Site İçi Arama

siyaset

Popülizmin Dayanılmaz Ağırlığı

Halk ise siyasetçinin verdiği sözlerin yarattığı ağır tablonun neden kaynaklandığı konusunda fikir sahibi değildir. Siyasetçi için hafifliği dayanılmaz olan popülizm, halk için dayanılmaz bir ağırlığa dönüşmüştür.

Popülizm, siyasetçi açısından oldukça etkili ve kullanışlı bir araç olsa da uzun dönemli etkileri dikkate alındığında toplum çıkarlarına zarar veren sonuçlar doğurur. Ancak kısa dönemde siyasetçi sonuç aldığı için, halk da siyasetçiye umut bağladığı için her şey yolunda görünmektedir. Bir süre sonra verilen sözler, ekonomik ve sosyal alanda karşılanması zor bir fatura çıkarır. Siyasetçi bu faturayı ödemekten kaçma eğilimindedir. Halk ise siyasetçinin verdiği sözlerin yarattığı ağır tablonun neden kaynaklandığı konusunda fikir sahibi değildir. Siyasetçi için hafifliği dayanılmaz olan popülizm, halk için dayanılmaz bir ağırlığa dönüşmüştür. 

Bütün aktüeryal dengenin, kişisel ikbal uğruna alt üst edilmesine alkış tutanlar, gün gelir yoksullaştığının farkına varmaya başlar. Siyasetçi kazanması gereken seçimi kazanmış olmanın mutluluğu içerisinde bütçe açığı, cari açık gibi ekonomik sorunları bir sonraki seçime kadar rafa kaldırmıştır. Hatta verilen sözlerden göstermelik olarak tutulan birkaç tanesinin tutulması bile, gelecek yılları ipotek altına almaya neden olur. Popülizmin en kötü tarafı, bütçe olanaklarının rasyonel ve bilimsel olmayan biçimde yanlış kullanılmasına neden olmasıdır. Bu olumsuzluk, uzun yıllar boyunca ücretlilerin üzerine dayanılmaz derecede ağır yükler bindirir. Ancak halk bir sonraki ekonomik krize kadar, hatta o zaman bile olan bitenin farkına varmaz ve “kendisini düşünen muhteşem insanüstü siyasetçi”(!)’yi kurtarıcı olarak görür. Şimdi bunların örneklendirerek anlatmaya çalışalım.

Sağlıkta Dönüşüm Programı, bugün sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunların büyük ölçüde kaynağı olan bir politik dönüşümdür. Gerekçelerinden bir tanesi, sağlıkta kaynak israfı ve maliyetlerin düşürülmesi olsa da, uygulandığı süreçte sağlık harcamaları dolar bazında birkaç kat artmıştır. Sisteme eklemlenen özel hastaneler, bütçeye ciddi bir yük oluşturmaya başlasa da halk açısından hastane kuyrukları bitmiş, özel hastaneye giden yaşlılar kırmızı halılarla karşılanmaya başlanmıştır. Oysa ciddi kronik hastalıkların birçoğu açısından yeni sistem tuzaklarla doludur. Ama nasıl olsa kronik hastaların toplumdaki oranı, seçimdeki oy kaybını önemsiz kılacaktır. Herkes sağlıkta çok ileri gittiğimizi düşünmek için yeteri kadar sebep olduğuna inanmaktadır. Bu, popülizmin başarısıdır.

Bunlarla yetinilmemiş, sağlık çalışanları hastaların her türlü baskısına ve şiddetine maruz bırakılmıştır. Çünkü popülizm gerçekten olması gerekeni değil, halkın görmek ve duymak istediğini vermektedir. Üniversite hastanelerinde cüzi bir ücret karşılığı çok değerli hocalara muayene olunabiliyorken, yine popülist bir söylemle bu muayene kaldırılmış ve hocalar, istifa edip özel hastanelerde çalışmaya başlamıştır. Oysa hoca muayenesi için ödenen paranın sadece yüzde otuzu hocaya ödenmekte, kalanı hastane ve devlete gitmektedir. Sonuç, artık normal vatandaşın ödeyemeyeceği kadar yüksek uzman doktor muayene ücretleri olmuştur. Ama halk yine de memnundur. Başlarındaki siyasetçi, onların iyiliğini (!) düşünmektedir. Bu arada üniversitelerde öğretim görevlisi kalitesi de düşmüştür ama olsun. Hastaneye ulaşabiliyor olmak, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayıp herhangi bir hukuki yaptırıma uğramamak, başlı başına bir devrimdir. Elbette bu devrim de popülizmin başarısıdır.

