Site İçi Arama

siyaset

Sayın Kılıçdaroğlu İlk Turda Niye Beklendiği Gibi Oy Alamadı?

Toplumun bu kesiminin sadece iktidar yanlısı medyayı izlemesi ilginç bir toplumsal davranış biçimi. Ancak tek sebep bu değil sanırım. Sonuçta ne kadar medya iktidar güdümünde olursa olsun, muhalif basın da televizyon kumandasının bir başka tuşunda mevcut. Dileyen bu kanallara da bir göz atabilir. Ama nedense insanlar o muhalif kanalları izlemiyor.

Gerçekten merak ediyorum, mütedeyyin seçmene niye sayın Kılıçdaroğlu'nun bu seçimlerde vermiş olduğu vaatler geçmiyor?

Halbuki helalleşme dedi, başörtüsünü bile bence anlamsızca tekrar gündeme getirdi.

Üstelik mutfağını açtı bu millete, herkes ne kadar bizden biriymiş dedi adeta.

Devlet tecrübesi desen belki de en tecrübeli siyasetçi odur bile diyebiliriz.

Sakin yapısı, olumlu hayat görüşü, birleştirici söylem ve eylemleri, hepsi onun bu millet için biçilmiş kaftan gibi bir cumhurbaşkanı olması için yeterli meziyetler.

Adalet yürüyüşü bile ne kadar azimli biri olduğunun bir kanıtıydı aslında.

Hemen ilk akla gelen iktidarın elindeki basın kartı.

Yazılı ve görsel basının büyük kısmı iktidar yanlısı yayınlar yapıyor. Bu medyada ise sayın Kılıçdaroğlu yeterince kendisine yer bulamıyor.

Bunu anlayabiliyorum. Doğal olarak gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor.

Toplumun bu kesiminin sadece iktidar yanlısı medyayı izlemesi ilginç bir toplumsal davranış biçimi.

Ancak tek sebep bu değil sanırım.

Sonuçta ne kadar medya iktidar güdümünde olursa olsun, muhalif basın da televizyon kumandasının bir başka tuşunda mevcut. Dileyen bu kanallara da bir göz atabilir.

Ama nedense insanlar o muhalif kanalları izlemiyor.

Mesela ben bile muhalif kanalları izliyorum diyemem.

Ben genellikle internet üzerinden canım ne istiyorsa onu izliyorum.

Tamam, iktidar yanlısı kanallara bazen biraz göz gezdirsem bile hemen yok, bu kanalları izlemeye gerek yok diyorum.

Çünkü iktidar yanlısı kanallardaki programlarda ya fazlasıyla subliminal mesaj hissediyorum ya da gerçekten bu kanallarda çoğu zaman ilgimi çekmeyen programlar oluyor.

Ben dizi falan da sevmiyorum.

Bizim evde dizilere meraklı olan daha çok hanımdır, o da pek Türkçe anlamadığı için, dizileri internet üzerinden Rusça tercümeli sitelerden izliyor. Doğal olarak çoğu diziyi de biraz geriden takip etmek zorunda kalıyor.

Dediğim gibi diziler ya da yanlı yayınlar ilgimi çekmedi için, eğer ben canlı yayın izleyeceksem daha çok tartışma programlarını izlemeyi tercih ediyorum. 

Tartışma programları da karşıt görüşlerin olduğu kanallarda çok daha fazla ilgimi çekiyor.

Hatta böyle kanallarda bile kimi konukların sazı eline aldı mı hep belli bir telden çalmasına da dayanamıyorum diyebilirim.

Sonuçta ne muhalif kanallardaki tartışma programları gerçek tartışma programları oluyor, ne de iktidar yanlısı kanallardakiler.

Her ikisi de kendi bakış açıları ile konuları temcit pilavı gibi kendi zaviyelerinden irdeleyip duruyorlar.

Peki tarafsız gözle konuları tartıştıran kanallar yok mu?

İnanın çok az.

Olanlar da zaten reyting kaygısıyla programlarda bazen heyecanın yükselmesine müsaade ediyorlar ve bu hararetli tartışmalar da benim hiç hoşuma gitmiyor. Ben de hemen kapatıyorum böyle durumlarda.

Sonuçta biraz oradan, biraz buradan, internetin sağlamış olduğu istediğin programı istediğin zaman seyredebilmenin avantajıyla, kendimce Türkiye gündeminden ben de az biraz haberdar olmaya çalışıyorum.

