logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
savunma

Türkiye ve Polonya’nın Ortak Silah Projesi

Türkiye ile Polonya, Bayraktar TB2 satış anlaşmasıyla birlikte kayda değer bir askeri iş birliği sürecini başlattı. Bu ilk adım, iki ülkenin iş birliği yapabilmesinin önünü açabilecek artçı çabaların devreye sokulabilmesi yönüyle önemlidir.

Serbest Araştırmacı Yazar Aybars MERİÇ
Serbest Araştırmacı Yazar Aybars MERİÇ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 14.07.2022
  • Süre : 6 dk
  • 288 kez okundu

Polonya’nın Yükselen Değeri ve Önemi:

Dünyanın en güzel yemeğini de yapsanız, bununla sadece aç insanlar ilgilenecektir. Tok insanı ikna etmek de ikram etmek de zordur. Askeri ilişkileri geliştirmek ve savunma sanayii alanında iş birliği yapabilmek boyutunda Avrupa ülkeleri içinde en elverişli ülkelerin başında Polonya’nın olduğunu görürüz.

Mevcut gelişmeler ve yakın gelecekteki beklentiler ışığında Polonya, artan bir jeostratejik, jeoekonomik ve sosyolojik değere sahiptir. Özellikle Doğu Avrupa için kilit bir konumda olan, son yıllarda hızlı bir çıkış yapma eğiliminde olan bir ülkedir. Ayrıca Amerikan ve İngiliz düşünce kuruluşlarına göre Avrupa’nın kaderine ve geleceğine hükmedecek yükselen güçler arasında gösterilen bir ülkedir. Ruslara karşı tarihi bir duruş sergileyen Polonya’nın ABD’deki diasporasının gücü de düşünüldüğünde, Doğu Avrupa’da Polonya-ABD ilişkisinin neden özel bir seyre sahip olduğu daha anlaşılır hale gelmektedir.

Türkiye ile Polonya, Bayraktar TB2 satış anlaşmasıyla birlikte kayda değer bir askeri iş birliği sürecini başlattı. Bu ilk adım, iki ülkenin iş birliği yapabilmesinin önünü açabilecek artçı çabaların devreye sokulabilmesi yönüyle önemlidir.

Polonya’nın yürütmekte olduğu savunma programları, büyük oranda Ukrayna savaşının etkisi ve tecrübesiyle şekillenmektedir. Polonya; artan göç dalgası ve aynı zamanda olası Rus saldırganlığından kaynaklı güvenlik kaygıları nedeniyle, bu savaştan Avrupa ülkeleri içinde en fazla etkilenen ülke olarak kendisini görmektedir. 

Bu kapsamda Polonya savunma sanayisi, ilk etapta tanklara ve tanklara karşı kullanılan silah sistemlerine öncelik vermeye başlamıştır. Polonya, bir kısmını kendi çabalarıyla modernize ettiği Sovyet dönemi T-72 tanklarını Ukrayna’ya hibe etmek suretiyle, Ukraynalıları doğudan desteklemeye başlamıştır. Halihazırda elinde kısıtlı miktarda Alman Leopard 2 serisi tank kalmıştır. ABD’den sipariş edilen 250 adet M1A2 SepV3 tanklarının bir an önce gelmesi beklenmektedir. Bu arada İngiliz yapımı kullanılmış Challenger tankları da envantere alınmak üzeredir. Ayrıca Alman Leopard 2 veya Güney Kore K2 tanklarından birisinin açılan ihaleyi kazanmasına bağlı olarak, yeni tank tedarik süreci de başlayacaktır. İlave olarak ülke içinde zırhlı araç üretimine ağırlık verilmiştir.

Türkiye-Polonya Arasında Tank ve Zırhlı Araç Alanında İş Birliği Düşünülebilir mi?

