Site İçi Arama

siyaset

Atatürk Size Ne Yaptı?

Şeyhi ilahlaştırmışlar çevresindekiler. Belki de şeyh kendini Allah’ın en sevgili kullarından biri olarak görüyor. Bu kadar seveni olunca böyle düşünüyor. Bu kadar insan ona teveccüh ediyorsa, bunun bir kerameti olmalı, değil mi?

Ne bekliyordunuz?

Ne ekersen onu biçersin.

Öyle öğrenmiş işte büyüklerinden. 

Size küçüklüğünüzden beri aynı ona öğrettiklerini öğretmiş olsalar siz farklı mı olacaktınız?

Küçücük yaşlarından beri beynine o saçma sapan bilgiler boca edilmiş ve bir birey olarak kendini bulamamış, kendi başına düşünme şansı vermemişler, dolayısıyla düşünme yetisi gelişmemiş. 

Şeyhi, şıhı, aile efradından birileri, belki babası, amcası, dedesi ne demişse öyle yapmış, ne anlatmışlarsa ona inanmış. Böyle alışmış.

Kimileri için ise daha farklı oluyor bu işler, belki de ailesinin bile haberi yoktur böyle bir yola saptığından, kimilerini çevresindeki birkaç arkadaşı sürüklüyor bu yola. Gel demişlerdir, bizim hoca bak ne güzel anlatıyor, sen de dinle.

Öyle ya da böyle, içinde büyüdüğü ortamda ruhuna Atatürk nefreti ekilmiş bir kere, o tohum da yetiştiği çevrenin etkisiyle yeşermiş, boy vermiş ve zamanla tüm beynini bu nefret sarmış. 

Aklı aynı dikenli bir çalı gibi karmakarışık, beyninin tüm kıvrımlarını kaplamış o dikenli çalı.

Ne yapmasını bekliyordunuz?

İçi nefret dolu. Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz diyenlerin yetiştirdiği nesilden biri o. 

Bu amacın bir eseri!

Daha farklı bir kişiliğinin olması beklenemez ki böyle bir ortamda.

***

Onun gözünde Atatürk bu ülkede dini körelten biri, yaptığı devrimlerle ve özellikle de ülkeyi Arap harfleri yerine Latin harflerine geçirmesi yüzünden dini kitapları okuyabilmesinin engellendiğini düşünüyor, mezarlıklardaki ecdadının mezar taşlarında yazılanları okuyup anlamasını engelleyen kişinin Atatürk olduğunu zannediyor, Kur’an okumasını bile imkansız hale getiren kişi Atatürk diye öğretilmiş ona, sanki Arapça harfleri okuyabilse anlayacak ne yazdığını kutsal kitapta, Kur’an dilini  bugün bir Arabın bile rahatça anlayamadığının farkında değil.

Üstelik ona göre Atatürk ülkeyi içki masası başından yöneten biri, benim elim gitmiyor bugün başımızdakinin bir zamanlar Atatürk ve İnönü için söylediği sözü buraya yazmaya. 

Ama ne dediğini unutmadık bugün milyonların peşinden gittiği kişinin.

Baştakiler böyle diyorsa o da o fotoğrafı niye taksın ki göğsüne?

Baştakilerin saygısı yoksa Atatürk’e onun niye olsun?

O da doğal olarak saygı duymuyor Atatürk’e, aksine nefret ediyor! 

Bilmiyor ki Atatürk sayesinde bugün bu topraklarda inancına uygun yaşayabiliyor millet.

Bilmiyor ki Atatürk cesaret edip de ülkeyi düşmandan kurtarmamış olsa, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmasa bu topraklarda ezan sesi de duyamayacaktı kendisi, belki babası Papadopoulos olacaktı, ya da Konstantin. Belki de Smith, Jones, Williams. 

Bu gerçeği bilmiyor ki!

Çünkü ona bu gerçekler öğretilmemiş. 

Ona Atatürk sebebidir denmiş bu ülkenin Müslüman bir ülke olmamasının sebebi, sanki ülkelerin dini olurmuş gibi.

Laikliğin bile ne olduğunu bilmiyor!

Yaşamın ise şeriat düzeninde yaşanması gerektiği öğretilmiş ona. 

Atatürk hilafeti kaldırmasa tüm bunlar olmayacaktı denmiş.

***

Düzeni sorgulama! 

Niye sorgulamayayım? 

Çünkü sorgulamaya gerek yok! 