Medya üzerine bendeki bu bakış açısının halkın büyük kısmında olmadığını tahmin edebiliyorum.

Çünkü çoğu evde bir kanal açıldığında, bir de o kanalda ilgi duyulan bir dizi varsa mesela, ailece sadece o kanalın izlendiğini düşünüyorum.

Bu şekilde belli bir süre geçtiğinde, sanırım toplumun büyük kesimi artık başka bir şey izlemek istemiyor. İktidarın propagandasına alışıyor, adeta bağımlı hale geliyorlar.

Toplumun sosyolojisi iktidar tarafından bunca yılda bir şekilde değiştirilmiş oldu.

Tekrar fabrika ayarlarına dönülmesi de o kadar kolay değil gibi geliyor.

Muhalif kanalların izlenebilmesi için galiba bu kanalların insanların ilgisini çekecek programlar yapmaları lazım.

Ama bu tarz programlar da ancak gerçekten büyük paralarla yapılabiliyor.

Doğal olarak da çoğu muhalif kanal sadece ya ucuz bir dizi göstermeyi tercih ediyorlar, ya da sadece fazla masraf istemeyen tartışma programları gösteriyorlar. Ancak bu tartışma programlarının izleyicileri genellikle yankı odaları içerisinde yaşayanlar oluyorlar.

Buraya kadar medyanın genel durumu üzerine düşündüklerimi biraz fazla detaylı da olsa aktarmak istedim.

Peki topluma kendinizi anlatmak için sadece medya yok ki diyebilirsiniz.

Başka şekilde de seçmene ulaşma şansınız yok mu?

Var tabii ki, bunun yolunu zamanında Refah Partisi bulmuştu.

Sanırım Ak Parti de uzun süre aynı yöntemi uyguladı. Belki halen daha bu yöntem uygulanıyor olabilir.

Bu yöntem hanımlar vasıtasıyla tek tek her haneye ulaşmak olarak özetlenebilir.

Ev sahibinin bir çayını içerken, bir yandan da belki bir hediye ya da biraz daha geniş çapta organize edilmiş olan yardım paketleri vermek, bu arada da parti propagandasını sonuna kadar yapmak.

Mütedeyyin bir ziyaretçi ile genel görüşü muhafazakâr tarafa daha yakın olan evin hanımının gönlünü almak bu şekilde hiç de zor değil sanırım.

Evet, bu yöntem belli bir finans kaynağı istiyor.

Devlet kaynakları elinizdeyse, ya da özellikle müteahhitlik hizmetleri gibi bazı ticari ilişkilerden belli bir bağış mekanizması kurmuşsanız, o finansmanı bulmanız hiç de zor değil.

Peki bu adaletli bir şey mi?

Maksat amaca ulaşmaksa kim takar adaleti.

Beyler açısından da durum çok farklı değil. Camilerde aynı propaganda bir şekilde yapıldığında beyler de iktidarın birer taraftarı oluveriyorlar. Üstelik akşam eve gelen evin beyi eşinden gün içindeki ziyaret ve hediyeler üzerine de bilgi aldığında, sizin yapacak hiçbir şeyiniz kalmıyor.

Onlar artık iktidar yanlısı fanatik taraftar konumuna gelmiş insanlar oluveriyorlar.

Artık siz ağzınızla kuş tutsanız o seçmeni size oy atması için ikna edemezsiniz.

Ne vaat verirseniz verin, hiçbir vaat onlar için bir anlam ifade etmez.

Çünkü mantık şudur:

Eldeki kuş mu? Daldaki kuşlar mı?

Çoğumuz sanırım eldeki kuş diyeceğiz bu soruya cevap olarak.

Eldeki kuş o hediye paketleridir. Eldeki kuş o parti üyeliğinin çocuğunuza getirdiği iş imkanıdır. Eldeki kuş varken daldaki kuşa kimse teveccüh göstermez.

Yine de konumuza devam edelim.

Ekonominin durumu ortada, iktidar ülkeyi yönetemiyor ve hayat pahalılığı toplumun hangi kesiminden olursa olsun herkesi olumsuz yönde etkiliyor.

Sayın Kılıçdaroğlu ise ben bu durumu düzelteceğim diyor.

