logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
savunma

Türk Hava Savunma Sistemleri Hemen Görücüye Çıkmalı mı?

Türkiye’nin kurguladığı ve ürettiği bu çok katmanlı silah sistemleri kadar kapsamlı ve güncel, savunma ya da saldırı ihtiyaçlarını göz önüne alarak tasarlanmış, dinamik harekât ihtiyaçlarını dikkate alarak üretilmiş hava savunma sistem ailesine, çoğu NATO ülkesi henüz sahip değildir.

Rus Hava Savunma Silahlarının Mimarisi:

Rus hava savunma sistemlerinin dünyada birçok ülke tarafından tercih edilmesi anlaşılabilir bir şeydir. Zira önünüze bembeyaz bir sayfa koysanız, ona bir hava savunma sistemi çizmek isteseniz, en mantıklı ve doğru çizimlerin Rus hava savunma sistemlerine benzediğini görürsünüz. Orta menzilli hava savunma sistemlerinde örneğin, BUK M3 açık ara, benzer sistemler içinde en muhteşem mimari felsefeye silah sistemidir. Birçok diğer alanda da böyledir aslında. Peki, neden silahlı İHA'lar karşısında bu sistemler beklenilen aksine etkin bir savunma yapamamışlardır?

Rus Hava Savunma Sistemlerinin Eksikliği:

Kanaatimce, Rus füze savunma sistemleri alanında kâğıt üzerindeki bu doğru mimari ve felsefe, doğru ve etkin teknolojilerden yararlanılarak üretilmemişlerdir. Teori, pratikte beklenen çıktıyı tam verememiştir. İleri teknoloji ürünü olması gereken bu sistemler, uygun teknolojilerle desteklenmediğinden, çalışma mantığı ne kadar mükemmel olursa olsun gerçekte ‘etkisiz’ sistemler olarak nitelendirilmekten kurtulamamışlardır. Bunun bir nedeni de Rusların güçlü görünmek, hasımlarını korkutmak için bu tür henüz olgunlaşmamış sistemleri dahi sahaya sürmek alışkanlığına sahiptir. Malum, mükemmel, iyinin ve mümkünün düşmanıdır. Ruslar, ‘ayı’ diye ‘ayı postunu’ sahaya sürmekle, savaşı kazanabileceklerini düşünmüşlerdir. Fakat biliyorsunuz savaş, hayatın tüm gerçekliğinin en hızlı katılaştığı yerdir.

Anadolu’da yaygın bir söz vardır: “Sap gabarı, sahibi gubarı, harman verir habarı”, anlamı şöyledir: Uzayan buğday saplarını gören tarla sahibi işler yolunda diye düşünerek etrafındakilere, ürünüm bu sene çok olacak diye övünmekte acele etmemelidir. Öncelikle harmanın sonunda ne kadar buğdayın ambarına girdiğini beklemesi gerekir. Aynen bunun gibi, kimse yaptığı işin sonunu görmeden etrafındakilere caka satmamalı, sevinmek için işin sonucunu beklemelidir.

Katmanlı Hava Savunma Sistemleri:

İster doğu ister batı ekolünden olsun, tüm ordular hava savunmasını katmanlı bir yapıda kurgulama alışkanlığına sahiptir. Çok alçak, alçak, orta, yüksek irtifa ve atmosfer dışı / üst atmosfer olmak üzere katmanlar halinde bir savunma öngörüsüyle hareket edilmektedir. Bu yönden hava savunma sistemlerine baktığımızda, bu sistemleri beş gruba ayırabiliriz. Bu gruplar arasında ara katmanlara yönelik ara çözümler, modern yaklaşımlar da bazı ülkeler tarafından tercih edilebilmektedir. İsrail üretimi Iron Dome sistemi buna örnek gösterilebilir. Elbette her ülkenin elinde bulunan füze savunma sistemleri, tüm bu katmanların tamamını kapsayabilecek yeteneklere sahip değildir. Olması da beklenemez.