Görüldüğü üzere sadece Ana Muharebe Tankı (AMT) özelinde baktığımızda bile, Polonya’daki gelişmeler oldukça baş döndürücüdür. Bununla birlikte düşünsel irtifamızı yükseltip, savunma alanında dünyadaki gelişmelere baktığımızda şunu görürüz. Klasik anlamda AMT’ler, bugünlerde muharebe sahasında geleceği en çok sorgulanan ve en çok karşı sistemlerle sınanan platformlardır. Azerbaycan, Ukrayna ve Suriye savaş alanları bu hususta en sıcak örneklerdir. Buna rağmen AMT platformu ihtiyacını öncelikli gören Polonya, bu alandaki çabalarını ve arayışlarını artırmayı gerekli görmüştür.

Bu makale kapsamında AMT’nin tanımı, gelişimi, geçmişi ve günümüzü ele alınmayacaktır. Ukrayna, Azerbaycan, Rusya, Suriye vb. güncel deneyimlere de değinilmeyecektir. AMT’lere karşı gelişen modern tehditler ve bu tehditlere karşı tankların aldığı karşı önlemlerden de bahsedilmeyecektir. Bu konulara yönelik olarak STRASAM yazarlarından Dr. Mehmet Çanlı tarafından yazılan makalelere bakılabilir. 

Bilindiği üzere tankların geleceğine yönelik olarak çok sayıda ülke, çok farklı alternatif yaklaşım ve projeler üzerinde çalışmaktadır. Yakın geleceğin savaş alanlarında tank kullanımında beklenen değişim ve dönüşüm bu projeler doğrultusunda şekillenecektir. Bu arada, çeşitli hafif ve orta ağırlıklı yeni tanklardan, değişen ve ağırlaşan yeni zırhlı muharebe araçlarına; tekerlekli tank destroyer sınıflarından, ateş gücünü zırhsız Toyota ciplerin kasasına yüklemeye kadar, çeşitli çözüm arayışları mevcuttur. 

Bu kapsamda Polonya’nın PT-01 tank konsept çalışması bu türden arayışlara örnektir. Polonya’nın ve Türkiye’nin tanklar ve zırhlı araçlar çerçevesinde yürütmekte oldukları projeler ve geleceğe yönelik çalışmalar dikkate alındığında, iki ülke arasında bu özel alanda yakın iş birliğinin tesis edilmesinin her iki tarafın da çıkarına ve yararına olacağını değerlendiriyorum.

Türkiye-Polonya Zırhlı Platform Geliştirme Projesi:

Ağır tank ve zırhlı araçların yerine, daha hafif ama yeterince de korumalı bir zırhlı araç ailesi hazırladığımızı düşünelim. Bu kapsamda düşmanın klasik AMT kuvvetine karşı, AMT yerine ATGM (Anti Tank Güdümlü Füzeleri) ile karşı koyan bir hareket tarzını benimsediğimizi farz ve kabul edelim. Bir bakıma klasik AMT yaklaşımındaki, zırha karşı kullanılan “top (130 mm., 140 mm. Ve hatta 155 mm.)” çözümlerinden kurtulmuş oluyoruz. 

Lakin diğer tüm hedeflere karşı etkili bir top sistemine ihtiyaç henüz ortadan kalkmadı. Zira en hesaplı ve sürdürülebilir ağır ateş destek vasıtası halen de toptur. İkinci dünya harbinin, günümüzden çok daha sağlam yapı ve tahkimatlarına karşı başarısını kanıtlayan, 57, 75, 88 mm. benzeri çapları olan topları göz önünde bulundurarak, kendi çözüm kümemiz için 60 mm.lik bir top sistemini kullanmayı düşünelim. Bu top, yüksek basınçlı, yatay mermi yollu ve yivli setli olsun. Böylece daha uzaklara da isabetli ve hesaplı atış görevleri icra edebilsin. Klasik pirinç kovanlı bir mermisi olsun. Birden hatta ikiden çok farklı tip mühimmatla beslenebilen, seçenekleri olan bir yükleme sistemi bulunsun. Böyle bir silah sistemini geliştirme sorumluluğunu Polonya’ya bırakalım.

