700 poundun üzerine çıktığını izledi.

Ambargolar nedeniyle uzun süredir savaş uçağı alımı yapamayan İran Hava Kuvvetleri'nin envanterinde eski ABD yapımı F-4, F-5 ve F-14 ile Rus Mig-29 ve Su-24 savaş uçakları bulunmaktadır.

İran Savunma Bakan Yardımcısı Mehdi Farahi, ülkesinin Rus yapımı Su-35 savaş uçakları ve helikopterlerinin teslimatı için gerekli düzenlemeleri tamamladığını söylemiştir. Farahi, Tasnim Haber Ajansı'na verdiği bir mülakatta, "Sukhoi Su-35 savaş uçakları, Mil Mi-28 HAVOC saldırı helikopterleri ve Yak-130 jet muharebe eğitim uçaklarının İran ordusunun savaş birimlerine katılması için planlar (prosedürler) tamamlandı." ifadesini kullanmıştır. Rus Sukhoi firması tarafından tasarlanan tek koltuklu, çift motorlu Su-35, çok amaçlı dördüncü nesil avcı uçağı olarak kullanılmaktadır. Ancak haberde Rusya tarafından anlaşmaya ve satışın sonuçlandığına dair herhangi bir teyit bilgisine yer verilmemiştir.

İran Hava Kuvvetleri, Rus jetlerinin yanı sıra 1979'da gerçekleşen İran İslam Devrimi öncesi satın alınan eski Amerikan modelleri dâhil sadece birkaç düzine saldırı uçağına sahiptir. Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'ne (IISS) göre, İran İslam Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri'nin 37 bin personeli bulunmaktadır.

Ambargolar nedeniyle uzun süredir savaş uçağı alımı yapamayan İran'ın Hava Kuvvetleri bünyesinde eski ABD yapımı F-4, F-5 ve F-14 ile Rus Mig-29 ve Su-24 savaş uçakları bulunmaktadır.

İran, 2018 yılında hava kuvvetlerinde kullanılmak üzere yerli ve olarak İran mühendisleri tarafından tasarlanan Kevser savaş uçağının seri üretimine başladığını açıklamıştır.  İran, Kevser savaş uçağını kendisinin ürettiğini iddia etmektedir. Askeri uzmanlar ise Kevser'in 1960'larda ABD'de üretilen F-5'in birebir kopyası olduğu görüşündedir. 

Moskova ile Tahran arasındaki anlaşma kapsamında İran'ın kaç adet savaş uçağı ve helikopter alacağı medyaya açıklanmış değildir. Bölgesel konularda birlikte hareket eden iki ülke, özellikle Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası askeri alanlardaki ilişkilerini de arttırmış durumdadır. 

İran'ın elindeki Sukhoi-24 savaş uçakları ne durumda?

IISS, Tahran'ın dokuz adet F-4 ve F-5 savaş uçağından oluşan bir filoya, yine Rus yapımı Sukhoi-24 jetlerinden oluşan bir başka filoya ve bazı MiG-29, F7 ve F14 uçaklarına sahip olduğunu belirtmektedir. İran, ülkesinin hava savunması alanında daha çok Rusya ve yurt içinde üretilen karadan havaya füze ve hava savunma sistemlerine güvenmektedir.

İran, hedefe yönelik tasarlanmış kamikaze insansız hava araçlarına da sahiptir. Analistlere göre, bu insansız hava araçlarının sayısı binlerle ifade edilebilir. Ayrıca, İran'ın 3 bin 500 civarında karadan karaya füze bulundurduğu ve bazılarının yarım tonluk savaş başlıkları taşıdığı tahmin edilmektedir. Ancak bu füzelerden İsrail'e ulaşabileceklerin sayısının oldukça sınırlı olduğu öngörülmektedir.

İran Hava Kuvvetleri Komutanı Emir Vahidi, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Rusya’dan alınan Sukhoi-24 tipi savaş uçakların olası bir İsrail saldırısına karşı "oldukça hazırlıklı bir durumunda" olduklarını açıklamıştır. İran'ın 1960'larda geliştirilen Sukhoi-24 savaş uçaklarına bağımlılığı, hava gücünün İsrail’e karşı göreceli olarak zayıf olduğunu ortaya koymaktadır.