Saldırı ve Savunma Felsefelerinin Farklılığı:

Bazı ülkeler ise doğaları itibariyle bazı katmanlar için tedbir geliştirmeye gerek duymayabilirler. Örneğin ordu yapılanmasını tamamen saldırı, taarruz anlayışı üzerine kurgulayan ABD için, alçak ve orta irtifa hava savunma sistemlerine sahip olmak bir zorunluluk olarak görülmemektedir. Zira o zaten saldıran bir kuvvettir ve önceliği / ihtiyacı her türlü tehdit ortamında harekât icra edebilecek yetenek ve yeterlilikte bir hava kuvvetine sahip olabilmektir. Amerikan askeri havacılık endüstrisinin üstünlüğü ve diğer dünya ordularına etkisinin altında bu temel teknolojik kabiliyet yatar.

Türk Hava Kuvvetlerinin Felsefesi:

Türk Hava Kuvvetleri oldukça uzun yıllar boyunca, Amerikan Hava Kuvvetlerini kendisine rol model olarak almıştır. Belki de bu nedenle olsa gerek, Türk Ordusu; hava savunma sistemlerine sahip olup-olmama sorumluluğunu da bu kuvvetin üzerine yüklemiştir. Ayrı bir hava savunma kolu kurmamış, hatta diğer tüm kuvvetlerin bu alanda bir paya sahip olma çabalarına da sıcak bakmamıştır. Bununla birlikte özellikle son 30-35 yıldır uzun menzilli ve çok katmanlı hava savunma sistemlerini tedarik etmek için uğraşan Hava Kuvvetlerinin talepleri de çeşitli nedenlerle karşılanamamıştır. Bu husus oldukça derin ve dallı budaklı olduğundan, hava savunma sistemlerine bugüne kadar sahip olmamamızın sebeplerine, konumuz dışında olduğu için bu yazımda değinmeyi gerekli görmüyorum.

Milli Üretim İmkanlarının Geliştirilmesi:

Öte yandan, füze savunma sistemlerinin dış tedarikinde sıkıntı yaşayan Türk savunma sanayii, yerli ve milli hava imkanlarla geliştirilen savunma sistemlerine odaklanmıştır. Bu kapsamda hava savunmasının tüm katmanlarının ayrı yarı kapsanmasına yönelik sistem geliştirmeye devam edilmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla, bu sistemlerin üretiminde, basitten zora doğru adım adım ilerleme stratejisi benimsenmiştir.

Bu arada dikkatinizi çekmek isterim ki, ülkemizde, şu anda üretim aşamasına girmiş olan sistemlerin tamamı, belirli bir ihtiyaç aralığı için tasarlanmış ve şekillendirilmişlerdir. Öngörülen ister/ihtiyaç çerçevesi, genel hatlarıyla, ne kadar hareketli olursa olsun, bir ordunun ve harekât sahasının hava savunma ihtiyacını, ağ merkezli bir yaklaşımla tamamen kapsamak şeklinde belirlenmiştir. Doğası itibariyle geliştirilecek tüm sistemler NATO standartlarına uygun olması hedeflenmiştir. Savunma sistemlerinin tasarımında, açık mimari kullanımı benimsenmiş ve üretilen her sistemin bir üst versiyonunun geliştirilmesi çerçevesinde, ürün geliştirmede süreklilik ilkesi esas alınmıştır.

Türkiye’de Üretilen Sistemlerden Bazıları:

Bahse konu üretim felsefesine uygun olarak, çok alçak irtifa için kundağı motorlu bir topçu sistemi olan namlulu Korkut ve parçacıklı ATOM mühimmatı geliştirilmiştir.

Sungur MANPADS sistemi alçak irtifada araç üstüne monte edilerek veya tek er tarafından omuzdan atılabilecek şekilde tasarlanmış bir sistemdir.

Alçak irtifayı kapsamak üzere Hisar A+ geliştirilmiştir. Bu sistem Korkut ile tam uyumlu olarak birlikte çalışabilmektedir. Hatta + öncesi üretimlerin Korkut sistemlerine dağıtılarak güçlendirilmesi de söz konusudur.

Orta irtifayı kavramak üzere Hisar O+ sistemi geliştirme aşamasında olup, yakın zamanda envantere dahil edilmesi beklenmektedir.

Hisar A+ ve O+ sistemleri IIR başlıklı füzelere sahiptirler. Bu teknolojinin önceden seçilmiş olması, bu silah sistemlerine aynı anda çoklu hedeflere karşı etkin önleme yapabilme imkânı kazandırmıştır.

Daha yüksek irtifalar için planlanan ve henüz üretime başlanmamış olan Siper silah ailesine yönelik olumlu geliştirme haberlerine basında tanık oluyoruz.