Hatta emeklilere direk vaatleri var, deprem şehirlerinde evlerini kaybedenlere direk vaatleri var. Memur maaşları için bile asgari ücretin iki buçuk katı olacak diye vaadi var. Halkın hoşuna gidecek birçok vaat verdi bu seçim kampanyalarında.

Bu vaatlerini de sadece medyada değil, yaptığı mitinglerde toplanmış halka kendi ağzıyla söyledi.

O mitinglere bakalım ne diyecek diye merak eden herkes gelmiş olmalı.

Tamam, memurdur, ya da Ak Parti ile ilişkili birileridir, onlar orada, muhalefet mitinglerinde görünmek istemeyebilirler.

Yine de o vaatler ilan panolarında büyük büyük seçim reklamları olarak adeta herkesin gözüne sokuldu.

Yani halkın büyük bir kesimi öyle ya da böyle sayın Kılıçdaroğlu'nun vaatlerini öğrendi diyebiliriz.

Ancak seçimlerin sonucuna bakacak olursak halkın en azından yarısının söylenenlere inanmadığını anlıyoruz.

Bu niye böyle oluyor sizce?

Sayın Erdoğan'a kızan seçmen seçimde yine de ona oy verse de, parti oylarını düşürerek bir mesaj vermiş oluyor. Ancak her halükârda sayın Erdoğan oy potansiyelini üç aşağı beş yukarı korumuş oluyor.

Sayın Kılıçdaroğlu niye kendisine inandıramıyor bu mütedeyyin ve ülkücü seçmeni?

Üstelik etrafına da hem mütedeyyin kesimin temsilcilerini toplamış durumda, hem de milliyetçilerin temsilcisi diyebileceğimiz İYİ Parti'yle de ittifak halinde.

Ekip de sağlam, en azından bu ekibin ekonomiyi çözebileceği ve Türkiye'yi düze çıkarabileceği kesin.

Niye halk sayın Kılıçdaroğlu'na inanmıyor? Niye halk bu ekibe inanmıyor? Hatta niye halk mütedeyyin seçmeni olduğunu iddia ettiği partilere oy vermiyor?

Çünkü sayın Erdoğan'ın kendisi hakkında kimi zaman düzmece de olsa gösterdiği kareler var, bir seçim kazanma uzmanı olarak kutuplaştırıcı bir dili var ve her şeyden önemlisi de sayın Kılıçdaroğlu'nu seçimlerde destekleyen bir Kürt seçmen var.

İktidarın politikası gereği ise Kürt seçmen adeta ötekileştirilmiş durumda.

Evet, altı milyon seçmen oy veriyor olsa da, etnik bir parti olmaktan sıyrılamamış olan HDP, ya da yeni adları ile YSP maalesef kendisini terör örgütünden bilerek ve isteyerek kesin bir dil ile ayrıştırmıyor ve bu durumu da sayın Erdoğan için kendince haklı olarak seçim propagandasında kullanıyor.

Altı milyon insana terörist diyemezsiniz, ama o diyor!

Üstelik sayın Kılıçdaroğlu'nu da, millet ittifakını da terörle bir olanlarla aynı tutma cüretini gösterebiliyor.

***

Sevgili Kürt kökenli dostlar, bu partileri belki de doğal olarak temsilciniz olarak görüyorsunuz.

Belki de gayet masum duygularla bu partilere destek veriyorsunuz.

Ancak maalesef buradan bakıldığında bu tercihiniz yanlış tercih olarak görünüyor.

Türkiye'nin genelinin bakış açısıyla, geçmişte yaptıklarıyla, bugün dahi terör örgütüne mesafeli olamaması ile maalesef bu parti ayrılıkçı bir parti olarak düşünülüyor, öyle görülüyor.

Evet, haklısınız, bu ülke belki de bölgeye zamanında çok büyük haksızlıklar yaptı, bölgeye daha fazla hizmet getirilmeliydi, belki de Kürt varlığını inkâr edici uygulamaları da oldu devletin.

Ama unutmayın, bu ülke zaten Türk ve Kürt olarak ayrışmıyor!

Bu ülke etnik olarak hiçbir şekilde ayrışmıyor.

Biz bir ulus devletiz ve devletin yapısı üniterdir.

Ulus devletlerde her vatandaş, hangi etnisiteden olursa olsun o devletin eşit haklara sahip vatandaşıdır.

Evet, üniter devletlerde devletin tek bir dili vardır, eğitiminden tutun, devlet dairelerinde kullanılan dil tektir ve o dil de Türkçedir.