Tahran, 2016 yılında Rusya'dan, uçak ve balistik füzeler de dâhil olmak üzere birden fazla hedefi aynı anda vurabilen uzun menzilli karadan havaya füze sistemleri olan S-300 uçaksavar savunma sistemi satın almıştır. İsrail'in İran'a düzenlediği misilleme hava saldırısında İran'ın Rusya’dan almış olduğu bu S-300 hava savunma sisteminin önemli bir parçasının hasar aldığı ortaya çıkmıştır. İran basını, 19 Nisan sabahı İran Hava Kuvvetleri Üssü'ne ev sahipliği yapan İsfahan eyaletinin kuzeydoğusunda patlama seslerinin geldiğini daha önceden duyurmuştu.

İran ayrıca yerli üretim “Bavar-373” model karadan havaya füze sisteminin yanı sıra “Sayyad” ve “Raad” savunma sistemlerine de sahiptir. İran tarafından Rus menşeili S-300 hava savunma sistemi baz alınarak geliştirilen ‘Bavar-373’ Hava Savunma Sistemi ve bağlı sistemleri, balistik füzelere karşı kullanılmak üzere güncellenmekte ve bu füzelerin teknik ve fiziki kapasiteleri ile menzil arttırma çalışmaları devam etmektedir. 

IISS araştırma görevlisi Fabian Hinz konuyla ilgili Reuters’e yaptığı açıklamada şunları söylemiştir: "İki ülke arasında büyük bir çatışma olsa, İran muhtemelen ara sıra elde edilen başarılara odaklanır. Onlar İsrail'in sahip olduğu kapsamlı hava savunmasına sahip değil."

SONUÇ:

İran’ın silahlı gücünü sadece İran ülkesinde bulunan asker sayısı olarak düşünmek çok hatalı bir davranış olacaktır. İran’ın sahip olduğu silahlı insan sayısı Ortadoğu’da hem askeri güç olarak hem de Ortadoğu’da kontrol ettiği Hamas, Hizbullah ve Yemendeki Husilere ilave olarak Irak ve Suriye’de bulunan ve kendisine yakın olan Şii ve diğer dini guruplarla olan bağlantısı nedeniyle sadece ülkesindeki silahlı asker sayısıyla sınırlı değildir.

İran Devrim Muhafızları halen Ortadoğu’nun diğer ülkelerindeki direniş örgütlerini silahlandırmak, eğitmek ve desteklemekten sorumlu olan Kudüs Gücü'nü aktif olarak kullanmaya devam etmektedir. Bu durum hem İsrail hem de Suudi Arabistan dâhil diğer ABD, İngiltere ve AB ülkelerinin dikkatini çekmekte ve bu durumu engellemeye yönelik olarak da bu üst düzey askeri yetkilileri öldürerek İran’ı durdurmaya veya yavaşlatmaya çalışmaktadırlar. Bu amaçla her seviyede insan avı başlatmışlardır. Bu olaylar karşısında İran devleti de öç alma anlamına gelecek karşı eylemlere girişmiştir. Olaylar karşılıklı öç alma şeklinde artarak devam etmektedir. 

İran, kendisine uygulanan ambargolar nedeniyle Hava kuvvetlerini güçlendirmek yerine füze ve İHA veya dron teknolojilerine odaklanmış ve gelişmesine de bu yönde devam etmiştir. Bu teknolojilerle Ukrayna-Rusya savaşında Rusya yararına da dron yardımı yapmıştır. Rusya’dan almış olduğu S-300 hava savunma sistemi baz alınarak geliştiren İran; Hava Savunma Sistemini gün geçtikçe daha hassas, daha uzun menzile sahip olacak şekilde ve balistik füzeleri de önleyecek teknik ve mühendislik ile de güncellemektedir. 

İran, ülkeye uygulanan ambargolar nedeniyle ülkesindeki maden kaynaklarının çıkarılması ve dünya pazarlarına sunulması için yeterli parasal kaynak aktaramamakta ve ekonomik gelişimini tam olarak sağlayamamaktadır. Tam anlamıyla varlık içerisinde yokluk çekmektedir.