Allah böyle yaşayın demiş, demek ki böyle yaşamak gerekli.

Böyle yaşa ki, yarın cennette şeyhin yanında yerin hazır olsun. 

Cennet ve cehennem ikileminden senin yerin cennet olsun istiyorsan bugün böyle yaşamak zorundasın, şeyhin, şıhın ne diyorsa öyle yapmalısın.

Yaşamın başka türlüsüne gerek yok! 

Senin düşünmene de gerek yok! 

Şeyhin düşünür senin yerine.

Hatta Kur’an oku diye başlamış, ama senin okumaya da ihtiyacın yok, sen dinle sadece, şeyhin, şıhın nasıl diyorsa onu dinle ve o şekilde yap, o şekilde yaşa.

***

Peki niye orduya girdi öyleyse?

Orduya da girecek, polis teşkilatına da, şeyhi, şıhı ne diyorsa onu yapacak.

Onu orduya sokmuşlar, çünkü ordunun yarın yapacaklarına engel olmasını istemiyorlar. 

Silahların kontrolü onlarda olsun ki, yarın bu ülkeyi din düzeninde bir ülke yaptıklarında o namlu onlara dönmesin.

***

Şeyhi onu kandırıyor mu yani?

Sanmıyorum, şeyhi de böylesinin daha doğru olduğuna inanıyor. 

Şeyhinin ondan tek farkı şeyhinin etrafına doluşmuş bir sürü onun gibi düşünen var. 

Şeyhini ilahlaştırmışlar çevresindekiler.

Belki de şeyh kendini Allah’ın sevgili kulu olarak görür olmuş, bu kadar seveni olunca bunu kabullenmiş artık. 

Bu kadar insan ona teveccüh ediyorsa, bunun bir kerameti olmalı, değil mi?

***

Şeyh bu dünyadan göç edince ne oluyor peki?

Yerine onun sağlığında işaret ettiği bir başkası şeyh oluyor. 

Çoğu zaman da bu işaret edilen aileden biri oluyor, belki kendi evladı, belki damadı, şeyh kimi uygun görürse artık. Babadan oğula geçen bir hükümdarlık düzeni!

Şeyh damat seçtiğine 6 yaşındaki kızını bile gelin etmekten hicap duymayan karakterde biri de olabiliyor. 

 

Bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunun bilincinde bile olmayabiliyor.

Çünkü onun da aklı dikenli çalılarla çoktan sarılmış.

***

Eğer olur da şeyh sağlığında birini işaret etmezse işte o zaman kavga başlıyor, ben şeyh olacağım diye birbirlerine giriyorlar.

Şeyh olmak önemli, çünkü şeyh sadece ahiretteki yerleri dağıtmıyor, bu dünyanın nimetlerinin de etrafındakilere dağıtımı ona ait. 

Çeşmenin başında olacaksın ki, kime istersen ona su veresin.

***

Bu konu çok büyük bir toplumsal sorun. 

Mantıklı bir çözümü var mı peki bu sorunun?

Sanmıyorum. Eğer reaksiyon başlamışsa o bomba patlayacak. Engel olmak mümkün değil. 

Reaksiyonu başlamadan durdurmak gerekliydi, ama ateşin altına odun atan çok, en başta da bugün başımızda olanlar. 

Reaksiyon başladıysa artık sonuç ne olacaksa olacak.

Millet böyle istiyorsa biz de orta çağ karanlığına gömüleceğiz demektir. 

Engel olamazsınız!

Tek ümit o göğsüne Atatürk fotoğrafını takmak istemeyen genç teğmenin olur da bir gün gözlerindeki perde kalkarsa, hayatın gerçek anlamını olur da anlayabilirse, işte o zaman belki Atatürk’ün bu milleti ne kadar çok sevdiğini de anlayabilir ve şeyhlerin şıhların ona yanlış şeyler öğrettiğinin farkına varabilir.

Bir birey olmanın değerini kendi başına anlaması gerekli. 

Olur mu bu dediğim? 

Bence bir ümit var. Küçük bir olasılık belki, ama umudumuzu yitirmeye gerek yok diye düşünüyorum.

Bizlerin yapabileceği sanırım kendi evlatlarımızı modern dünyanın koşullarına uygun yetiştirmek. 

Hiç olmazsa onların kalplerine Atatürk sevgisini aşılamak. 

Atatürk’ü ve onun hayallerini öğretmek.