Kule Sistemi:

Bu topu tam otomatik ve insansız bir kule sistemiyle takviye edelim. Bu alanda Türkiye, Polonya’ya göre daha öndedir. Hem yapısalı hem de modern atış kontrol bilgisayarlarıyla birlikte sistemi kurgulamış olalım. Öyle modern tanklardaki gibi komutan için tamamen ayrı bir gece görüşlü optik sistem vb. maliyet arttırıcı hususlar bu proje içinde bulunmasın. Onun yerine ayna sistemiyle işini görebilen ve ateşe maruz kalacak tüm unsurları da kule içindeki otomatik sistem sayesinde kolayca değiştirilebilen bir yapıya sahip olsun. Düşmanın klasik AMT gücüne karşı da OMTAS ve UMTAS benzeri silahlarla karşı koyabilsin. Fakat burada atış kontrol sistemine bir özellik ilave edelim: Aktif koruma sistemi olan tanklara karşı, zırh delici mermileri kullanmak yerine tombul tipli 60 mm.lik topları kullanmak suretiyle, olası ATGM saldırısından öncesinde ve eşzamanlı olarak terminal etki gösterecek, ikili bir mühimmat salvosuyla taarruzu esas alan bir konsepte göre hareket edilsin.

Zırhlı Muharebe Aracı (ZMA):

AMT’nin yerini ikame edecek bu araca eşlik edecek, ZMA (Zırhlı Muharebe Aracı) platformu da bulunsun. Aynı modüler kule yapısına sahip olsun bu araç. Fakat bu sistem günümüzün popüler 25 mm.lik toplarına sahip olsun. ATGM yuvasının yerini alacak, 70 mm.lik güdümsüz roket ve Cirit Lazer güdümlü roketleri taşıyan hibrit bir lançerle de desteklesin. Böylece düşman unsurlarıyla temas halindeki piyadeye en yoğun ve uygun ateş desteği hizmetini de sunabilsin. AMT ve ZMA ikilisi yerine düşünülen bu hafif ve çevik vurucu gücü, harp sahasının taleplerine göre istediğimiz dinamik sayısal denge ile kurabilelim. Yani her birlikte illa belirli adetlerde belirli tip araçlardan bulunacaktır benzeri bir yapılanma olmasın, esneklik esas alınsın.

Ayrıca bu sistemin personeli ve organizasyonu da farklılık göstersin. Malum klasik NATO standardı AMT’lerde tank komutanı, nişancısı, sürücüsü ve doldurucusu olmak üzere dört personel bulunur. Doldurucunun yerine bazı ülkeler otomasyon sistemlerini devreye sokmakta ve toplam personel ihtiyacını her AMT için 3 rakamıyla sınırlamayı yeğlemektedir. Bu araçlarda benzeri unvanlar olmasın. Operatör 1, 2, 3 vb. isimlendirmesi olan, her biri diğerinin işini de yapabilecek ehliyet ve yetenekte olan eğitimli personel olsun. Birliğin komutası ise hem bu araçları hem de yapay zekâ destekli diğer insansız araçları, muharebe hattının hemen gerisinden komuta ve kontrol edebilen, özel donanımlı bir ZPT (Zırhlı Personel Taşıyıcı) tarafından yerine getirilsin. Bu komuta kontrol aracı da mümkün olduğunca yedekli olsun.

Her aracın uygun dış yüzeyinde, özel üretim silah lançerlerini takabileceğiniz bağlantılar bulunsun. Hem Türkiye hem de Polonya bu hususta olgunlaşmakta olan ürünlere sahiptir. Her iki ülke de kendi ürününü kullanabilecek esnekliği sahip olsun. Bu sayede yeni tip zırhlı formasyonumuz, düşmanı 10-12 km. öteden, tespit, teşhis ve etki altına alma imkânına sahip olsun. Komuta aracı isterse farklı araçlardan atılan tüm bu dolanan mühimmatları, sürü saldırısı icra edecek şekilde organize de edebilsin.