2015 yılında ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya arasında imzalanan ve ABD'nin 2018'de çekildiği bu nükleer anlaşma sonrasında İran zenginleştirilmiş uranyum üretimine devam etmiştir. Mart 2024 IAEA raporuna göre, IAEA müfettişleri 2018 yılından bu yana Fordow'daki zenginleştirilmiş uranyum üretiminin geçtiğimiz Şubat ayında sıfırdan 700 poundun üzerine çıktığını gözlemlemişlerdir.

İran'ın nükleer güç olma isteğine karşı İsrail devleti de bu konuda İran'ın yeteneklerini sınırlamak için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Fakat İran devletinin bu tesislerin bazılarını yeraltına inşa etmesi ve ülkenin değişik yerlerine dağıtılmış olması tüm tesislerin aynı anda vurulmasını ve topluca imha edilmelerini imkânsız hale getirmiştir. En son nükleer üretim tesislerinin ve füze üslerinin bulunduğu alanlarda hava savunma amaçlı olarak yerleştirildiği düşünülen S300 sisteminin vurulması bu bağlamda değerlendirilmelidir.

İran, Ortadoğu’da gün geçtikçe artan olayları ülke sınırları dışına taşıyarak cephe büyütmeye ve hasımlarını daha büyük bir alanda mücadele etmeye zorlamaktadır. Bu amaçla Rusya da Ukrayna’da karşılaştığı zorlukları Ortadoğu’ya taşıyarak elini güçlendirmek istemektedir. Son dönemde Ukrayna’ya batılı ülkelerin verdiği silah ve maddi destek de azalmış Ukrayna tabiri caiz ise bu savaşta ortada bırakılmıştır. Böylelikle de İran ambargolar nedeniyle batılı ülkelerin ve İsrail’in ekonomisine daha fazla zarar vermesini önlemeye çalışmaktadır. Aynı zamanda İran içindeki muhalif gurupların Molla rejimine karşı olarak büyüyen halk hareketlerini de bir şekilde önlemeyi amaçlamaktadır.

Yaşanan olaylar dünyada ve özellikle Ortadoğu’da Kutuplaşmayı da beraberinde getirmektedir. Böylelikle Rusya, Çin ve İran devleti Şangay beşlisi örgütü adı altında toplanmıştır. Şangay beşlisinin karşısına ABD, İsrail, İngiltere ve Hindistan ülkelerinin ekonomik ortaklığı ve bu ortaklığa bağlı olarak gelişen Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi çıkmıştır. Ortadoğu, Gazze bölgesi ve Süveyş kanalı bu gurupların Ekonomi, Petrol, Ticaret, Askeri ve Nükleer güçlerinin karşı karşıya geldiği bir arenaya dönmüştür. Gazze de bir şekilde bu kanlı kıyımın yaşandığı yerdir.

İran devleti başlıca doğal kaynakları olan Petrol ve Doğalgaz varlıklarını Akdeniz’e açılarak AB ülkelerine satmak istemekte ve böylece ekonomisini düzeltmeyi ve refah seviyesini arttırmayı amaçlamaktadır. Bu nedenlerle de bölgede kendisine bağlı güçleri ve hatta Kürt unsurları da bu yönde organize etmeye çalışmaktadır.

Bölgede bulunan diğer İslam ülkeleri de olayları sessizlik içerisinde izleyerek sıranın kendilerine geleceği zamanı beklemektedir. Gelişen olaylara karşılık olarak ya mezhep farklılıklarından ya da ekonomik çıkarlar veya krallıklarına bir zarar gelmemesini istediklerinden bu İslam ülkeleri gelişmeleri 3 maymun anlayışı içerisinde sessizce izlemektedir.  Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır, Irak ve Suriye ülkeleri bu bölünmüşlüğün ve ayrışmanın yoğun olarak yaşandığı devletlerdir.

Ayrıca Avrupa’nın dibinde devam eden Ukrayna savaşının yarattığı yangının Azerbaycan, Ermenistan, Afganistan, Pakistan, Çin, ABD arasında her an yayılma ve genişleme potansiyeli de mevcuttur. İran Ermenistan ilişkileri bu bağlamda sorgulanması gereken bir durumdur.

