Site İçi Arama

siyaset

Çıkış Noktası

Bunca yıldan sonra, kurulu bu düzeni bırakmak hiç kolay değil. Sadece kendisi için değil, etrafını sarmış olan kurulu düzenden faydalananlar için de kolay olmayacak. Ancak ne yaparsa yapsın, artık çok işe yaramıyor. İnsanlar değişim istiyorlar.

Matrix filmi ilk çıktığında ne kadar ilgimi çekmişti.

Oldukça ilginç bir konu, aksiyon, bilimkurgu.

Kısacası tam bana göre bir film demiştim.

Gerçi tam olarak konuyu anlayabilmeniz için filmin ardından oldukça çok yorum okumanız gerekiyor.

Derin bir konusu var aslında, üzerinde düşününce daha iyi algılıyorsunuz. Yani sadece bilimkurgu ve aksiyon filmi değil. Hatta dini propaganda temaları da var film içinde. 

Ama bu yazıda benim niyetim filmin konusunu anlatmak değil.

Beni daha çok filmde konu edinilen ve oldukça ilginç düşünülmüş olan o zor anlardaki çıkış noktaları ilgilendiriyor.

Matrix sanal dünyasından çıkabilmek için o çalan telefonu açman lazım, bunun için de mesela telefon bir telefon kulübesinde çalıyorsa, o kulübeye ulaşman lazım.

Çünkü ancak çalan telefon ile çıkış yapabiliyorsun!

Senaristin oldukça ilginç bir hayal dünyası olduğu filmin genelinden belli zaten. Ancak çalan bir telefon ile sanal dünyadan çıkış düşünmek belki de filmin genel senaryosunda benim için en çarpıcı düşünce.

Ancak çıkış noktası fikri sadece bu filme özel bir fikir değil.

Gerçek dünyada zora düştüğümüzde bizler de bir çıkış noktası ararız.

Evet, sayın İnce de bir çıkış noktası arıyordu.

Ve bir şekilde buldu.

Niye o kadar hasta oldu, inanın ben anlamadım. Hakkında çıkan kasetler yüzündense, bence hiç dert etmesine gerek yoktu.

Nasıl olsa düzme de olsa, gerçek de olsa, hatta sana kumpas da kurmuş olsalar, bugünün teknolojisi ile her şeyin sahtesini yapmak mümkün olabildiğine göre inkâr edersin olur biter!

Tersine, eğer konuyu dert ediyorsan, olayın gerçek olduğu konusunda yeterli kuşkuyu uyandırırsın.

Ben aynı durumda olsam inanın hiç dert etmezdim.

Belki de erkek değil miyim, size ne bile diyebilirdim.

Ama ben cumhurbaşkanlığına adaylığımı koymadığım için bana göre fark etmiyor olabilir.  Onun için ise önemli tabii ki, hitap etmek istediği toplum kesimi bu tarz konulardan dolayı eleştirecektir.

O yüzden içine düştüğü durumu anlayabiliyorum.

Yine de inkâr et arkadaş, niye dert ediyorsun? Hasta olmaya değer mi?

O da inkâr etti aslında, ama oldukça yıpranmış bir görüntü ile yaptığı için bu inkarı, ne yalan söyleyeyim, bana geçmedi. Kumpas tabii ki, ama gerçek olabileceği konusunda bende kuşku oluşmadı diyemem.

Gerçi bence adaylıktan vaz geçme olayının sebebi tamamen başka.

Kendi kıt aklında bir hayal kuruyorsun, etrafında hayalini destekleyen belli bir topluluk da oluşuyor.

Ancak gün geçtikçe oy oranın eriyor.

Zor gerçekten.

Miting yapmak için organize olmaya çalıştığın her yerde ve her geçen gün miting alanına çok daha az insan toplayabiliyorsun.

Dün seni pohpohlayanlar bugün sana sırtlarını çevirmiş, partide milletvekili olarak gösterdiğin adaylar vaz geçiyorlar, partiden istifa ediyorlar.

Sende de öfke sorunu olduğu için bu durumdan hiç hoşnut olamıyorsun ve sinirleniyorsun, hatta köpürüyorsun.

Bu durum seni çok daha kötü hale getiriyor.

Kısacası sayın Muharrem İnce hayal dünyasından uyandığında beri bence bir çıkış noktası arıyordu.