Bir de yapabildiğimiz kadarıyla çevremize iyilik yaymak. 

Belki iyiliğin gücü ile yetişen bu dindar ve kindar nesillerin dünya görüşlerinin doğru olmadığını onlara gösterebiliriz.

Tabii küçük bir ihtimal bu dediğim, günümüzün şartları eğitimden sorumlu bakanından tutun diyanetin başında olanına bu ülkeyi nereye sürüklediklerinin farkında bile olmayan kadrolarca yönetiliyor olmamız.

Ekonomiden sorumlusundan tutun, adaletten sorumlusuna kadar hepsi bu çarpık düzenin yürümesi için uğraşıyorlar ve ülkenin çok daha derin travmalara sürüklenmesine hiçbirinin sesi çıkmıyor.

İstenilen nedir doğrusunu isterseniz ben pek anlamıyorum.

Geleceğimizin bu şartlarda karanlıklar içinde olacağı da kesin gibi görünüyor bana.

Toplumdaki çürüme şimdiden had safhaya ulaşmış durumda.

Bunun geri dönüşü olmayacak muhtemelen.

***

Evet, bugün oldukça karamsarım. 

Çünkü bence gerçekten yokuş aşağı freni patlamış kamyon gibi kontrolsüzce tehlikeli bir yerlere doğru gidiyoruz gibi hissediyorum.

Umarım gittiğimiz yer insanların hayallerindeki yer ile çok farklı bir yer değildir.

***

Atatürk’e gelirsek, o bir beyefendiydi ve inanın bu ülkeyi ve bu milleti çok seviyordu.

Evet, kimilerine göre hataları oldu, o da bir insandı ve bir insanın yaptığı hatalardan o da çok farklısını yapmadı. 

Özellikle de kendi hayatı için, kendisi için bence yapabileceklerini yapmadı. En azından kendince bir aile kurmayı hakkediyordu, ama yaptığı evlilik maalesef yürümedi. 

Evet, içki de içiyordu ve belki de bu yüzden hayata erken vakitte gözlerini yummak durumunda kaldı.

Ama o büyük bir insandı. 

Yüce gönüllü biriydi. 

Hayalleri vardı bu milletin geleceği üzerine ve hayallerinin büyük kısmını aslında gerçekleştirebildi. Başkası olsa muhtemelen onun yaptıklarını yapamazdı.

Ardından gelenler ise bence onun aklındakileri tam olarak anlamamışlar.

Ama artık o yok. 

O ebedi huzura kavuşmuş durumda. 

Onun için yapabileceğimiz sadece anısına saygı duymak, sevenleri için hiç olmazsa ölüm yıldönümlerinde anısına dualar etmek, hiç olmazsa onu anmak.

Sevmeyenlere ise söyleyebileceğim tek şey rahat bırakın artık onu.

Tamam, geleceğimiz şimdilik sizlerin elinde. 

Eğer millet böyle istiyorsa geleceğimiz de siz nasıl istiyorsanız ona evrilecek. 

Bu milletin kaderi şimdilik sizlerin elinde. 

Çünkü bugün güç sizin elinizde, bunu anlayabiliyorum.

Ama mutlak hakimiyet sadece milletin elindedir. 

Bu millet nasıl istiyorsa gelecekte öyle yaşayacaktır.

Buna ne siz, ne ben, ne de bir başkası engel olamaz.

Peki Atatürk’ün korunmaya ihtiyacı var mıdır? 

Fatih Sultan Mehmet’in ne kadar ihtiyacı varsa korunmaya, onun da o kadar ihtiyacı vardır. 

Bence kim ne yaparsa yapsın, kim ne düşünürse düşünsün o bu millet için yapacağını yapmış zaten ve en nihayetinde ebedi istirahatine çekilmiş. 

Ne yaparsanız yapın ona bir kötülüğünüz dokunamaz, boşa kürek çekmek yaptığınız.

Bizlerin kalbinden Atatürk sevgisini sökebilir misiniz? 

Kendi adıma asla diyebilirim. 

Bana göre ise geleceğimizin hayırlı olması için bilim en doğru yol haritasıdır. Şeyhlerin, şıhların çizdiği yol yol değildir.

Bilimden ayrılmayın diyerek bitireyim yazıyı, bence tek çare bilimdir! Bilimle yanılmazsınız!

Moskova’dan herkese sevgi ve saygılarımla.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 23.12.2023
  • Süre : 4 dk
  • 715 kez okundu

Google Ads