siyaset

Çevir Kazı Yanmasın

Kazla ilgili epey bir atasözümüz var. Gerçi yazdığım sonuncusu aslında kaz ile ilgili değildir, sadece ses dönüşümü ile günümüze "kaziye-i anha öyle değil" yerine "kazın ayağı öyle değil" şeklinde ulaşmış. Anlamı "o işin yargısı öyle yapılmaz" demektir aslında.

Çevir kazı yanmasın.

Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.

Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir.

Tavuk kaza bakarsa bir yeri yırtılır.

Kazın ayağı öyle değil.

••*••

Kazla ilgili epey bir atasözümüz var.

Gerçi yazdığım sonuncusu aslında kaz ile ilgili değildir, sadece ses dönüşümü ile günümüze "kaziye-i anha öyle değil" yerine "kazın ayağı öyle değil" şeklinde ulaşmış.

Anlamı "o işin yargısı öyle yapılmaz" demektir aslında.

Diğerleri, evet, direkt kaz ile ilgili sözler.

En çok da "çevir kazı yanmasın" hoşuma gider benim.

Rahmetli Barış Manço şarkısını bile yapmıştı:

Acık da bağa vir, biraz da oğa vir, çevir kazı yanmasın, aman kız uyanmasın...

İyi insandı rahmetli, genç yaşta bir hiç uğruna veda etti bizlere. Aslında epey bir üzdü de diyebilirim. Neyse, selam olsun sevenlerine.

Bir şarkısı daha var Barış Manço'nun, sarı çizmelerle alakalı:

Yaz tahtaya bir daha, tut defteri kitabı, sarı çizmeli Mehmet Ağa bir gün öder hesabı...

Yaptıklarının hepsi özlü sözlü şarkılardı.

Dinledikçe insan özlüyor o günleri.

Türkiye çok değişti.

İki ana kutba ayrıldı neredeyse.

Yirmi yılı aşkın mevcut iktidarın hükümdarlığında neler yaşadık neler.

Halbuki yine bir toplumsal tepki ile başa geçmişlerdi. Ekonomik kriz var, deprem olmuş daha birkaç yıl önce, politik arena birbirine girmiş, ülke artık epey yaşını almış sayın Ecevit'e güvenmiş. Ama o da artık hastalığından mıdır, yoksa durumun onu hasta etmesinden midir bilinmez, ülkeyi yönetemez hale gelmiş.

Bir ümit olarak çıktı ortaya birçokları için sayın Erdoğan.

Seçim kanununun da kader oyunu ile ülke çapında aldığı %34 küsür oy ile mecliste %70'e yakın milletvekili elde ederek başa geçti.

Ama başa geçtikleri daha o ilk günlerde toplumun bir kısmının şimdi ne olacak diye büyük tepkilerini ve ürküntülerini bugün gibi hatırlıyorum.

O ilk günlerde beklendiği gibi bunca yıl içerisinde ülke resmen bir uçtan diğer uca savruldu.

Ancak bu savruluş kimilerinin inandığı gibi, ya da satın alınmış medyanın her saniye insanlara çarpıtarak göstermeye çalıştığı gibi öyle iyiye doğru bir savruluş olmadı.

Evet, yollar yapıldı, köprüler, havaalanları, tüneller, devasa hastaneler yapıldı.

Belli bir süre ekonomik olarak da iyi bir tempo tutturuldu.

İstanbul efendileri yerine Anadolu'dan birçokları sermaye transferi ile zengin de oldular.

Ama nasıl diyeyim, bir şeyler eksik kaldı işte. Kalite mi desem, insan kalitesi bahsettiğim, yoksa başka türlü mü tarif etsem bilemedim şimdi. Bir şeyler tam olarak olmadı işte.

Biraz eline yüzüne bulaştırdı iktidar her şeyi diyebilirim belki.

Bu memleketin gerçek sahipleri biziz derken, ne insanları olması gerektiği gibi eğitebildiler, ne de olması gerektiği gibi bir düzen kurabildiler ülkede.

Yine yolsuzluklar, yine insan kayırmacılık.

Toplumsal ahlakta da büyük çöküş yaşandı bu süreçte.

Fırsatçılık arttı. Bir yandan da vurdumduymazlık had safhaya ulaştı. Devletin tüm kurumları darmadağın edildi resmen. Ne liyakat kaldı ne iş bilirlik.

Baksanıza, Kızılay'ı bile ne hale getirdiler.