Popülist söylem toplumda en çok eğitimli kesime zarar verir. Ortalama eğitim düzeyinde insanlar, ötekileştirilen eğitimli ve kalifiye işgücüne karşı düşmanlaştırılır. Kamu hizmeti sunumu, vatandaşa lütuf gibi anlatılır. Hizmet sunumunda görev alan kamu görevlileri, vatandaşa “hizmetçi” olarak sunulur. Sağlık çalışanlarına, eğitimcilere ve diğer kamu görevlilerine yönelen şiddetin ve kurum içi baskıların altında yatan temel neden siyasetçilerin halka şirin görünme gayreti, yani popülizmdir. 

Siyasetçi gerçek anlamda rakamlarla başarısız olsa bile, popülizme sarıldıkça ayakta kalabildiğini görürse, daha çok popülist söylemi tercih eder. Bunun sonucunda hem devlet hem siyaset hem halk popülizm bataklığına gömülür ve artık bilimsel ve rasyonel çözüm diye bir şey yoktur. Kalitesizlik kendini sürekli yeniden üreten bir sarmal yaratır ve her zaman “daha kalitesiz” diye bir derece mümkündür. Siyasetin bu bataklıktan çıkması için muhalefetin uyarıcı rol oynaması gerekir ama toplumda bunun aksine davranmanın pirim getireceğine inanan muhalefet, iktidarla popülist söylem yarışına girer. Oysa böyle bir yarışta iktidarı yenme gücü olmadığını, kaybettiği seçimlerden sonra görür. Demek ki, popülizm iktidarlar açısından daha etkili bir söylemdir.

Gerekli etütler ve çevresel etkiler yapılmadan kamu kaynaklarının harcandığı yanlış önceliklendirilmiş projeler, halka iktidarın çalıştığı izlenimini verir. İhtiyaç olmadığı halde ve maliyetinin çok üzerinde rakamlarla yapılan altyapı yatırımlarına uzun yıllar ödenecek döviz cinsi yükümlülüklerin kendi emekli maaşından çalındığının farkında olmayan halk, iktidarın yarattığı sanal düzlemde düşman olacak şeyler bulmanın coşkusuyla kendinden geçer. Uçak inmeyen havalimanlarının, her yağışta çöken yolların, müteahhitlere garanti ödemeli hastanelerin, maliyetinden üç kat pahalıya mal olan hızlı trenlerin uzun yıllar ortaya çıkacak maliyeti, halkın refahından çalınmaktadır. Çalışanlar, emekliler, çiftçiler sürekli daha çok çalışıp daha çok vergi ödeyerek popülizmin on yıllar boyu bitmeyecek faturasını ödemeye çalışırlar. 

Kötüleşen ekonomik koşulların ve yaşam koşullarının sürekli ağırlaşmasının bir ya da birkaç sorumlusu “hain”, “terörist”, “dinsiz” yapılar ve kişiler her zaman mevcuttur. Önemli olan, bu gerçeği(!) halka anlatabilecek vatanını seven (!), alnı secde gören (!) kahraman siyasetçilerin bu konuda halkı uyarmasıdır. Elbette bütün bu söylemler popülizmin en koyusunun halkın üzerine karabasan gibi çökmesinden başka bir şey değildir. Halk kendinden olan (!) siyasetçilerle bu bataklıktan kurtulma hayalleri kurarken, yaratılan düzenden beslenen asalaklar, sistemin devam etmesi için örgütlü bir takım yapıları beslerler. Böyle bir durumda dini bağnazlık, ırkçılık, siyasi taraftarlık hiç olmaması gerektiği kadar yükseliştedir. Durum ağırlaştıkça, kurtuluş reçetesinin faturası da ağırlaşır. Popülizm bir sarmala dönüşür ve kendi kendini besler. 

Eğer ortaya koyduğum tablonun çok içi karartıcı ve bir ülke için çok ağır olduğunu düşünüyorsanız, size iyi bir şey söyleyeyim. Bahsettiklerim, popülizmin tercih edildiği durumlarda adeta bir kanun gibi ulaşacağı noktayı anlatmaya çalışmaktan ibarettir, yani tamamen hayal mahsulüdür. Neyse ki, ülkemizde böyle bir durum yoktur. Yoksa hangi halk uzun yıllar popülzmin arkasına saklanmaktan başka bir şey yapmamış, halkının refahından sürekli çalmış ve iktidarının devamını da daha çok popülist söylem tercihinde gören bir siyasi iktidarı alkışlamaya devam eder? Kulağa çok saçma geliyor.

Elbette her halk üzerine binen yükün farkına er ya da geç varır. Ancak bu yükü yükleyenlerin farkına varır mı, o konuda emin değilim. Ve halk bunun farkına varmadıkça popülizm, halkın siyasetçilere atmaya devam ettiği bir can simidi olmaya devam edecektir. Geriye halkın omuzlarına yüklenmiş olarak popülizmin dayanılmaz ağırlığı kalacaktır. 

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 22.01.2024
  • Süre : 3 dk
  • 501 kez okundu

Google Ads