NATO İhtiyaçlarına Türk Çözümü Olabilir mi?

Türkiye’nin kurguladığı ve ürettiği bu çok katmanlı silah sistemleri kadar kapsamlı ve güncel, savunma ya da saldırı ihtiyaçlarını göz önüne alarak tasarlanmış, dinamik harekât ihtiyaçlarını dikkate alarak üretilmiş hava savunma sistem ailesine, çoğu NATO ülkesi henüz sahip değildir. Türk savunma sanayiinin geçtiği yoldan ilerlemek isteyecek herhangi bir ülkenin sistem tanımlama safhasından son üretim hattına kadar harcaması gereken emek, know-how edinimi ve çağdaş teknolojilerin üretime yansıtılması dikkate alındığında, yaklaşık beş yıl kadar bir üretim için zaman harcaması gerekeceği değerlendirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin geldiği nokta ve edindiği deneyim seviyesi oldukça kıymetli ve önemlidir. Bu nedenle, zamanı olmayan çoğu ülke için Türkiye hazır çözüm sunabilen, ortak üretim dahil kullanıcı ülkenin isterlerine göre istenen tüm katmanlara cevap verebilecek füze savunma sistemlerini üretebilecek bir altyapı ve teknoloji yeterliliğine ulaşmak üzeredir.

Acil Tedarik İhtiyaçlarına Bir Cevap: Türk Sistemleri

Bu kapsamda, yakın dönemde füze savunma sistemlerine ihtiyaç duyacağı değerlendirilen Polonya, Macaristan, Finlandiya ve Almanya başta olmak üzere ‘Rus tehdidi’ ile karşı karşıya kaldıklarını düşünen ülkelere yönelik kapsamlı bir ‘füze savunma sistemleri’ tanıtım faaliyetinin başlatılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu faaliyetler, diğer silah üreticisi ülkelerin yaptığına benzer şekilde, sosyal medya ve savunma medyası dahil, tüm ortamlardan istifade edilerek, koordineli bir şekilde tek merkezden, belirlenecek temalar ve öncelikler doğrultusunda yürütülmelidir. Siyasi ve askeri temaslar ile bu kampanya desteklenmelidir. Özellikle NATO platformları kullanılmak suretiyle, bu milli projelerin aynı zamanda NATO tarafından da sahiplenilmesi, istekli ülkelerle birlikte sistemlerin üretiminde kullanılan açık mimari yapısı vurgusu yapılarak, ortak üretim havuzunun oluşturulmasına Türkiye liderlik edebilmelidir.

Sistemlerin Birbiriyle Entegre Edilmesi:

Farklı ülkelere ait savunma projelerinin, örneğin Polonya’nın Sungur dengi sistemleri olan Grom ve Piorun'un, ortak üretim havuzuna entegre edilebileceği dikkate alınmalıdır. Türkiye'nin savunma sanayiindeki yazılım ve donanım birikimleri kullanılmak suretiyle, birbirinden farklı ancak özünde aynı olan bu silah sistemlerinin birbirine entegrasyonunda rol alınabilir. NATO çapında birçok ülkenin üretim hatlarından çıkacak bütüncül bir sistem ailesinin bir araya getirilmesi sürecine öncülük edilmesi amaçlanmalıdır.

Ülkemizin ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin nitelikli ve görece ucuz iş gücünün, gelişip genişleyecek bu hava savunma sistem ailesi ekosisteminde, tüm Avrupa ülkeleri için en hesaplı, sürdürülebilir ve maliyet/etkin çözümü oluşturacağı anlayışıyla hareket edilmelidir.

Ayrıca zaten ülkemizde hayata geçen, yani yaşayan bu sistemin, geliştirme süreçlerinin tüm masrafları tarafımızca ödenmiş olduğundan, ortak üretim havuzuna dahil olacak ülkelerin çok kısa sürede istedikleri yeterlilikte ve ölçekte füze savunma silah sistemlerine sahip olabileceklerine dair bir süreç devreye sokulabilmelidir.

Sonuç:

Bu tip bir öncü girişim için doğru zaman, şu andır. Zaman, proaktif ürün geliştirme ve pazarlama süreçlerinin birlikte yürütülmesini zorunlu kılmaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte ortaya çıkan ‘ihtiyaçlar manzumesine hazır Türk cevapları’ sahaya bir an önce sürülmelidir.


Google Ads