İşte kendince en uygun çıkış noktası olarak da son anda adaylıktan çekilmeyi buldu.

Böylece hem kurulan kumpas yüzünden mağdursun hem de tamam diyorsun, madem ben engel oluyorum size, buyurun!

Yani bir anlamda adaylık hakkından kendin feragatte bulunuyorsun. Gelen baskılar yüzünden değil de, mağduriyetin yüzünden ve kendi isteğinle kabul etmiş gibi yapıyorsun.

"Ama kazanamazsanız benden bilmeyin!" diye de üst perdeden konuşmaya devam ediyorsun.

Üstelik bunun daha sonrası da var.

Seçim muhalefet tarafından kazanıldığında, "Bakın, ben çekildim de kazandınız!" deme şansın da olmuş oluyor.

Ne güzel değil mi?

Tamamen bir algı operasyonu!

Hem bir yandan da adaylıktan çekildiğini söylerken bile içindeki kini ortalığa püskürtebiliyorsun, şahsi egonu da okşuyor bu yaptığın muhtemelen.

Aslında sayın Muharrem İnce içine düştüğü bu zor durumdan nasıl bir konforlu çıkış noktası buldu, görebiliyor musunuz?

Bu arada gerçekten hasta olmuş da olabilir, eğer öyleyse bol geçmiş olsun tabii ki.

Ama bence hastalığı bile bir algı operasyonu olabilir.

Mağduriyet!

Nedense bir süredir çok etkili bir silah oldu mağduriyet.

Özellikle de siyasiler için.

***

Ben halen daha yollarda bazı gördüğüm dilencilere yardımcı oluyorum burada.

Biliyorum, aslında belki de çalışıp para kazanabilecek durumdalar, ama en azından pek emin olamadıklarıma mutlaka yardımcı olmaya çalışıyorum.

Cebimdeki üç beş kuruş bozukluğu vermeden geçersem dilenen birinin yanından, kendi kendime rahatsız oluyorum nedense.

Ya gerçekten ihtiyacı varsa o üç beş kuruş bozukluğa?

Rusya'da oldukça çok savaş gazisi vardır, Çeçenistan gazileri, Afganistan gazileri, şimdilerde Ukrayna gazileri.

Kolları bacakları kopmuş, bir sürü gencecik insan.

Kimileri yollarda mecburen yardımcı olun diye bir yazı ile sessizce dilenir. Aldıkları gazilik paraları muhtemelen oldukça düşük oluyor.

Ben daha çok bu tarz kişilere yardımcı olmaya çalışıyorum.

Bir de gerçekten yeterince yaş almışlarsa.

***

Sayın Erdoğan nasıl bir çıkış noktası bulabilecek acaba?

O da oldukça çok mağduriyete vurdu siyasal hayatında.

Ama bir yandan mağdurum derken, bir yandan da muazzam bir düzen kurdu.

Bunca yıldan sonra, kurulu bu düzeni bırakmak hiç kolay değil.

Sadece kendisi için değil, etrafını sarmış olan kurulu düzenden faydalananlar için de kolay olmayacak.

Ancak ne yaparsa yapsın, artık çok işe yaramıyor.

İnsanlar değişim istiyorlar.

Miting alanlarında düzmece görüntüler göstermekten tutun, bunlar teröristlerle ortaklık yapıyorlar iftirasına kadar her türlü yolu deniyor.

Hizbullah'ın partisini bile kattı bünyesine, ama yine de işe yaramıyor.

Bir yandan da muhalefeti kötülemeye devam ediyor. Alay bile ediyor kendince.

Düne kadar alay etmek için Bay Kemal diyordu mesela, o konu da ters tepince şimdi Bye Bye Kemal diyor.

Ama o da görüyor, o her bye bye dediğinde, millet elleriyle kalp işareti yaparak birleşe birleşe kazanacağız diye haykırıyor.

Kurulu düzeni ifşa eden en yakınlarından tutun, sokaklarda sahte CHP reklamları dağıtan yandaş militanların yakalanmasına kadar, elinden iktidarın kaydığını seçime anına kalan süreden her geçen saat o da görüyor.

Peki onun için çıkış noktası nerede?

