Site İçi Arama

siyaset

Seçimin Eşiğinde

Uzun süren bir iktidarın ardından, AKP’nin seçim sonrasına ilişkin vaatleri, inandırıcı olmaktan çok, Millet İttifakı’nın vaatlerinin gerisinde kalmama kaygısını yansıtıyordu. Uzmanların değerlendirmeleri, İktidarın belirgin biçimde yorgunluğuna işaret ediyordu. Bunun yanında iktidarın muhafazası, AKP’yi aşan bir kitle açısından gereklilik haline dönüştü. Bir şekilde iktidarın nimetlerinden yararlanan bu kitle için AKP’nin iktidarı kaybetmesi, birçok ayrıcalığın kaybedilmesinin yanında, hukuka aykırı işlemlerden dolayı yargılanma ihtimalini de ortaya koyuyordu.

Sevgili dostlar, yoğun tartışmalarla ve demokratik olgunlukla bağdaşmayan suçlamalarla seçim sürecinin sonuna gelindi. Bu süreçte Cumhur İttifakı’nın suçlayıcı, ayrıştırıcı ve algıya dayalı söylemlerine karşı, Millet İttifakı’nın birleştirici, polemiğe girmeyen ve olguya dayalı söylemlerini gördük. Uzun süren bir iktidarın ardından, AKP’nin seçim sonrasına ilişkin vaatleri, inandırıcı olmaktan çok, Millet İttifakı’nın vaatlerinin gerisinde kalmama kaygısını yansıtıyordu. Uzmanların değerlendirmeleri, İktidarın belirgin biçimde yorgunluğuna işaret ediyordu. Bunun yanında iktidarın muhafazası, AKP’yi aşan bir kitle açısından gereklilik haline dönüştü. Bir şekilde iktidarın nimetlerinden yararlanan bu kitle için AKP’nin iktidarı kaybetmesi, birçok ayrıcalığın kaybedilmesinin yanında, hukuka aykırı işlemlerden dolayı yargılanma ihtimalini de ortaya koyuyordu. Bu amaçla, gerçek dışı suçlamaların sosyal medya kanallarından adeta bombardıman biçiminde topluma verilmesi, muhtemel kayıpların büyüklüğü hakkında da fikir veriyordu. 

Millet İttifakı, kendi seçim propaganda sürecini daha somut, olgulara dayalı bir strateji çerçevesinde yürütmeyi tercih etti. Bu süreçte, kara propaganda ile yüksek tonda mücadele etmek yerine, kendi plan ve programlarını kamuoyuna anlatmayı tercih etti. Bu birçok açıdan doğru bir tercih gibi görünüyordu. Çünkü ne olursa olsun, polemiğe girmesi durumunda devletin bütün olanaklarına sahip olan ve bunları seçim için kullanmaktan çekinmeyen bir iktidara karşı başarı şansının oldukça düşük olduğu görülmekteydi. Millet İttifakı’nın özellikle liyakatsizlik ve yandaş kayırmacılığı nedeniyle dezavantajlı hale gelen kesimlere özel çözümler üreterek bunu kamuoyuna anlatma çabası, şimdiye kadar seçimlerde görülmemiş ölçüde ayakları yere basan bir iktidar alternatifini ilan ediyordu. 

Bütün bunlar olurken iktidarın yozlaşmasına bağlı olarak kendi içerisinde yaşadığı kırılmaların da arttığı görülmeye başlandı. Bir süredir “suç örgütü lideri” Sedat Peker tarafından ifşa edilen, iktidarın yozlaşmasına ilişkin gerçekler ortada duruyordu. İktidar tarafından bu gerçekler üzerinden yapılan tartışmaları ortadan kaldıracak bir bilgilendirme ya da bir işlem ortaya konulmadığı gibi, ortaya dökülen iddiaların kamuoyunun dikkatinden kaçırılması için, yayın yasakları, oto sansür ve gündem değiştirmeye yönelik hamleler kullanılıyordu. Seçime az bir süre kala, bu defa iktidara yakın kişilerden, muhtemelen çıkar paylaşımında yaşanan uzlaşmazlık kaynaklı, yeni ifşalar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan en önemlisi, Cumhurbaşkanı’na yakınlığıyla bilinen Ali Yeşildağ’ın anlattıklarıydı. Anlatılanların vahameti kadar önemli olan konu, bu iddialar hakkında hiçbir savcının harekete geçmemesi ve sanki bu iddialar hiç ortaya dökülmemiş gibi davranılmasıydı.

İktidardaki yozlaşmaya ilişkin ifşalar mevcut iktidar tarafından görmezden gelinse de, muhtemel bir iktidar değişikliğinde bütün bu iddiaların soruşturulması ve ülke tarihinin en büyük yolsuzluk davalarının açılması ihtimali bir hayli yüksek görünüyor. Bu ihtimal de, iktidarın yerini korumak için dilinin sertleşmesine hatta çoğunlukla siyasi terbiyeye ve hukuka sığmayan söylemlere yol açıyor. Özellikle İçişleri Bakanı’nın açıkça tehditler savurması, normal bir hukuk devletinde anında dava konusu olabilecekken, Türkiye’de seçim sonrası gelişmeler bekleniyor. Burada iktidar mensupları ve yandaşları hakkındaki iddialar, yazımızın konusunu oluşturmuyor. Ancak gelinen aşamada, seçim sonrasında sonuç ne olursa olsun huzurlu bir ortamın kısa sürede oluşması ihtimali de yok denecek kadar az görünüyor. 

