Site İçi Arama

siyaset

Siyasetle İlgilenmek Gerekli mi?

Siyaset toplumun her kesiminde bir şekilde vardır. İnsanların ilgilenmiyor olması, sadece yöneten yönetilen ilişkilerinin yönünü değiştirir. Demokrasinin gereği olan ilişki biçimi, yönetilenlerin çeşitli araçlarla yönetenleri etkileyebilmesini ve onlardan taleplerde bulunabilmesini gerektirir.

Hemen hepimiz, günlük hayatımızda çevremizdeki insanlardan siyasete ilişkin serzenişleri duyarız. Bu serzenişlerin ardından da genellikle “artık siyasetle ilgilenmiyorum” ifadeleri gelir. Acaba siyasetle ilgilenmiyorum demek, siyasetin hayatımızdan çıktığı anlamına gelir mi? Ya da siyaseti görmemek için kafamızı kuma sokmamız mümkün müdür? Öncelikle şunu söyleyelim, siyaset toplumsal olan her şeyde ve her yerde kaçınılmaz olarak vardır. Hatta bireyin toplumla ilişkisinde doğal olarak yerini alır. Toplumdaki siyasal bağın aileye kadar indirgendiğini savunan düşünürler de mevcuttur. Bir sözcüğün anlamı hakkında fikir veren en tutarlı kaynak, o sözcüğün etimolojisidir. 

Etimolojik olarak siyaset kelimesi, “seyislik ve at bakımı/ devlet yönetimi, yönetim” kelimeleriyle bağlantılıdır. İngilizce karşılığı olan “politics” kelimesinin anlamı, “bir bölge ya da devletin yönetimi ile ilgili fikirler”(1) olarak açıklanmaktadır. Etimolojik olarak bakıldığında, 15.YY’dan itibaren İngilizcede kullanılan kavram, Fransızca kökenlidir. Onun da kökeni Latinceye dayanır ve “Polis” adı verilen site devletlerinde vatandaşların yönetimle/toplumsal yaşamla ilişkili olmasını tanımlamak için kullanılır (2). Özetleyecek olursak, siyaset kelimesinin yönetim/toplumsal yaşamla doğrudan ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Demokrasi kelimesinin halkın yönetimini ifade ettiğini dikkate aldığımızda siyaset, sadece bir grup seçkin insanın faaliyet alanı olmaktan çıkar ve halkın kendi yönetimi konusunda söz sahibi olduğu ve doğrudan içinde bulunduğu bir faaliyet alanını ve düşünsel alanı tanımlar. 

Demokrasinin uygulanması bir anda verilen bir kararla gerçekleşemez. Çünkü halkta yönetme/siyaset bilincinin gelişmesine bağlı bir süreci gerektirmektedir. Burada Cumhuriyetin ilanından sonraki süreçte bu bilincin neden yeterince gelişmediğini tartışmayacağız. Önemsiz olduğundan değil, bu çok kapsamlı sorunun daha farklı bir tartışmanın konusu olduğundan dolayı burada ele almayacağız. Demokrasi bilinci oturmuş bir toplumda bugünle kıyaslandığı zaman kimlerin nerelerde olacağını, hangi güçlerin ne elde edip ne edemediğini düşündüğümüzde zaten kendiliğinden bazı sorular cevaplarını bulmaktadır. Burada ele alacağımız, daha çok siyasetle ilgilenme/ilgilenmeme meselesidir. 

Siyaset toplumun her kesiminde bir şekilde vardır. İnsanların ilgilenmiyor olması, sadece yöneten yönetilen ilişkilerinin yönünü değiştirir. Demokrasinin gereği olan ilişki biçimi, yönetilenlerin çeşitli araçlarla yönetenleri etkileyebilmesini ve onlardan taleplerde bulunabilmesini gerektirir. Aksi durumda yöneten-yönetilen ilişkisi, buyuran-itaat eden ilişkisi biçiminde şekillenir. Bunun sonucu olarak demokrasi, sadece halkın sandıkta kendisine sunulan seçenekler için oy kullanabildiği, herhangi bir talebini dile getirme kanallarından yoksun olduğu bir yönetim biçimine dönüşür. Hatta bir süre sonra iktidar, halkın koşulsuz itaatinden aldığı güçle seçimlerin koşullarını tek taraflı olarak maniple etme hakkını da kendinde görmeye başlar. Bu durum, adaletin ve hukukun bittiği noktadır. 

