Site İçi Arama

siyaset

Var mısınız Delirmeye, Delirirken Biraz da Akıllanmaya?

Hayat, her birimiz için bir diyalektik ve bitmek bilmeyen bir antrenman sahasıdır. Bu antrenmanla insanlar arasında farkındalıklar oluşur, iyiler kötülerden; çalışkanlar, tembellerden; çok isteyenler, istemeyenlerden ayrışır. Bir de salaklar ve asalaklar vardır. Deliler, Reisler ve her daim ila ki kurnazlar vardır.

İnsanları birbirinden ayıran en büyük özelliklerinden biri de düşünce ve aklını kullanma yetilerinin duygularını kontrol etme özelliğidir. Bunu başarabilenler diğer insanlardan daha farklı konumlara gelebilirler. Bu tip insanlara karakteri güçlü, kişiliği oturmuş insanlar diyebiliriz.

Sadece papağanlar insanı taklit etmez, insanlarda güçlü karakterleri, kendinde bulunmayan özellikleri bulduğu insanı örnek alır ve ona benzemeye çalışır. Bence bu durum, insan gelişiminin önündeki en büyük engeldir. Ama, kendi aklını geliştirmenin yolunu arayanlar ve bunun yolunu bulanlar sanal dünyadan gerçek dünyaya adımlarını atarlar.

Hayat, her birimiz için bir diyalektik ve bitmek bilmeyen bir antrenman sahasıdır. Bu antrenmanla insanlar arasında farkındalıklar oluşur, iyiler kötülerden; çalışkanlar, tembellerden; çok isteyenler, istemeyenlerden ayrışır. Bir de salaklar ve asalaklar vardır. Deliler, Reisler ve her daim ila ki kurnazlar vardır.

İşte ben de şimdi bu konu üzerinde, biraz sizleri Türk edebiyatında önemli bir yeri olan teşbih ve hiciv de katarak, bu yazıya devam etmek isterim. Bugün size ülkemin ekonomisinden, yaklaşan seçimlerden ne bileyim buna benzer konulardan bahsetmeyeceğim. Felsefeden, sosyolojiden de bahsetmeyeceğim. Bugün sizlere sadece ‘Deli Reisleri’ anlatmak istiyorum.

Dünyamız bugün devasa bir psikiyatri hastanesine dönüşmüş gibidir. Kafasına göre takılanlar burada ellerini kollarını sallayıp serbestçe dolaşıyorlar. Her ülkenin kendine has bir de Reisi var. Reisler önemli insanlar. Reisleri seçen salaklar, geceleri sıkılmasın diye onların eline oyuncaklar veriyor. Küçük askerler, kamyonlar, toplar, tüfekler, artık ne varsa onu veriyorlar.

Dünyamıza hükmeden ya da hükmettiklerini sanan Reisler, ellerine bizim verdiğimiz oyuncaklarına bakıp bakıp, birbirleriyle oyuncaklarını kıyaslayıp duruyorlar. Benim denizaltımı gördün mü, en güzeli, en güçlüsü bende diye biri diğerine hava atıyor sanki. Peki sen benim topumu gördün mü? Ne kadar iyi atış yapıyor biliyor musun? Hem yerli hem de milli. Böyle böbürlene, böbürlene, çoğu kez geceleri geç saatlere kadar oyunlarını oynamaya bayılıyorlar. Bunlar dünyayı da kendileri için oyun alanı görüyorlar. Bombardımana tutuyorlar kendilerine göre gerektiğinde dünyanın dört bir köşesini. Askerciklerini gönderiyorlar cephelere. Kurşunlanan, hayatlarını yitiren canlar, askerler adeta birer figüran gibi bu Reislerin dünyasında toprağa düşüyorlar. Ayağa kalkamamaları umurunda değil Reislerin. Çünkü askerdir, kurşun yemek için doğmuştur, bunu bilerek cepheye gitmiştir ve bir kurşunla ölmesi gerekiyorsa, ölmüştür. Bunda büyütülecek bir durum yoktur. Elimizde daha bunlardan çok sayıda bekleyen var. Cepheye gitmek için can atanlar salaklar var.

Reisler arada bir değiş-tokuş yapıyorlar oyuncaklarını. Tabii para değiş tokuşu da oluyor aralarında. Ben sana petrol vereyim, sen de bana nötron bombanı veriver, olmaz mı arkadaşım türünden değiş tokuş bunlar. Kimisi de, “Tamam anlaştık. Sen bana biraz uranyum gönder ben de sana kamyonlar dolusu cephane göndereyim.” Böylesine basit bir ticaret hukuku var Reislerin dünyasında, kedi aralarında.