İsrail ve Gazze olaylarının yanında Ekonomisinin çoğunu petrol tankerleri ve gemi taşımacılığı üzerinden sağlayan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesiminin Ege ve Akdeniz üzerinde artan 12 mil söylemleri sebebiyle Ortadoğu’daki bu yangının Ege ve Akdeniz’e sıçraması da artık an meselesidir.

Bölgede her an artarak gelişen olayların İran, Çin, Rusya arasındaki askeri ve stratejik işbirliğini arttırarak genişleteceği ve büyüteceği aşikârdır. Hindistan, Pakistan ve Afganistan ülkeleri bu ticaret ve nüfuz savaşlarına bağlı olarak gelişen olayların tam ortasında bulunmaktadır.

İran ile karşı karşıya gelmek istemeyen batılı güçler bu maksatla Suudi Arabistan Türkiye, Mısır ve diğer potansiyel ülkeleri İran ile karşı karşıya getirmek isteyecekler ve böylelikle kendilerine zarar vermeden İran devletini ve askeri gücünü bir şekilde zayıflatmaya, etkisizleştirmeye veya küçültmeye çalışacaklardır.

Türkiye olarak Ortadoğu’da yaşanan bu olaylardan alınması gereken birçok ders olduğu da bir başka gerçektir. Bu konu 1-2 cümle ile geçiştirilecek bir konu olmayıp birçok uzman ve Stratejist tarafından etraflıca incelenmeli ve çok kapsamlı araştırmalar ve değerlendirmeler yapılarak Türkiye’nin ulusal menfaatlerinin korunması sağlanmalıdır. 

Ülkemizde yaşanan son 30 yılda yaşanan terör örgütü kaynaklı olayların bu amaçlar doğrultusunda detaylı inceleme ve analizleri de sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır. Gelecekte aynı olayların yaşanmaması için şimdiden hangi tedbirlerin hangi seviyede alınması gerektiği çok ayrıntılı olarak analiz edilmelidir.

Bu konular çok fazla strateji, analiz ve bilgi birikimi gerektirdiğinden basitçe ele alınıp TV’lerde gelişigüzel konuşulacak konular olmaktan çıkarılmalıdır. Herkesin her şekilde fikir yürüttüğü tartışma ortamları halka doğruları anlatmaktan uzaktır. 

TV’ye çıkan Ulusal güvenlik uzmanları konularında eğitimli ve uluslararası akademik kariyerleri olmalıdır. İran ile ilgili hiçbir çalışma yapmamış insanların İran’ın silahlı kuvvetlerini zayıf ve etkisiz bulması ve bunları çeşitli ortamlarda paylaşmaları sadece büyük bir komedidir… Kaldı ki Türkiye olarak bölgedeki hava hareketlerini bile sınırlı bir şekilde görebildiğimizi çoğu uzman dahi bilmemektedir.

STRASAM ve benzeri stratejik düşünce gurupları bu amaçla daha organize ve daha bilimsel çalışmalar ve işbirlikleri yaparak bu araştırmaların merkez noktası olmalı ve hatta Üniversiteler, Akademisyenler ve konusunda uluslararası seviyede uzman kişilerle güç birliği yapmalıdır. Devlet her konuda başkaca gruplara ve derneklere yaptığı katkı ve destekleri bu amaçla da kullanmalı ve bu konudaki çalışmaları uzman kişilerle beraber yürütmelidir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

https://www.nytimes.com/2024/04/12/world/middleeast/iran-israel-military-weapons.html

https://tr.euronews.com/2023/11/28/iran-rus-savas-ucagi-su-35-satin-almak-icin-gerekli-duzenlemeleri-tamamladik

https://tr.euronews.com/2024/04/19/ortadoguda-bir-catisma-halinde-iran-ve-israil-hava-kuvvetleri-arasinda-kim-daha-agir-basiy

Araştırmacı Yazar Müjdat  YUMAK
Araştırmacı Yazar Müjdat YUMAK
Tüm Makaleler

  • 23.04.2024
  • Süre : 8 dk
  • 524 kez okundu

Google Ads