Siyasetçi olarak nitelendirilen insanlar, ya yönetim örgütlenmesinin bir parçasıdır ya da bir parçası olmak için çalışır. Türkçede “–cı” eki, sonuna geldiği isimden yeni bir kelime türetir. Bu son ek ya bir meslek ifade eder (simitçi, bilgisayarcı vb.); ya bir işi çok yapanı tanımlar (yalancı, uykucu vb.); ya da bir düşünceyi savunanları tanımlar (Cumhuriyetçi, milliyetçi vb.). Siyasetçi kelimesi ise biraz sorunlu bir kelimedir. Çünkü siyaset, her meslek grubundan, her sosyal sınıftan insanların ülkelerine hizmet etme duygusuyla sürdürülen bir faaliyettir. Siyaseti bir meslek olarak görmek, bir asalağı bilerek beslemek gibidir. Siyaset bir toplumda yer alan bütün bireylerin kamusal alandaki faaliyetlerinin, etkileşimlerinin ve ilişkilerinin kesişim kümesidir. Bu yönüyle siyaset bir meslek değil, toplumsal olana özgü bir ilişki biçimidir. Bu nedenle de her vatandaşı zorunlu olarak ilgilendirir.

Siyasetçi siyaseti para kazanmak, geçinmek, hayatını kazanmak için yapıyorsa, bu kabul edilebilir bir olgu değildir. Bu nedenle birçok ülkede milleti temsil yetkisi kazanan parlamento üyeleri, astronomik ücretler almazlar (hatta bazı ülkelerde hiçbir ücret ödenmez). Temsil ettikleri toplumdan kopuk lüks hayatlar sürmezler. Kendilerine yasama gücünü suiistimal ederek yüksek maaş artışları, kaymaklı emeklilik gibi kazançlar sağlamazlar. Bir yerde çalışanların kendi maaşlarını, kendi emekliliklerini kendilerinin belirlemesi, temsil ettikleri halkın haklarını gasp etmekten farksızdır. Bu nedenle bu tür hususlar, onları orada temsil yetkisiyle görevlendiren halkın onayından geçmeden geçerli olamamalıdır. Bunun da yolu, milletvekili maaşlarının belirli bir katsayı üzerinden Anayasada belirlenmesi ve bunu geçmemesidir. Mesela bu katsayı asgari ücret üzerinden hesaplanabilir. Böylece milletvekilleri çalışıp ülkenin refahını artırdığı zaman kendi maaşları da artar.

Bir ülkede yaşanan bütün sorunlar siyasetin doğrudan ya da dolaylı sonucudur. Bir ülkedeki enflasyon, ortalama ücret düzeyinin düşüklüğü, emekli maaşlarının yetersizliği, eğitimin kalitesizliği, sağlık hizmetine erişimde yaşanan sorunlar, ulaştırmanın yetersizliği ve akla gelebilecek bütün sorunların ardında siyasetin başarısızlığı yatar. Siyaset, belirlediği politikalarla (Buradaki politika, “policy” kelimesinin karşılığıdır) toplumsal sorunları çözerek, toplumun refahını artırmayı hedefler. Seçimler bu anlamda siyasetin başarısının sorgulandığı etkinliklerdir. Ancak burada en büyük sorun, seçimlerin siyasetin gerçek başarısını/başarısızlığını ölçmedeki etkinliğidir. 

Seçimlerin adil ve etkili bir denetim aracına dönüşmesi, iki alanda sorunsuz işleyişe bağlıdır. Bunlardan birincisi sistemin işleyişidir. Sistemin sorunsuz işleyişi, demokratik kural ve kurumların etkin işleyişi, temsilde adalet ve adil seçimlerle mümkün olabilir. Öncelikle vatandaşın her türlü bilgiye alternatif kanallardan ve sansürsüz ulaşabilmesi önemlidir. Hükümetler kendisini zor durumda bırakabilecek ve başarısızlıklarını ortaya çıkarabilecek haberlerin duyulmasını istemez. Düzgün işleyen demokrasilerde iktidarlar halka hesap verebilme sorumluluğunu taşır ve asla alternatif haber kaynaklarına müdahalede bulunmaz. Hukuk devleti ilkesi gereğince her şeyin hukuki sistemle uyumlu işlediğini bilmek vatandaş açısından büyük bir güven kaynağıdır. Bu güven ortamı içerisinde yapılan seçimlerin de adil, tarafsız ve hukuk çerçevesinde gerçekleşmesi beklenir. Geriye vatandaşın siyaseti değerlendirebilme yeteneği kalır.