Diğer Sistemlerin ve Araçların Entegrasyonu:

Elbette AMT, ZMA ve ZPT rolünü üstlenecek tüm araçlar aynı modüler platform temelini paylaşsın. Komuta, istihkam ve diğer tip özel araç aileleri de bu yapıya entegre olsun. Bunun ilk aşamada tekerlekli bir yapıya sahip olmasında mahsur görmemekteyim. Örneğin Türkiye’nin FNSS firması üretimi PARS ailesi, 4X4, 6X6 ve 8X8 alternatifleriyle oldukça uygun bir çözüm olarak yeterli görülebilir. Polonya üretimi KTO Rosomak 8X8 aracı da bu yapıya uygun biçimde revize edilebilir. Fakat aile zenginliği ve özelleştirme imkânı açısından PARS bariz biçimde öndedir. Ayrıca FNSS bu sistemi paletli bir yapıya ayarlayabilecek çok sayıda modern zırhlı araç sistemine de halihazırda sahiptir. Aslında Otokar da benzeri imkân ve kabiliyetlere sahiptir. BMC vb. diğer Türk firmaları da bu alanda arayı kapatacak çalışmalar yürütmektedir.

Peki, bu tip bir proje ile ne gibi bir işletme sistemi ve fayda önerilebilir. Örneğin biri Polonya diğeri Türkiye’de oluşturulacak, iki “Zırhlı Süvari” taburu olacağını düşünelim. Polonya’daki tabur; simetrik savaşlara, açık araziye çarpışmaya, düşmanla yüz yüze gelip, vur-kaç taktikleriyle dinamik bir savaşın içinde olmaya odaklı görev yapsın. Aynı çerçevede meskûn mahal muharebelerini de destekleyebilsin. Kısaca manevra kabiliyeti yüksek yapıda olsun. Kendinden daha büyük ve hantal birliklere karşı, arazide ve şehir içinde kullanılmaya odaklı bir yapıya sahip olsun.

Türkiye’deki zırhlı süvari taburu ise asimetrik ağırlıklı kuvvetlere ve terör tehditlerine karşı, hızla mevzi alacak, cephe gerisini çevreleyebilecek, sürpriz saldırılar düzenleyebilecek gerek arazide gerekse meskûn mahallerde kullanılabilecek bir yapıda tasarlansın. Suriye ve Irak muharebe sahalarında da gerektiğinde kullanılabilsin. 

Nihayetinde Polonya ve Türkiye’nin farklı muharebe alanlarındaki farklı kullanım tecrübeleri, ortak veri tabanında birleştirilsin.

Pazar Paylaşım Modeli:

İki ülke de NATO hızlı müdahale gücüne katkıya yönelik, ikinci bir tabura sahip olsun. Bu aşamada Türkiye, Polonya, Litvanya ve Almanya başta olmak üzere, diğer NATO ülkelerinin de İnsansız Kara Araçlarının Sistem Entegrasyonu daha ciddi biçimde ele alınsın. Böylece Avrupa genelinde yayılacak ve güçlenecek, yeni nesil bir zırhlı harekât konsepti çerçevesinde, askeri ve politik etki alanı genişletilmiş olsun. Aynı zamanda bu ülkeler arasında birlikte çalışabilirlik ve karşılıklı bağımlılık da artırılmış olsun. Ancak, Polonya ve Türkiye’nin ortak yürüteceğini farz ve kabul ettiğimiz bu proje kapsamına giren fikri mülkiyet hakları her iki ülkenin ortak malı ve hakkı olsun.

Bu kapsamda başlatılacak bir çalışmada, oldukça ciddi bir dış pazar imkanının olabileceğini değerlendiriyorum. İki ülke ortak üretim yapıp, farklı dış pazarlara hitap edebilen ürün satışına odaklanabilir. Örneğin, Polonya; tüm Avrupa ve Kuzey Amerika’ya odaklanabilir ve Türkiye ise Asya-Pasifik, Afrika ve Ortadoğu bölgelerine yönelebilir. Örneğin Güney Amerika’da üçüncü bir bölge ülkesiyle ortak üretim düşünülebilir. 

İlerleyen aşamalarda söz konusu yeni zırhlı süvari taburlarının sayısı da görev kapsamı da genişletilebilir. İlave silah ve platformlar eklemlenebilir. Talep eden üçüncü ülkelerin silah sistemleri de projeye dahil edilebilir. 

