Site İçi Arama

siyaset

Şeriat İslam mıdır?

Şeriat, (çoğulu "şerâyi"), Arapça şerea' (الشر ع) kökünden bir sözcük olup "yol, mezhep, metod, âdet, insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir ve hüküm koymak manasında kullanılır.

Yıl 2024 ve ilginç konuları tartışıyoruz. İddia şu; şeriat İslamdır. Benim karşı argümanım ise hayır değildir, şeriat hukuktur ve şeriatın pek çok hükmü insan düşüncesinin ürünüdür. İslamın asıl kaynağı vahiydir, Allah kelamıdır, insan düşüncesi değildir, olamaz. Bu yüzden şeriat da İslam değildir. Konuyu tartışmayı açıyorum: 

Şeriat, (çoğulu "şerâyi"), Arapça şerea' (الشر ع) kökünden bir sözcük olup "yol, mezhep, metod, âdet, insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir ve hüküm koymak manasında kullanılır.

İlk soru; şeriatın kaynakları nelerdir? Şeriatın kaynakları Nas (yani Kitap+sünnet ve hadisler), fetvalar, kaza, içtihat, icma (birleşme), kıyas (rey) hatta maslahattır. Maslahat insan için güzel, iyi ve uygun olan demektir. 

Peki şeriata niçin ihtiyaç duyulmuştur? Yukarıda da bahsedildiği gibi şeriat hüküm yani norm yani kural koymaktır. Bu yönüyle dini niteliğinden ziyade hukuki niteliği önemlidir. Yeni kurulan İslam devletine yeni bir sosyal düzen ve nizam getirmek için ihtiyaç duyulmuştur. Kabaca İslam Devletinin hukukudur diyebiliriz. Hukuk fakültelerinde bu konu okutulur ama Mecelle ile karıştırmayın. Mecelle bugünkü Medeni Hukuka benzer. 1876 yılında yürürlüğe girmiştir ve bence diliyle bir hukuk şaheseridir. Bizim kanun koyucular bir baksın, kanun nasıl yazılır belki öğrenirler.. Neyse konuyu dağıtmayalım. 

İslam toplumu ilk oluştuğunda Peygamber hayattaydı. Günlük yaşamda karşılaşılan sorunlara ya ona sorularak (hadis) ya da yaptıkları üzerinden (sünnet) çözüm bulunuyordu. O da Kitap'ı esas alarak çözümler sunuyordu. Bahsettiğim günlük yaşayışın ahlaki ya da inançla ilgili olan kısımlarının yanısıra evlilikten, evlat edinmeye, mirastan, boşanmaya, toplumsal adabı muaşerete, terazinin ayarından, faize kadar pek çok konuyu da kapsıyor. İşte Peygamberin hayattayken Kitap'ı da esas alarak getirdiği hükümlere biz topluca Nas diyoruz. 

Peygamber yaşarken sorun yok. Söyledikleri kural, zaten Kitap'ta da açık hükümler var. İşte bu şekilde şeriat düzeni kurulmuş oluyor. Bu haliyle şeriat İslamdır diyebiliriz. Ancak Peygamber'in vefatından sonra sorunlar başlıyor. Günlük yaşamda karşılaşılan sorunlara ilişkin çözümlerde zaman zaman ihtilaflar yaşanıyor. Bu durumda ne mi yapılıyor? Peygamber zamanında yaşamış olan kişilere yani sahabeye başvuruluyor. Biz buna sahabe fetvası diyoruz. Sahabe Peygamber yaşasaydı şöyle yapardı, şöyle düşünürdü diyor ve fetva veriyor. Başka fetva çeşitleri de var. 

Zaman geçtikçe sahabeler de bir bir vefat ediyor. Sahabe kalmayınca bu sefer de İslam alimlerine yani ulemaya başvuruluyor ancak bir kural konuyor. Tüm alimlerin üzerinde ittifak etmediği hususlar şeriat hükmü olarak uygulama alanı bulmuyor. İşte biz müçtehitlerin yani hukukla ilgili ulemanın hepsinin ittifakla aldığı şer'i kararlara içtihat diyoruz. İçtihat üretmek için de icma (birleşme), kıyas, rey gibi bazı yöntemler geliştiriliyor. Bu şekilde Fıkıh dediğimiz İslami hukuk metodolojisi oluşuyor. Burada da bir sorun yok. 

Ancak gelgelelim İslam Devleti büyüyor ve genişliyor. Buna bağlı olarak da artık eskisi gibi artık müçtehitlerin biraraya toplanıp içtihat oluşturması fiziken de zorlaşıyor. Özellikle Şam ve Bağdat'ın fethi ile genişleyen coğrafyada daha tutucu ve muhafazakar olan Medine'den yapılan bazı fıkhi yorumlara ilişkin eleştiriler ve farklı düşünceler öne sürülüyor. Biz bunlara önce ekol diyoruz. Okul yani. Şam, Kufe, Basra, Medine okulu gibi...