Seçimlerin siyaseti denetleme işlevini etkin yapabilmesi için ikinci önemli unsur, siyaseti değerlendirebilme yeterliliğine sahip, sorumluluk bilinci olan vatandaştır. Dünyada asalak siyasetçilerin halkın sırtına kene gibi yapıştığı bütün ülkelerde halk, siyaseti değerlendirebilme yeterliliğinden uzak ve vatandaşlık bilincinden habersizdir. Bu ülkelerde halk derin bir bağnazlığın ve fanatizmin pençesinde, adeta şartlı refleks veren primatlar gibi sandığa gider ve kendisine ninniler söyleyen keneye bağlılığını büyük bir aşkla (!) sandığa yansıtır. Bu canlı türü için (Maslow İhtiyaçlar Basamağının) birinci ve ikinci derece ihtiyaçlarının ötesini hayal etmek mümkün değildir. Ancak halkın içinde bulunduğu bağnazlığın sebebinin de kene tipi siyasetçiler olduğunu belirtmek gerekir. Sistem kendisini sürekli yeniden üreten bir asalak tuzağı gibidir. 

Gelelim Türkiye’de gerçekleşecek yerel seçimlere. Öncelikle bu seçimin temel amacının yerel yöneticileri ve yerel karar organı olan meclis üyelerini seçmek amacıyla yapıldığının bilinmesi gerekir. Ne yazık ki, ülkemizde siyasi fanatizm, seçimlerin kaderini belirleyecek ölçüde etkili olmayı sürdürmektedir. Bu nedenle sonuçlar üzerine aşırı iyimser tahminler yapmanın gerçekçi olmayacağını düşünenlerdenim. Bunun yanında insanların yaşadıkları sorunların gerçekliğinin farkında olması ve siyaseti değerlendirebilecek vatandaşlık bilinciyle hareket etmesi en büyük temennimdir. 

Seçimlerin sonucunda iktidarın halk desteğini ne kadar koruduğunu gösterecek olan sonuçlar, 30 Büyükşehir için belediye meclisi sonuçları, diğer şehirler içinse il genel meclisi sonuçları olacaktır. Bu sonuçların halk desteğinin azaldığını göstermesi durumunda seçimin ardından yeni siyasi gelişmeleri tartışmaya başlayabiliriz. Aksi durumda 2028 yılına kadar seçimsiz geçecek bir sürecin ülke için neler getirip neler götüreceğini hep beraber göreceğiz.  Ama ben bunun Türkiye için olumsuz bir senaryo olacağını değerlendiriyorum.

Arkadaş ortamlarında, ailede ve sosyal ortamlarda siyaset konuşmaktan çekinmeyin. Site devletlerinde agora, sadece ticaret değil toplumun sosyalleşme alanıydı ve bu alanda siyaset konuşulurdu. Roma İmparatorluğu döneminde bu işlevsel mekân çok daha büyük bir biçimde tasarlandı ve forum adını aldı. Apolitik olmanın adeta matah bir şey gibi yüceltilmesi, toplumsal yaşamın temel ve tarihsel gerçekliğine aykırıdır. 

Siyasetin bu kadar kötücül bir olguya dönüştürülmesi ve sosyal alanlarda konuşulmaktan kaçınılması, siyasetten haksız kazanç sağlayan asalakların işine yaramaktadır. Siz konuşsanız da konuşmasanız da siyaset sizin en ücra alanlarınıza sızmaya meyillidir. Konuşursanız, vatandaş olarak sorumluluğunuzu yerine getirebilecek bir birikimle sandığa gidersiniz. Konuşmazsanız mezbahaya giderken nereye gittiği konusunda hiçbir fikri olmayan koyun gibi sandığa gider ve sonuçları da toplum olarak yaşarsınız. Bu seçimde herhangi bir mazereti olmaksızın oy kullanmamak, hedonist bir şımarıklıktır. 

Son söz; siyaseti konuşmuyor olmanız, solduğunuz havadaki siyaseti ortadan kaldırmaz.

Kaynakça

(1) https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english-turkish/politics 

(2) https://www.etymonline.com/word/politic#etymonline_v_17575 

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 30.03.2024
  • Süre : 5 dk
  • 345 kez okundu

Google Ads