Sayısal Birlik Konsepti:

Bu proje kapsamında “HAVELSAN Sayısal Birlik Konsepti” benzeri bir yapı esas alınabilir. Bu amaçla söz konusu konsept, insanlı ve insansız araçların müşterek harekâtında en ideal çözümü oluşturacak biçimde geliştirilebilir. Ayrıca bu konseptin tek başına yeterli, açık mimarili ve ağ merkezli bir yapı olması da düşünülmelidir. Oluşturulacak çözüm ikinci bir Genesis Advent başarı hikayesini gündeme taşıyabilir.

Ayrıca askerî açıdan önemli şu husus da ihmal edilmemelidir. Tüm kara birlikleri direkt ateş vasıtaları yanında, dolaylı ateş vasıtalarına da sahip olmalıdır. Örneğin tam otomatize edilmiş, 81 ve 120 mm.lik bir zırhlı havan platformu düşünülebilir. Ayrıca çoklu lançer sistemiyle mini İHA sürülerini ya da Lentatek Kargı gibi dolanan mühimmatları ya da Spike NLOS dengi sistemleri de bu kapsamda gündeme alabiliriz. Bu amaçla ilk olarak elimizdeki M113 vb. platformların insansız hale getirilmesi bir proje olarak öne çıkabilir. Birçok ülkenin envanterinde M113 benzeri eski nesil ZPT’ler bulunmaktadır. Bunların yerini tamamen amaca uygun tasarlanmış Rheinmetall Mission Master türevi sistemler devralabilir. Fakat önceliği insansız araçlara vermenin daha doğru olacağını değerlendiriyorum. 

Sonuç ve Değerlendirme:

Kanaatimce, bu türden “politik faydayı önceleyen savunma programları” önemli bir potansiyel sunabilir. Bu fikirlerime benzer çalışmalarımı dar bir çerçevede geçmiş yazılarımda sizlerle paylaşmıştım. Bu yazımda, bu çerçeve içinde kalarak Polonya ile iş birliği yapılabilmesine, “bu ülke ile hangi alanda ortak bir proje gerçekleştirilir ise her iki ülkenin de çıkarına ve beklentilerine hizmet edebilir?” sorusuna odaklandım. Dar bir alana (zırhlı birlik harekâtı) yönelik önerimi dikkatinize sunmak istedim. 

Polonya ile iş birliği yapılabilecek diğer bir alan olarak Hava Savunma Sistemlerine yönelik çalışmamı ayrı bir makalede kapsamayı düşünüyorum.

Burada özellikle zamanlama ve mekânın önemini vurgulamak isterim. Mekân olarak Polonya öne çıkmaktadır. Zamanlama ise hepimizin malumudur. “Demir tavında dövülür.” Bu arada şunu aklımızdan çıkarmayalım derim. Zırhlı harekât platformları alanında Polonya, bir süre sonra doyuma ulaşacaktır. Şu sıralar bu ülke ile bu manada bir iş birliği tesis edilebileceğini değerlendiriyorum. Orta ve uzun vadede Türkiye ile Polonya arasında bir iş birliğinin bugüne göre daha zor ve hatta gereksiz kalabileceğini düşünüyorum.

Yakın vadede Polonya ile en doğru iş birliğini gecikmeden başlatmakta fayda görüyorum. “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye.” diyecek kadar bu konuda gecikmeyeceğimizi ummak istiyorum. Unutmayalım ki savunma sanayisi ancak dış satışlar, sürekliliğe sahip endüstriyel ürünler ve doğru iş birlikleriyle beslenerek, kalıcı bir milli güç unsuru haline gelebilir. 

Yurtiçi savunma projeleri çerçevesinde yakalanan başarıları, büyüterek yaymak gerekiyor. Bunun için de doğru pazarlama dilinin kullanılmasına ve yerinde uygulanabilir yaklaşımlara ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun için de amaca odaklı bir çaba ve düşünsel emek gerekir. Bu çalışmanın bu amaca ve düşünsel çabaya adanmış bir ‘akıl teri’ damlası olmasını temenni ediyorum. 


Google Ads