Nereye geleceğiz? Hani hep mezheplerden söz ederiz ya Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi işte bunlar fıkıh ekolleridir. Yani ekoller mezhep oluyor. Biz bunlara hak mezhepler diyoruz. Ben Hanefiyim mesela, imamım İmamı Azam Ebu Hanife. Irak yani Kufe kaynaklı. Türkiye'de en yaygın mezhep. Ama bir başka kavram olan Sünnilik ise farklı birşey, bu dört fıkıh mezheplerinden olana biz sünni diyoruz. Biraz karışık gibi ama değil. 

Mezheplere niye ihtiyaç duyulduğundan bahsetmiştik. Coğrafya genişledi, içtihat oluşturmak zorlaştı, farklı yorumlar ortaya çıktı demiştik. Burada vurgulamam gereken husus coğrafyada merkez Medine'den uzaklaştıkça daha liberal ve özgürlükçü yorumların yapıldığıdır. Mesela benim mezhebim Hanefilik Maturidi inanç sisteminde olduğu için diğerleri yani Eşari olan mezhepler tarafından pek kabul görmez. Hatta bir zamanlar İmamı Azam Ebu Hanife'nin yorumları diğerleri tarafından din dışı olarak nitelendirilmiştir. 

Asıl konuya dönelim. Ne yapılıyordu? Hukuk üretiliyordu. Ne oldu? İçtihat üretmek zorlaştı ve fıkıh dört parçaya bölündü. İslam devleti de büyüyüp imparatorluk oluyor. Konular da genişliyor. Örnek mi? O dönem çok ciddi tartışılan şeriat kurallarından birisi vakıflara el yazması kitapların vakfedilip vakfedilemeyeceği konusudur. 

Burada önemli bir husus var. Bu dediğimiz mezheplerin oluşumu 700'lü yıllara denk geliyor. Kabaca söyleyecek olursak MS 700'lü yıllardan sonra fıkıh yani kural üretme faaliyetindeki standardizasyon da bitmiştir. Özetle en son şeriat hükümleri yaklaşık 1300 yıl önce üretilmiştir. Bunun böyle olmadığını birkaç yüzyıl daha sürdüğünü iddia edenler de vardır ama bu kapsamda üretilen şeriat hükümleri mezheplere özgü kurallardır ve o mezhebe inananları bağlamaktadır. 

Evet, daha Haricilik, Şiilik işine hiç girmedim. Selefilik zaten apayrı bir konu. Alevilik de özel bir konu. Kitap ve Peygamber tek olmasına rağmen günümüzde onlarca değişik İslami inanç sistemi ve bu inançlara dayanan uygulamalar mevcuttur. Kimileri egemen siyasi otorite (devlet) tarafından temsil edilir kimileri ise tarikatlar yoluyla sürdürülür. Arada kaybolanlar, yok edilenler, unutulanlar da olmuştur. 

Özetliyoruz; şeriat İslam demek değildir. Şeriat İslam dininin öngördüğü, önerdiği sosyal nizam ve hukuk düzenidir. Günümüz çağdaş hukuk sistemleri arasında yer almamaktadır. Hukuk fakültelerinde Hukuk Tarihi dersinin bir konusu olarak ele alınmaktadır. 

Kısaca hukuk sistemlerinden bahsedeyim. Yaşayan çağdaş hukuk sistemlerine örnek verecek olursak şu anda bizim de tabi olduğumuz kıta Avrupasında yaygın olan Roma-Cermen (Roman Code) sistemi ya da İngiltere ve ABD ile kimi İngiliz sömürgelerinde uygulanan hakimin hukuku dediğimiz Anglosakson hukuk sisteminden bahsedebiliriz. Bunlar canlı, yaşayan ve dinamik hukuk sistemleridir. Şeriat ise en son ortak hükümleri yaklaşık 1300 yıl önce üretilen arkaik bir hukuk sistemidir. Sadece İslamiyetin şeriatı yoktur, Yahudilik, Hristiyanlık gibi diğer dinlerin de şeriatı vardır. Avrupa monarşileri yüzyıllarca Vatikan'daki Papa'dan icazet almıştır. Halen Yunanistan'da kilisenin toprak mülkiyetine ilişkin özel hükümler bulunmaktadır. İsrail Anayasasında İsrail Devletinin Yahudi şeriatına göre yönetileceğinden bahsedilir. İsrail Meclisi Knesset'te bol bol dini ritüel ve semboller bulunmaktadır. 

Bilinmesi gereken hususları son kez toparlıyorum;

1. Şeriat günümüz toplumlarının hukuk ihtiyacına cevap veren dinamik bir hukuk sistemi değildir. 

2. Şeriat hükümlerinin pek çoğu fetvalar ve özellikle de içtihat yoluyla üretilmiş olup insan düşüncesinin ürünleridir. 

3. Mezheplerin ortaya çıkışıyla birlikte şeriat hükümleri üzerindeki mutabakat da ortadan kalkmıştır. 

Son olarak bir soruyla yazımı bitiriyorum: Osmanlı şeriatla mı yönetiliyordu? Bunun cevabını da sizler bulun. 

Dr. Eşref ÖZDEMİR
Dr. Eşref ÖZDEMİR
Tüm Makaleler

  • 11.03.2024
  • Süre : 4 dk
  • 585 kez okundu

Google Ads