Ne yapıp edip seçimi kazanması lazım, onu anladık, ama sayın İnce'nin de adaylıktan çekilmesiyle beraber artık kazanma şansı iyiden iyiye zora düşmüş durumda.

***

Bence tek bir çıkış noktası var sanırım.

Kaderine razı olacak!

Kendi öyle demiyor muydu?

Kader planı!

Biz buna inanıyoruz demiyor muydu Bartın'da o kocaları göçük altında kalan hanımlara?

Deprem alanında enkaz altında kalan vatandaşa kader planı, yapacak bir şey yok, razı olacağız demiyor muydu?

Onunki de kader planı işte.

Kaderinde ne yazılmışsa o! 

Kaderi böyleymiş!

Kadere karşı çıkacak hali yok ya, kabullenecek mecburen!

***

Boris Yeltsin!

Rusya'da Sovyetlerin yıkılması esnasında tankların üzerine çıkıp Beyaz Ev'i bombalattıran ve ardından da bugünkü Rusya Federasyonu'nun ilk devlet başkanı olan kişi.

Eğlenceli biriydi.

Sonradan biraz abarttı gerçi, meclise bile sarhoş vaziyette gelmeye başlamıştı, mecliste hanım vekilleri çimdiklemeye başlamıştı ve sonunda Rusya'nın derin devleti tamam buraya kadar dedi.

Yeter bizi dünyaya rezil ettiğin dediler kendisine.

Vladimir Putin'in Yeltsin'in ardından başkan seçilmesini sağlayan Rusya'nın derin devletidir!

Yıllarca KGB içinde yetiştirilmiş biridir Putin.

O günlerde oldukça genç ve dinamik olan Putin'in dünya konjonktüründe Rusya'yı getirdiği konum ortada.

Belki öyle eskisi gibi süper güç oldu diyemem, hatta bir zamanlar süper güç olduğuna dair de oldukça kuvvetli şüphelerim var.

Sonuçta oldukça uzun süredir burada yaşıyorum ve Rusların mantalitelerini gayet iyi çözdüm.

Görünen yerleri muhteşem göster, gerisi bırak dağınık kalsın.

Ancak yine de, bugün Rusya'nın dünyada belli bir gücü var demeliyim.

İşte bu Rusya'nın Türkiye'nin yönetiminde görmek istediği iktidar sizce kimdir?

Gerçekten sayın Erdoğan'ın tekrar iktidarda kalması Rusya açısından daha avantajlı mı sizce?

Ben tam olarak emin olamıyorum doğrusu.

Olabilir tabii ki.

Ama Rusya uluslararası ilişkilerde sadece kendi çıkarlarını düşünen bir devlettir.

Tüm devletler böyledir diyeceksiniz. Siz de haklısınız.

Ama demek istediğim Ruslar bizim gibi duyguları ile hareket eden bir millet değil, soğuk iklimin etkisinden olabilir, oldukça içe dönükler.

Bir de halen daha dünyada kendilerinin bir süper güç olduğuna inanmış durumdalar.

***

İktidar tarafında Rusya'nın sayın Erdoğan'ın demokratik yollardan da olsa, iktidardan indirilmesini engellemek için elinden geleni yapacağı şeklinde bir kanı var.

Aynı kanı muhalefet tarafında da var ki, sayın Kılıçdaroğlu Rusça bir tweet atarak kendince Rusya'nın seçimlere etki etmesine ön almaya çalıştı.

Aman ha dedi, sakın karışmayın dedi.

***

Evet, gerçekten Rusya'da özellikle hackerlar oldukça kuvvetli.

Özellikle sosyal medyada yalan haber yayma konusunda oldukça uzmanlaşmış durumdalar.

Ancak unutmayın, aynı şeyi iktidarın trolleri de yapabiliyorlar.

Zaten günümüz savaşları sadece sıcak savaş sahasında yapılmıyor.

Dezenformasyon da bir savaş yönetimi olarak günümüzde oldukça kullanışlı bir yöntem.

Ama biz savaşa gitmiyoruz ki!

Ucu bucağı seçim yapacağız!

Haklısınız, ama bu bir güç kavgası.

Muhalefet eğer bu ülkeyi yönetmeye niyetliyse, bu konularda da hazırlıklı olmak zorunda.

Hazırlıklı olduklarını da tahmin edebiliyorum.