Ama bir de değişip tokuşacak elinde bir şeyi olmayan gerçek Reisler de var. Onların oyuncakları falan yok. Hatta ağızlarına koyacak bir lokma ekmekleri bile yok. Akşamüstü onlara minik bir kahvaltı verirler, ancak üçe bölerek yiyebilirler. Onlar üçüncü sınıf kompartımanlarda yaşarlar, çünkü ancak üçüncü sınıf insanlardır. Onlar sadece kendi küçük dünyalarının Reisleridir. Kısacası bunlar Üçüncü Dünyanın insanları olarak bilinirler. Kimsenin de pek dikkatini çekmezler. Onların sadece boynuna ip bağlayıp sürükledikleri bir tavşanları vardır. Tavşan da trampet çalar. Bu tavşanlı adamlar geçit resmi yaparken, dünyayı yöneten Reisler onları izlerler. Küçük gülücükler ve sihirli kelimeler atarlar önlerine. Onlar da çok mutlu olurlar.

Arada sırada Reisleri tedavi etmek için bir doktor çıkar ortaya. O doktora, Nobel diyoruz. Bunlara “Barış Ödülü” diye bir şey dağıtır. Can atıyorlar bu ödülden alabilmek için bu eli kanlı Reisler.

Bu arada hayat sürer gider tüm acımasızlığıyla. Bütün dünyadaki Reisler kendi çevrelerini sarmaları için çok sayıda kendine sadık adamları seçer, yanlarından onları hiç ayırmazlar. Onlara kendilerine hep sadık kalmaları, etraflarında etten duvar örmeye devam etmeleri için mevkii ve makamlar verirler. Ve bütün dünyada bu Reislerin etrafındaki kullanışlı aptallar, kendilerini pek bir akıllı sanırlar, öyle kabul ederler. Dünya çıkar dünyasıdır ve Reis onlara istedikleri dünyayı önlerine sermek için tüm gücü ve ihtişamıyla işte, orada durmaktadır. Bu adama hizmet etmeyeceksin de kime edeceksin, değil mi?

Reislerin etrafındaki salakları ve asalakları öyle uzağınızda aramayın. Salak dediğim biziz, asalak dediğimiz de bizim aramızdan çıkan ama bir yolunu bulup Reisle yakın temasa geçenler, onun varlığından beslenenlerdir. Bir bakıma salakların arasından çıkan akıllılar, akıllı geçinenler.

Demem odur ki, salaklar ve asalaklar olmasa, ortada ne Reis kalır ne güç. Gerçek güç kimin elindedir? Biz salakların elinde! Sizce, salakların akıllanmaya, kendilerini kurtaracak doğru yolu bulmaya ihtiyaçları var mıdır? Onu bilmek imkânsız. Bunu ancak salaklar, ‘akıllı’ davranmaya başlayınca anlayabilirler. Akıl için uyanmaya, birileri tarafından dürtülmeye ihtiyacı olabilir salakların. Bunu kim yapabilir?

Belki salaklar dünyasında cesaretiyle bir adım öne çıkabilecek bir Deli yapabilir. Deli ve Reis karşı karşı karşıya kalınca, salaklar ve asalaklar da karşı karşıya gelir ister istemez. Seçim, Deli ile Reis arasında değil, salaklar ile asalaklar arasında geçen bir tercih oyunu haline gelir bu dar dünyada.

Siz, salak mısınız yoka asalak mısınız, bunu ben bilemem tabii ki? Buna karar verecek kadar her insan akıl sahibidir. Bunu siz benden iyi biliyorsunuz. Değilse kim Deli kim Reis, çok da önemli değil. Önemli olan salaklar mı çoğunluk olacak asalaklar mı ülkeyi sömürmeye devam edecek? Salaklık, aklın kullanılmaması durumudur. Asalaklık ise kendini kurnazlık yapıyorum diye avutma ve olabildiğince salaklardan pay kapma durumudur. Herhangi bir ülkeyi, asalaklar değil yine salaklar içinden çıkacak akıllılar ve deliler kurtarabilir. Var mısınız delirmeye, delirirken biraz da akıllanmaya?

Saygı dolu sevgiyle kalın

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 01.04.2023
  • Süre : 5 dk
  • 1011 kez okundu

Google Ads