Devletin tek bir bayrağı vardır ve tek bir vatan üzerinde tüm vatandaşlar ortak bir gelecek hayali ile yaşarlar.

Bunu hazmetmedikten sonra, birlikte ortak bir gelecek hayali kurmadıktan sonra, etnik bazda kurulmuş her türlü parti ayrılıkçı bir parti olarak görünecektir.

Oy verdiğiniz parti de bu yüzden dışardan bakıldığında maalesef böyle görünüyor.

Dolayısıyla toplumun büyük kesimi için sizin sayın Kılıçdaroğlu'na verdiğiniz destek onu sayın Erdoğan'ın kara seçim propagandası ile bambaşka bir yere koyuyor.

Dolayısıyla ağzıyla kuş tutsa, sayın Kılıçdaroğlu iktidarın zehirli propagandası yüzünden, toplumun belli bir kesimi için çekince ile karşılanıyor.

Devletin parçalanması üzerine korkular burada büyük rol oynuyor.

Sayın Kılıçdaroğlu'nun parti ziyareti sırasında her şeyi meclis çatısı altında konuşalım demesi ise iktidar seçmeni tarafından yukarıda yazdım ya medyanın durumunu, maalesef hiç duyulmuyor.

***

Hepsi bir yana, sayın Kılıçdaroğlu zamanında yapmış olduğu birtakım hatalar ile de iktidar seçmeni için ne yapsa kabul görmeyecek bir aday konumunda.

Bu hatalardan biri CHP'nin zamanında Suriye tezkeresine vermiş olduğu red oyu. Benim için de bu olmayacak hataydı demeliyim.

Sayın Kılıçdaroğlu her ne kadar tezkerede yabancı güçlere de izin verildiği için biz reddettik diye açıklamaya çalışsa da, bu açıklama hem samimiyetten uzak bir açıklama olarak kabul ediliyor, hem de alenen bunun sadece yetersiz bir mazeret olduğu düşünülüyor. Maksadın HDP'ye şirin görünmek olduğu daha geçerli bir sebep olarak satın alınmış durumda.

Yapılan hatalar bu kadarla da kalmıyor tabii ki.

Parti içinden gerek Libya konusundaki beyanatlara ve de gerekse Azerbaycan konusundaki beyanatlara verilen yetersiz tepki, üstüne de Suriye'ye yapılan operasyonlarda CHP'nin Afrin'e girmeyin tarzı anlamsız tutumu, toplum gözünde büyük hatalar olarak kabul ediliyor.

Bu konular iktidarın seçim propagandasının öne çıkartılan temalarıydı.

Sayın Kılıçdaroğlu'nun bunca seçimde bir türlü sayın Erdoğan'ın seçim dehasını çözememesi ve bunca yıl seçimlerden yenik çıkmasına rağmen halen daha CHP genel başkanlık koltuğunda oturuyor olması da başka bir sorun olarak görülüyor doğal olarak.

Bence bu durum CHP'nin kendi seçmeninin bir kısmının İYİ Parti'ye kaymasına ve özellikle ulusalcı kanatta da parti teşkilatlarında yeterince gönüllü çalışılmamasına sebep oldu demeliyim.

Adeta sayın Kılıçdaroğlu ya seçimi kazanıp parti başkanlığı koltuğunu bıraksın, ya da bu sefer de yenilirse zaten o koltuk ona yar olmaz görüşü hâkim görüş olarak öne çıkmış durumda.

Seçimlerde yeterince başarı sağlanamamasının, hatta milletvekilliği seçimlerinde yine çoğunluğun elde edilememesinin bir sebebi de İYİ Parti'nin dilinden düşmeyen o "seçilecek aday" söylemiydi.

Bu söylemin altında gerek sayın Kılıçdaroğlu'nun inanç dünyasına bir gönderme vardı, ve gerekse yukarıda kısaca değindiğim diğer hatalarına.

En başta da yumuşak ve her zaman sakin tutumuna.

Kısacası siz seçilecek aday olamazsınız diyordu İYİ Parti ve bu söylemi toplumun bir çok bireyinin aklına bir şekilde kazınmış oldu.

Özellikle milliyetçi görüşe daha yakın olanlar bu söyleme tutunarak ilk tur seçimde bile kendisine oy vermekten geri durdular.