O yüzden sayın Kılıçdaroğlu'nun yaptığı bu ön alma bence Rusya için yeterli olmuştur.

Ancak bunun yanında merak etmeyin, ilişkilerimiz bugüne kadar olduğu şekliyle sürecek diyerek Rusya'yı rahatlatacak arka kapı görüşmeleri de yaparlarsa, bence Rusya tarafından seçimlere müdahale konusunda herhangi bir sorun olmaz

***

Bu arada Rusya zaten kendi zaviyesinden olası iktidar değişikliğinde etkileyebileceği konular için birtakım önlemler almaya başladı.

Oradan pek farkında olmayabilirsiniz, ama bir süredir Rusya için Türkiye gerçekten bir çıkış noktası olmuş durumda.

Rusya'nın dünyaya açılabildiği en uygun ülke Türkiye sonuçta.

Rus uçuşları bile İstanbul bağlantılı yapılıyor bir süredir.

Buradan yurtdışına gitmek isteyenler önce Rusya - İstanbul uçuşu yapıyorlar, sonra da İstanbul'dan artık nereye uçacaklarsa oraya uçuyorlar.

Ancak Dubai'ye falan direk uçuş var. Avrupa ve Amerika tarafı mecburen İstanbul aktarmalı.

Bu amaçla son günlerde Rusya bunca yıl ilişkilerinin sıkıntılı olduğu Gürcistan'a karşı koymuş olduğu ambargoları iptal ederek, gerekirse bundan sonra aynı uçuş uygulamasını Gürcistan üzerinden yapabilmek için kendince bir önlem almış durumda.

Yani aslında muhalefetin Rusya'yı öcü gibi göstermesine gerek yok. Rusya kendisi oldukça zorlanıyor. Durumun kendisi açısından çok daha vahim olmasını istemiyor.

Bu yüzden bizim açımızdan yapılması gereken şey basit.

Sayın Kılıçdaroğlu'nun o her zamanki sakin yapısıyla onlar için bir değişiklik olmayacağına dair Rusya'ya gerekli güvenceleri vermesi yeterli, hepsi bu.

***

Peki en son nerede kalmıştık?

Sayın Erdoğan'ın çıkış noktası diyorduk değil mi?

Bir de Boris Yeltsin demiştim.

Evet, Rusya'da Vladimir Putin başa geçtikten sonra Boris Yeltsin ömrünün yettiği güne kadar, büyük bir devlet konutunda, orman içinde, yemyeşil bir ortamda ömrünün son günlerini sakin bir hayat yaşayarak doldurdu.

Yaptığı tüm yolsuzlukların üstü kapatıldı ve devlet her şeyine el koydu. Ama kendisini de öyle ortada bırakmadı.

Dediğim gibi oldukça konforlu bir konutta, gözlerden ırak sessiz ve sakin bir ömür yaşadı.

2007 yılında 76 yaşında da sessizce vefat etti.

Belki de o son günlerinde bile istediği kadar içmesine müsaade etmiş olabilirler, sonuçta bir alkolikti.

Ancak dediğim gibi aslında epey eğlenceli bir kişiliği vardı, dans etmesini de çok severdi.

***

Evet, sanırım sayın Erdoğan'ın da kendine sakin bir hayat planlamasının vakti çoktan geldi.

Hatta sayın Kılıçdaroğlu'nun da ülkeyi düzene koyar koymaz siyaseti attık genç ellere bırakma niyetinde olduğunu düşünüyorum.

Geleceğin müstakbel genç siyasetçileri de şimdiden yavaş yavaş belli olmaya başladı sanırım.

***

Kısacası ey sevgili seçmen, sizin de çıkış noktası aradığınızı biliyorum.

Bizler için tek çıkış noktası demokrasidir, ortak akıldır.

Sistem değiştirildiğinde ise genç ve dinamik bir başbakan çıkış yolumuz olacaktır.

İşte hayallerimizdeki o güzel gelecek için ben iyi düşünün derim.

İyi düşünün ki, ona göre yarın o mührü doğru yere basın

Benim herhangi bir tavsiyem yok, olamaz da. Çıkış noktası sizce neresiyse oraya basın yeter.

Seçimin ülkemize ve hepimize hayırlı olmasını diliyorum.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 13.05.2023
  • Süre : 7 dk
  • 731 kez okundu

Google Ads