Tarikatlarla işbirliğini, zamanında devlete sızan devlet düşmanları ile yaptıkları ortaklığı saymıyorum bile.

Milletim beni affetsin!

Kısacası daha fazla hatırlamak istemiyorum olanları, benim için yapılan her şey aslında bir kâbus gibi oldu diyebilirim.

Yapılan güzel şeyler de vardı, ama amel defterine bakıldığında sanırım hesap verilecek çok şey oldu diyebilirim.

Buyurun dostlar, buyurun, Halil İbrahim sofrasına diyor Barış Manço fonda bu yazıyı yazarken.

Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası diyor. Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası diyor.

Bazen durur bakarım diyor bu ibret tablosuna, kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok diyor.

Doğru söylüyor.

Alnı açık gözü toklar buyursunlar baş köşeye, kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeye...

Nefsine hâkim olursan, kurulursun tahtına...

Çala kaşık saldırırsan ne çıkarsa bahtına...

Halat gibi bileğiyle, yayla gibi yüreğiyle, çoluk çocuk geçindirip, haram nedir bilmeyenler, buyurun sizde buyurun...

Buyurun dostlar buyurun...

••*••

Akşam parti binasının önüne kurmuşlar kameraları.

Hazırlamışlar bütün düzeneği.

Belli ki, hesap sayın Mehmet Şimşek ile anlaşmaktı.

Bakın diyeceklerdi belki de, eskiden olduğu gibi ekonominin başına sayın Şimşek geçecek diyeceklerdi bir zafer edasıyla. Muhtemelen hesap buydu.

Belki de, tamam diyeceklerdi, yine hata ettik, ama bakın sayın Şimşek'le yaptığımız hataları düzelteceğiz.

Belki de yine helallik isteyeceklerdi insanlardan kameralar önünde. Helallik istemek alışkanlık oldu nedense son zamanlarda.

Birinin hakkını yediğini düşündüğün zaman helallik istersin, durup dururken istenmez ki helallik!

Size çektirdiklerimiz yüzünden hakkınızı helal edin, affedin bizi!

Ama olmadı, sayın Şimşek arka kapıdan çıktı gitti.

Sonra da mecburen çevir kazı yanmasın.

Sayın Ömer Çelik çıktı bekleyen basın mensuplarının karşısına ve mecburen kısaca olmadı dedi.

Aslında sayın cumhurbaşkanımız bile ikna edemedi demek istedi, ama sayın Şimşek çok değer verdiğimiz bir arkadaşımız dedi, politikaya dönmeyeceğim demişti zaten ayrılırken dedi, şu anda çok meşgul dedi. Dedi de dedi.

Yüzünden düşen bin parçaydı bunları söylerken.

Çevir kazı yanmasın!

Zaten gündüz vakti de bir darbe almışlardı parti olarak.

Bütün iktidar yanlısı kanallar canlı yayın açmışlardı.

Sonra da sayın Fatih Erbakan hayır, desteklemiyoruz deyince ne yapacaklarını şaşırmışlardı.

TRT bile apar topar yayını kesti mecburen.

Çok ilginç, nasıl oldu da bu puntaya düştüler acaba? Hiç mi önceden fikrini öğrenememişlerdi sayın Erbakan'ın? Demek ki hiç belli etmemiş. Belki de beklediği başka bir şeyler vardı. Kapalı kapılar ardında neler dönmüştür acaba?

Kısacası, gündüz de evdeki hesap çarşıya uymadı anlayacağınız.

Bir günde iki darbe!

Bakalım ne olacak bu işin sonu.

Sarı çizmelerle sayın Destici hesabı ödeyebilecek mi bilmiyorum, ama kazın ayağı öyle değil diyerek bitireyim yazıyı.

Kaziye-i anha öyle değil!

Bu iş öyle tavuğun bir yerindeki tüyleri yolmakla olmaz, zamanında düşünecektiniz, bu ülkeyi bu hale getirmeden önce diyeyim kısaca.

Yanlış yaparsanız, kalırsınız işte böyle dımdızlak ortada. Kimse yalvarsanız da destek olmaz!

Neyse, biz dönelim yine bu yana en iyisi.

Alnı açık, gözü toklar buyursunlar baş köşeye, kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeye...

Buyurun dostlar, buyurun, Halil İbrahim sofrasına.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 22.03.2023
  • Süre : 4 dk
  • 225 kez okundu

Google Ads