Ülkede ekonomik sorunların yanında devlet memurlarının ücretlerinin erimesi, çalışma barışını bozan bir ortam yaratıyor. Birçok endekse göre 21 yılda ücretlerde yaşanan gerileme, akla şöyle bir soru getiriyor. Ülkenin YİGSMH (Yurt İçi Gayrı Safi Milli Hasıla)’sı artış gösterirken, ücretlerde neden gerileme yaşanıyor? Bu sorunun birkaç cevabı var. Birincisi, iktidarın politika tercihleri, ortalama ücretleri düşürerek ülkeyi ucuz iş gücü üssüne dönüştürmeyi hedefliyor görünmekte. İkincisi, beyaz yakalılara karşı iktidarın olumsuz tutumu, her fırsatta kendini gösteriyor. Daha çok düşük eğitimli ve vasıfsız işgücünden oluşan bir seçmen kitlesine sahip olan iktidarın, çalışma barışını bozmayı göze alarak beyaz yakalıların ücretlerindeki erimeyi görmezden gelmesi aynı zamanda gelir adaletsizliğini de artıran bir etki yaratıyor. Ücretlerdeki erimenin bir diğer nedeni ise, hatalı istihdam politikaları, kamuda israf ve adaletsiz bir vergi politikasından oluşan kötü yönetim uygulamalarıdır. 

Bütün bu olumsuzluklara eklenen deprem etkisi, iktidar tarafından yokmuş gibi gösterilmeye çalışılsa da, büyük şehirlerde artan nüfus yoğunluğu, ülke genelinde konut stokunda yaşanan ani daralma, kentlerde yaşayan hemen herkesin hayatını daha da zorlaştırmış görünüyor. Ev fiyatları ve kiralarda yaşanan artış, bunun en somut göstergesi olarak kabul edilebilir. Bütün bu tabloya sayılarının bazı tahminlere göre 10 milyonu aştığı söylenen sığınmacı sorunu, artık iktidarın rasyonel politikalarla çözme imkânı olmayan bir duruma işaret ediyor. Bunun için de duygulara hitap eden bir politik söylemin içine giren iktidarın tutunacağı iki ana damar bulunuyor. Bunlardan biri din, diğeri milliyetçilik olarak kendini gösteriyor. Seçim propaganda sürecine de yansıyan bu tercihlerin, halkta ekonomik gerçeklik algısına ne kadar üstün gelebileceği, sonucunu yakın zamanda öğreneceğimiz bir soru olarak ortada duruyor. 

Bütün seçim sürecini beki de bir korku filmine dönüştüren iktidar söylemlerinin ise, birkaç boyutu var. Her şeyden önce ülkesini ve insanlarını seven herkesin, seçimden sonra da, yine aynı ülkede ve hepimizin hayatını olumsuz etkileyen ortak sorunlarla mücadele ederek yaşayacağı gerçeğinin farkında olması gerekiyor. Seçime “darbe” yakıştırması yapmak, en hafif tabiriyle bu ülkeye çok büyük kötülük yapmaktır. Elbette ülkeyi ateşe atabilecek böyle bir söylem, iki ihtimali akla getiriyor. Birincisi, muhalif seçmende karışıklık korkusu yaratıp seçim sonucunu etkilemeye çalışmaktır ki, kendi başına suç da olsa en masum seçenektir. İkincisi ise, iktidarı kaybettiği zaman kaybedeceklerinin sadece iktidar olmadığının farkında olan bir kitlenin harekete geçirilmesi için bu tehlikeli söylemin kullanılmış olma ihtimalidir. Bu ihtimal birincisine göre çok daha ağır bir suçtur ve Türk Ceza Kanununun 309. Maddesinde belirtilen, “Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar” hükmünün konusudur. İçişleri Bakanı makamında oturan bir insanın bunu bilmemesi imkan dâhilinde değildir. Öyleyse O’na bunu söyleten motivasyon nedir? Bu da cevabını yakın zamanda öğrenme ihtimalimizin yüksek olduğu sorulardan biridir. 

Sonuç

Ne yazık ki, normal bir siyasi tercih seçiminden olukça uzaktayız. Ülke adeta birbirine düşman iki kampa bölünmüş gibi bir görüntü veriyor. Neden bu kadar ayrıştığımızın/ayrıştırıldığımızın sorgulanması gerekmektedir. Ancak burada çok daha önemli bir konu vardır. Güvenlik bürokrasisi, Anayasanın 137. Maddesinde tanımlanan “Kanunsuz Emir”in farkında olmalı ve Anayasaya sadakat yemini ettiklerini unutmamalıdır. Aksi halde ödenecek bedellerin çok daha ağırlaşabileceği bir tablo ortaya çıkabilir. Bu tarihi uyarı kapsamında güvelik bürokrasisinin tepesindeki isimlerin, Anayasaya bağlılık vurgusu yapması, bütün tansiyonu düşürebilecekken, bu neden yapılmamıştır, bunu anlamak mümkün değildir. Aklımıza gelen olumsuzlukların değil, güzelliklerin gerçekleşmesini dilemek dışında yapacak başka bir şey kalmamıştır. Pazartesi bütün tansiyonu düşmüş, normalleşmiş, insanların görüşleri ne olursa olsun birbirlerine gülerek selam verdiği bir ülkeye uyanmak ümidiyle, bu seçimlerin ülkemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Saygı ve sevgiyle…

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 13.05.2023
  • Süre : 4 dk
  • 816 kez okundu

Google Ads