Sayın Oğan'a verilen oyların tümü sayın Kılıçdaroğlu'na verilmiş olsaydı sanırım kıl payı seçimin kazanılması mümkün olabilirdi.

Ancak sayın Oğan'ın oylarının tümü millet ittifakına ait oylar olmadığı için denklem bu kadar basit değil tabii ki.

Gençler!

Özellikle bu seçimde ilk defa oy kullanan genç seçmen sayın Kılıçdaroğlu'nu yeterince dinamik bulmadı bence.

Bu seçmen yaşça daha genç, daha dinamik bir aday hayal ediyordu kendince. Belki de sayın İmamoğlu bu seçmen için ideal adaydı.

Belki de o yüzden oylarını sayın Oğan'a vermeyi tercih ettiler.

Sonuçta sayın Kılıçdaroğlu gençlerle bir iletişim kanalı kurmaya çalışsa da, bu çabaları bence yetersiz kaldı.

Protesto oyları ya sayın Oğan'a gitti ya da geçersiz oy kullanarak bu seçmen kendince tepkisini gösterdi.

Analizi daha da uzatabilirim, ama bence ana konuların hepsine değinmiş oldum sanırım.

Peki ikinci turda sayın Kılıçdaroğlu'nun bir şansı var mı dersiniz?

Açıkçası ben olmasını çok isterim. Sanırım birçok muhalif görüşlü seçmen de benimle aynı görüştedir.

Bu saatten sonra yapılması gerekenler nelerdir, şimdi herkes buna kafa yoruyor. Ekranlarda her kafadan bir ses çıkıyor.

Muhalefet kendi içinde bu sonucu beklemediği için bir şokta ve halen daha o şok atlatılabilmiş değil. Bu konuya daha önceki yazılarımdan birinde değinmiştim.

Özellikle de mütedeyyin kanattan oy getireceği düşünülen Ak Partiden kopmuş olan yeni partiler ile, eski ve köklü bir parti olan Saadet Partisi'nin görünüşe göre oy oranının oldukça düşük kaldı.

Bunun yanında ise bu partilerin meclise fazlasıyla milletvekili sokabilmiş olmaları, CHP seçmeni için bu partilere bakış açısında olumsuz bir hava estirmeye çoktan başlamış gibi görünüyor.

Bu konuda da parti tabanı tarafından sayın Kılıçdaroğlu direk olarak suçlanır konumda.

Şimdilik bu konu açıktan açığa dillendirilmiyor olsa da, olası başarısız bir ikinci tur sonrasında parti başkanlığı dahil, CHP'de kartların tekrar karılacağı kesin.

İttifak olarak da ortada bir şey kalacağını ben şahsen düşünmüyorum.

Meral hanımın bile koltuğu büyük ihtimal sallanır konumda olacaktır.

Tabii böyle bir neticenin geleceğimiz üzerine ne gibi olumsuz etkileri olacağını ben düşünmek bile istemiyorum.

Konu bu son düzlükte tüm gücü toparlayıp son bir depar atmaya bakıyor gibi görünüyor.

Bunu yapabilmek için de seçmenin o oy sandığına bir kez daha gitmesi esas olacaktır.

Kim daha çok seçmenini ikinci tur için sandık başına gitmeye ikna edebilirse, ikinci tur için onun daha fazla şansı olacaktır.

Bu günlerde seçime katılmayan seçmen üzerine analizler yapılıyor ekranlarda. Bence bu analizler nafile analizler, çünkü bence zaten bu seçimlerde oldukça yüksek bir katılım oranı elde edildi.

Bir de gençler, bakalım sayın Kılıçdaroğlu bu kısa sürede gençleri ikna edebilecek mi?

Sanırım sayın Kılıçdaroğlu nihayet sevgili Oğuzhan Uğur'un programına katılmaya cesaret gösterebilmiş.

Bakalım bu programda olumlu bir hava estirebilirse, belki de gençlerin gözüne gerçekten girebilir.

Bekleyip göreceğiz.

Gerçekten benim bu seçimden tek beklentim güzel bir gelecek umudu, iktidarca yapılanları gördükçe, şahsen benim gelecek için birtakım tereddütlerim oluşuyor. Aklımdan geçenleri dillendirmek bile istemiyorum.

Umarım ikinci tur seçim herkesin gönlüne göre sonuçlanır diyerek bitireyim yazıyı.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 21.05.2023
  • Süre : 6 dk
  • 706 kez okundu

Google Ads